Temmuz 2009
PzrPztSaÇaPeCuCts
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031
Aylık Arşiv
Ocak 2009
Şubat 2009
Mart 2009
Nisan 2009
Mayıs 2009
Haziran 2009
Temmuz 2009
Yıllık Arşiv


KÜNYE

 

KIRŞEHİR Yeni HABER

İnternet Gazete

 

Yayın Yönetmeni:

M. Duran Sönmez

 

 E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com

 

www.kirsehiryenihaber.com

Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.

 

Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

 

 

KIRŞEHİR Yeni HABER  İMD üyesidir.


Son Fotoğraflar
Mucur
Mucur Yenice Mah.
Türk Büyükleri Parkı
Ana Sayfa > KIRŞEHİR HABER > 36 torun sahibi Kemancı Seyit Çevik, ilerlemiş yaşına rağmen halen hareketli
36 torun sahibi Kemancı Seyit Çevik, ilerlemiş yaşına rağmen halen hareketli

Ekibiyle sık sık televizyonlarda Keskin yöresinin türkü ve oyun havalarını sunan; Keskin, Kırşehir, Kaman yöresinin en tanınmış keman ustalarından Seyit Çevik 67 yaşına ulaştı.

Yazı ve Fotoğraflar:
Cevat Kulaksız

Tek eşten üç kız, üç erkek altı çocuk babası olan Seyit Çevik, yöredeki ustalar içinde en yaşlı, en çok takdir edilen keman ustası tam 36 torun dedesi. 67 yaşına rağmen, kemanının kıvrak yayı, ekibindeki arkadaşları ile hareketli halayları çalıp söyleyecek kadar sanatını bu yaşta sürdüren yöre abdallarının en tanınmış kemancısı. İleri yaşta olduğu halde, öteki ustalara taş çıkaracak derecede hareketli ve çevik bir usta kemancı.

 

Keman, genelde batı müziği sazlarından görünse de, Keskinli Seyit Çevik'in elinde, halk müziği açısından, özellikle Keskin, Kırşehir, Kaman yöresi abdallarının vazgeçilmez çalgısı haline gelmiştir. Seyit Çevik, kemanı ile en kıvrak oyun havaları yanında, en yanık bozlakları çalarak, bu dalda adeta ayrı bir ekol oluşturmuştur. Dinleyenleri, kemanın nağmeleriyle mest eden Seyit Çevik, düğünlerin en aranılan ustalarından biridir. Sadece keman değil, kaşık da oynayan, yöresinde en çok sevilip sayılan keman ustası, mütevazı (alçak gönüllü) hali ile, yöre Abdallarının en seçkin kişisi olduğu söylenmekte.

 

TRT içinde tesadüfen rastladığımız, Keskin Abdallarının en yaşlısı ve en namlısı olan keman ustası Seyit Çevik, TRT de Keskinli ustalardan oluşan saz, keman, zurna darbuka ve oyun ekibi ile, programlara katılarak bu yaşta sanatını sürdüren ustalardan biri. Kendisini TRT de, bembeyaz olmuş saçları ile gördüğümüz Seyit Çevik görüşmemizde şunları söyledi:

 

"-Bizim işimiz çalıp söylemek, insanların düğün, nişan, sünnet düğünü gibi mutlu günlerinde onları daha çok mutlu etmektir. Bizim geçim kaynağımız, babamızdan atamızdan gördüğümüz Abdallar geleneği olan çalgı çalmaktır. Bizi, bazıları tarafından küçümseyen tavırlar içinde olanlar varsa da, en mutlu günleri olan düğünlerine bizi çağırırlar. Allah her insana ayrı bir rızk kapısı vermiş. Bizim geçimimiz, ekmeğimiz, çoluk çocuğumuzun rızkı çalgıdandır. Biz atalardan böyle gördük. Bizim içimizden çıkan ustaların çocukların şimdilerde hepsi okur, okula giderler. İçimizden doktor, öğretmen, sağlık memuru gibi memurlar da çıktı".

 

Muharrem Ertaş'ın yoksulluk içinden ölmesinden sonra, bir kültürel geleneğimiz olan Abdallar geleneğinin yaşatılabilmesi için, Kültür Bakanlığı Döner Sermayesinden (DÖSiEM) geçici işçi faslından ücret verilmeye başlanmış. Kırşehir Kültür Turizm İl Müdürlüğünce 15 çalgıcı, Kaman ve Keskin Yöresinden de 12 çalgıcı Abdal ustalarına döner sermayeden sözleşme ile onlara belli bir ücret ödeniyor. TRT de sürekli olarak yöresel folklor örneklerinden program yaptırarak, kültürümüzün bir geleneği olan Abdallar geleneğinin de devam etmesine yardımcı olmakta.
  
Kültür Turizm Bakanlığı Döner sermayesinden sözleşmeli ücret alan Kemancı Seyit Çevik'in grubundan Keskin'li ve Kaman'lı Abdal ustalarının isimleri:

1.      Seyit Çevik Keskin Keman    çalar

2.      Çetin İşten        "           "               "

3.      Şirnaz Baran Keskin zurna      çalar

4.      Kâmil Öge          "            "            "

5.      Duran Taşan      "        bağlama    "

6.      Verdi        "         "            "

7.      Tuncay Coke      "            "             "

8.      Kenan      "          "        davul         "

9.      Adem   Göçer  Kaman      "            "

10.  Zeynal Göçmen   "        zurna        "

11.  Murat Karakuş     "        davul        "

12.  Selahattin Ertürk "       bağlama    "

 

İçlerinden çıkan bir Neşet Ertaş nasıl gururumuz olmuşsa, yöre Abdallarının en seçkin ustalarından Seyit Çevik'e de uzun ömür dilerken, folklorumuza daha nice yıllar hizmet etmesini dileriz.
Gelen Yorumlar
Toplam 9 yorum, 1-9 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda. Okuyucu yorumları onaydan sonra yayınlanır. Küfür, tehdit, hakaret, aşağılama içerikli mesajlar silinir ya da değiştirilebilir; sorumluluğu yorumu yapana aittir.
seyir cevik icin...
selamlar
Ben Trabzonluyum.Seyit Cevik`in Ip attim ucu kaldi turkusu gercekten bir harika.Kulturumuzun pir leridir seyit cevikler.Ben kendisiyle tanismak isterdim.Ama sizin araciliginizla butun kalbimle Hollanda`dan dua ediyorum.Allah omrunu uzun ve bereketli etsin.Darlik gormesin.

Selam
B.ALI SEKER | 20 Ocak 2008 Saat 04:38
yeni HACI TAŞAN lar
hepside mükemmel.özelliklede hacı taşanın yiğenleri DURAN ve VERDİ TAŞAN .kendileriyle tanışmışdım.çok değerli sanatcılar.ben şu an fransadayım.inşallah kendileriyle bu yaz tekrar görüşmek nasıp olur.sevgilerle
cemal uncu | 18 Nisan 2008 Saat 10:50
selamlar saygıdeğer abdallarımız
ben balalıyım,bala,kaman,keskin zaten bu üç yöre nin konuşmalarndan tutunda aklımıza gelecek herşeyleri aynı(aynı yerden gelmişler)kaman la keskin daha meydanda yokken bala vardı.tarihi1400 lü yıllara dayanıyor keskin eskiden bala nın bir köyü imiş.BALA nın bir özzelliğide abdallarımız ın en yoğun yaşadığı yerdir.
YENİKÖY,KOÇYAYLA adlı köyleri abdal larımızın köyüdür.yörede ün yapmış nam salmış abdal üstatlarmız var;bunlardan bazıları HACI USTA,ARAP ALİ,KAMBER NEŞET,
BEKTAŞ USTA; ve daha bir çok ustalarmız vardır.onlardan ricamız kamanlı,keskinli,abdallarımız gibi onların da nam salmalarnı istiyoruz.sizi seviyoruz...
başarılarılarınızın devamını diliyoruz.......
bala abdalları | 18 Nisan 2008 Saat 11:16
===SİZ BALA'NIN KAMAN'IN KESKİN'İN BAŞ TACISINIZ===
ABDALLAR Asiret ve Iskan Olaylarini Anlatan Türkülerin Yasatilmasinda Önemli Katkilari Bulunan Bir Türkmen Toplulugu : Abdallar Abdal, kelime olarak Badal (B D L)'in çogulu olma ihtimalini kuvvetlendirir. Tanriya yaranmak için faniden elini etegini çekmis, dünyadan ayrilmis Zahid, Veli manalarinin tasidigi Abdal kelimesi, daha sonralari anlamini genisleterek, Veli, Ermis, Sofi, Dervis manalarini da içine alan bir hüviyet kazanmistir.

Milattan sonra V. ve VI. yüzyillarda Orta Asya tarihinde önemli rol oynamis olan Eftalit veya (Akhun) diye bilinen kavmin adinin da aslinda Abdal veya Aptal oldugu iddiasi kolaylikla reddedilemez. Nitekim bugünkü Yakutça'da erkek Samanlarin lakabi olarak kullanilan Abidal kelimesi de bu hususu dogrular mahiyettedir. Eftalit (Ak Hunlar) devleti Altay bölgesinde ortaya çikmis, daha sonra güç kazanarak Türkistan bozkirlarinda büyük bir devlet kurmuslardir. 350 yillarina dogru önce Güney Kazakistan'a gelen Eftalitler, burada bulunan Hun kavimlerini Volga'ya dogru sürdükten sonra tekrar güneye yönelerek Afganistan ve Toharistan bölgesine inmisler; Maveraünnehir ve Sogdan'da hakimiyet saglayarak Iran'i sikistirmaya baslamislardir. 5. asrin sonlarinda Iran'da Servet ve kadin herkesin ortak mali olmalidir. diyen Mazdek düsüncesi ortaya çikmisti. Tarihe Mazdek isyani olarak geçen bu olayda Iran imparatoru Kavaz tahttan indirildi. Hapisten kaçan Kavaz, Eftalitler'e sigindi Eftaliter sayesinde Mazdek isyani bastirilmis ve daha sonra da Mazdek idam edilmistir. 513 yilinda Iran tahtina oturan Anusirvan Eftalitler'in baskisindan kurtulmak için Göktürkler'den yardim istedi. Anusirvan'in ordulariyla birlesen Göktürkler Eftalitler'i ortadan kaldirdilar. Abdal adi verilen sosyal gruplara Dogu Türkistan, Azerbaycan, Afganistan, Iran, Azerbaycan'i ve Türkiye sahalarinda tarihin bir çok dönemlerinde rastlanildigi gibi, tarihi belgelerle de sabittir.

F. Grenard, 1898'de yayinladigi Le Türkestan et le Tibet adli eserinde söyle bahseder. Yerli halkin Abdal adini verdigi Abdal grubu kendilerine Heynu adini verirler. Kendi aralarinda ayri bir dille konusurlar. Kendilerinin Müslüman oldugunu söylerler. Her yil Muharremde matem ayini yaparlar. Hz. Ali'ye ve evlatlarina büyük muhabbet beslerler. Grenard, bunlardan elde ettigi Türkçe olmayan yetmis yedi kelimeden otuz yedisinin Farsça, on birinin bozuk Farsça oldugunu. Asil dillerinin ise Türkçe'yle çogaldigini sentaks itibariyla dillerinin tamamen Türkçe oldugunu söylemektedir. Nebelson ise 1852'de yayinladigi eserinde Hazar ötesi Türkmen topluluklari arasinda Abdal adiyla anilan bir kabilenin varligini açiklar. Bu topluluk hakkinda bize su bilgileri verir. Oradaki Türkmenler'ce yasatilan bir ananeye göre Türkmenler'in ayrildigi 12 boydan altisi Kayin oglu Hasan (Esen) dan gelmislerdir. Bunlarin birincisi ise Abdal boyudur. Damgalari Ay'dir. Bir Türkmen devleti olan Safeviler döneminde, Iran'in çesitli bölgelerinde yasayan Türk kabileleri içinde en önemli topluluklardan birini teskil eden Samlu, oymaklari arasinda Abdalli adiyla anilan bir oymagin oldugunu görüyoruz. I. Abbas devrinde Horasan'da beyler beyi görevini yürüten Hüseyin Han ve oglu Hasan Han da yine bu Abdalli oymagina mensup idiler.

Orta Asya'dan Iran Azerbaycan yoluyla Anadolu'ya, bir müddet sonra da Halep, Sam Türkmenleri içindeki bazi oymaklarla Iran'a giden bir Abdal oymaginin varligini Tahmasb tezkiresi bize bildirmektedir. Bu bilgiler isiginda Abdallarin Horasan ve civarinda bir Türkmen kabilesine mensup oldugunu, Mogol baskisiyla Anadolu'ya geldiklerini söyleyebiliriz. Nitekim Cevdet Türkay'a göre Abdal oymaklari arsiv belgelerinde Türkmen taifesi olarak gösterilmis, yine bu belgeler, Abdallarin hem Türkmen asiretleri hem de Türkmen cemaatleri olarak Anadolu'nun bir çok bölgelerine yerlestiklerini bildirir. XII ve XIV, yüzyillarda Iran'da yazilmis metinlerde, Abdal kelimesi Dervis, Sufi manasinda kullanilmistir. XV, yüzyildan itibaren dervislik ile avareligi birbirine karistiranlar, Abdal kelimesine Divane, Meczub diyerek horlanan bir mana yüklemislerdir. Bir müddet sonrada bu kelime, Bön: ahmak anlamina gelecek derecede kaba ve hayrat kullanilmistir. Abdal kelime ve kavraminin diger ülkelerden ziyade Anadolu'da daha yaygin kullanildigini yine yazili vesikalardan görüyoruz. Selçuklular döneminde Mogollar tarafindan talan edilen Anadolu'nun yeniden imari için görev bölümü yapan Anadolu'nun Halk erenleri, Ahilerin basina Ahi Evran Veli'yi. Gazilerin basina Seyh Edebali'yi. Bacilarin basina Fatma Baci'yi. Abdallarin basina da Haci Bektas Veli'yi getirmislerdir. Rum Abdallari denilen bu toplulugun o dönemler Anadolu'da önemli görevler üstlendigi de tarihi bir gerçektir.

XVII. yüzyilin ortalarinda tarihe Kadizadeler adiyla geçen ve seriat açisindan kati bir yol tutan alimlerle, Tasavvufçular arasindaki çekisme Osmanli idarecilerine sirtini dayayan kadizadelerin galibiyetiyle sonuçlanmistir. Tasavvufçularin cevaz verdigi musiki ve sema'in günah ve sapkinlik oldugunu söyleyen Kadizadelerin, uygulamaya koydugu baski ve menfi propagandalar, Anadolu halki üzerinde etkisini göstermis, bazi bölgelerde yasayan halk, saz çalan, türkü söyleyen, siir yazanlari inançsiz ve sapik kisiler olarak görmeye baslamistir. Ozan Dede Korkut ve Kopuz gelenegini yasattiklari için, Türk toplumu tarafindan her dönemde önemli bir yeri olan bu nedenle de ekonomik açidan iyi durumda olan Abdallar, yukarida arz ettigimiz menfi propagandalar neticesinde ekonomik açidan iyice yoksullasmislardir. XVIII. yüzyildan itibaren Abdal kelimesi serseri, dilenen manasina kullanilmaya baslanmistir. Bir dönemler Türkmen beylerinin himayesinde onlarin dügünlerinde çalan, sünnetlerini yapan Abdallar, Firka-i Islahiye'den sonra sehir ve köyleri dolasarak, dügünlerde derneklerde çalgi çalmislar, sünnet yapmislar ve hatta oynayip çoluk çocuklarinin günlük nafakasini çikartmaya çalismislardir.Merkez olmak üzere "BALA,KAMAN,KESKİN" Obalarına yerleşmişlerdir.BALA da önceleri"TOZLU OĞULLARI"ADLI Abdal dedeleri bulunmakta olup KAMAN ve KESKİN E İbadet yaptırmaya giderlermiş...

Horasan'dan yagmur Dede'nin baskanliginda Anadolu'ya geldikleri bildirilen Abdallarin, Kirsehir' in yagmurlu köyüne oturduklari zaman baskanlari ulu kisi yagmur dedenin adini bu köye verdikleri savi ise abdallar hakkinda arastirma yapanlarin bu savi önemseyip konunun üzerinde israrla durmasi gerekir. XVIII. yüzyil baslarinda Anadolu'nun güneydogusunda Türkmen asiretlerinin arasinda diger meslek gruplarinin yani sira, Abdal saz sairlerinin bulundugu, bunlarin Türklüklerinden en ufak bir süphe bulunmadigi ve hala eski Türk saman geleneklerinin izlerini tasidiklarini bildiren kaynaklar ise bizim yukarida belirttigimiz bu savimizi dogrulamaktadir.
Firka-i Islahiye ile birlikte yerlesik hayata geçen Türkmenlerin yogun olarak yasadiklari bölgelere yerlesen Abdallar'in, Dede Korkut ile Hoca Ahmed Yesevi geleneginin birer temsilcileri olduklarini söylemek, gerçege uygun bir gözlem olsa gerektir. Dede Korkut, kopuzlu Veli ulularin atasi sayilmistir. Çünkü, elinde kopuz tasiyan kimse, Dede Korkut hürmetine saygi görüyordu. O, bir devlet ve bütün Türk kavimlerinin ulusu idi. Kopuzu ile ögerek güç veriyor, halka yol gösteriyordu. Bu nedenle Kopuzun sihirli sesi, toplumu yönlendiriyordu. Çünkü Türklerde Kopuz, Orta Asya ve Anadolu sazlarinin, ünlü ve sanli bir atasidir. Bu da bize Anadolu Türklerinin ve Anadolu Türk kültürünün köksüz olmadiklarini göstermektedir.
Diger yandan Islamiyet'in Türkler arasinda yayilmaya basladigi dönemlerde, Arap ve Iran kültür emperyalizmini çabuk fark eden, Hoca Ahmed Yesevi, Türk kültürünü korumak amaciyla Hikmet adini verdigi Türkçe siirlerini dervisleri vasitasiyla en uzak bölgelerdeki Türk topluluklarina ulastirmayi basarmistir. Bu Hikmetler Türkler arasinda düsünce, dil ve inanç birliginin kurulmasinda büyük faydalar saglamistir. Türklerin Anadolu'ya gelmelerinden sonra da yine bu gelenekte beslenen Türk edebiyati önemli asamalar kaydetmistir. Bu gelenek ise Milli tarzin en kuvvetli temsilcisi Yunus'tan Asik Pasa'ya, Pir Sultan'dan Karacoglan'a, Asik Ömer'den Köroglu'na, Dadaloglu'dan Asik Sülük Hüseyin'e, kadar ulasmistir.

Diger yandan saz çalmasini bilmeyen fakat iyi siir yazan sairler, On altinci yüzyildan itibaren yazdiklari siirlerini saz çalan sairlere intikal ettirerek kendi ad ve söhretlerinin yayilmasina çaba sarf etmislerdir. On sekizinci yüzyilda halk arasinda popülarite kazanan saz sairligi, saz çalmasini bilmeyen bir çok sairi saz çalmaya mecbur kilmistir. Çünkü sazsiz sözden fazla zevk almayan halk, saz çalmayan bir sairin siirlerinin yayilmasina öncülük etmemistir. Bu nedenle, yazdiklarini sazla söyleyen sairler, yukarida da belirtildigi gibi, büyük sehirlerde, kahvelerde, meclislerde, konaklarda hatta saraylarda sevilen ve aranilan bir sinif olusturmuslardir. Yine bu gruba dahil, pek siir yazmayan fakat diger asiklarin tabiat, göç, savas, iskan, gurbet v.s. konularini isleyen siirlerini besteleyip çalan ve usta yorumlariyla genis halk kitlelerine sevdiren, bir Abdal toplulugunun varligi, pek çok örnekleriyle bugün de canli olarak yasatilmaktadir. Bulduk ve Yusuf ustadan Muharrem Ertas'a, Haci Tasan'dan Çekiç Ali'ye, intikal eden bu gelenek, günümüzde Abdallarin yasayan temsilcisi olarak, Neset Ertas'la devam etmektedir.

ABDALIZ | 23 Nisan 2008 Saat 10:06
ABDALLARIMIZA BİR ŞİİR HEDİYESİ
Tanrı her insana rızk vermiş,

Ustam kazanır ekmeği saz ile

Onlar davul sazdan ün almış,

Abdallar kazanır saz söz ile..



Onlar “aptal” değil abdallar,

Her düğüncü onları kollar,

Kırşehir’de şen şakır kullar,

Abdallar öğünür siz biz ile.



“Aptal” deme onlar ustalar,

Severiz onları eşler dostlar,

Meftun olurlar iyiler hastalar

Düğünde aranırlar herkes ile.



Ustalarla oynar oluruz şen,

Kırşehir’de var düğün nişan

Ustalarla alırız şöhret şan

Abdallar kazanır rızk saz ile.



Bağbaşı, Kaman’da Kömevler,

Onlarla şenlenir bütün evler,

Dağılır saz ile gam ile keder,

Eve döner usta elde kaz ile.



Yanık olur saz bozlaklı ağıt,

Sazla verirler nasihat öğüt,

Abdalla gamı kederi dağıt,

Kemanda yanar içi köz ile.



Düğün için gurbette yolları,

Kış gelince zor olur halleri,

Tanrım rızksız koma kulları,

Düğüne yola giderler tez ile.



Onlarsız olmaz nişan düğün,

Usta şeref şan katar o gün,

Kırşehir’li sen onunla öğün,

Ustalar da sevinir siz biz ile.



Neşet Ertaş bizim gururmuş,

Onlar ile şen olur öğünürüz,

Çekiç Ali, Neşet onurumuz,

Getirirler gelini sazla kız ile.



Alamancıdır düğünlerin hası,

Bahşişle artar şendir çalgısı,

Az paraya azca çalar bazısı,

Bahşişi de süzerler göz ile.



Kaman’da Bahri-Tufan Altaş,

Bağrından çıktı Neşet Ertaş

Onlarla düğün olur arkadaş,

Koşarlar düğüne saz söz ile.



Sazla kemanla ekmek parası,

Bahşişte olmaz ölçü pahası,

Rızk çalgıdan var mı dahası,

Çalarlar çalgıyı içten öz ile.



Günah neresinde sazın hoca,

Varmıdır içinde dışında baca,

Rızka koşarlar borca harca,

Böyle rızk kazanırlar az az ile.



Bozlak söyler dilimiz bizim,

Doğru çalar telimiz bizim,

Eşe dosta malum halimiz,

Kırmayız kimseyi bir söz ile.



Davuldur düğünlerin sesi,

Zurnadır çalgıların da hası,

Geldi bahşişe damat ağası,

Alırlar emekle bahşiş hız ile.



Bizde usta, abdal, tahtacılar,

Gurbete gelin oldu kız bacılar,

Dinsin dertler, bitsin acılar.

Bitirdik gamı, acıyı saz ile.



Söylenir bizde içli bozlaklar,

Kestik düğüne tavuk oğlaklar,

Bahşişe damat cebini yoklar,

Halaya duralım el kol diz ile.



Zor olur gariplerin düğünü,

Gelirler ustalar düğün günü,

Alamancı getirdi garibin gelini,

Garibin düğününe gelir naz ile.



Ustanın Ustası Hacı Taşan,

O sözünden sazından taşan,

Düğüne koşup dağları aşan,

Zengin düğününe gelir tez ile.



Düğün var gidelim mi Balâ’ya,

Çalsın davul duralım halaya,

Gelin kaçtı düğünden halaya,

Yalvar yakar gitti niyaz ile.



Kayın geldi Büyük Teflek’ten,

Kınacı gitti Kaman Yelek’ten,

Düğüne un eledik ince elekten

Düğün aşı pişer ateş köz ile.



Davul zurna Saz, kemani,

Geçti mi yosa kına zamanı,

Nerde geline altın küpe hani,

Kınacı gittik coştuk haz ile.



Tavuk, kaz, içki nerede rakı,

Damadın adı da Kara Hakkı,

Düğün şanı bumudur hakkı.

Kınada istediler hindi söz ile.



Davulum var has deriden,

Damat da gelir mi geriden,

Gelin kız göründü beriden,

Gelin gider gurbete yoz ile.



Pişti mola acep düğün aşı,

Kimler çekecek halay başı,

Gelin gider döker gözyaşı,

Gelin götürürler yaz güz ile.



Oğlum Ali öğren şu sazı,

Belle şu ekmek kapımızı,

Usta ol düğüne gidek bazı,

Öğrenir usta sazı naz ile.



Yosa kravatlı memur ederim,

Memur eder süründürürüm,

Belle şu sazı sitem ederim,

Memuru da az görür itiraz ile.



Şahan Usta iyi çalar zurnayı,

Avazı indirir gökteki turnayı,

Geline de taktık çifte burmayı

Düğünümüz oldu hoş haz ile.



Geline aldılar sandık çeyiz,

Başlık da çok ne edeceğiz,

Yelek’ten geldi okuntu ceviz,

Davulla geldi assap kaz ile.



Damat bizim gelin de bizim,

Geldi okuntu bahşiş kızın

Çekemedik kayının nazın,

Çektik derdini inat naz ile



Düğünde taklitçi Kel Nönü,

Başına da takmış bir honü,

Güldük kırıldık düğün günü,

Kınacı geldi bohça bez ile.



Pirimiz de Pir Sultan Abdal,

Ondan dediler bize abdal,

Bizi yanlış bilenler aptal,

Anarız pirimizi saz öz ile.



Hoca şeytan yok sazımızda,

İçimizde hile yok sözümüzde,

Dünya malı yok gözümüzde

Gideriz düğüne elde saz ile.



Kız anası nerdedir kız anası,

Gelsin bu gelinin kaynanası,

Yakılsın eline gelinin kınası,

Kına yakın davulum baz ile.



Davul saz var mıdır köçek,

Gelin alayı köyden geçecek

Kınacı yakın geldi gelecek,

Asap geldi yemiş çerez ile.



Gelin gelsin de nikâh kıyalım,

Azığına da tavuk mu koyalım,

Davulcu gelsin bir görelim.

Davulsuz olmaz boz boz ile.



Sözüm çok bitmedi destanım,

Geline dar mı geldi fistanım,

Ona feda olsun bağ bostanım,

Mutluluk dileyin içten niyaz ile.



Düğüne attı dokuzlu dabanca,

Damat vuruldu boylu boyunca,

Cenderme geldi olayı duyunca,

Düğün dernek dağıldı şapaz ile.



Atmayın düğünde dabancayı,

Ağlatırsın kardaş, ana bacıyı,

Söndürürsün ocağı bacayı,

Yoksa ana baba yanar köz ile.



Uzaktan hoştur sesi davulun,

Damat vuruldu siz sağ olun,

Düğüne bitti hemen savulun,

Düğüne nazar değdi göz ile.



Ağam nerde düğünün senin,

Varmıdır köyde ünün senin,

Şenmidir hanen günün senin,

Çalar şen ederiz davul saz ile.



Düğün nişan bir de sünnet,

Çalarız sazı etmeyiz minnet,

Düğünü sünneti ister millet,

Gider döneriz rızk gaz tuz ile.



Biz Türküz Oğuz boyundan,

Ahiler Abdal pir soyundan,

İçtik Oğuz, Avşar suyundan,

Geldik Horasandan saz ile.



Geldi kınacılar hani ya siniler,

Taklit çıkarır dı Kel Nönüler,

Taklide kahkaha ile güldüler,

Güldük düğünde hoş naz ile.



Yapardı sünnet Veysel Usta,

İyi oldu pipi olmadı hasta,

Hem sünnetçi hem de usta,

Ustaya bahşiş verdik kaz ile.



Ustaya verdik bahşiş çorap,

Bolca içtiler rakı ile şarap,

Sarhoş oldu da ettiler harap,

Sarhoştan bıktık dilbaz ile.



Bayrak kalktı nerde ustalar,

Düğüne gelsin eşler dostlar,

Pişti düğüne börek pastalar.

Ocak yaktık tezek ile köz ile.



Köçekler taktı çifte zilleri,

Bozlak türkü söyledi dilleri,

Bahşiş için kestiler yolları,

Assapçı göründü herkes ile.



Veysel usta yaptı bin sünnet,

Etmedi hiç kimseye minnet,

İki işte de eder idi hizmet

Yapardı sünneti niyaz ile…



Yetti Cevadî bitti mi kalem

Ustam sizlere olsun selâm

Düğünde size haber salam

Tam çalgı saz gelin tez ile.

ABDALLARIMIZA BİR ŞİİR HEDİYESİ | 15 Mayıs 2008 Saat 01:07
BAŞKALARI ONLAR BİZİM KÜLTÜRÜMÜZ BİZİM ABDALLARIMIZ DİYE SAHİPLENMESİNLER
 Herkes kendi yöresine kendi kültürüne sahip çıksın. Bazı kendini bilmezler özzelikle Şereflikoçhisar, Yerköy, Çiçekdağı, Mucur ve bazı yöreler kendi kendine gelin güvey oluyorlar. Herkes kendi özünü sahiplensin. Siz de şunu çok iyi biliyosunuz ki Türkmen/abdal kültürü sadece Kaman-Keskin ve Bala'da asırlardır yaşatılmaktadır ve sadece bu yörenin kültürel mirasıdır. Abdallara herkes hayranlık duyabilir, fakat bizim diyerek sahiplenmeye kalkmayın. Kendi kültürünüzü inkar etmeyin....
ABDALLAR TOPLULUĞU | 05 Haziran 2008 Saat 11:14
ABDALLIK BİR AYRICALIKTIR.ELİ ÖPÜLECEK İNSANLAR.........
Abdallar derviş seyyahlara denktir.yoksul urbalar giyer yaman bozlak söylerler.türkmen aşiretidirler.rivayete göre asırlar önce dörtbin çadırı develere yüklediler kara yağmur derler bir dedenin peşine düşüp uzun ve çileli bir yolculukla horasandan anadoluya göçtüler.ordan oraya göçe sürüle merkez olmak üzere KIRŞEHİR(merkez)BALÂ,KAMAN,KESKİN obalarına yerleştiler.fukaralıklarını,horlanmalarını,acılarını saza söze döküp heybetle dağlara söylediler.abdalların misyonu düğün çalmaktı.müziğe doğuştan yetenekleri vardır.ellerinden gelen çalgıcılıktır.kondukları obalarda düğünlere sünnetlere gidip yerli ahaliyi eğlendirdikçe bununla karınlarını doyurduklarını gördüler ve bunu iş edindiler.düğün çalarak anadoluyu turlayanların misyonunu yirminci yüzyıla taşıyan isim muharrem ertaş oldu.muharrem ertaş'tan önceleri ise bu misyonlarını osmanlı devleti hakimiyetinde sürdürmükteydiler.bu asırlık kültürel miras muharrem ertaş,hacı taşan,çekiç ali ve son olarak bu asırlık kültürel mirasın son temsilcisi neşet ertaş'tır.abdallar şimdilerde ise düğün çalmakla karın doymaz olunca egenin incisi izmir'i yeni yurt bellediler.erkekler hurda toplamakla kadınlar temizlik yapmakla geçinir oldu.Haziran ayı geldiği zaman hepsi memlekete düğün çalmaya gidiyor.sonbahar'a kadar karınları böyle doyuyor.neşet ertaş bu gelenek yok olmasın diye kültür bakanlığı nezninde ısrarlı girişimlerde bulunarak KAMAN,BALÂ ve KESKİN'de topluluk kurulmasını sağladı.

ABDALLAR TOPLULUĞU | 14 Haziran 2008 Saat 22:36
seyit cevık babamıza selem olsun
size nasl hıtap etsem bılmıyorum ama ben kırsehırın yesıllı koyunde ısmını vermek ıstemedıgım bırını torunuyum ankarada oturmaktayım ve sızın turkulerınız cok hosuma gıdıyo cok begenıyorum hele o kemanın sesı bıtırıyor benı vaz gecılmez sevdıgım sanatcılardan 2 cısızınız 1cısını sorarsanız tabıkı NESET ERTAS siz ve neset ertas yaslansanız bıle turkulerınız degerınız ve saygınlıgınız hıc bıtmeyecek bu arada enson dınledıgım kasetınız davet olsam gercekten mukemmel bı kaset basarılarınızın devamını dılerım ALLAH sizin ve ogullarınızın yolunu acık etsın bu arada son bı rıcam var sımdıden soyleyım dugunume muharrem agbıyı mutlaka beklıyorum bunu ozellıkle bne ıstıyorum lutfen
esma .......... | 20 Eylül 2008 Saat 00:48
Seyit Ustaya selam
Ben Seyit ÇEVİK'i ilk defa TRT'de izledim. Kemanla bozlak okuyordu. Adeta çarpıldım. Aman Allahım kemanla sesin. halk müziğinin o ne uyumuydu öyle. Ondan sora hastası oldum. Büyük ustanın ellerinden öpüyorum. Allah onlara uzun ömürler versin. İnşaallah yeterince kıymetleri bilinir.
Mehmet AKBAŞ | 03 Ekim 2008 Saat 11:51
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

KırşehirYeniHaber
KIRŞEHİR Yeni HABER sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır. Hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

2006 © 2008