| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
KÜNYE
KIRŞEHİR Yeni HABER
İnternet Gazete
Yayın Yönetmeni:
M. Duran Sönmez
E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com
Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

KIRŞEHİR Yeni HABER İMD üyesidir.
Hani derler ya, “Bilgi varsa tesadüf ve sürpriz yoktur.” diye… Eh, üniversite demek de zaten bilgi demektir. O zaman, üniversitelerde her şey bilimsel verilere göre ayarlanıyor ve buralarda tesadüf ve sürprizler yaşanmıyor demektir. Türk üniversitelerinde de durum aynıdır zannediyorsunuz… Yanılıyorsunuz.
Üniversitelerde, bilim adamı yetiştirme politikasının adı, “Saldım çayıra; Mevlam kayıra”dır.
Memleketin hangi alanda kaç tane bilim adamına ne kadar zaman için ihtiyaç duyduğuna dair, hayata geçirilmiş bir planı yoktur üniversitelerin. Yazılı olarak bir yerlerde vardır da, bunu hayat geçirilmesi diye bir kaygı yoktur; bu yüzden de hayata geçirilmez. Yetiştirilen bilim adamları, tesadüfen yetişir.
Üniversitelerin bilim adamı yetiştirme tarlası, Lisans Üstü öğrenimdir; yani Yüksek Lisans ve Doktora programlarıdır.
2547 sayılı YÖK kanununa göre, öğretim üyesi yetiştirme kaynağı şunlardan oluşmaktadır:
1) 2547 Sayılı Kanun’un 33. ve 50/d maddelerine göre üniversitelerde görevlendirilen Araştırma Görevlileri,
2) Üniversitelerde görevli Okutmanlar, Öğretim Görevlileri ve Uzmanlar arasından Doktora yapanlar,
3) Üniversite dışı kurumlarda görevli veya herhangi bir yerde görevli olmadan Lisans Üstü öğrenim görenler.
Üniversiteler, son yıllarda, yaygın deyişle “sürekli kadro” adlandırılan 33. maddeye göre Araştırma Görevlisi istihdam etmek yerine,”geçici kadro” olarak adlandırılan 50/d’ye göre Araştırma Görevlisi istihdam etmektedirler.
33. Maddeye göre istihdam edilen Araştırma görevlilerinin Öğretim Üyesi olarak istihdamı ve ülke bilimine katkıları, kendi kurumlarınca çözülebilecek durumda ise de, pek çok üniversitede, Doktorasını yapmış öğretim elemanları, kadro yetersizliğinden dolayı, Öğretim Üyesi kadrosuna aktarılamamakta ve böylece, bilim adamı yetiştirilip ülke bilgisi ve ekonomisine katkıda bulunması gereken yetişmiş elemanlar, ekonomik olmayan bir şekilde istihdam edilerek ülke ekonomisi zarara uğratılmaktadır.
50/d maddesine göre Lisans Üstü öğrenimini tamamlayan yetişmiş elemanların, mezun oldukları anda, üniversitelerle ilişikleri kesilmekte ve “yetişmiş eleman olarak, ya kendileri için yapılan yatırımın çok altında verim alınacak işlerde çalışmakta veya işsiz kalmaktadırlar. En iyimser bakışla, bu tür yetişmiş elemanlar, kendi gayretleriyle bir üniversiteye girmeyi başarabilmektedirler.
Üniversitelerde, Okutmanlık ve uzmanlık gibi kadrolarda çalışırken Lisans Üstü öğrenimlerini tamamlayanlar, ya Dr. Okutman ve Dr. Uzman olarak kapasitelerinin altında ve ekonomik olmayan bir şekilde istihdam edilmekte veya kendi gayretleriyle Öğretim Üyesi kadrolarına geçebilmektedirler.
Üniversite dışından Lisans Üstü öğrenimini tamamlayanlar ise, ya işsiz kalmakta veya kapasitelerinin altında işlerde istihdam edilmekte veyahut da bunlar da kendi gayretleriyle bir üniversitede Öğretim Üyeliği kadrosuna geçebilmektedirler.
Türk Yüksek Öğretimi, başarıyı ve verimliliği tesâdüflere bırakacak bir lükse sahip değildir. Hep yakınılmakta olan “yetişmiş insan potansiyeli” konusunda ihmal edilen husus, planlama eksikliği ve nitelikli insan yetiştirmek için yapılan yatırımı verime dönüştürecek şekilde bir planlama yapmaktır. Üniversitelerimizde şu anda bu işler, bir planlama ile değil, saldım çayıra hesabı yapılmaktadır.
Yukarıda zikredilen kategorilerde Lisans Üstü öğrenimini tamamlayan yetişmiş personelin istihdam edilerek yapılan yatırımlara paralel bir verime yönlendirilebilmesi için YÖK’ün devreye girmesi ve gelişmeleri tesadüflere bırakmaması gerekir.
Aslında Anayasa ve 2547 sayılı Kanun’
Aralık 2008’de YÖK Başkanlığı görevini devralan Sayın Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, yıllardan beri özlemi çekilen “üniversitelerde özgürlük” söylemiyle işe başlamıştır. Bu tavır, üniversitelerde bir rahatlama meydana getirmiştir. Sayın Başkandan beklenen ikinci hamle, öğretim elemanlarının hayat standartlarını yükseltecek gelir seviyesine ulaşmaları için gayret sarf etmektir. Fakat en az bunun kadar önemli bir diğer husus da, Öğretim Üyesi yetiştirme çalışmalarındaki tesâdüfiliği ortadan kaldırmaktır. Bunun için yapılacak ilk iş, hâl-i hazırda, Lisans Üstü öğrenim görmekte olanların geleceğe yönelik bir planlamasının yapılmasıdır. İşe, Lisans Üstü öğrenim görenlerin istihdam durumlarının tespiti ile başlanılmalı ve yapılan tespitten sonra, gerek Dr. Araştırma Görevliliğindeki yığılmalar ve gerekse 50/d’ye göre öğrenimini tamamlayanlar ile Doktorasını dışardan bitirenlerin, özellikle yeni kurulan üniversitelere yönlendirilmesi için planlar ve hazırlıklar yapılmalıdır.
Köşe Yazıları
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""