Geçmişten günümüze Türkiye’yi yönetenler, bu milleti yanlış tanıyorlar herhalde. Hiç bir dönem olmamıştır ki, seçim meydanlarında verilen vaatler sandıktan çıkan oyun lehine verilen sözler yerine getirilsin. Yaş 48, ben göremedim ve gören biri varsa açıklasın. Başa gelenler siyasi düşüncesi ne olursa olsun seçim meydanlarında söylediklerini sandık açılır açılmaz iktidara geldilerse hemen unutuyorlar. Milleti gerek ideolojiyi gerek dini kullanarak veya etnik ayrılıklar yaratarak kandırıp seçimde galip çıkınca da kendilerini ve yakınlarına rant kazandırmak için seferber oluyorlar.
Bilindiği üzere AKP sözcüleri de, seçim meydanlarında inananların başlarını her ortamda kapamaları için konuyu çözümleyeceklerini söylemişler ve samimi insanların oylarını alarak %47 ezici çoğunlukla iktidara gelmişlerdi. Hatta bir önceki Cumhurbaşkanı, kamusal alanda türban takılmayacağını belirtmesi üzerine de eşlerle kabul edilmediklerini gerekçe göstererek Cumhurbaşkanını zaman zaman protesto etmişlerdi.
Türbanı olmazsa olmaz gösteren AKP zihniyeti Başbakanın eşinin kaprisi yüzünden Çankaya Köşkü de iki Başbayan bir araya gelmemeye gayret ediyorlar. En son İngiltere Kraliçesi geldiğinde Hayrunisa Hanımın katıldığı program Köşk’de yapıldı, Emine Hanımın teşrif edeceği program İngiltere Elçiliğinin bahçesinde yapıldı. İnatla Emine Erdoğan, Köşk’deki programlara katılmıyor ve Sayın Başbakan; Ahmet Necdet Sezer döneminde olduğu gibi yine tek başına katılıyor. Sayın Başbakan, muhalefet lideri Baykal’ın Köşke çıkmamasına bir anlam veremiyor ve muhalefetin kinleşmesine bir anlam veremeyerek Baykal’ı millete şikâyet ediyor. Acaba Sayın Başbakan, eşini Köşke götüremeyişini nasıl izah edecek?
Şimdi AKP kapama sürecine girdiğinde AKP liderliğini emanetçi olarak Sayın Ali Babacan’a verince ister misiniz Emine Erdoğan, Zeynep Babacan’a da tavır alsın. Öyle ya ülkede birinci bayan olacakken tökezleye tökezleye üçüncü bayan olmakta var işin içinde! Acaba diyorum Sayın Başbakan, millete Baykal’ı şikayet ederken “Baykal sana söylüyorum Eminem sen anla mı” demek istiyor? Bu gelişmeler yaşanırken geçtiğimiz hafta ülkemizi ziyaret eden Avusturya Cumhurbaşkanının eşi için verilen resepsiyonda Emine Hanım ve Hayrunisa Hanım bir araya geldiler. Ancak Emine Hanım, Köşk orucunu bozmadığı için program Dışişleri Konutunda gerçekleşti.
Neyse millet geçim derdinde, 2008 yılını nasıl çıkarırız diye kan ağlıyor. Ülke olarak bunalımda olduğumuz bir dönemde Emine Hanım Köşke çıkamamanın üzüntüsünde! Sahi, bu millet aptal mı? Millet, AKP’ye %47 oyu ülkeyi düzlüğe çıkarsın diye mi verdi, yoksa Emine Hanım Köşke çıksın diye mi?
Her zaman ifade ettiğim gibi sizlerin görüş ve önerileriniz için sizleri kendime bir telefon ve bir e-mail kadar yakın hissetmek istiyorum. Haftaya görüşmek üzere hoş ve esen kalın….
Mehmet ALTIPARMAK
Telefonlarım : 0 312 416 63 53 - 0 542 610 KIRŞEHİR KIRŞEHİR
E-mail: maltiparmak40@mynet.com
Gelen Yorumlar
Toplam 1 yorum,
1-1 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda. Okuyucu yorumları onaydan sonra yayınlanır. Küfür, tehdit, hakaret, aşağılama içerikli mesajlar silinir ya da değiştirilebilir; sorumluluğu yorumu yapana aittir.
Turgut Özal (ANAP) ve AKP dönemi..
12 Eylül 1980'de yapılan ihtilal; kardeşin kardeşi, babanın oğlunu, ananın kızını düşman gibi görmesini ve bir birine kıymasına engel olmuştur. Ancak bu dönem, hem sağdan (ülkücü) olsun, hem de soldan (devrimci) olsun aydın ve yurtsever insanların siyasetten silinmesine sebep olmuştur. İşte, bugün bu boşluğu, o dönemden hiç zarar görmeyen radikal islamcılar ve tarikatlar doldurmaya çalışmakta ve her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırmaktadırlar. Çünkü,bunlar milliyetçi değil ümmetçidirler. Oysa, bilmezler ki, bayrağı özgürce sallanan bir vatanı olmayan toplumların dini de olmaz. Irak'a bakarsanız bu durumu daha da iyi tespit edebilirsiniz. ABD işgalindeki Irak'ta müslüman kardeşlerimiz İslamiyeti ne kadar özgürce yaşayabilmektedirler. 12 Eylül 1980 darbesini yapan komutanlar 1983 yılında ülkeyi tekrar demokrasiye geçireceklerini söyleyerek seçime gitme kararı aldılar. Ancak,yukarıda da bahsettiğim gibi ülkesini seven milliyetçi ve devrimci insanlar siyaset yasaklısı oldukları için meydan Amerikan güdümlü Turgut Özal ve adamlarına kalmıştır. İşte o dönemde PKK'nın tohumları ekilmiş, eski kürt kökenli sol örgütler (DHKPC,TKMLP,TİKKO v.s.) birleşerek kürtlerin özgürleşmesi adı altında PKK diye bir terör örgütü kurmuşlar ve bu örgütün gerilla yöntemleri ile katliam yapmasına zemin hazırlamışlardır. Bu örgütler silahlı kalkışmanın ve örgütün toparlanmasının maddi kaynağını da esrar ve eroin kaçakçılığından elde etmişlerdir. Bu yönde örgütlenmenin varlığı istihbarat birimleri tarafından Turgut Özal hükümetine iletilmesine rağmen hiç bir önlem alınmamıştır.O gün bu örgütlenme küçümsenmiş, ya da başka bir ifade ile ABD'nin isteği doğrultusunda zoraki böyle davranılmıya mecbur kalınmıştır. Ardından gelen Tansu Çiller hükümeti o dönemin Genel Kurmay Başkanı ile uyumlu bir çalışma yaparak PKK'yı çökertmeyi başarmışdır. Ancak,PKK'nın oradaki varlığının bitmesini istemeyen ABD+İSRAİL+AB Türkiye'de yapay bir ekonomik kriz çıkarmış ve Tansu Çiller hükümetinin düşürülmesini sağlamıştır. Aynı oyun Sayın Bülent Ecevit'in başbakanlığı döneminde de oynanmış ve "kitap atma" vakası yaratılmış ve Türkiye'de dolaşan kara para çekilerek ekonomik krize ortam hazırlanmıştır. Sonuçta bu hükümet te düşürülmüştür. Çünkü, Ortadoğu planlarını uygulamak için AB+ABD+İSRAİL şeytan üçgeni kendilerine tam olarak biat edecek "milliyetçilikle değil de ılımlı islamla yönetilen bir Türkiye icraatını" gerçekleştirecek bir hükümet aramışlardır. İkinci bir husus ta o güne kadar rüşvetin varlığından bile haberdar olmayan devlet memuru Turgut Özal'ın meşhur "benim memurum işini bilir" sözüyle rüşvet çarkına sokulmuştur. Bununla birlikte aynı Turgut Özal hükümeti Türkiye'yi ithal mal cennetine çevirmiş ve Türk toplumu üretmeden tüketme alışkanlığına itilmiştir. İşte ahlaki bozulma süreci de burada başlamıştır. AKP iktidarı ile bu bozulma zirve yapmıştır. İşin tuhaf yanı da maalesef şudur: Bu ahlâki çöküntüler, dış güçler tarafından, her nedense hep dindar ve dini bütün olduklarını söyleyen iktidarlar zamanında uygulamaya sokulmuştur. Batılılar bilmektedirler ki; Türk toplumunu çökertmenin, yok etmenin ve Türkiye'yi bölüp parçalamanın 5 yolu vardır. 1-Ahlâki erezyon, 2-Dinî erezyon, 3-Ekonomik borçlanma, 4-Milliyetçilikten ümmetçiliğe geçme (ılımlı islam), 5-Mustafa Kemal Atatürk'ü Türk toplumunun kafasından silmek. İşte bu 5 durum bugün yaşanmaktadır. Ancak, Allah'ın izni ile, bu alçaklar bir kez daha Türk toplumunun neler yapabileceğini göreceklerdir ve biz bunu onlara göstereceğiz.
AHMET OZANOĞLU
| 27 Mayıs 2008 Saat
13:54