| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
KÜNYE
KIRŞEHİR Yeni HABER
İnternet Gazete
Yayın Yönetmeni:
M. Duran Sönmez
E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com
Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

KIRŞEHİR Yeni HABER İMD üyesidir.
Yaşlı adam kürsünün önüne iyice yaklaştı ve kalabalığa doğru eliyle işaret ederek : «sen gel!» diye seslendi.
Yüzlerce kişi ellerini göğüslerine dokunarak «ben mi?» diye cevap vermeye çalıştılar. « Hayır; mavi gömlekli arkadaşımızı davet ediyorum.» dedi. «Olamaz...» diyordum kendi kendime. Tarif edilen kişi bendim. Zaten yanımda bulunan kişiler de beni uyararak « seni çağırıyor...» diyorlardı.
Kalabalığı yararak yarım saat içerisinde kürsüye ulaştım. Herkes dikkatlice bana bakıyordu. Dedim : «Burada herhalde bir tiyatro gösterisi olacak... ama bu adamcağız beni neden binlerce kişi arasından çağırdı?»
Önce elinden öpmek istedim, izin vermedi. Bana sarılarak yanaklarımdan öptü. Sonra kalabalığa seslenerek «size biraz tuhaf gelecek ama bugünün özetini yapabilecek, zamanı irdeleyebilecek kişilerden biri de bu arkadaşımız... Şimdi size hitap ederek hiç olmazsa gelecek için yerinde kararların alınmasına katkıda bulunacak. Ben kendisinin haberi olmasa dahi yıllardır çalışmalarını takip ediyorum.»
Bana mikrofonu vermişti. Konuşmaya başladım :
Sevgili büyüklerim, kıymetli kardeşlerim ben bu kürsüye gelerek sizlere hitap edeceğimi hiç aklımın ucundan geçirmiyordum.
Biliyorsunuz ki hepinizin ortak düşünceleri ve duyurmak istedikleri endişeleri var. Millet olarak ihtilallerle, haksızlıklarla ve dış mihraklı terör hadiseleriyle etkisiz hale getirildik. Seçim zamanları bizden üstün olduklarına inandığımız insanları sık sık meclise gönderdik. Tabii havamızı aldık. Hayal kırıklığı bir yana, seviye, tahsil ve tecrübe gibi meziyetlerini gözönünde bulundurmadığımız için onlar bize tepeden bakmaya çalıştılar. Söz verdiler yerine getirmediler, milletvekili seçildiler yanımıza dahi gelmediler. Onların yüzlerini seçimden seçime görebildik. Yani biz ne ektiysek onu biçtik.
Ben aklımdan şunları geçirdim hep... Demokrasi halkın kendi kendini idare ettiği bir yönetim şekli değil... Zenginin, hırsızın, güçlünün söz sahibi olduğu ; fakirin, güçsüzün ve samimi insanların etkisizleştirildiği hatta ezildiği bir kurnazlık rejimidir... İnsanlar kullanıldıkları ölçüde yaşama ve varolma haklarına sahiptirler. Sizin seçtiklerinizi başkalarının yokettiği veya dış güçlerin yönettiğini gayet iyi biliyorsunuz.
Zamanımızda deprem oluşturan, bulutlara yön veren uzay teknolojilerinin varlığını biliyorsunuz. Bunu hadiselerin yaşandığı bölgelerden ve ülkelerden de anlayabiliyoruz. Günümüzde İstanbul gibi büyük şehirlerden insanların uzaklaştırılmaları için emperyalist güçlerin organize ettiği ya yapay planlanmış olaylar ya da depremle ilgili haberler sık sık gündeme getiriliyor. Bizim hazır olmadığımız, dış güçlerin aylarca hazırlık yaparak körüklediği olaylarla sıkıntılarımız arttıkça artıyor. Dünyanın bozulan dengesi üzerinde yapılan hesaplar sadece insanlar ve ülkeler üzerinedir. Bu sebeple akıllı ve güçlü olanlar söz sahibi oluyorlar. Her şey şimdi uzaydan takip ediliyor. Biz bir yerlerde zaman öldürürken onlar çeşitli şekillerle ülkeleri işgal ediyorlar. Ülkenizdeki herhangi bir yöneticiyi dahi etkileri altına alarak hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar. Zamanımızda paranın köleleri ve kukla insanlar çoğaldılar.
Seçmenlerin yüzde yirmi ikisinin oylarıyla iktidara gelenler demokrasi çarkını nasıl döndürmeye çalışıyorlar. Önce bunu irdelemeliyiz...
Türkiyede'ki sistemin önce şiir okudu veya şunu bunu yaptı diye itham ettiği insanlar sonradan o sistemin başına getirilebiliyorlar. Yani önce mağdur sonra yetkili... İtham edildikleri anda kin duydukları insanlar yetkili oldukları sırada da onların hedeflerinde yer alabiliyorlar. Böylece ister istemez ülke sağlıksız ve etüd edilmesi gereken yönetimlere terkediliyor. Bununla beraber biz millet olarak hep mağdurların yanında yer alma alışkanlığına sahibiz. Bu sebeple yapılan basit suçlamalar sonradan mağdurları yükseklere taşıyarak ekmeklerine yağ sürmeye vasıta olmaktadır.
Düşünün ülkemizde karikatür sanatçıları hedef alınarak kanun çıkarılabiliyor, onlar hakkında zehir zemberek konuşmalar yapılabiliyor. Adeta sanatçılar hedef gösterilerek mahkum ettirilebiliniyor. Demokrasinin katmanları arasında ezilmek istemiyenler sanatlarını icra etmekten çekinme noktasına getiriliyorlar. Sanatçıya karşı savaş açan adamlar yetkilerini de kullanmak suretiyle yarın mahkeme kararlarıyla milyarlarca lira para cezası ödeterek güçlerine güç katacaklar, sanatın ve sanatçının erimeleriyle hatta yokolmalarıyla da gurur duyacaklardır.
Babam elli yıl önce gönderdiği dilekçeye cevap vermeyen Niğde Valisi'ne ikinci bir mektup yazarak « görevini neden yapmadığını, hangi yüzle vali olarak makamını işgal ettiğini» soruyor. Vali kendi eline geçmeyen ve yardımcılarının masası üzerinde bulunan dilekçeyi alarak on dört kilometrelik mesafede bulunan Bor'a geliyor. Akşam üzeri babamla evimizde görüşüyor. Özür dileyerek «hakkını helal etmesini» istiyor. Ve dilekçeye olumlu cevap vermek suretiyle babamın dileğini yerine getiriyor.
İnsanları kucaklayarak hizmet yapma alışkanlığı günümüzde ne yazık ki kayboldu. Emperyalist ülkelerin güdümüne girme moda haline geldi.
Bir başbakanın ağzından çıkan sözlerle ülke yönetiliyor. Ben şahsen :
İlim adamları, öğretmenler, iş adamları, kuvvet komutanları, siyasi partilerin temsilcileri, tecrübeli politikacılar, emekliler, valiler, yazarlar ve gazeteciler, sanatçılar ve serbest meslek sahipleri, halk temsilcileri ve milletvekilleriyle ortak toplantılar yapılarak milleti ilgilendiren kararların alınmasına taraftarım.
Karşımdaki insanların beni can kulağıyla dinlediklerinin farkındaydım. Bu konuşmalarımdan sonra alkışlanmamamı istedim. Tekrar yaşlı kişiye elini öpmek için yaklaştım. Elini çekerek öpmeme izin vermedi. Bana sarılarak yanaklarımdan öptü. Mikrofonu elimden alarak konuşmaya başladı :
- Kardeşimiz bizim özümüzdekilere tercümanlık yaptı. Ben Osmanlı'yım. Yanımdaki küçük kardeşimiz Türkiye... Bize biraz evvel güzel konuşmalarıyla seslenen de Türk halkıdır.
Oldukça heyecanlanmıştım.
Bu konuşmalardan sonra kalabalığa rağmen ortalığı öylesine etkili bir sessizlik kaplamıştı ki, gerek kuşların ötüşü gerekse ağaçların hışırtısı duyulabiliyordu. Yer yer öksürük sesleri ve hapşıranlar dalgalar halinde bu ahengi bozuyorlardı.
Uyandığım da kuş sesleri evimizin önünde akisleniyordu. Derin derin nefes aldım. Rüyada da olsa bana verilen görevi başarmıştım.
Kendi ağzından Üzeyir Lokman Çaycı
1949 yılında Bor İlçemizde doğdum. Babam Fikri Çaycı, ilçemizde esnaftı. Annem Fatma Mürşide Çaycı, 2. Cihan Harbi esnasında gösterdiği kahramanlık nedeniyle yüce Atatürk’ün İstiklâl Madalyası ile taltif ettiği Öğretmen Sürurî’nin kızı... İkisi kız, ikisi erkek, dört kardeşiz.
İlk ve ortaokuldan sonra Bor Şehit Nuri Pamir Lisesi’nin Fen kolundan mezun oldum. Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümü’nü kazanmama rağmen, çeşitli nedenlerle gidemedim. Sonra o zamanki adıyla İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek okulu İç Mimarlık ve Endüstri Tasarım Bölümü’nden oldukça başarılı olarak 1975’de mezun oldum. İlk kitabım olan “Akşamların Durağı” isimli ilk şiir kitabımı da 1975’de yayınladım.
İlkokuldan itibaren bende gelişen bir kitap okuma sevdası vardı. Ortaokulda ve lisede de bunu frenlemeden sürdürdüm. Ama ilk şiir yazmaya 11 yaşımda başladım. Ve iki - üç yıl sonra şiirlerim çeşitli mahalli gazetelerde yayınlanmaya başlandı. Küçük yaşıma rağmen, gazeteleri ve gazetelerdeki kültürel etkinliklerle ilgili haberleri bireysel olarak takip ediyordum. “Çerez” adlı bir dergiye abone olmamla birlikte bu derginin açtığı yarışmayı da kazanarak, birkaç kitaptan oluşan ödüle sahip olmuştum.
Ayrıca dedem Öğretmen Süruri ile ilgili yazdığım bir yazıyı, değerli tarihçi Cemal Kutay kendisine ait abonesi de olduğum “Tarih Konuşuyor” Mecmuası’nda Kasım 1964’te yayınlatmayı da başardım.
Bu sıralarda Ortaokul edebiyat öğretmenlerimizden Talat Gün’e sık sık ders harici yazdığım yazıları taşıyarak tashihten geçirttim. Bu değerli öğretmenimizden aldığım öğütler, eleştiriler ve düzeltmeler, bana adeta bir ışık oldu. Bütün bunlar beni asla frenlemedi, aksine kamçılayarak okuduğum kitaplar da beni çeşitli araştırmalara ve farklı bakışlara itti. Sırasıyla Yaşar Opsar, Fikrettin Murathan, Erol Şeran ve Oktay Çağlar da bendeki heyecanı ve enerjiyi fark ederek bana destek oldular.
Yeşil Bor, Niğde’nin Sesi, Milli Hamle, Yeni Bor ve Bor’un Sesi gibi bölge gazetelerinde yazılarımı yayınlama fırsatı buldum. Lisede iken de biraz daha geniş alana yazılarımı taşıma fırsatı buldum. Aksaray’da yayınlanan Hasandağı ve Uluırmak gazeteleriyle, Yeni Alanya, Siirt’te Sonsöz, Trabzon Hizmet, Mersin Savaş, Elazığ Nurhak Gazetesi, Afyon Türkeli gibi sayısı yüze ulaşan dergi ve gazetelerde yazılarım yer aldı.
Ünlü şair rahmetli Ümit Yaşar Oğuzcan’la da, yönettiği Kelebek ve Hürriyet Gazetelerindeki şiir köşeleri vasıtasıyla mektuplaşmaya başladım. Böylece, Yüksekokul sonrasına kadar uzanan bir zaman süresinde şiirlerim bu değerli şair tarafından beğenilerek bu gazetelerde de yer aldı. İstanbul’da kiraladığım posta kutum, çeşitli övgü ve istekler içeren mektuplarla dolup taşmaya başladı. İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Esir Kulüp’te ve Kazaplanka üzerinde bulunan Türkiye Şairler Derneği salonlarında şiir gecelerine katılarak, şiirlerimi zaman zaman okuma fırsatları buldum. Günaydın gazetesinde yayınlanan her bir şiirim için de 500 TL telif ücreti, tarafıma ödendi. Yani bütün bunlar beni destekleyen unsurlar oldu.
Babam esnaf olduğu için küçük yaşlardan itibaren dükkanımıza gelen mallara ait boş sandıklarla kendime bazı oyuncaklar ve oyun elemanları üretiyordum. Bu şekildeki buluşlarıma 5–6 yaşlarımda başladım. Sanata olan merakımı ise Bor Halil Nuri Bey kitaplığında gidermeye çalıştım. Yüksekokula başladığımda bu nedenlerle öğretim görevlilerini şaşırtan projeler oluşturmak ve çeşitli projeler üretmek, benim için zor olmadı.
Köşe Yazıları
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""