Temmuz 2009
PzrPztSaÇaPeCuCts
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031
Aylık Arşiv
Ocak 2009
Şubat 2009
Mart 2009
Nisan 2009
Mayıs 2009
Haziran 2009
Temmuz 2009
Yıllık Arşiv


KÜNYE

 

KIRŞEHİR Yeni HABER

İnternet Gazete

 

Yayın Yönetmeni:

M. Duran Sönmez

 

 E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com

 

www.kirsehiryenihaber.com

Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.

 

Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

 

 

KIRŞEHİR Yeni HABER  İMD üyesidir.


Son Fotoğraflar
Mucur
Mucur Yenice Mah.
Türk Büyükleri Parkı
Ana Sayfa > Cevat Kulaksız > Dünya Kadınlar Günü nedeniyle: Osmanlı'da ve Batı'da kadınlar; farkımız
Dünya Kadınlar Günü nedeniyle: Osmanlı'da ve Batı'da kadınlar; farkımız

Osmanlı Devleti gerileme devrinde, XVlll. Yy. da topraklarını sürekli kaybediyor hızla geriliyordu. Osmanlı devlet adamları ve padişahı, Avrupa’nın neden hızla ilerlediğini, Osmanlı’nın neden geri kaldığını, akıl edip araştırmamıştı.

 

Sultan ll. Mahmut’un 1870 yılında Rusların nasıl güçlenerek Osmanlı Devletini gerilettiğini, her savaşta Osmanlıyı yendiğini anlamak ve gerekli tetkiklerde bulunmak için, eniştesi Damat Amiral Halil Paşa’yı Rusya’ya gönderir.  Rusya’da araştırma ve gözlemlerini yapan Halil Paşa, Padişah ll. Mahmut’a şu raporu gönderir:

 

“Şevketmemeap….. Bizde şehirlerde kadın kafes arkasındadır, erkek meydandadır. Köylerde ise, kadın tarladadır, erkek kahvelerdedir. Yani bizim nüfusumuz milli hayatta daima yarımdır, tam değildir. Avrupa’da ise kadın da, erkek de umumi yaşama içinde kıymettirler. Kadın erkek her ikisi birleşerek milleti teşkil ediyorlar. Bizler de önce, bu ayrı iki yarımdan bir tam çıkarmaya mecburuz”.

 

Aradan 37 yıl geçtikten sonra, Sultan Abdülaziz (1830–1876), 1867 Paris Milletlerarası Dünya sergisinin şeref misafiri olarak, Osmanlı Padişahları içinde “ilk Tacidar” kişiliği ile Batı’yı ziyaret eden padişahtır.

 

Osmanlı Ülkesindeki kadın erkek durumundaki manzara, Amiral Halil Paşa’nın 1867 den 37 yıl önceki çizgisinin aynı idi. Fakat Sultan Abdülaziz ve yanındaki mahiyeti, Paris Uluslararası Dünya Fuarında dünya milletlerinin pavyonlarında her alanda çalışan kadın erkeklerin beraberliğini gördüler.

 

Rus pavyonunu gezerken, Orta Asya’dan Rusların işgal ettiği Orta Asya’dan Özbekistan’dan halı tezgâhları ile getirtilip, sanki Rus malı imiş gibi göstermeleri, halı dokuyan Özbek Türk kadınlarının tezgâhlarında dokumakta oldukları halıları görünce, bir Türk olarak üzüntü ve ızdırap içinde kalırlar.

 

Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz, Paris’te törenle karşılaşırken, 300 yıl Osmanlı Eyaleti olan ve Fransızlar tarafından işgal edilen Cezayir’den gelen tabur da bulunur. Bunu bu gezi anılarını anlatan Hafız Ömer Faiz Efendi, Ruznamesinde şöyle nakleder:

 

“-Burada büyük bir acı kalbimizi parçaladı. Sarayın bahçesinde mevzi tutmuş Fransız müstemleke askerleri içinde Cezayir taburunu da gördük. Üç yüz sene bizim olan Barbaros Hayrettin’in diyarının evlatları, şimdi eski hükümdarlarını başka bir devletin silahları elinde, başka bir devletin üniforması ile selamlıyorlardı”.   

 

Paris Uluslararası sergide, ilk defa dikiş makinesi ve dikiş makinesinde dikiş diken kadınları görünce çok şaşırırlar.

 

Paris Milletlerarası Dünya sergisini gezen Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz, yanındaki vezir ve devletin ileri gelenleri, fuarda gördüklerinden çok etkilenirler, bilim ve teknikte Avrupa’nın çok ileri gittiğini görürler ve hayran kalırlar. Osmanlı’nın da Avrupa karşısında çok geri kaldığını böylece görünce oldukça üzülürler ve gözleri nemlenir.  Birçok pavyonlarda en ağır sanayi mamulleri kadın erkek birlikte çalışarak imal halinde gösteriliyordu.   

 

Batı’da kadınlar iş hayatına katılmış, Batı hızla ilerlemekte iken, Osmanlı’dan kadınlar ne durumdadır. Ona bakalım.  Osmanlıda kadının iş hayatına girmesi şöyle dursun, Osmanlı kadınları kafes arkasında erkeğin elinde bir çocuk doğurma makinesi gibi görülmekte. Osmanlı’da kadınların ne durumda olduğunu kaynaklardan örnek vererek irdeleyelim. İstanbul’un işgal yıllarında, şimdiki İran’da ahlak polisinin olduğu gibi, İstanbul’da zaptiyeden oluşan bir ahlak komisyonu vardı. Ramazan akşamı Direkler arasında dolaşırken, yan sokaklarda süngülü askerler dolaşır, peçeli-çarşaflı bile olsa, cadde ve sokaklara kadınları sokmazlardı. İstanbul’da yayınlanan Şeriatçı Tevhid-i Efkâr Gazetesi, kadın açık saçıklılığına dikkat etmediği için, gün aşırı polise hücum eden yazılar yazıyordu. (Çankaya F.R.Atay sf:328)

 

Birinci Dünya Harbinde kocası ile bir ada oteline inen Türk kadını, polis müdürü tarafından kolundan tutulup kovulmuştur.  Aynı arabaya binen kadın ve erkekten polis karıkoca vesikası sorarmış. Yani kadın, sokakta kocasının yanında bile olsa, potansiyel ahlaksız bir kadın olarak görülüyor, suçlanıyordu. Zaten kadının eğitimine önem verilmiyordu. Kadınlar Osmanlıda adeta köle gibi idi. (Çankaya F.R.Atay sf:392)

 

Birinci TBMM’de sonradan vekilliğe kadar çıkan bir mebus, çarşaflı karısı ile Karaoğlan Çarşısında görüldüğü için, meclis koridorlarında kendisine günlerce lanet okunmuştur. (Çankaya F.R.Atay sf: 421)

 

Birinci Dünya harbinde savaşlardaki bozgunlar üzerine Enver Paşa, kadınlar hakkında dedikodu çıkaran cahil ileri gelenlerin dedikodularını durdurmak için, kadınlar daha bir tacizli kontrole başlandı. Çarşafların ayakların hangi noktasına kadar ineceğini tespit etmek için bir komisyon bile kurulmuştur.

 

Çanakkale Cephesinde başkomutan Alman V. Sanders’ti. Cephede çarpışan bir subayın anaları Alman olan kızları, bir gün Alman davetlileri ile buluşmuşlar. Enver Paşa bunu duyunca, orduda subaya ihtiyaç duyulduğu halde, cephede harpte bulunan babayı hemen emekliye ayırmıştır. O aileden bir hanımla evli olan bir rüsumat memurunun da görevine son verdirmiştir. Demek ki, Enver Paşa’nın bağnaz yanı da varmış.( F.R.Atay sf: 446–447)

 

O devirdeki mütareke gazeteleri incelenirse, Osmanlı Saltanatının sanki kadınlar yüzünden batmış olduğu sanılırdı. Mondros’ta teslim olmuşuz, kadınlar yüzünden, kadınlara hücum; düşman donanmaları İstanbul limanına demirlemişler, kadına hücum; hazine dar, o ay maaş ödenememiş, kadınlara hücum… (Çankaya F.R.Atay sf: 446–447)  İşte bu örneklerde olduğu gibi, Osmanlı’nın son yıllarında kadınların durumu adeta bir köle gibi idi. Günümüzde de Afganistan, Suudi kadınları da böyledir.  

 

Günümüzde de, çağın gerisinde kalmış, İran ve hele Afganistan’da çok açık bir şekilde, kadınlar potansiyel ahlaksız bir varlık olarak görülüyor; yok “saçın şu kadar dışarı çıkmış” yok “eteğin kısa diyerek” diyerek din polisi tarafından anında cezalandırılıyor. Ne ki kadınların ve erkeklerin bu yüzden sokaklarda kırbaçlandıklarını medyaya yansıyan haberlerden öğreniyoruz.

 

Damat Halil Paşanın 1870 deki “Köylerde ise, kadın tarladadır, erkek kahvelerdedir” şeklindeki teşhisinden 128 yıl sonra, 7.3.2008 günlü Zaman Gazetesinin 3. sayfasından aldığımız resme bir bakarsak, görüntü yine aynı demektir.

 

Paris gezisinde, Osmanlı Heyetine katılanların başlarında fes vardır. 1867 nin Temmuz ayının kavurucu güneşi altında, buram buram terlemekteler. Osmanlı Heyeti, ilk defa şapkayı orada görürler. Paris halkının başlarında önden siperlikli şapka ile gözlerini, kafalarını güneşten nasıl korunduğunu, bu şapkalardan kadınlarda bile görünce hayret ederler. Fes sanki dini bir gereklilikmiş gibi (şimdi de türban mürban diye direndiğimiz gibi), memleketlerine dönünce, fesi çıkarıp şapka giymeyi bir türlü akıl edemezler. Ta ki Cumhuriyet Devrine, 1925 Şapka inkılâbına kadar.   

 

Kadınlarımız konusunda bu yazıyı yazdığım 7 Mart Cuma günü, (Dünya Kadınlar Gününden bir gün önce) Cuma namazı kıldığım Tandoğan MKE Kurumu mescidi imamı, verdiği vaazında, kadınların hak ve hukuku konusunda konuşurken şunları söylüyordu: “Öyle zamanlar olmuş ki, kadınların insan olup olmadığı tartışılmış, kadınlar diri diri mezara gömülmüşlerdir”.

 

Ama ülkede, kadınların da iş hayatına girmesi gerektiği konusunda hiçbir değişim olmadı. Osmanlı, zaten Batının her alandaki yenilik, buluşlarını, bir çeşit “Batı kurnazlığı ve cambazlığı” olarak görüyor, kafasını ve görüşünü, toplumsal yaşantısını bir türlü değiştirmiyordu.

 

Aradan 150 yıl geçmiş. Tüm İslam Ülkelerine bir bakalım. Tüm ülke genelinde, kadınlar erkeklerle birlikte, Batı’daki gibi iş hayatına atılmışlar mıdır? Suudi Arabistan’da kadınların iş hayatına geçmesi, ne ki oy kullanması, araba kullanması bile yasaktır. Taliban iktidara gelir gelmez, iş hayatında çalışan öğretmen, doktor, mühendis vb birçok alanlarda çalışan tüm kadınların çalışma hayatından çalışmasını yasaklamış, kadınları burkalara, çarşaflara sokmuştu. Kadın köleleşmişti. Öyle olan ülkelerin tüm kadınları- halkı perişandır. Türkiye’de bile kadınların çalışmayıp evde oturmasını öğütleyen, isteyen aymazlar bulunmakta.

 

Aradan 134 yıl geçtikten sonra, 2001 de Fransız Liberation Gazetesi tam sayfa ayırmış, bizim geri kalmışlığımızı, yaşlı başbakanımızı (B.Ecevit’i) ima ederek şunları yazıyordu: “Çok yaşlı bir başbakan, tükenmiş bir rejim, Avrupa’nın yeniden hasta adamı”. O yıllardan beri Avrupa’nın kapısını çalan, bilmem kaç yıldır aday olan şimdilerde AB nin kapısında bekleyen Türkiye’nin durumunu siz tayin edin. Atatürk’ün emeli ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmak değilmiydi. Artık “kadın çalışsın, çalışmasın, türban” tartışmaları bırakıp, laikliği koruyarak Atatürk’ün hedef gösterdiği “çağdaş uygarlık düzeyini” yakalamalıyız.

 

Kaynak: Hafız Ömer Faiz Efendi’nin Ruznamesinden (Paris Sergisine katılan) aktaran, Cemal Kutay Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati sf:6–39–45   

 

Cevat Kulaksız

ckulaksizster@gmail.com

Gelen Yorumlar
Okuyucu yorumları ‘onay’dan sonra yayınlanır. Küfür, hakaret, tehdit, aşağılama içerikli mesajlar silinir ya da değiştirilebilir; sorumluluğu yorumu yapana aittir.
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

KırşehirYeniHaber
KIRŞEHİR Yeni HABER sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır. Hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

2006 © 2008