| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
KÜNYE
KIRŞEHİR Yeni HABER
İnternet Gazete
Yayın Yönetmeni:
M. Duran Sönmez
E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com
Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

KIRŞEHİR Yeni HABER İMD üyesidir.
Dünya Günümüzde Büyük Bir Alt-Üst Oluş Sürecinden Geçerken Bilimin,
Ve Üniversitelerin Önemi Ön Plana Çıkmaktadır
Üniversiteler hızla dönüşmekte, düşün-felsefe-bilim-sanat yerine günlük teknolojilerin oluşturulması ve rekabet koşullarına uyarlanmaları beklenmektedir.
İnsanlık tarihinin üçüncü büyük dönüşümü olarak tanımlanabilecek iletişim,bilgi teknolojisi ve ekonomik rekabetin gerçekleştiği bu dönemde üniversitelerin rolü eskisine göre farklılaşmış ama azalmamıştır. Böyle yoğun bilginin üretildiği ve bütün alt ve üst yapıların yeniden şekillendiği bir dönemde özellikle finans ve tüccar üst sınıfların kendine uygun bilgiyi üretmek ve ürettiği bilgiyi stratejiye dönüştürmek ve bu yolla bulunduğu konumu korumak ve yükseltmek ister. İşte bugünlerde dünya bilgiyi üreten ve bilgiyi satın alan ülkeler olarak yavaş yavaş saflara ayrılmaya başlamışlardır.
Eskiden de günümüzde de bilgi aynı zamanda bir kontrol ve sömürü aracı olarak kullanılmak istenmiştir.
Ülkemiz tarım ve sanayi devriminden sonra yaşanan bu üçüncü dönüşümün filizlendiği geçen yüzyılın ikinci yarıyılında özellikle de son çeyreğinde üniversitelerinin önünü açacağı yerde, bunların özerkliğini sınırlandırarak kendi içine kapalı bir devlet dairesi konumuna getirdi.
Daha önce de belirtildiği gibi YÖK ile birlikte üniversiteler nitelik yönünden Türkiye'nin coğrafi, ekonomik ve nüfus büyüklüğüne oranla gelişmedi, dünya bilimine katkısı %1 düzeyinden öteye geçemedi. Bu tespite benzer yaklaşımlar YÖK strateji raporunun satır aralarında da okunabilir.
Temelde ülkelerin gelişmesi, bilgi ve teknoloji üretimi ile üniversitelerin gelişmişliği arasında doğrudan ilişki bulunmaktadır. ABD AB ve Japonya gibi ülkeler başta kimya, ilaç ve silah alanında patentler yaparak bunu bir getiriye dönüştürmektedir. Bir ülkenin gelişmişliği ile ülkenin bilim ve eğitim politikası arasında doğrudan bir ilişkinin varlığı insanlığın önemli bir deneyimidir. Savaşların şiddeti ve üstünlük kurma da önemli oranda bu teknoloji mücadelelerine bağlı gelişmektedir. Bunun en açık örneği yanı başımızda bizi de içine alan Ortadoğu'da Arap yarım adası dahi bütün Kafkas Bölgesi batılıların silah üstünlüğü ile içinden çıkılamaz çatışma alanlarına dönüştürülmüştür. Maalesef bu durumda bilimin kirli savaşa alet edilmesi ile gerçekleşmektedir. Ne yazık ki bugün bilim ve politika da iç içe bulunmaktadır. Ancak teknolojik ilerilik ile milli gelir doğrudan ilintili değildir. Kuveyt ve Suudi Arabistan kişi başına milli gelir yönünden dünyanın ilk sıralarında yer alırlar, hatta her ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeydedirler. Ancak bilimsel bilgi üretiminde dünyada hiçbir etkileri bulunmadığı da bir gerçektir. Ülkemizin bu gerçeği görerek bilimde öncü olması gerekir.
YÖK Üniversitelerin Özerklik Anlayışına Uygun Değildi
Türkiye'nin bilimsel itibarının uluslararası alanda istenilen düzeyde olmadığı hepimizin malumudur. Bugüne kadar konu çok yazıldı, ne yazık ki ülkemizin bilimsel gelişmesi için istenilen ölçüde bir ilerleme sağlanamadı. YÖK'ün kurulması sırasında yeni üniversite öğrencisiydim.
Olağanüstü koşullarda düşüncenin yeterince açıklanamadığı dönemde basına sınırlı oranda akan bilgiye göre ülkemizin seçkin bilim insanları Türkiye'nin bilimsel geleceğinin bu yasa ile zarar göreceği, üniversitelerin kalitesinin düşeceği belirtiliyordu. Bugün o söylemler haklı konuma geldi ve artık bugünkü üniversite atmosferi ve akademik profili ile ülkemizin çağı aşması ve yeni yaklaşımlar getirmesi
beklenilmemektedir. Bugünkü yapı ile üniversiteler, ne aydınlanma anlamında, ne de teknoloji yaratımı anlamında bekleneni vermemektedir.
Kendini Sorgulamaktan Uzak Üniversiteler, Üniversite Olamıyor
Kurulduğundan bu yana arada geçen 25 yıl sonra bugün ülkemiz üniversiteleri ve YÖK her yönü ile sokak tarafından bile sorgulanabilir durma gelmişken üniversiteler kendilerinin sahip oldukları çalışma metodu olan sorgulama ve araştırmadan itina ile uzak durmaktadırlar. Üniversitelerin kendi kendisini sorgulamadan uzak tutması üniversitenin bir okul gibi algılanmasını doğurmakta ve bu durum söz konusu kurumlarda yetişen akademisyenlerin de üniversiteyi gördükleri gibi kabul etmesine neden olmaktadır. En tehlikeli olanı da budur ve bugün çok sayıda akademisyen üniversitelerimizin mevcut işleyiş biçimini gerçek üniversite gibi algılamaktadır. Açık söyleyelim, en azından benim dünyanın değişik ülkelerinde gezerek gördüğüm üniversitelerin atmosferi ile bizim üniversite atmosferlerimiz birbirine benzemiyor. Tabii bunların derin neden-sonuç ilişkileri bulunmaktadır. Birçok yönden bu konunun irdelenmesi gerekir.
Türkiye'nin Tek Şansı Bilim ve Teknolojiye Öncelik Vermesidir
Belirtildiği gibi artık bu anlayışla ne neoliberal gelişmelere bağlı yeni iletişim ve bilgi teknolojisi ve ekonomisi devrimine katkı yapması şansı, ne de aydınlanma-ufuk açma potansiyeli olmadığı ortada. Bilinen bilgiyi zor kavrayan ve sürekli başkasının ürettiği bilgiyi alan ve her yönden bağımlı hale gelen toplumumuzun çağa yön verme şansı şimdilik yok. Ancak halen genç nüfusu ve istekli insan potansiyeli ile sıçrama yapabilir. Bu da yine özerk üniversite ve özgür ortamda yüksek eğitimle gerçekleşebilir. Bunun ispatı dünyada bin küsur yıldır denendiği bugünkü gelişmiş ülkelerin geldikleri bilgi üretme düzeyinde üniversitelerin oynadığı roldür.
Yeni YÖK Başkanın Omuzlarındaki Yük Çok Daha Büyük Olacak
Tam da bugünlerde Yükseköğretimden sorumlu YÖK'E yeni başkan atanacağı dönemde ülkemiz üniversitelerinin geleceği ile toplumumun geleceği arasındaki yüksek ilişkinin sorumluluğu, yeni başkanın omuzlarına şimdiden yüklenmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla yeni seçilecek veya atanacak YÖK Başkanının, ülkemiz bilimine ve teknolojisine ne katacağı ve söz konusu olan yeni iletişim, bilgi teknolojisi ve ekonomisi devrimi treninde Türkiye'nin yerinin ne olacağı açısından çok önemlidir. Aydınlanma yarışında da çok önemli olacaktır. dün sanayi devrimi ve onun ardından aydınlama sürecini kaçırdığımız için şimdi halen geçmişin sıkıntılarını yaşamaktayız. İnsanımızın ve ulusumuzun yüz yıl sonra bugünün insanını sorumlu tutmasını istemiyorsak, yarını düşünerek hareket etmemiz gerekir.
YÖK Aynı YÖK, Başkanların Tutumları Farklı
YÖK kurulduğu 1982 yılından bu yana tam dört başkanlık dönemi yaşanmıştır. Her başkanın YÖK ve üniversitelere bakış açısı çok da değişmemekle beraber, uygulamada farklılıklar oluşturdukları bilinmektedir. Sayın Prof. Dr. Erdoğan Teziç'in görev süresinin bitimi ile birlikte yeni bir başkanlık dönemi daha başlayacaktır.
YÖK'ün ve üniversitelerin sorumluluğu, yukarıda belirtildiği gibi dünyanın ve insanlığın bu aralar yaşadığı yeni dönüşüm döneminde çok daha ciddi. Tabii ülkemizin geleceğini şekillendirecek olan insan gücünün yetiştirilmesi sorumluluğu olan bir kurumun başında olmak, daha yüksek bir sorumluluk gerektirmektedir. Devletin üst yönetiminde bulunan Cumhurbaşkanlarının, Başbakanların, Milli Eğitim Bakanlarının elbette sorumlukları vardır, ancak Üniversite eğitimi gibi bir toplumun şekillenmesinde politika geliştirici olmanın sorumluluğu çok daha yüksektir diye düşünüyorum. YÖK'ün artık mevcut hali ile ülkemize katkı sağlayamayacağı açık. Bu aşamada yeni atanacak YÖK başkanına çok ciddi görevler düşmektedir. Yeni başkanın artık ülkemizin bir bilim politikası oluşturulması için yeni bir analiz ve yeni bir bakış açısı ile konuyu ele alıp yeni çıkış kapılarının aralanması gerektiğini göstermesi gerekir. Aksi taktirde yeni bir başkanın atanması, yeni dönemde kendine yakın kişilerin rektör ve dekan olmasını sağlayacak girişimlere yol açacaksa yine ülkemiz bundan zarar görecektir. Temennimiz bunun böyle olmamsı yönündendir. Olması durumunda da yine de eğer bazı temel hedefler oluşturabilirse, en azından bunlarda başarılı olabilir diye düşünüyoruz. Onun için birinci öncelik atanacak kişinin kim olacağından çok hangi çevrelerin etkisi ile getirileceği ve temel işlev olarak ondan ne bekleneceği çok belirleyici olacaktır.
Yeni YÖK Başkanında Ne Tür Özellikler Olması İstenir
YÖK başkanı olacak hocamızın ne yönde öncelik göstereceği, bu anlamda özgür bir iradeye sahip olup olamayacağı, güven ve motivasyon kazandırıp kazandırmayacağı çok önemli olacaktır. YÖK gibi üniversitelerin koordinasyonunu oluşturan, ulvi özelliği olan önemli makama, ağırlığı olan özellikli kişinin atanması önemli. Makamın mutlaka akademisyen özellikli kişiler tarafından doldurulması gerekir. Tabii YÖK üyelerinin de donanımlı olması önemli.
Yükseköğretim Üst Yönetimlerine Atanmanın Kriterlerinin Olması Gerekir
Doğal olarak YÖK Başkanı adayı için de seçilme ve atanma kriterlerin belirlenmesi gerekir. Maalesef bugüne kadar bu konuda herhangi bir talep de oluşmamıştır. YÖK'ün kurulduğu olağan üstü koşullarda Cumhurbaşkanının takdirine bırakılan süreç halen devam ediyor. Cumhurbaşkanın takdirine saygı duymakla beraber, yeni YÖK başkanı adayın belirlenmesinde arzumuz, ülkemizi bilimsel yönde geliştirecek, üniversiteleri kucaklayacak, üniversite özerkliğini savunacak bilgi, yetenek ve istekte bir hocamızın olması yönünde olur.
Yükseköğretimin Üst Kurumları İçin Atama Kriterleri Olmadığı İçin Nitelikli Adaylar Çıkmamaktadır
Bugün ülkemiz bilim ve eğitim kurumlarının ciddi yönetim ve yönetici sorunu olduğu dikkate alındığında YÖK başkanlığına nasıl ve ne nitelikte bir yöneticinin atanacağı merak konusudur. Temelde YÖK'ün yönetici belirleme işlemindeki sübjektif süreç nedeniyle maalesef yeterli donanıma sahip olan çok sayıda kişinin üniversite yönetimlerine ve diğer organlara aday olmak istemedikleri bilinmektedir. Yeni başkanın mutlaka üniversite üst yönetimlerine üniversiteyi üniversite yapacak liyakatle nitelikli kişilerin ölçütlere göre gelmesini sağlayacak süreçlerin önünü açacağı beklenilmektedir.
Atamada İlgili Kurumların Görüşünün Alınması Önemli
Ayrıca atanacak YÖK başkanı için Üniversitelerarası Kurul, Üniversite Öğretim Üyeleri, Öğretim Üye ve Görevlileri Dernekleri, Öğrenciler, TÜBİTAK, TÜBA gibi ilgili birimlerin görüşlerinin alınması ayrıca yararlı olacaktır. Sorunu siyaset üstü yaklaşımla ele alarak ülkemizin uzun süreçli çıkarlarını düşünerek konuyu daha yüksek düzeyde değerlendirmek gerekir.Tabii bu kurum ve kuruluşların da YÖK, Yeni bir Yükseköğretim yasası isteyip istemedikleri ve kurumun başına hangi özellikler ve kriterlere sahip adayın seçilmesini istediklerini ve bu konudaki düşündüklerini açıklamaları gerekir.
Kimin Atanacağı Değil, Ne Yapmak İstediği Önemli
Sorun YÖK'ün yanlış kurgulanmasındadır. Günümüzde sürecin çok hızlı değiştiği bir durumda 25 yıl önce o dönemin koşullarında kurulan ve anayasanın 130. Ve 131. Maddeleri ile günümüze kadar korunan YÖK'ün mutlaka çağa uygun hale getirilmesi gerekir.
Bu işleyişle ülkemizin sürekli bilgi satın alma yönünden gelişmiş ülkelere bağımlı hale geldiği görülmektedir. Sürecin bu şekilde devam etmesi yanlışta ısrar etmek anlamına gelecektir.
Ülkemizde yeni bir Yükseköğretim Yasası hazırlanmadan, üniversiteler bilimden yana özerk bir yapıya kavuşmadan gerçek anlamda bir yüksek öğrenim sağlanamaz ve ülkemiz bilimi dünyada saygınlığını koruyamaz. Onun için yeni başkanın kim olacağı sorusundan öteye atanacak kişinin üniversitelerin geleceğine yönelik ne düşündüğü ve ne yapacağı veya yapabilme kapasitesinde olması daha önemlidir.
YÖK başkanın hepsinden önemlisi ülkemize yeni bir Yükseköğretim Yasasının nasıl kazandırılacağı konusunda ne düşündüğü de önemli. Bir kez daha tekrarlarsak: dışa bağımlı pazara ve sanayiye mi, bilim ve düşünce mi ikilemi, en önemli belirleyici unsur olacaktır.
Sonuç olarak, dileğimiz akademisyen özelliği ağır basan, bilimsel gelişmelere önemli bir katkı sunacak bir hocamızın atanmasıdır. Aksi durumda geçmişte olduğu gibi bugün de muhafazakar ve denetleyici işlevlerini sürdürecek bir YÖK yapılanması hiçbir değişim ve dönüşüm sağlayamaz. Esas yaklaşım, bugünkü YÖK'ün tümden dönüştürülmesi, "Fikri Hür, İrfanı Hür" bir ortamda, temel bilimsel çalışmalara öncelik verilmesi olacaktır. Küresel figüranlar değil, yaratıcı bir toplum oluşturulması olacaktır.
Esas sorun da sanırım burada. Biz biz olacak mıyız? Aksi taktirde değişimi yaratan değil, mevcutlara uyarlanan hiyerarşik YÖK'e Başkan atanması yapılmış olur ki bu ülkemize yarar getirmez.
YÖK Başkanlığı, beklentimiz yönünde olsun veya olmasın yetenek gerektiren önemli bir makamdır. Hukuk ve ekonomi bilgisi de ayrıca önemli. Sosyal ilişkiler, öğrenci ve öğretim görevlileri ve devlet düzeyindeki ilişkileri de artık önem teşkil etmektedir. Devlet protokolünde en ön sıralarda yer alan YÖK Başkanlığına mutlaka makamın ağırlığı yanında bilimsel erki ispatlanmış, yabancı dil bilen, kültürel alt yapısı gelişmiş temsil ve yönetme yeteneği gelişmiş bir hocamızın atanması üniversiteler tarafından saygı ile karşılanacaktır.
Köşe Yazıları
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""