Temmuz 2009
PzrPztSaÇaPeCuCts
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031
Aylık Arşiv
Ocak 2009
Şubat 2009
Mart 2009
Nisan 2009
Mayıs 2009
Haziran 2009
Temmuz 2009
Yıllık Arşiv


KÜNYE

 

KIRŞEHİR Yeni HABER

İnternet Gazete

 

Yayın Yönetmeni:

M. Duran Sönmez

 

 E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com

 

www.kirsehiryenihaber.com

Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.

 

Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

 

 

KIRŞEHİR Yeni HABER  İMD üyesidir.


Son Fotoğraflar
Mucur
Mucur Yenice Mah.
Türk Büyükleri Parkı
Ana Sayfa > Medyadan Seçmeler > 'Gönül dağında bir garip’ * Neşet Ertaş
'Gönül dağında bir garip’ * Neşet Ertaş
Eurovision'a türküyle gidilmesini isterdim
 

Her yıl düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması'na, türkü deyince ülkemizdeki sayılı duayenler arasında gösterilen Neşet Ertaş usta, farklı bir yorum getirdi.

 
Ertaş'a göre Türkiye, Eurovision'a türküyle katılmalı. Eser türkü olunca haliyle orkestradaki enstrümanlar da saz, davul, zurna, kaval gibi çalgılardan oluşacak. "Özlü sözlü, toprağımızın kokusunu veren Anadolu'muzdan bir türküyle oraya gidilmesini isterim." diyen Ertaş'a göre ülkemiz, uydurma parçalar, yabancısı olduğumuz müziklerle bu yarışmaya katılıyor. Usta, "O müzikler bize ait değil. Giden müzikler uydurma, onlar Türk müziği değil. Ben isterim ki Türk müziğiyle, türküyle gidilsin. Davulumuz, zurnamız, bağlamamız, kavalımızla. Benim gönlüm böyle arzuluyor. İster 15., ister 20. olsun." diyor.

Son yıllarda televoting denilen sistemle yarışma bitiminde yabancı ülkelerden telefon mesajıyla oylama yapıldığı için Türkiye'nin sonuncu sıralara kaldığı yıllar çok geride kaldı. Gurbetçilerin yoğun olarak yaşadığı Almanya, Fransa, Belçika gibi ülkelerden yıllardır ülkemize tam puan çıkıyor. Türkiye için neredeyse güç gösterisine dönüşen oylama sistemi, Neşet Usta'nın teklifini de Batı tarzı şarkılardan daha çok puan toplamaya aday kılıyor gözüküyor. 55 senedir türkü söyleyen, besteleyen Neşet Ertaş, 28 yıl Almanya'da kaldıktan sonra 2001 yılında döndüğü Türkiye'de, televizyon programlarından sonra yeniden hatırlandı. 70 yaşında olmasına rağmen dinçliğinden hiçbir şey kaybetmeyen usta, halka açık konserleri seviyor. Ustaya göre havasıyla, sözüyle, özüyle türküler her zaman için kalıcı oluyor ve giderek daha çok seviliyor. Pop ve rock türü yabancı müzikler için Ertaş, "Onlar kalıcı olmaz. Benim 45 yıl evvel okuduğum türküler halen çalınıp söyleniyor." diyor. Gençlere de bu anlamda bir çift lafı oluyor ustanın: "Her şeyi dinleyin; ama türkülerimizi de dinleyin. Havasını, sözlerini, neler anlatıyor ona bakın." Neşet Ertaş 2 yıldır İzmir'de yaşıyor. Akrabalarının yüzde sekseni İzmir'de olduğu için kendisi de oraya yerleşmiş. Çocukları Berlin'de yaşıyor. 28 yıl Avrupa'da dolaştıktan sonra geldiği Türkiye için "Cennetime kavuştum." diyor. "Ülkeyi terk edeceğim." diyen Fazıl Say için, "O herkesin kendi düşüncesi, kendi iradesi. Hiç kimseye bir şey diyemem." şeklinde konuşuyor.

Avrupa'da 30 yıl kaldım, müzikleri çok duygusuz

"Batı müziği dinleyen çağdaş olur, alaturka, yerli müzikleri dinleyen olmaz." diyen bir tıp profesörünün sözüne ustanın cevabı ise şöyle oldu: "O profesörün sözü bir yerde doğru. Batı müziği Batılılarındır. Onu dinler, kendini ona verirsen o görüşte olursun. Ama ben duygusal müzikten yanayım. Avrupa'da 30 yıla yakın kaldım, oralarda beni duygulandıran müzik duymadım. Müziğin, Batılılaşmayla, şununla bununla ilgisinin olacağını pek düşünmüyorum. Batı müziğini de dinlesinler, halk müziğini de. Ayırım yapılmasın. Bir tarafı dinleyip o taraflı olmaya katılmıyorum. Dünyanın her tarafından müzikleri dinleyelim; ama kendi toprağımızın o duygulu müziklerini de kaybetmeyelim."

Babam bizi sazıyla geçindirirdi

"Çok yer dolaşmışsınız. Ruhunuzda mı vardı?" sorusuna karşılık babasını ve çocukluğunu anlatıyor usta: "Dolaşmamız mecburiyettendi. Babam ozandı. Bizi sazıyla geçindirirdi. Her zaman düğün olmazdı köylerde. Hasatı kaldıracak da senede 2 ay düğün olacak. Babamın o zaman 2-3 aylık kazancı yetmezdi. Karnımızı doyurmak için 9 ayda 2-3 ay bir köyde kalır, onların odalarında saz çalardı. Onlar da un bulgur bir şeyler verirlerdi. Oradan 2-3 ay bir başka köye. Seneyi denk getirmek için böyle gezmişiz."

Usta'dan başörtüsü yorumu

Üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılması konusunda yaşanılan tartışmaları Neşet Usta şöyle değerlendiriyor: "Allah, hür yaratmış insanları. Hür doğmuş insanlar. Herkes kendinden sorumludur. Kimsenin kimseye karışma haddi ve hakkı yoktur. İnsan nasıl isterse o şekilde hareket etme hakkına sahiptir. Tabii kanunlara saygımız var, o ayrı bir konu."

ZAMAN / İbrahim Balta

                                                    ***

'Gönül dağında bir garip’ * Neşet Ertaş

'Sağ-sol çatışması'nın şiddetli olduğu günler... Neşet Ertaş Saray Sineması'nda konser veriyor. Gençler dönemin gözde "slogan"larıyla örülü şarkılarından isteklerde bulunurlar. Neşet Ertaş biraz sustuktan sonra her zamanki mütevazılığı ile şöyle der: "Ağam, biz böyle parçalar bilmeyiz. Biz gönülle çalar, gönülle söyleriz."

Neşet Ertaş, -eski adıyla- Abdallar köyünün, bugün hâlâ kemaliyle bilinemeyen 'şaman'ı Muharrem Ertaş'tan öğrenir bu (müzikal) edebi. Babası, irfani geleneğin müzikal halkasının son büyük temsilcisidir. Heidegger'in Freiburg'da, bir konsorsiyum sonrası Japon bilgelerle söyleşirken tartıştığı 'gei-do'nun, yani sanatı, insanın kökene ulaşmak üzere girdiği bir yol olarak görüşünün belirtisi. Ertaş, selefi büyük Divan, Halk, Tekke-Tasavvuf şairleri gibi 'gönül dağı'ndan konuşan bir 'Garip'tir. Mahlas olarak seçtiği bu kelime de gösterir ki, 'dünyada garip bir yolcu gibi olmanın' sırrına ermiştir.

Televizyon programında sunucunun sorduğu soruyu, 'sizden sır çıkmaz...' diye başlayarak cevaplayan bu gerçek sanatçı, zanaat ile sanat'ın özdeş ve hakikate ulaşan en büyük yalan olduğunu bilen, böylece, 'dost eline giden seller'e, 'gözyaşını katan' bir derviştir. Ondan, yıllar önce, 'kalpten kalbe bir yol' olduğunu öğrenen herkes gibi ben de, yıllarca sinemde taşıdığım gizli yaranın bir tabibi olduğunu sanmıştım. Oysa, bütün yaraları ve şifa umutlarını boşa çıkaran bir kader sırrının, Sezai Karakoç'un deyişiyle, 'kaderin üstündeki kader'in biraz olsun farkına vardıkça, Neşet Ertaş'ın türkülerini daha çok sever oldum.

Bizim geleneğimizde, Saadet çağından itibaren, şiirle, yani 'mülklerin en tehlikelisi' ve 'uğraşların en masumu' olan bir dille konuşmak, bir gösteriş ve oyun değil, bir düşünce derinliğinden, bir algı ve kavrayış zenginliğindendir. Yavuz Selim ile Şah İsmail'in hikayesi bunun çarpıcı bir örneğidir. Bu, 'söz ola kese savaşı' diyen bir gelenektir. Neşet Ertaş'la babasının konuşması da geleneğin ilginç bir örneği olarak belirir. Leyla'ya gönül verir fakat bazı nedenlerden dolayı babası şiddetle karşı çıkar, 'evladım' redifli bir türkü söyler:

"Temiz ruhlu, saf kalplisin şöhretsin/Hakkın vardır evlenmeye evladım/Mevlam sana yapanları kahretsin/Aslı bozuk alma dedim evladım / Dokunsalar nazif tene kir gelir/Bizden önce ceddimize ar gelir/Köle olmak şanımıza zor gelir / Aslı bozuk alma dedim evladım"

Neşet Ertaş, kendisini yaralayan 'aslı bozuk'a, 'ana'yla cevap verir:

'Ulu arıyorsan analar ulu /Sevmişiz biz onu olmuşuz kulu/Analar insandır biz insanoğlu / Aslı bozuk deme gel şu insana / Aşkı kimden aldın sevgiyi kimden/Aslı bozuk deme gel şu insana /Soracak olursan eğer ki benden/Aslı bozuk deme gel şu insana / Yazımızı felek yazdı Mevlâdan değil/Senin dediklerin evladan değil/Her hata suç bende Leylâ'dan değil /Aslı bozuk deme gel şu insana" Muharrem Ertaş, oğlunun bu 'ulu ana' göndermesine boyun eğer ve, "Küsmedim Neşedim kahrettim sana/Baban değil miydim sormadın bana/Olan olmuş yavrum ne deyim sana/Sen aklını yitirmişin evladım"

Bu şiirsel konuşma, Neşet'in Leyla ile evlenip ayrılmasından sonra da sürer. Bu kez, Neşet, Leyla'ya, hatanın kendisinde olduğunu söyler:

"Bilemedim kıymetini kadrini/Hata benim günah benim suç benim/Eliminen içtim derdin zehrini/Hata benim günah benim suç benim/Bir günden bir güne sormadım seni/Körümüş gözlerim görmedim seni/Boşa mecnun eylemişim ben beni/Hata benim günah benim suç benim"

Neşet Ertaş'la babası ve Leyla arasındaki bu hikayenin sonuçta evrildiği yer ise şudur:

'Cahildim dünyanın rengine kandım/Hayale aldandım boşuna yandım/Seni ilelebet benimsin sandım/Ölürüm sevdiğim zehirim sensin/Evvelim sen oldun ahirim sensin/ Sözüm yok şu benden kırıldığına/Gidip başka dala sarıldığıma/Gönlüm inanmıyor ayrıldığına/ Gözyaşım sen oldun kahirim sensin/Evvelim sen oldun ahirim sensin/Garibim can yıkıp gönül kırmadım/Senden ayrı ben bir mekan kurmadım/Daha bir gönüle ikrar vermedim/Batınım sen oldun zahirim sensin/Evvelim sen oldun ahirim sensin'

Böylesi bir zengin dilden, bugün alabildiğine ötekileştirici, sağlıklı konuşmanın önünü tıkayan kör ve kadük bir 'iletişim dili'ne nasıl saplandığımız bir yana, bu 'melal'i anlamaktan da uzaklaştık. Gönül dağından, zekanın ve onun kullanıldığı kurnazlığın ağına düştük. Adnan Yılmaz'ın 'Abdal Anıları'ndan öğreniyoruz: "Muharrem Usta'nın gençlik dönemidir. Oğlu Neşet de yetişmiş gelmiş, ün salmaya başlamıştır sanatıyla... Civarda zenginliği ile ünlenmiş bir ağanın düğünü olacaktır. Ağa bekler ki "Teber Uşağı düğün yapacağımı duymuştur. Çıkarlar gelirler yanıma..."

Ağanın hanımı anlatılanlara göre Muharrem Usta'nın sanatına hayrandır. Bunu, beyine söyleyip "Muharrem'e haber sal gelsin" dediyse de ağa "Benim haber salmama ne hacet!" deyip geçer. Ağanın beklediği olmaz. Muharrem Usta ağaya varıp da "Düğünün varmış ağam, biz gelelim" demez. Ağa buna sinirlenir. Tez elden haber gönderir adamlarına: "Düğünüme Hacıbektaş'tan sanatçı getirin!" Bu arada ağanın hanımı Muharrem Usta'ya düğün davetiyesini ulaştırır. Hacıbektaş'tan gelen sanatçılar düğünü çalmaya başlar. Başlar başlamasına da ağanın hanımının aklı Muharrem Usta'dadır. Düğünün daha birinci günü Muharrem Usta "Okuntu"ya uyarak düğüne gelir. Gelince ne görsün? Hacıbektaşlı sanatçılar Muharrem Usta'nın sanatının ünü karşısında ona saygısızlık ederek dışa vurmaktadırlar. Üstelik biri de "İstek parçan var mı?" diyecek kadar ileri gider. Oysa oradaki davetliler, Hacıbektaşlı sanatçıların sazı Muharrem Usta'ya bahşeylemelerini beklemektedir. "İstek parçan var mı?" sözüne bütün enginliği ile ayağa kalkarak cevap veren Muharrem Usta, taşı gediğine koymakta gecikmez: "Benden, yani Muharrem Ertaş'tan, oğlu Neşet Ertaş'tan, kaynı Çekiç Ali'den, yeğenim Hacı Taşan'dan söylemeyin de ne söylerseniz söyleyin!" Hacıbektaşlı sanatçılar şaşırmıştır. Sohbeti dinleyen ağa, Muharrem Usta'ya kızarak "Geriye bunların söyleyeceği ne kaldı Muharrem?" der. Tartışmalarını izleyen ağanın hanımı sözünü esirger mi? "Bey bey, işte onu bir bilseydin!" Ağanın hanımının sözleri karşısında Muharrem Usta durur mu: "Ağam ağam, paramın hatırı olur demesen de bize gönül bahşeyleseydin biz de senden emeğimizi esirgemezdik!"

(*) Haşim Akman'dan ödünç alınmıştır. 
                                                                

ZAMAN / Sadık Yalsızuçanlar
Gelen Yorumlar
Toplam 2 yorum, 1-2 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda. Okuyucu yorumları onaydan sonra yayınlanır. Küfür, tehdit, hakaret, aşağılama içerikli mesajlar silinir ya da değiştirilebilir; sorumluluğu yorumu yapana aittir.
KIRŞEHİRLİ ABDALLAR!
Kırşehirlinin Düğünlerinde öz kültürlerinden ve mütevaziliklerinden hiçbir şey kaybetmeden günümüze kadar gelen ABDALLAR'ı takdir etmemek ve onlara gereken değeri vermemek haksızlık olur. Türkülerin yazılmasındaki önemli olayları önemli sevdaları günümüze taşıyan ABDALLAR Muharrem Ustanın dediği gibi " Benden , oğlum Neşet'ten, kaynım Çekiç Aliden ve yiğenim Hacı Taşandan" gayrısını çal deyince çaresiz kalan Hacı Bektaşlı sanatçılar gibi çaresiz kalmadan ve ABDALLARA gereken önemi , Saygıyı,Sevgiyi ve en önemlisi hakettikleri Değeri eksik etmeyelim.

Neşet Ertaş yaşayan bir Kültür ve Türkülerin geçmişten günümüze taşıyan bir elçidir.Semiha Yankı ile sıfır çektiğimiz günden günümüze başarıların çok az olduğu Eruoviziona Neşet Ağam gitse Ülkemizin adını Dünya gündemine taşır ve açık ara birincilik kazandırır.

Unutmadan Neşet ağama bir fırsat verilse;Ne Tarkan gibi kapris yapar nede Mor Ötesi gibi örfümüzden kültürümüzden ve özümüzden uzak bir eser ile katılmak ister.
Mehmet ALTIPARMAK | 25 Şubat 2008 Saat 00:55
OZAN NEŞET ERTAŞ FİLOZOF ONUN DİZELERİNDE ÇOK ŞEY SAKLI
Ozan Neşet Ertaş'ın yapıtları oldukça anlamlı ve manidardır.Karacaoğlan,Pirsultan Abdal,Korkut Ata örneklemelerini içinde taşır.Aşağıda vediğimiz iki yapıtı;İnsanlar kendini bilebilseydi ile Sevgidir sevgi. yapıtlarıda incelendiğinde her satırın her dizesinin ağırlığı görülür.Ozan Hemşehrimiz hakkında birden fazla kitap yazıldı.Muhtelif makaleler var.Ayrıca Aşık Mahsuninin Neşet'e seslenen bir şiiri var onuda hatırlatalım istedim.Allah Ozan hemşehrimize daha çok eser bırakması için uzun ömür ihsan etsin. İNSANLAR KENDİNİ BİLEBİLSEYDİ İnsanlar kendini bilebilseydi Dünyada haksızlık kavga olmazdı İnsan doğan yine insan ölseydi Belki de dünyada hayvan kalmazdı Hayvanlar yabanda sürüsüyünen Geçinemez biri birisiyinen İnsan cennetinin hurisiyinen Sevişseydi Hak yabana salmazdı Tüm canların hak olduğun bilmese Hakkın aşkı yüreğine dolmasa O güzel cemale aşık olmasa Kul Garibim bu sazını çalmazdı N. ERTAŞ Sevgidir Sevgi Dışın güzelliği için kalayı Yüreği pak eden sevgidir sevgi Kula kazandıran cennet alayı Hakkı ile hak eden sevgidir sevgi Sevgi dolsun her nefeste içelim Sevgiler ekelim sevgi biçelim Sevgi dünyasına yalan giremez Gönülden sevmeyen hakka eremez Bakar ama perdelidir göremez Perdeyi kaldıran sevgidir sevgi Sevgi doldur badeleri içelim Sevgiler ekelim sevgi biçelim Garibim aklımı alan bir gözdür Yanar yüreğimde aşkı bir közdür Hayvan dünyasının nimeti azdır İnsana çok eden sevgidir sevgi Sevgi doldur badeleri içelim Sevgiler ekelim sevgi biçelim >> Neşet Ertaş >> Mahsuni Şerif'den BÜLBÜL HAYLİ OLDU BAĞDAN GİDELİ UZAK BAĞDA ÖTEN NEŞET HOŞGELDİN AŞIKLARIN HEPSİ HAKTAN BADELİ GÖZÜMÜZDE TÜTEN NEŞET HOŞGELDİN SEN BİZİM OVAYA TÜRKÜLER EKTİN EKTİĞİN TÜRKÜDEN ÇEKTİN HA ÇEKTİN GÖNÜL DOLUSUNU GURBETE DÖKTÜN BİR GELİP BİR GİDEN NEŞET HOŞGELDİN İNCE İNCE GURBET YAKAR İNSANI SILADAN AYRILMAM DERDİN HA GARDAŞ HANI GÜZEL TOPRAĞIMIN EY BÜLBÜL CANI GAMLI GAMLI YATAN NEŞET HOŞGELDİN SERİN OLUR ILGAZ DAĞININ BAŞI SENİNLE ÇOK YEDİK EKMEĞİ AŞI MAHSUNİ ŞERİFİN GARA GARDAŞI BİR DOĞUP BİR BATAN NEŞET HOŞGELDİN
Yaşar AVCI | 27 Şubat 2008 Saat 12:22
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

KırşehirYeniHaber
KIRŞEHİR Yeni HABER sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır. Hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

2006 © 2008