Temmuz 2009
PzrPztSaÇaPeCuCts
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031
Aylık Arşiv
Ocak 2009
Şubat 2009
Mart 2009
Nisan 2009
Mayıs 2009
Haziran 2009
Temmuz 2009
Yıllık Arşiv


KÜNYE

 

KIRŞEHİR Yeni HABER

İnternet Gazete

 

Yayın Yönetmeni:

M. Duran Sönmez

 

 E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com

 

www.kirsehiryenihaber.com

Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.

 

Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

 

 

KIRŞEHİR Yeni HABER  İMD üyesidir.


Son Fotoğraflar
Mucur
Mucur Yenice Mah.
Türk Büyükleri Parkı
Hırsız

«Sen yangınlar için değil, aydınlıklar için kıvılcım ol!»

Süleyman yoksul düşmüştü… Oğluna : « Oğlum Dipsiz,  zengin birisinin evine gir… Seni idare edecek bir şeyler yürüt… Hiç olmazsa bir iki ay, it gibi aç yatıp kalkma… Bak adamlar sepet sepet eşya taşıyorlar evlerine… Herkeste para var! Bir sende yok! Uyuz gibi yaşama artık! Sonra... hiç olmazsa bana da faydan dokunur... Senin sayende benim mideme de etliler, sütlüler ve tatlılar girer...»

Bu sözlerinden sonra yine aç yattı yatağına... Karanlığı içine çeke çeke uyumaya çalıştı... Kazınan midesi, guruldayan bağırsakları onu uyutmuyordu.

 

Ertesi gün babasının sözlerinden etkilenen Dipsiz,  plan yapmak üzere  çevreyi dikizlerken evlerine çantalar içerisinde yiyecekler taşıyan bir adamla, kucağında küçük çocuğu bulunan bir kadın dikkatini çekti. Kendi kendine :

«Oğlum dipsiz! Şimdi şu insanları bütün halleriyle iyice incele! Babanın sözlerinden etkilenerek,  söz gelişi hırsızlık yapmak için bu eve girersen… Olur ya tam içerde olduğun sırada şu genç kadın gece yarısı uyku sersemliğiyle helaya gitmek için ayağa kalksa ve karanlıkta  izbandut gibi iri yarı seni görse... Olur ya korkudan dili dişi kilitlenip ölse... Ya da bağırmasın diye münasip bir biçimde sen onu boğazlasan...  Rahatlayacak mısın? Şu küçük yaştaki çocuk annesiz kalsa,  sonra da senin gibi dipsiz  bir insan olsa kazançlı mı çıkacaksın? Bu vicdansızlığı içim kaldırmıyor! Tırnağın varsa başını kaşı...»

 

Semt pazarının sona ermesinden sonra sandıkların içinde unutulmuş ya da yerlere dökülmüş sebze ve meyvaları bir sandığa doldurarak evlerine götürdü. Güzelce temizledikten sonra onlarla bir tencere yemek hazırladı. Babasıyla akşam üstü afiyetle yediler.

 

Babası Süleyman uyuduktan sonra o;  gece yarısı kimin evini soysam, hangi eve girsem diye hayaller kurarken uzun süre uyuyamadı. Sonra, buz gibi yorganın altında,  kıvrıla kıvrıla uykuya daldı…

Rüyasında bir siyasi parti lideri bir meydanda halka nutuk atıyordu… Oraya yaklaştı… Orada bulunan adamlardan birine :

«Bu adam kim? Niçin böyle avazı çıktığı kadar bağırıp çağırıyor?... Maksadı ne bu gamsız adamın ? » dedi. Adamcağız usulca :

«Aydınlık Kovalama Partisi’nin Genel Başkanı… Niçin bağırıp  çağırdıklarıyla da hiç kimse ilgilenmiyor… Yukarı tükürürsen bıyık, aşağıya tükürürsen sakal var… Tek tüküreceğin yer kalıyor… yani karşındakilerinin  utanmayan yüzlerinin tam ortasına tüküreceksin!»  Dipsiz,  yüksek sesle : « Adamın içi gibi yüzü de karanlık… Desene aydınlığı kovalaya kovalaya kendileri gibi bizi de karanlıkta bırakacaklar!»

Dipsiz bir başka adama yaklaştı : « Bu adamın konuştukları doğru mu?»

Yaşlı adam : « Ülkemizde sen hiç doğrulardan bahseden siyasetçi gördün mü? Koltuk için,  çıkar için bunların yemedikleri nane kalmadı… Hele hele bunlar, hem bize dost olmayan dış güçleri kendilerine rehber ediniyorlar, hem de yakınlarını zengin etmek için ülke topraklarını halka temiz su veren dağ ve ormanlarımızı ona buna talan ettiriyorlar… Dindarlık kisvesi altında dinsizlerle, insanlık düşmanlarıyla, katillerle ortaklık yaparak güya ülkemizi yönetiyorlar! »

Dipsiz  ona : « O halde bu kötü siyasetçilerin her yaptıklarını onaylarcasına sen niye bu meydandasın! Senden ve benden haberleri olmayanları  İğrenç halleriyle bizleri aşağılayanları yalnız ve desteksiz bıraksana! »

Dipsiz’in bu sözü yaşlı adamı oldukça etkilemişti. Önündeki bir kişinin omuzuna dokunarak : « Oğlum Kemal çocuklarıma ve torunlarıma haber ver de  vakit kaybetmeden buradan uzaklaşalım…»

Eğilerek Dipsiz’e  : “ Ben 110 yaşındayım…çocuklarım ve torunlarımla burada tam dört yüz on  kişiyiz… Şimdi  burayı üç dakika içinde terkedeceğiz… Aydınlık Kovalama Partisi’nin genel başkanı biz gittikten sonra cinlerle konuşacak!…» 

Kemal’in ıslık sesiyle birlikte yaşlı adam önde,  diğerleri arkasında meydanı terkederlerken Aydınlık Kovalama Partisi’nin yöneticileri ne olup bittiğini anlamadan bir yalnızlık içerisinde, boşlukta üç beş kişiyle kalarak, şaşkınlığa düşmüşlerdi.

 

Dipsiz uyandığı zaman uzun süre gördüğü rüyayı yorumlamaya çalıştı ... Rüyasından etkilenerek bir kişiyle bile olsa sonuçları farklı olaylara sebep olabileceğini öğrenmişti.  Kendi kendine : «Oğlum dipsiz, yaşadığın toplum içinde öyle bir kişiyi bul ki,  hem sana hem de çevrene faydalı olsun! Bu kötüleri yalnız bırakma veya güçsüzlere destek olma adına da olabilir. Bizim halimizi nasıl hiç kimse bilmiyorsa, bizim gibi olan  binlerce kişi de bilinmiyor! Haketmeyen birilerine zarar vererek kendimize faydalı olma yerine, kendimizi güçlendirerek başkalarına gerekli etkiyi göstermeliyiz.»

 

Süleyman bir akşam üzeri, her zamanki sözlerini tekrarlayarak oğluna : « Oğlum Dipsiz,  zengin birisinin evine gir… Seni idare edecek bir şeyler yürüt… Hiç olmazsa bir iki ay it gibi aç yatıp kalkma… Bak adamlar sepet sepet eşya taşıyorlar evlerine… Herkeste para var! Bir sende yok! Uyuz gibi yaşama artık! Sonra... hiç olmazsa bana da faydan dokunur... Senin sayende benim mideme de etliler, sütlüler ve tatlılar girer...»

 

Dipsiz bu kez öfkeli bir şekilde babasına : « Bir baba olarak benden istediklerini hiç gözden geçirdin mi? Bir eve hırsızlık için girsem, olur ya, ev sahibi beni alnımın ortasından çatır çatır vursa ve bu sebeple eve getirilen benim cesetimle,  senim midene  etliler, sütlüler ve tatlılar mı girecek? Ya da hırsızlık yaparken ben birilerinin ölümüne sebep olsam, sen bir yerlerine kına mı yakacaksın? Yoksa hükümet meydanında kalça kıvırarak dans edip oynayacak mısın? Senin ve benim değerimiz yoksa, başkalarını da mı değersiz zannediyorsun?

Süleyman :

« Aman tövbe, de oğlum... Allah benim canımı alsın da senin acını bana göstermesin! Ya da birinin ölümüne sebep olup katil olma! Bak bu anlattıkların benim hiç aklımdan geçmemişti…

Dipsiz :

« Şimdiye kadar senin aklından ne geçti ki... Beni okutup adam etmek aklından hiç geçmedi! Beni annesiz bırakmamak için annemi dövmemek ve dertli etmemek aklından hiç geçmedi.  Yıllardır,  akşamlara kadar kahvehanelerin pis havalarını solumamak ve bir kazma alıp kötülere, uğursuzlara mezar kazmak veya orada burada rençberlik yaparak helalinden para kazanmak aklından hiç geçmedi. İyiyi, güzeli düşünmek, insanlara mutluluk vermek, kötüyle iyiyi ayırt etmek aklından hiç geçmedi!

Süleyman : « Çok ağır konuşuyorsun oğlum… Beni utandırıyorsun? »

Dipsiz : « Bak adamlar evlerine sepet sepet eşya taşıyorlar … diyorsun! Sen mi kazandın evlerine götürdükleri sepet sepet eşyaların paralarını!  Hazıra konmak, emeksiz ve haksız para kazanmak sana hiç yakışıyor mu? Utanıyorum senden… Bir de Müslüman ismi taşıyorsun? Yani Süleyman adıyla haksızlıklara, kötülülüklere sebep olmaya çalışıyorsun. Sen örnek ol… Ben de senin yaptıklarını yapayım. Yarın cansız cesedin musalla taşına konulduğunda  « Oğlum Dipsiz,  zengin birisinin evine gir… Seni idare edecek bir şeyler yürüt… Hiç olmazsa, bir iki ay it gibi aç yatıp kalkma… Bak adamlar sepet sepet eşya taşıyorlar evlerine… Herkeste para var! Bir sende yok! Uyuz gibi yaşama artık! Sonra... hiç olmazsa bana da faydan dokunur... Senin sayende benim mideme de etliler, sütlüler ve tatlılar girer...» dediğini mi hatırlatayım insanlara! Yoksa… Yoksa  babam yaşarken bir sineğin kanadını dahi incitmedi mi diyeyim?

Ölmeden önce annemle helalleşebildin mi? Benimle hangi yüzünle helalleşeceksin?... Eğer beni yanında evlât olarak görmek istiyorsan yarın sabahtan itibaren kendine kahvehaneyi yasaklayacaksın... Yine yarından itibaren birlikte amele pazarına gidip ellerimize birer kazma ve kürek alıp rençberlik yapacağız... Kimseye zarar vermeden yaşamanın yollarını araştıracağız! »

Süleyman gözyaşlarını tutamadı ve oğluna sarılarak   : « Şimdiye kadar bana böyle ders veren olmadı oğlum... Sağol evladım! Sana şu an söz veriyorum. Yarın sabahtan itibaren kahvehaneyi kendime yasaklıyorum! Ve...  yine yarın sabahtan itibaren de seninle elime kazma ve kürek alarak iş aramaya gideceğim... Her ikimiz de şu andan itibaren yangınlara değil aydınlıklara kıvılcım olacağız!»

Ağlayan sadece Süleyman değildi… Dipsiz de gözyaşlarıyla babasına teşekkür ediyordu.

 

Selam ve sevgilerimle.

 
Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE
 
Gelen Yorumlar
Toplam 1 yorum, 1-1 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda. Okuyucu yorumları onaydan sonra yayınlanır. Küfür, tehdit, hakaret, aşağılama içerikli mesajlar silinir ya da değiştirilebilir; sorumluluğu yorumu yapana aittir.
SAYGI , SEVGİ ve MANEVİYATN ÇÖKÜŞÜ.......
Yukarıda anlatılan konu , bana Saygının, Sevginin ve Maneviyatın Ülkemizde ve bu Ülkede nefes alan toplumumuzun her zerresinde çöküşünün sonucunda gelişen olayları hatırlattı.

Toplum olarak atalarımızın bizlere kanarıyla ve canlarıyla aldıkları bu güzelim Vatan topraklarında uygar ve medeni bir şekilde yaşamamız gerekirken dış güçlerin ve çevremizde dost olmayan ülkelerin kirli oyunları ile bu üç unsur yok edilmiş ve genel olarak duyarsız bir toplum haline gelmişiz. "Bananecilik" beyinlerimize nakşetmiş. Apartman hayatı ile yan komşumuzun ihtiyaçları bizi hiç ilgilendirmemiş.Peygamber efendimizin "Komşusu aç iken kendileri tok olan bizden değildir" sözü artık toplum için bir anlam taşımamaktadır.

Geçmişimize saygı göstermek gibi bir özelliğimiz kalmamış. Genel olarak toplumda "onur , gurur ve şahsiyet duyguları " kalmamıştır. Kişisel çıkarlarımız toplum çıkarlarının önüne geçmiş. Hırsızlık Ahlaksızlık artık toplumda meziyet olmuş.Geçmişten günümüze gelen sürede topluma Saygının Sevginin ve Maneviyatın incelikleri ve gerekliliği nakşedilmemiştir.

Bizleri idare edenler kendi çıkarları için uzun yıllar toplumu yozlaştırmış ve toplumu çaresiz ve saygıdan sevgiden ve maneviyattan oksun hale getirmişlerdir. Milletin gazını alarak onların geleceğini değil yaşadığı günü kurtarmak için çalışmışlar Ancaak kendilerinin ve çok yakın çevrelerinin geleceklerini de kurtarmışlardır.

Milleti de dilenci yapmışlar Milleti el açar hale getirmişlerdir. Geçmişten günümüze Devletin her kademesinde Milleti yönetmeye talip olanların temel felsefesi bu olmuştur. "Dönmeyi düşünmeden bu Vatan uğruna canlarını veren" ve bunun karşılığında üzerinde yaşadığımız Vatan topraklarını bizlere armağan eden atalarımızın kemiklerinin sızladığını hissediyorum. "Bir Türkün Cihana Bedel" olduğu devirden bugünlere gelen şu acılı durumumuz her duyarlı Vatan evladı gibi benimde burun kemiklerimi sızlatmaktadır.Vatanını ve Milletini gerçek anlamda karşılıksız sevenlerin söz sahibi olacağı günleri görmek en büyük hayalimiz ancak günümüz siyasileri bu hayallerimizin gerçekleşmemesi için ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar ve görüldüğü üzerede başarılıda olmuşlardır.

Gelecek nesillerin rahat etmesi için Saygı, Sevgi ve Manevi değerlerimize sahip çıkalm ve sahip çıkacak nesiller yetiştirelim. Buda üç çocuk doğurmakla değil doğmuş çocuklara bu üç değeri beyinlerine nakşederek olacaktır.

Yetişen nesil çamayı çırpmayı değil çalışmayı ve kazanmayı temel distür edinmeyi öğrenmelidir.

Bugüne kadar zihniyet olarak Ülkeyi idare eden Sağcısıda, Solcusuda ve kendilerini Radikal olarak adlandıranlarda Dinciside aynı yolu izlemiş ve kendileri geleceklerini kurtamışlar ancak gelecek nesillerin hayatını ipotek altına alarak geleceklerini karartmışlardır.
Ne diyelim Neşet Ağamın dediği gibi "Kendim ettim kendim buldum" "Gül Gibi Sararıp Solduk" "Eyvah Eyvah"

Mehmet ALTIPARMAK | 13 Mart 2008 Saat 06:41
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

KırşehirYeniHaber
KIRŞEHİR Yeni HABER sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır. Hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

2006 © 2008