| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
KÜNYE
KIRŞEHİR Yeni HABER
İnternet Gazete
Yayın Yönetmeni:
M. Duran Sönmez
E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com
Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

KIRŞEHİR Yeni HABER İMD üyesidir.
|
Başbakan R.T.Erdoğan, Danıştay’ın kamusal alanda türbanı yasaklayan kararına karşı tepki göstermiş, “bir de ulemaya danışalım ulema ne diyor” diyerek, laik devletin bir başbakanı olarak, hukuk kararına tepki göstermişti. Adeta bunu bir hedef gösterme olarak gören Taliban kafalı bir avukat Alpaslan Aslan, Danıştaya baskın yaparak hâkim Mustafa Yücel Özbilgin’i öldürmüş, bazı hâkimleri de yaralamıştı.
Anayasal düzeni savunan ve uygulayan eski YÖK başkanı Prof. Dr. E.Teziç, başbakan ve bazı yetkililer tarafından defalarca eleştirildiği, adeta hedef gösterildiği için, elinde silahı ile Cemal Önal isminde biri, Prof. Dr. Erdoğan Teziç’e suikaste giderken yakalanmıştı. (Halen hapiste). Ne garip ki, Avrupa’dan nişanlar almış Türkiye’nin en seçkin hukukçularından Prof. Dr. Teziç, defalarca başbakanlığa lojman verilmesi için başvurmuş, “yok” diye verilmemiş; öldürmek için tehdit ve teşebbüs edilmiş; makam arabası eski ve sık sık arıza yaptığı halde araba verilmemiş. Bu nasıl yöneticilik anlayışı ki, yeni YÖK başkanına, tehdit mehdit olmadığı halde, son model zırhlı otomobil ve hemen lojman tahsis ediliyor. Maalesef yeni YÖK başkanının söylemleri ve uygulamaları ile daha ilk gün, devletin değil de iktidarın adeta emir kulu gibi olduğunu gösterdi. Yönetici yasalara göre karar vermelidir. Bu nasıl anlayış, Kamu vicdanı bunu nasıl görüyor? Bir laik hukuk devletinde dinsel kurallar öne çıktı mı, orada dinsel önyargılar öne çıkar. Laik devlete karşı düşmanlıklar doğar. Zaten kendisi, geçmişinde laiklik aleyhinde söylenen sözleri ile basında uzun uzun yer almıştı..
Tıpkı bunun gibi, Danıştay, zorunlu din dersinin laik anayasaya uymadığı gerekçe ile yürütmeyi durdurmuştu. İşte buna bir tepki olarak Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, “zorunlu din dersi uygulamasının devem etmesi gerektiğini”, “ulemaya sorulması gerektiğini”, Danışta ya bir tepki olarak, kamuoyuna açıklamalarda bulunmuştu.
Osmanlı’da tabi öyleymiş, her şey ulemaya sorulurmuş. Fatih Sultan Mehmet’ten sonra gelen padişahlar bilim ve felsefeye uzak kalmış, ulemanın sözünden hiç çıkmamışlar. 1400 lü yıllarda, azınlıklar, İstanbul’da el yazması de olsa, kendi yayınevlerini kurarken, 1445 yılında kurulan Matbaanın Osmanlı’ya gelmesine 1726 yılına kadar neredeyse 300 yıl izin verilmemiş. Ülkede kitap basılmadığı gibi, dışarıdan kitap getirilmesi de padişahın özel iznine bağlıymış. O kadar ki… 1716 da şehit düşen Sadrazam Ali Paşa’nın muhteşem kitaplığının müsadere için çıkan ferman üzerine bunlar arsında bulunan felsefe ve astronomi kitaplarının kütüphanelere vakfının caiz olmadığına dair şeyhülislam fetvası bulunuyordu. Astronomi de tehlikeli ilim sayılıyormuş… Tophane sırtlarında kurulan ilk rasathanenin şehulislam fetvası ile donanma tarafından topa tutulup yıktırılmıştır.
Osmanlı’da bilime karşı bu hoyratlığa Kâtip Çelebi, Mizan-Ül Hak adlı eserinde karşı çıkmış, Abbasiler döneminde bilimin en üst düzeye çıktığını belirtir. Osmanlı’da “felsefe ve pozitif bilimlerin” medreselerden kaldırılmasını acı bir dille eleştirmiş. Osmanlı’nın geri kalmasına sebep, bilime karşı ilgisizliğidir.
Matbaa Alman Jean Gutenberg tarafından 1450 de bulunduktan sonra, Osmanlı’da 1726–1727 yıllarına kadar, cahil ulemanın tepkisi ile yasak olmasına karşın, Avrupa’da matbaa, şehir ve kasabalara kadar ustalar dolaşıp matbaa makineleri monte edilirken, Osmanlı’da, “Gâvur icadı Guran basılmaz” tepkisi ile yasaklanıyordu. İşte bu 300 yıllık arada, Batı’da alabildiğine bilim, sanat, buluşlarda, keşiflerde çok hızlı bir ilerleme olduğunu, Osmanlı da ise çok hızlı bir gerileme başladığını açıkça görmekteyiz.
Osmanlı’da bilim ve bilim adamına karşı cahil ulema tarafından yapılan tepki varken, Ortaçağda Batı’da da, bilim adamlarına karşı kilisenin ondan aşağı olmayan tepkilerin olduğunu biliyoruz. Bruno’nun, güneş sistemini dünyanın yuvarlak ve güneş etrafında döndüğünü söylediği için, Roma’da canlı canlı yakıldığı bilim tarihinin acı sayfalarında yazılıdır.
Laik hukuk devletinde yargıçlar, karar verirken, yasa çıkarılırken nasıl olur da, ulemaya danışır. Çağdaş Avrupa’da böylemidir. Modern hukukla, dinsel hükümler asla bağdaşmaz, çelişir. Batıdaki yöneticiler, bir yasa tartışılırken, “bir de ulemaya, Papa’ya danışalım, onlar ne diyor” dediler mi, o yöneticiyi tefe koyarlar ve görevinden istifa ettirirler. Çünkü Batı laikliğe gölge düşürmez. Ülkemizin her alanı dinsel kurallara göre planlanır hale gelmiş.
Çağdaş dünyada, bütün aile planlamacılar, “bakabileceğiniz kadar çocuk yapmayı” öğütlerken, Dünya Kadınlar gününde Başbakanın kadınlara “üç beş çocuk yapın, kökümüzü kazımak istiyorlar” demesi ne kadar çağ dışı bir düşünce. , 1950 den sonraki iktidarların, “komünist geliyor, komünist gelir ha” diye halkı kandırdıkları gibi. Dört dörtlük bütçemiz denk mi, aileler rahatlıkla çocuklarını besleyebiliyorlar mı; bütün çocuklara çağdaş okul açabildin mi? Milyonlarca mezun gence iş sahası açabildin mi? Doğurduğu çocuğa bakamayacak olan anneler, bebekleri cami önlerine, mezarlıklara atma olayları her geçen yıl artıyor. İran’da, Mısır’da bile aile planlaması yapılırken, Çağın gerisinde kalmış düşüncelerle, tıpkı Osmanlı’daki gibi Türkiye zaman kaybetmekte. Sanki Laik TC in başında Kadızadeler iktidarda gibi.
Osmanlı Tarihinde, her türlü yeniliğe karşı çıkan, Osmanlı’yı, hızla ilerleyen Avrupa karşısında gerileten ve devlet düzenine dedikodu, zorbalıkla hâkim olan Kadızadeler denilen bir çete kabilesi vardı. Osmanlı 17. yüzyılda softalarca kuşatılmıştı. Dergâhlara saldırılıyor, “Peygamber zamanında minare yoktu” diye Mimar Sinan’ın yaptığı minareler bile yıkılmak isteniyor, makamla okunan ezana karşı çıkılıyordu. “Peygamber zamanında kaşık yoktu” diye kaşık satışlarını bile yasaklatmak istemişlerdi. İşte bu Kadızadeler, yüz yıl kadar terör estirerek, padişahları, devlet yönetimini cehaletle yönlendiriyorlardı.
İşte bir devlette yukarıdaki gibi dincilik yarışı başlarsa, ülke Talibanlaşır, Hizbullahlaşır, Kadızadelerin hükmü geçerli olur. O zamanda, her alanda çağdaş dünyadan dışlanırız. AB yolumuz yukarıdaki nedenlerle engellerle dolu hale gelmiştir. Zaten AB ye girmek istiyormuş gibi görünüyoruz; uygulamalarımız laiklik dışı, AB kraterlerine ters görünümünde.
Cevat Kulaksız ckulaksizster@gmail.com
Köşe Yazıları
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""