| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
KÜNYE
KIRŞEHİR Yeni HABER
İnternet Gazete
Yayın Yönetmeni:
M. Duran Sönmez
E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com
Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

KIRŞEHİR Yeni HABER İMD üyesidir.
Birçoğumuz, ticari hayatta, ticari ve günlük yaşantımızda, ekonomimizi sarsan bankerzede, banka batmalarında vb olay ve durumlarda para kaybetmiş, birilerine para kaptırmışızdır. Ama yurdumuzu kurtaran Mustafa Kemal Atatürk’ün de piyasaya, hatta dolandırıcılara para kaptırdığını biliyor muydunuz?
Birçok cephelerde düşmanlarla, kâh çöllerde, kâh dağ başlarında savaşıp, para harcamaya vakti olmayan, birkaç kuruşu biriken, Mustafa Kemal’in İstanbul’da sözde bir tüccara nasıl para kaptırdığının öyküsünü aşağıda birlikte okuyalım.
Mustafa Kemal’in Şam dolaylarında bulunan, komuta ettiği birlik kaldırılmış olduğu için, İstanbul’a dönmek zorunda kalmıştı. Yeni bir görev almak için 19 Kasım 1918 da, İstanbul’a gelir; 16 Mayıs

Bu altı ay içinde Mustafa Kemal’in başından, sonunda parasını kaptırmayla sonuçlanan bir ticaret ve bir gazete serüveni geçer. Ordular Grup komutanlığından İstanbul’a geldiği zaman, bazı ahbapları, bakmışlar ki Mustafa Kemal’in üç beş bin lira tasarrufu var. Gerek komisyoncu, gerek iyi niyetlilerden bazıları, ona şöyle bir teklifte bulunurlar:
“-Artık bir vazifeniz yok, böyle arkası gelmeyen masrafa dayanılmaz, paranızı bir ticarete koysak, demişler.
Mustafa Kemal de:
“-Ama ben ticaret bilmem ki, demiş. Aracılar onu ikna için şöyle der:
“- Bilmenize hacet yok, efendim. Mesele A…..Beyefendi’ye sizin bu ehemmiyetsiz paranızı kabul ettirebilmekte. Ondan sonra paranız kendiliğinden işler, durur.
“-Söyleyin eski bir ahbaba. A…..Beyefendi de tanımadığı bir İstanbul kibarı. Kendi kendine, öyle ya topu topu birkaç bin lira var, anamın sandığında duracağına A….. Beyefendi kim ise, onun sermayesi içinde dönüp çoğalsa hiç de fena olmaz”, diye düşünür.
Ahbabı, teklifinden sonra da biraz naza çeker:
“-Dün hatırıma geldi de A…. Beyefendiye danışmadan size geldim. Onun razı olacağını söyleyemem. Çok büyük işler görür. Bunlar arasında birkaç bin liranızla alakadar olacağını tahmin etmiyorsam da, bu defa görüşür, tanışırsınız. Pek hoşsohbet bir zattır da…
A…. Beyefendi akşam meclisinden birine davet eder. Mustafa Kemal yanına Fethi Bey’i alarak gider. Niyeti …. Beyefendi lütuf buyurursa, Fethi Bey’in tasarrufunu da kendi parasına katarak “nemalandırmaktır.
Sonra İstanbul tarafında bir konağa girmişler. Sofra, yemekler, salon hepsi yerinde. A…. Beyefendi Bab-i üslubu ile sohbetler açar, terbiyeli konuşur, pek nezaketli dinler, ticaret ve para gibi bahislere tenezzül edip dokunmaz bile! Mustafa Kemal içinden, “galiba bizi beğenmedi, paramızı kabul etmeyecek”, diye kaygılara bile düşer. Bir aralık, “hani bizim mesele”, den gibi ahbabıyla göz ucu ile işaret eder. Ahbabı sonunda güçlükle meseleyi açar. Beyefendi yarı dinler, yarı dinlemez:
“-Hele Paşa Hazretleri yazıhaneye teşrif etsinler de” gibi yarım ağız bir vaatte bulunduktan sonra, felsefeye mi, politikaya mı bir kibar bahse daha geçer.

“-Nasıl”, demiş.
“-Nesi nasıl? İş nedir? Ne verilecek? Bir şey söylemedi ki…
“-Tuhafsın Fethi, adamın nezaketine, kibarlığına baksana… Kendisinden böyle adî şeyler sorulur mu hiç.
“-Ben bilmediğim işe senetsiz kontratsız on para koymam” der.
Mustafa Kemal, inatçılığı yüzünden, arkadaşının böyle bir fırsatı kaçırmasına onun hesabına esef eder ve ertesi sabah anasına da bu durumu açar.
“-Ne yapacaksın yavrum? Sakın paranı elinden kapmasınlar” gibi ihtiyatlı sözlerine karşı da, adeta Beyefendi hesabına sıkılarak, parasını alıp götürür.
Öte yandan yaveri Cevad’ın galiba yüz elli lirası birikmiş. O da rica ederek, bu sermayesini komutanın parasına katmış. Yolda Mustafa Kemal’in korkusu “ya kabul buyurmaz sa”? Bu düşüncelerle A…. Beyefendi’nin yazıhanesine gitmişler. Beyefendi Mustafa Kemal’in para dolu zarfını almış:
“Bir defa sayınız”….sözüne değer mi? Gibi bir yarı gülüşle baktıktan sonra, kasanın içine atıvermiş.
“Binlerce liranın eksik olup olmadığını bile merak etmeyecek kadar kibar olmak için kim bilir, ne kadar zengin olmalı”, diye düşünen Mustafa Kemal sermayesinin de konduğu ticaret işinin teferruatı üzerine konuşmaktan bile sıkılmış çıkıp gitmiştir.
Oysa İstanbul’un bu kibar görünüşlü, nice zenginlerinin bin bir çeşit katakullisine pek akıl erdiremezdi Mustafa Kemal. Çünkü onun kalbi temiz, insanların sözüne, nezaketine güvenirdi. Düşmanların cephelerde çeşitli numaralarını savaşarak çözen, yenen Mustafa Kemal, İstanbul’da, ticaretin başka cephesinde dolandırılarak parası ile yenilmişti, üçkâğıtçı bir tüccara. Demek ki savaş cephesi ile, piyasa-para cephesi farklı, Mustafa Kemal’e göre farklıydı.
Bir süre sonra, nihayet işi ahbabından sorabilmiş, o da, “bir incir meselesinden bahsetmiş; İzmir’den bir yelkenliye konacakmış. Bir yere götürülecek, satılıp bir şeyler alınacak. O İstanbul’a gelecek, karmakarışık, dolambaçlı bir iş ama ahbabı şöyle der:
“-Büyük kâr böyle olur. Yüzde ikiden, yüzde üçten ne çıkar? Bir dönüşte konan para iki misline çıkmalı ki bir şey anlayasınız.
Bir iki dönüşte iki misli, üç, dört misli, Mustafa Kemal anacığına alacağı evi hayalinde bir iyi döşemiştir bile!
Günler geçer. Yelkenli bu, gün ölçüsüne gelmez. Haftalar geçer, Mustafa Kemal
“Fethi Bey’e bir sorayım” der, o soğukkanlı ve realist:
“- Ne yelkenlisi, ne inciri birader… Mükemmel dolandırdılar, seni…
Derse de, atlas döşeli kupa, sofra üstündeki kristal kadehler, yaldızlı koltuklar, sonra A…Beyefendinin para zarfını şöyle kasaya doğru atışı” göz önünde canlanan Mustafa Kemal arkadaşına kızar:
“- Sen de hep böylesin. Her şeyin fena taraflarını bulursun”, diye sinirlenip yine ahbabı ile soruşturur.
Yanlış bir limana mı gitmişler, yoksa incirde kurt yokmuş da vardiya rüşvet mi istemişler, boşalmış da yerine yükleneceği mi beklemekte imişler, her görüşmede yeni bir havadis! Hatta hepsinin Beyefendide telgrafları var. Bir gün bütün cesaretini toplayıp Beyefendi’ye gider. Aaaa… Sanki hiçbir şey yok, adamcağız masanın başında, eski hal, eski düzen… Büyükdere Postası sekiz on dakika rötar yapmış gibi bir şey… Mustafa Kemal, zahir büyük tüccarlık bu, tecrübem olmadığı için ben telaşlanıyorum galiba diye, ayrılıp yine beklemeye koyulursa da içine nihayet bir şüphe de girmiş. Ha geldi ha gelecek günlerinde, Sultanahmet meydanının denizi görür bir köşesinde zavallıya o gün ikindiye doğru, enginde görünecek yelkenliyi bile gözetlemiştir.
Tabii sizin de anlayacağınız üzere en sonunda tekne batmış!...
Cevad ne kadar olsa küçük subay, parasız. Yüz elli lirasını kaybetmeyi bir türlü içine sindiremediğinden bir gün Beyefendiyi Köprü üstünde sıkıştırır:
“-Buraya bak, ben Paşa değilim; ya şimdi paramı verirsin, ya seni Köprüden aşağı atarım”, demiş ve sermayesini kurtarmış. Demek ki, bu tür adamlar zorbalıktan anlıyormuş.
MUSTAFA KEMAL’İN GAZETEDE PARA BATIRIŞI:
Mustafa Kemal Samsun’a çıkmadan önce, İstanbul’da boş dururken, yine ikinci kez bir dolandırıcılığa uğrar; parasının bir kısmını da bir gazete işinde batırır.

O sıralarda İstanbul’da bir gündelik gazete meselesi ortaya çıkar. Gazetenin başında da Fethi Bey var. Çevresindeki ahbapları bu gazete için para koyarken, Mustafa Kemal de, onlara bakar bir miktar para ile gazeteye katılır.
Bu yeni ticaret büsbütün tatlı görünür; yazacaksın, yazdıracaksın, fikir kavgaları yapacaksın, üstelik para da kazanacaksın. Anası ev almasını Mustafa Kemal’den ümit ededursun, bu ticaret ona cazip gibi gelir.
Gazete müşterisi nedir? Bir gazeteyi alanlardan yüzde kaçı ciddi yazar okur; yüzde kaçı meraklı havadisler ve tefrikalar peşindeler, Mustafa Kemal’in bunlar hakkında hiçbir fikri yok. O sanıyor ki o günkü gazetelerde Fethi Bey’den daha akıllı baş yazar mı var, kendisinden daha iyi polemik ilhamları, kim verebilir; o halde bu gazetenin sürümü de hepsinden daha yüksek olması pek tabii değimlidir? Birçok fikir adamları ve yazarlar bu hataya düşmüşlerdir. İmzalı makalelerinin bir gazeteyi ne kadar sürdüreceği sualini kendilerine sormamışlar. Sonra bir gazete yazıcığının özellikleri üzerinde de durmamışlardır. Çevredeki insanlar çok defa gündelik gazete bile okumazlar. Beğendikleri gazete en az, ele alamadıkları gazete ise en çok satar. Gazetecilik de bir ticaret ama, bir fikir, adamı için dahi incir, üzüm alışverişi kadar anlamadığı bir ticaret!
Mustafa Kemal de gazetesini evinde okur. Pek hoşuna gider, herkesin elinde görmek sevincini tatmak için erken sokağa çıkar. Ne kimsenin elinde, ne de satıcıların, ağzındadır. Böyle bir gazete çıktığından sokaktaki, tramvaydaki ve vapurdaki şehirli habersiz görünür. Hâlbuki M.Kemal meclislerinin hepsinde herkesin gazeteden haberi vardır.
Gazete teknesi incir teknesi kadar dayanamaz. Bütün komutanlık hayatında nesi kalmışsa, o da en çok sürülmemesi için hiçbir sebep olmayan bu gazetede eriyip gider. Demek ki böylece, “çıraklığını yapmadığın işin patronluğunu yapmayacaksın” özdeyişi doğrulanmış mı oluyor ki…
O sıralarda tenkitlerini sevmedikleri için Zeki Bey, Hasan Fehmi Bey, Samim Bey gibi gazeteciler birer gece, kurşunlanarak öldürüldüler.
Mustafa Kemal, o güzel tatlı anlatışı ile bu ticaret macerasını ara sıra tekrarladığı zaman, hâlâ maaş artıklarından birikme parasına içi yanarmış.
Cepheden cepheye, savaştan savaşa, karlı dağlardan Arap Çöllerine kadar düşmanlarla çarpışan Mustafa Kemal, maaşından artırdığı veya harcamaya vakit bulamadığı üç-beş bin lira parası ile anasına ev almayı da planlarken, böylece beyefendi görünen bir İstanbul tüccar dolandırıcısına ve hayali bir gazeteye kaptırmıştı…
Vatanın işgal, felaketli yılları bir yana, Mustafa Kemal, kafasında bu para dolandırılma duygularını bastırma çabası içinde, İzmir’in işgalinden bir gün sonra 16 Mayıs 1919 da Bandırma vapuru ile Samsun’a doğru yola çıkıyordu.

[Yukarıdaki gazete kupürünün altında, alındığı kitapta aşağıdaki not yazılı idi:
İsmini Mustafa Kemal’in koyduğu ve çıkışı için gerekli paranın bir kısmının verdiği, Ali Fethi Bey’in “MİNBER” gazetesinin imtiyazı… Gazetenin sorumlu müdürü, daha sonra milletvekili olan Dr. Rasim Ferit (Talay) Beydir. Minber gazetesi kısa yayın hayatı içinde kapanmış bir devri haksız, hatta insafsız ölçülerle mutlak mahkûm etmek hırçınlığı içindeki gazeteler arasında, isnat ve hak yolunu aradı.
Kaynak: Üç Devirde Bir Adam Fethi Okyar sf: 160]
Kaynak: Çankaya F.Rıfkı Atay Sf: 167–168
Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com
Köşe Yazıları
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""