| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
KÜNYE
KIRŞEHİR Yeni HABER
İnternet Gazete
Yayın Yönetmeni:
M. Duran Sönmez
E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com
Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

KIRŞEHİR Yeni HABER İMD üyesidir.
Bilim adamı önyargısız olursa yaratıcı olur; kişi doğmalara ve önyargılara esirse yaratıcı olamaz; o nedenle bilim ve bilim adamı tarafızdır, tarafsız olmalıdır. Bilim adamı, A dinin, B dininin; C iktidarının, D iktidarının veya E kişinin, bilmem filan başkanın yanlısı ise, bırakınız bilim adamını, herhangi bir insan ve bilim adamı yaratıcı olamaz. Düşüncelerimizde, tartışmalarımızda önyargılarımızdan arındıkça, objektif olur, doğrulara yaklaşırız.
Bilim tahinin en seçkin bilim adamlarından Albert Einstein, Yahudi kökenli Alman ve ABD li (1879–1955), insanlık tarihinin de en yaratıcı zekâlarından biriydi. İlk kez kütle ile enerjinin eşdeğerliğini ve güneş hızı ile bağıntısını kanıtlamış (E=mc2), yaratıcı teorileri ile bilim ve felsefe alanında yepyeni görüşleriyle devrim yaratmıştır. 1921 yılında Nobel Fizik ödülünü alan, bilim alanında devrim yapan Alman fizikçi çağdaş fiziğin önünü açmıştır.
Bu seçkin bilim adamının öteki başarılı ayrıntılarını bilim tarihinin sayfalarına bırakarak, biz asıl, daha küçük yaşta okulda okurken, öğretmeninin kendisi hakkında yazdığı notlara dönelim. Öğretmeni Einstein (Aynştayn) için şunları yazmıştı: “Çok başarısız bir öğrenci… Zekâ düzeyi çok düşük. Arkadaş ilişkileri çok zayıf. Üstalik çok hayal kuruyor. Sınıfta huzursuzluk yaratıyor. Kanımca okuldan alınması herkes için iyi olacak”. Demek ki insanlar hakkında peşin hükümlü olmak insanları yanılgıya götürmekte.
Öğretmenlik yaşantımızda birçok öğretmenle görmüşüzdür; bazen ahlaksız, terbiyesiz, dengesiz, tembel görünen bazı öğrencilerin, uygun ve sabırlı motive ile yaşantısının az ileri sürecinde öylesine bir atılım ve sıçrama yaptığına tanık oluruz ki, bazen şaşar kalırız. Öyleyse insanlar hakkında, kötü bir örneğine tanık olduk diye, onu daima kötü görmeyelim ve toplumdan dışlamayalım. Hepimiz, herkes hata yapabilir; hatalarımız olumlu doğru yöne itici bir güç, etken de olabilir. Kişinin hata yapması konusunda Nazım Hikmet Ran şunları söylemekte: “Yanılmayan yalnız tembellerdir, budalalardır. İş yapan, yürüyen adam yanılır. Mesele yanlışın idrakidir”.
Önyargı konusunda Bilgin Einstein şöyle der: “İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, benim atomu parçalamamdan çok daha zor”.
Önyargının insanı nasıl yanılttığını şöyle bir olayla anlatılmaya çalışılır:

“Bir köyde dul bir kadın bebeği ile yalnız yaşamaktadır. Kadın dağda kuru odun toplamaya gidince, bulduğu bir yavru gelinciği evine getirip evinde beslemeye başlar. Evcil olmasa da, yalnızlığı giderecek uysal bir hayvandır, bir arkadaştır gelincik. Ama sevgi ne kadar büyük bir güç ki sonunda gelincik evcilleşir, adeta evin bir ferdi gibi olmuştur. Bebeğe de alışmıştır, bebek beşiğinde gümül gümül ses çıkardıkça, ağlar gibi oldukça gelincik de onu taklit etmeye çalışırmış. Gelincik bebekle adeta oynamakta, belli ki bebeği sevmektedir.
Bir gün anne eve döndüğünde bakar ki gelinciğin ağzı kan içindedir. Bebeğini gelincik öldürdü sanır. Anne çıldırırcasına gelinciğe saldırır ve onu öldürür. O sırada yandaki odadan bebeğin sesi duyulur. Anne odaya yönelir. Orada beşiğin içindeki bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür… Yılan bebeğe doğru uzanınca, gelincik bebeği korumak için yılana saldırır ve yılanı öldürür…”
Heyhat, annenin önyargısı çok sevdiği gelinciğin öldürülmesine neden olmuştur. Annenin o ruh halini bir düşünün… Önyargılarımızın esiri olmadan daima sevgi ve saygı yaklaşımı ile gerçeği, doğruyu araştıralım.
Yine önyargılara değinirken, Einstein 12 Mart 1944 de şunları söylemiştir:
"Görelilik kuramım başarıyla kanıtlanırsa Almanya benim bir Alman olduğumu iddia edecek. Fransa ise- dünya vatandaşı olduğumu- açıklayacaktır. Kuramım gerçek dışı çıktığında ise, Fransa bir Alman olduğumu söyleyecek, Almanya ise bir Yahudi olduğumu açıklayacaktır”.
Son günlerde, devlette dinsel önyargılı kişilerin zorlaması ile günden haline getirdikleri türban olayını eleştirdiğim, laik cumhuriyette dinsel simgelerin devlet organlarında sürekli kullanılmasının yanlışlığını vurguladığım yazılarıma, okuyuculardan bazıları öylesine bir yorum ve eleştiride bulunuyor
ki, “sen Müslüman değimlisin”, diye önyargılı sorular soruyorlar. İşte bu önyargılı soru ve eleştiriler, oy hırsı olan ve dini siyasete alet eden politikacıların kışkırtmaları ile “Müslüman olanlar ve olmayanlar” diye ayrışmaya, kargaşaya, toplumu bölmeye doğru götürür. Bunun en belirgin örneğini, Türk basınında görmekteyiz; dinsel objeleri türbanla sürekli ön planda tutmak isteyen birtakım basın organları, “İslâmi kesim, laik kesim” diye toplumu bölünmeye, düşmanlığa sürükleyen ifadeler kullanmaktadır. Sanki laik düşünce taşıyan tarafta Müslümanlık yokmuş gibi. Bu ayrışma ve önyargılı ifadeleri çok yanlıştır. Samimi olarak laikliği koruyan devlet, en fanatik inançlıları koruduğu kadar, en inançsızları da korumalıdır.
Konumuz laiklik olmamakla birlikte, gerçek demokrasi ve gerçek bilim, her din karşısında tarafsızdır ve tarafsız olmalıdır; tarafsız olmazsa, insanlığın yaratıcı gücü törpülenir, frenlenir veya baskı altına alınır. Bu da gerçek demokrasinin özgür amacına uymaz. Onun için tüm tartışma ve sohbetlerimizde ön yargılardan, dinsel bağnazlıktan arınmalıyız.
Bilmem hiç kahvehane sohbetlerinde dikkatinizi çekti mi? Adam konuşurken, karşısındakinin lehine, başka yerdekinin aleyhine öylesine bir kinayeli, imalı önyargılı sözler söyler ki, tarafsız olmaya çalışarak izleseniz şaşar kalırsınız. Bu gerçekten çok önemli kişi, inançlarına sabit olarak o kadar sahip çıkar ki dışarıdan haklı bir müdahale olsa bile çok şiddetli tepki verebilir. İnanmak istemez, doğruyu kolaylıkla görmezden gelebilir. Her konuda son derece demokrat, bağımsız, hür düşünebilen bir kişi dahi bir anda kendisi ve inançları söz konusu olunca fikri sabit hale gelebilir. Cehaletin, kültürsüzlüğün çok olduğu yerde, daima önyargı ve dedikodu kamuoyuna hâkimdir. ne kadar önyargısız olursak o kadar gerçeğe ve doğruya yaklaşırız.
Kaynak:1-Milliyet Güneri Cıvaoğlu 3.3.2002 Sf:19)
2-Milliyet Can Dündar (Ada) 26.6.2006 Sf: 15
Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com
Köşe Yazıları
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""