| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
KÜNYE
KIRŞEHİR Yeni HABER
İnternet Gazete
Yayın Yönetmeni:
M. Duran Sönmez
E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com
Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

KIRŞEHİR Yeni HABER İMD üyesidir.
Bu soruya cevap verebilmek için öncelikli olarak ne aradığımızı veya tersinden ne aramadığımızı bilmemiz gerekir.
Öncelikle bazı soruların sorularak zihinlerin berraklaşması gerekir.
Üniversiteler neden özerk kuruluşlar olmak istiyorlar? Devlet, özel şirket veya
başka bir kaynak her türlü kolaylığı sağlasa dahi özerklik talebi olacak mı?
Ne demek demokratik üniversite?
Üniversite ortamında bilim anlayışı ile demokrasi anlayışı bağdaşıyor mu?
Bilimde demokrasi olur mu?
Demokratik üniversite talebi ile özerklik bir arada olur mu?
Olursa sınırları nereye kadar olmalıdır?
Niteliği olmayan sonsuz özgürlük mü? Yoksa nitelikli derinlikli bir özgürlük mü?
Bu sorular günümüzde "demokratik özerk bir üniversite" olma talebi için mutlaka
sorulmalıdır. Bu soruları Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde (DAÜ) bir konferans ile
sorulmaya başlandı.
Doğu Akdeniz Üniversitesi Konferansı
29 Ocak 2008 tarihinde KKTC'deki Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğü
himayelerinde Eğitim Fakültesi Dekanlığı, Fen ve Edebiyat Fakültesi Dekanlığı,
İşletme ve Ekonomi Fakültesi Dekanlığı ve Öğretim Üyeleri Sendikası'nın da
işbirliği ile "Çağdaş Üniversitelerin Yönetiminde İdari Zorluklar ve Çözüm
Önerilerine Bir Bakış" başlıklı bir konferans düzenlendi. Toplantıda "Günümüzde
Özerk ve Demokratik Üniversitenin Sınırları" konulu bir konuşma yaptım. Konferans DAÜ, Eğitim Fakültesi Dekanı Doç. Dr. Necdet Osam tarafından yönetilen panelde ayrıca Prof. Dr. Burhan Şenatalar (Yüksek Öğretim Kurumlarında Yönetişim), Prof. Dr. Mustafa Tokyay (Üniversitelerde Değişim ve Değişim Yönetimi), Prof. Dr. Gülsün Sağlamer (Üniversitelerin Kaynak Sorunu ve Avrupa'da Durum) konularındaki sunumları ile katıldılar. Son derece yararlı geçen panelde yaptığım konuşmanın ana teması ve diğer hocalarımın konuşmalarından çıkardığım önemli notları sizler ile paylaşmak istedim.
Doğu Akdeniz Üniversitesi Özerk Olmak İstiyor
DAÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Tahir Çelik, panelin açılışında yaptığı konuşmada,
1980'li yıllarda 1000-2000 öğrencisi bulunan üniversitenin zaman içerisinde
gelişme kaydettiğinin ve bugün DAÜ' de 63 ülkeden 14 bin 500 öğrencinin öğrenim gördüğünü, araştırma görevlileriyle birlikte akademik kadro sayısının bine
yaklaştığını belirttiler. Ağırlıklı olarak, Türkiye, İran ve Kuzey Afrika'dan
gelen öğrencilerden oluşuyor. Üniversitede lisansüstü eğitimde 300 doktora ve 500
de yüksek lisans öğrencisi bulunmaktadır. Yüksek lisans öğrencilerinin çoğunluğu
burslu, sanırım Ar-gör kadroları bulunmamaktadır.
DAÜ 1986 yılında üniversite konumuna gelmiş, ilk kuruluş modeli itibarı ile devlet
vakfına bağlı olarak kurulmuş. DAU Üniversitesi devletin kurdurttuğu bir vakıf
üniversitesi.Vakıf yönetiminin siyasiler tarafından atanması ile bir süre sonra
vakıf kendisini doğrudan üniversite yönetimi olarak görmeye başlayınca akademisyenlerin yönettiği üniversitede rahatsızlıklar başlamıştır. Öğretim
üyelerinin anlatımından çıkan bilgiler DAÜ vakfı ne yazık ki zamanla neredeyse
üniversite içindeki memurların yer değiştirmesine kadar karışır duruma gelmiştir.
Rektör Çelik, Kıbrıs için çıkarılmaya çalışılan YÖDAK Yasasının, bizim YÖK'ün
karşıtı, bütün kesimlerin görüşleri doğrultusunda hazırlandığını belirttiler. DAÜ' de örgütlü sendika, Vakıf Yöneticiler Kurulu'nun ve Rektörlüğün de ayrı ayrı üniversite yasa öneri paketi hazırladıklarını belirttiler.
Çelik, DAÜ Rektörlüğü olarak yeni yasada "şeffaf, hesap verilebilir bir yönetim, özerk ve demokratik bir üniversite anlayışı içinde" mevcut yasada tadilata gidilmesi yönünde görüş birliğine vardıklarını kaydetti. Açıkçası bu hali ile bizim üniversitelerimizden daha şeffaf olduğunu söyleyebilirim.
İçinde barındırdığı öğretim üyeleri, öğrenci dağılımı ile uluslar arası nitelikte bir üniversite. DAÜ'de ayrıca insanı motive etmek için bilimsel başarısı kadar üniversite öğretim üyelerinin sosyal faaliyetleri de dikkate almakta. Üniversitenin tanıtımına katkıda bulunan bilim kişilerini ayrıca isteklendirmektedir.
Örgütlü Bir Üniversite
DAÜ her ne kadar devlet kontrolündeki bir vakıf yönetimi tarafından yönetiliyorsa
da üniversite içi demokrasi ne yazık ki Türkiye'deki üniversitelerden daha ileridedir. Gazimağusa da kurulu bulunan üniversite belki başka bir yerde eşdeğeri bulunmayan nitelikte örgütlülüğe sahip bir kurum. Öğretim üyeleri, memurlar ve işçiler ayrı örgütlenmişler. Mevcut rektör de derneğin eski yöneticisidir. Üniversite içinde örgütlenme ve bireysel özgürlüklerin ifadesinde de daha ileri düzeydedirler. DAÜ'nin 720 akademik personeli bulunmaktadır. Akademik personelin 570 kişisi derneğin üyesi. Hiçbir yerde bulunmayan bir örgütlülük mevcut. Sendika hak talebi ile greve gittiği süre içinde üyelerinin kesilen kesintilerini ödeyerek üyelerine güvenirliliğini kanıtlamışlardır.
Üniversite yönetim kurulunda, öğrenci temsilcisi, Lisans Üstü öğrenci temsilcisi,
Öğretim Üyeleri Sendikası ve çalışanların temsilcileri de bulunmaktadır. Üniversite içinde Öğretim Üyeleri sendikası için ofis de sağlanmış durumdadır. Herkesin rahatlıkla ziyaret ettiği ofis belki de öğretim üyelerince en çok ziyaret edilen bir yer konumundadır.
Mütevelli Heyet Üniversite Özerkliğine Zarar Verebilir
KKTC'de devlet tarafında kurulan vakfın Mütevelli heyeti ile yönettiği üniversite modelinin DAÜ'deki son gelişmeler ile işlemediği görülmüştür. Mütevelli heyetini oluşturan siyasilerin üniversitenin iç işleyişine karışması özerklik anlayışı ile bağdaşmamaktadır. Ülkemizde de zaman zaman üniversitelerin mütevelli heyetleri tarafından yönetilmesi istenmektedir. Ancak belirtelim ki bizim gibi demokrasinin
oturmadığı ülkelerde mütevelli heyetinin ne tür etki bırakacağı şimdiden bellidir.
KKTC'de var olan DAÜ vakfının mütevelli heyetinin üniversite üzerindeki etkisinin
yaratığı etki bile sakıncaları ortaya koymaktadır. KKTC ve Türkiye'deki Üniversitelerde mütevelli heyetleri ile idare edilen vakıf üniversitelerinde zaman zaman vakıf yönetimlerinin üniversite yönetimlerine müdahaleri üniversite özekliğinin ve yönetimlerinin özerk karar alamsı bakımından önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
Toplantıya katılan konuşmacılar yanında özellikle üniversite özerkliğinin Türkiye
ve KKTC üniversiteleri için önemini vurguladım. Üniversitelerimizin bir çok
sorunun temelde özerkliğinin olmamamsı ile doğrudan ilişkili olduğunu işledim.
Üniversite Özerkliğinin Sınırı Olmalı mı?
Üniversite özerkliğinde sınır değil, derinlik önemli.
Üniversite için her türlü konuda akıldan, düşünceden, gözlemden eleştiriden destek
alan bir derinlik daha yararlı olacaktır.
Üniversite kamuya karşı, topluma karşı, öğrenciye, doğaya karşı sorumlu olmalı,
sürekli bu konularda kendisini sorgulamalı ve ölçütler koymalıdır.
Üniversite özerkliği, üniversitenin doğru tanımlanması ile anlaşılır. Ülkemizde
üniversite üzerinden yapılan tartışmalar üniversitenin tanınmadığını göstermektedir.
Üniversiteler Kendileri Üzerinden Yapılan Tartışmadan Rahatsızdırlar
Gelecekte tarih yazarları günümüzü yorumladıklarında belki de hiç konuşulmaması
gereken bazı konunun üniversitelerde çok fazla konuşulup tartışılırken, asıl üniversite özerkliğini, verimliliğini, kaliteli eğitim ve bilim yapmamsının nedenlerini araştırmamsını ve konuşmamasının nedenlerini aramakta zorlanacaklardır. Ne yazık ki bu tartışmalar üniversitelerin asli görevleri olan bilimsel araştırma yapmak, bilgi üretmek, dünya normlarına göre üniversite özerkliğini ve bireysel özgürlükleri savunma yerine günlük işleyişe kilitlenerek verimsileşmektedirler. Üniversite gibi bilgi üreten ortamlarda çalışan bilim insanlarının bu gelişmelerden rahatsız olduklarının bilinmesi gerekir.
Üniversitelerin özerkliği ve bilim adamalının özgürlüğünün önemi bugünlerde çok daha önemli olmaktadır. Bu bağlamda bilim özgürlük ortamında yapılmaktadır. Aksi bugüne kadar ispatlanmamıştır. Uzun zamandır YÖK yasasının üniversiteler zarar verdiğini ve üniversite gibi ortamlarda toptan bir aydınlanmacı bir bakış açısını kazandıracak nitelikte insanların yetişmediğini belirtmekteyiz. Bugün yaşanan sorunların temlinde üniversitelik bilincinin oluşmasına müsaade etmeyen YÖK'ün yapılanması ve onun korunmasını savunan anlayış bulunmaktadır.
Bütün yaşanan sorunların temelinde, üniversitelerin özerk olmadığı gerçeği ile doğrudan ilgilidir. Üniversiteler ne yazık ki nitelikli eğitim programlar ile bilimi ve sanatı toplumun biricik bilinçlenme ve kültürünü artırma kaynağı konumuna getiremedi.
Ne yapılmalı?
Türkiye'nin üniversite sorunu 2547 sayılı YÖK yasasının üzerinden geçen 27 yıldan sonra artık üniversiteden beklenen ihtiyacı karşılamaktan çok uzak, neredeyse YÖK'e ve üniversitelere karşı bir güvensizlik oluşmaya başlanmıştır. Türkiye YÖK kurulduğundan bu yana çok zaman ve enerji kaybetti. Daha da geç kalmadan saygın bir üniversite modeli oluşturması için enerjisini, aklını, sağduyusunu birleştirmelidir.
Artık zaman kaybetmeden yeni bir yüksek öğretim modeli kurulmalıdır. Başka ülkelerin modelleri kendine özgü oluşlarından başka, sorunsuz da değildirler. Sağlıklı bir çözüm için başka bir modeli taklitten kaçınılmalı, kendine özgü bir model üzerine yoğunlaşmalıdır.
o Konu ile ilgili değişik kesimlerden uzmanlarca oluşan bir platform çerçevesinde
çağa uygun yeni bir yükseköğretim yasası hazırlanmalıdır.
o Bu yasa, başta anayasanın 130. ve 131. maddeleri değiştirilerek bu maddelerde
akademik özgürlük ve üniversite özerkliği açıkça ifade edilmelidir.
o Bilim özgürlüğünü güvence altına almalıdır.
o Üniversiteleri özerk, demokratik ve çağdaş bir yapıya kavuşturucu asgarileri
içermelidir
Köşe Yazıları
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""