Temmuz 2009
PzrPztSaÇaPeCuCts
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031
Aylık Arşiv
Ocak 2009
Şubat 2009
Mart 2009
Nisan 2009
Mayıs 2009
Haziran 2009
Temmuz 2009
Yıllık Arşiv


KÜNYE

 

KIRŞEHİR Yeni HABER

İnternet Gazete

 

Yayın Yönetmeni:

M. Duran Sönmez

 

 E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com

 

www.kirsehiryenihaber.com

Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.

 

Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

 

 

KIRŞEHİR Yeni HABER  İMD üyesidir.


Son Fotoğraflar
Mucur
Mucur Yenice Mah.
Türk Büyükleri Parkı
Ana Sayfa > Cevat Kulaksız > Stokçulara ithaf olunur
Stokçulara ithaf olunur

OSMANLI, PİRİNÇ STOK EDENLERE NE YAPARDI?

                                                                                                                 

Gazetelerin yazdığına göre, giden haftalarda piyasada pirinç sıkıntısı yaşandığını öğrendik. Stopçuların TMO ile piyasadan pirinci toplayıp fiat artışı sağladıkları, karaborsa yaptıkları da yazıldı.

Pirinç fiyatlarında son dönemde gündeme gelen artışlar, Osmanlı’da yaşanan pirinç, şeker ve buğday kıtlığını hatırlattı. Osmanlı, İstanbul’a gelen malları fazla miktarda depolayan karaborsacılar hakkında soruşturma başlatır ve mallarına el koyarmış.

Son dönemde gündeme gelen pirinç fiyatlarındaki artışlar, Osmanlı’da yaşanan pirinç, şeker ve buğday kıtlığını hatırlattı. 16, 17 ve 18. yüzyıllarda İstanbul’a ve saraya ülkenin her yerinden ürün geliyordu. Şeker Mısır, Trablus, Şam ve Kıbrıs adasından; pirinç Filibe ve Mısır’dan; yağ ise Batı Anadolu, Balkanlar ve büyük oranda da Kefe’den tedarik ediliyordu. Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Arif Bilgin’in verdiği bilgiye göre İstanbul’a gelen malları fazla miktarda depolayan karaborsacılar, o zamanki ismiyle madrabazlar hakkında devlet çok ciddi soruşturma başlatırmış. Bunu bir ekonomi politikası olarak uygulayan Osmanlı Devleti, stok yapanlardan mallarını zorla alırmış. Sözü edilen yüzyıllarda, zaman zaman imparatorluk ciddi bir şeker kıtlığıyla karşı karşıya kalmış. Bilgin, bu dönemdeki kıtlığın iki nedeni olabileceğini söylüyor. Birincisi nakliye sırasında yaşanan sıkıntılar. İkincisi ise, akideci esnafının (akide şekeri yapanlar) piyasadan daha fazla şeker çekmesi. Bu sorun, esnafın gelen şekerden ne kadarını alacağı belirlenerek aşılmış.

17. yüzyılda ise pirinç getiren yelkenli gemiler rüzgârsızlıktan dolayı hareket kabiliyetlerini kaybedince hem İstanbul’da hem de sarayda büyük bir pirinç krizi yaşanmış. Bu durum fiyatları artırdığı gibi, sarayın baş yiyeceği pilavın pişmesini bile engellemiş. Sonuçta devlet kürekli donanma gemilerini göndererek denizin ortasında gemiden gemiye pirinç naklederek sarayın kıtlıktan kurtulmasını sağlamış. Bu dönemde Bursa’da buğday kıtlığı yaşanmış. Bunun nedeni ise askerî kesimin şehre gelen mal kervanını yol üstünde karşılayıp buğdaylara el koyması. Şehirdeki bütün yöneticiler seferber olup yeniçerilere baskı yapmış ve suni darlığa neden olanları engellemiş. Her ne sebeple olursa olsun piyasada oluşan bu tür darlık siyasi hoşnutsuzluğa dönüştüğü için devlet mesele üzerinde ciddi olarak durmuş.

EKMEK ZAMMINI PADİŞAH KENDİ CEBİNDEN ÖDERMİŞ:

İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Tarım Ertuğ’un verdiği bilgilere göre Osmanlı Devleti, kıtlık yaşadığı dönemlerde ilk önce saray mutfağının masraflarından kısıntıya gidermiş. Saray mutfağının en önemli yiyecekleri et, pilav, yoğurt. Özellikle pilav mutfağın baş tacı. Daha çok et yemeklerinin yanında yapılıyor. Tatlı olarak ise çok pahalı bir bitki olan safrandan yapılan zerde var. Sıkıntılı dönemlerde pirinç yerine bulgur pilavı yapılıyor. Bulgurun sarayda yoğun bir şekilde kullanılması ise Enver Paşa dönemine rastlıyor. Hatta bu nedenle Enver Paşa pirinci olarak bile adlandırılıyor. Zerde daha az yapılıyor. Et yemeklerinde ciddi bir kısıtlama yok. Saray mutfağının her yıl Ramazan ayında Yeniçerilere yaptığı geleneksel bir baklava ikramı var. Tepsilerce baklava hazırlanıp Yeniçerilere gönderiliyor. Subayların baklavaları beyaz şekerden, askerlerin baklavaları baldan yapılıyor. Beyaz şeker yeni çıktığı için o zamanlar baldan daha kıymetli ve pahalı. Saray mutfağında sadece sarayda yaşayanlar için değil, dışarıdaki fakirlere verilmek üzere de yemek hazırlanıyor. Bu nedenle yemek çeşidinin sayısı fazla. Ertuğ, kriz dönemlerinde bu çeşitlerin azaltıldığını söylüyor. Beyaz ekmek yerine kepekli undan yapılan bir çeşit ekmek olan fodla pişirilirmiş. Ertuğ, Osmanlı Devleti’nin en önemli özelliklerinden birinin, ekmeğe zam yapılmaması için yönetimin büyük çaba göstermesi olduğunu belirtiyor. Ekmeğin fiyatına zam yapmak gerektiğinde padişah, ekmek çıkartan esnafa ya kendi cebinden ya da devlet hazinesinden aradaki farkı ödeyerek fiyatın artmamasını sağlarmış. 

Türkiye’de en büyük israfın, sokağa atılan günde bir milyon ekmekle büyük rakamlara ulaştığı görülüyor. Gerek yurdumuzda, gerek dünyada milyonlarca insanın açlık sınırında olduğu düşünülürse, ekmekteki bu bir milyonluk israf üzüntü verici. Ekmek ihtiyaçtan fazla alındığı için, bir gün geçince, binlerce ailenin ekmeği bayat diye sokağa attıklarında, bir günde, böylece on binlerce, yüz binlerce ekmek israf edilmekte.  

Kaynak: Zaman http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=65460

EKMEK SIKINTISI YARATANLARIN BAŞINA GELENLER

 

Orta Çağda Gazne şehrinde bir ekmek sıkıntısı oldu ekmek pahalılaştı. Ekmek bulama yan yoksullar sıkıntıya düştüler. Halk şikâyet için Dergâha Sultan İbrahim’in huzuruna çıktılar ve ekmekçilerden yakındılar. Fırıncılar un stoklayarak halkın sıkıntıya düşmesine ve ekmeğin çokca pahalılaşmasına neden oldular. Sultan, Gazne’de bulunan bütün ekmekçilerin, fırıncıların huzurda hazır bulunmaları emretti. Ekmekçiler de,”bu şehre getirilen buğdayı sizin has ekmekçileriniz (saray ekmekçileri) satın alıyorlar, ambar ediyorlar (stokluyorlar), fermanın da böyle olduğunu söylüyorlar,” dediler.

Sultan, halkı ekmeksiz bırakan veya ekmeği gereğinden fazla pahalı satan has ekmekçileri getirmelerini ve fillerin ayakları altına atmalarını emretti. Un stoklayan, ekmek sıkıntısına neden olanlar, fillerin ayakları altında ezildiler. Sonra da ölmüş olanları fillerin hortumlarına bağladılar, şehirde dolaştırdılar, böylece, ekmekçilerin dükkânlarını açmayan herkesin başına aynı şeyin geleceğini tellallar ile ilân ettiler. Erkesi gün ekmek bollaştı.

Bu olaylardan bin yıldan fazla bir zaman sonraya, 1942 yılına geliyoruz. “Devlet teşkilatında A dan Z ye kadar her şey bozuk”, diyen devrin Başbakanı Refik Saydam (1881–1942), TBMM de 30.1.1942 tarihinde konuşurken stokçuluktan yakınır. Bu konuşmadan sekiz ay sonra ölünce, evinde tereke hâkimi çuvallar dolusu stok mal, un bulmuş, bunu görenler çok şaşırmıştı. (Ele verir talkını, kendi yutar salkımı) gibi bir şey.      

 

Kaynak: 1-Siyasetname. Nizamülmülk Sf: 57–58

              2-Karşı devrim Çetin Yetkin sf:115

 

Cevat Kulaksız

ckulaksizster@gmail.com

Gelen Yorumlar
Okuyucu yorumları ‘onay’dan sonra yayınlanır. Küfür, hakaret, tehdit, aşağılama içerikli mesajlar silinir ya da değiştirilebilir; sorumluluğu yorumu yapana aittir.
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

KırşehirYeniHaber
KIRŞEHİR Yeni HABER sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır. Hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

2006 © 2008