Temmuz 2009
PzrPztSaÇaPeCuCts
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031
Aylık Arşiv
Ocak 2009
Şubat 2009
Mart 2009
Nisan 2009
Mayıs 2009
Haziran 2009
Temmuz 2009
Yıllık Arşiv


KÜNYE

 

KIRŞEHİR Yeni HABER

İnternet Gazete

 

Yayın Yönetmeni:

M. Duran Sönmez

 

 E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com

 

www.kirsehiryenihaber.com

Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.

 

Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

 

 

KIRŞEHİR Yeni HABER  İMD üyesidir.


Son Fotoğraflar
Mucur
Mucur Yenice Mah.
Türk Büyükleri Parkı
Ana Sayfa > Elekten Geçenler > "Taze Yazı Kokusu"ndan...
"Taze Yazı Kokusu"ndan...

Taze Yazı Kokusu’unda;

Gençlerin dünyasında “romantik” anlamı taşıyan sevgi ve nefretin, politika dünyasında nasıl bir “vahşi gerçeğe” dönüştüğünü;

 

“Korkutulan ve baskı altında tutulan insanın” nasıl “yaşamı reddettiğini”;

 

Politikacıların yanlış uyguladıkları toplum mühendisliği ile nasıl “başarısızlıkları başarı gibi gösterdiğini”; toplumun “kendi kendini esir almasını”;

 

Tarihi ve olayları “algılayış biçimimizi”;

 

“Kesin inançlılık karanlığından” kurtulup “geleceği kazanma” yollarını; ve parçası olduğumuz doğa ile birlikte “düşüncelerimizin dirilişini” bulacaksınız.

-----------------------------------------------------------

Yeni Yıla Tapınmak!..

 

Giden yılların ardından ağlamak, gelen yeni yılları kutlamak bizlere ne kazandırıyor?

 

Birçoklarımız yine, kendisini bir boş inancın (hurafenin, batıl inancın) rahatlatıcı boşluğuna atıp, “Yeni yıl bana şans getir” diyecek; “yeni yıla tapınacak.”

 

Oysa, bizler bize sunulan “avucumuzun içindeki zamanı” nasıl da yok ediyoruz.

 

Çoğumuz onu “öldürmeye” çalışıyor. Sonra da, yeni bir 365 günden yardım istiyor!..

 

Yeni yıla sayılı saatler, dakikalar, saniyeler kala dikkatinizi sahip olduğunuz zamana çekmek istiyorum.

                                                    * * *

 

Varsayın ki, her sabah hesabınıza 86 bin 400 dolar yatıran bir bankanız var.

 

Ama bir günden diğerine hiç para devretmiyor.

 

Tutarı ne olursa olsun, kullanmadığınız para miktarı her akşam iptal ediliyor.

 

Böyle bir durumda ne yapardınız? Tabii ki, son kuruşuna kadar çekerdiniz!

 

Aslında hepimizin böyle bir bankası var:

ZAMAN!..

 

Her sabah hesabınıza 86 bin 400 saniye kredi veriyor.

 

Her akşam ise, iyi şeylere yatırım yapamadığınız miktarını silip, hesabınıza zarar kaydediyor.

 

Hiç devretmiyor. Kredi miktarından bir kuruş fazla kullandırmıyor.

 

Hergün size yeni bir hesap açıyor. Her akşam günün bakiyesini yakıyor.

 

Eğer günlük depozitolarınızı kullanmadıysanız, bu zarar sizindir.

 

Geriye dönüş yok. Yarından avans çekmek yok.

 

Bugünü, bugünkü depozitonuzla yaşamalısınız.

 

Ona yatırım yapın ki, size sağlık, mutluluk ve başarı olarak geri dönsün.

 

Zaman akıp gidiyor, gününüzü gün etmeye bakın!

 

BİR YIL’ ın değerini anlayabilmek için, sınıfta kalan bir öğrenciye sorun.

 

BİR AY’ ın değerini anlayabilmek için, prematüre bir bebeği dünyaya getiren anneye sorun.

 

BİR HAFTA’ nın değerini anlayabilmek için, haftalık bir derginin editörüne sorun.

 

BİR DAKİKA’ nın değerini anlayabilmek için, treni yeni kaçırmış bir kişiye sorun.

 

BİR SANİYE’ nin değerini anlayabilmek için, bir kazayı kıl payı atlatmış bir kişiye sorun.

 

BİR MİLİSANİYE’ nin değerini anlayabilmek için, olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan bir sporcuya sorun.

 

Sahip olduğunuz her anı değerlendirin. Daha fazla değer verin.

Çünkü onu çok özel biriyle, zamanınızı harcamaya değecek kadar özel biriyle paylaştınız.

Şunu unutmayın ki, zaman hiç kimseyi beklemez.

Dün” artık mazi oldu. “Yarın” ise bilinmiyor.

Bugün” ise avuçlarımızın içinde… ve, bize sunulmuş bir armağandır!.... 
                                                  . . .


* Göğün her yerde mavi olduğunu anlamak için dünyayı dolaşman gerekmez.

* "Bak!" Aynı zamanda da baktığını "gören" ol.

* Geldiğin zaman boşluk dolduran değil, gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol.

* Her duyduğuna inanma, elindekinin hepsini harcama ve istediğin kadar uyuma.

* Seni seviyorum derken inanarak söyle.

* Özür dilerim derken inanarak söyle.

* Evlenmeden önce en az altı ay nişanlı kal.

* Asla başkalarının hahalleriyle dalga geçme.

* İnsanlar hakkında konuşulanlara inanıp, onlar hakkında karar verme.
-----------------------------------------------------------------------------

SİZ HİÇ…

 

Siz hiç..

  Büyümüşlüğünü uzaktan uzağa gururla seyrettiğiniz oğlunuzun, bir dondurmacının önünde, arkadaşları dondurma alırken; cebinden çıkardığı harçlığının dondurma almaya yetmediğini anlayıp da, o gençliğin gerdiği yüz hatlarının, acıyla buruştuğunu izlediniz mi?...

 

Siz hiç..

  Cebine dolmuş parasından başka para koyamadığınız kızınızın, evden getirdiği ekmek-arası nevaleden kopardığı lokmalar yutmaya çalışırken; arkadaşlarının üniversitenin kampüsündeki “fast-food” dan veya karşıdaki dönerciden, karnının “kola”sını yudumlayarak doyurduğunu; iş yerinde her yemek paydosunda, boğazına lokmalar dizilirken hatırladınız mı?...

 

Siz hiç..

  Rüyanızda yirmi küsur yıllık eşiniz, sizin kullandığınız bir arabanın diğer ön koltuğunda gördünüz diye, bir rüyalık mutluluk duydunuz mu, bu rüyayı eşinize anlatarak?..

 

Siz hiç..

  Gelmek bilmeyen maaş günlerini iple çekerken; rüşvet almayıp namusluluğun ağırlığı altında ezilerek, arkadaşlarınızdan nasıl borç isteyeceğinizi hesapladınız mı?..

 

Siz hiç..

  İş yerinizde masanıza veya bir bilgisayarın başına oturup, kafanızda benzeri sonunlar ve vicdanınızda aldığınız maaşı hak etmeniz gerektiği dürtüsü ile çalışmaya çalışırken; gözleriniz dolduğunda, arkadaşlarınızın “N’oldu gözlerine?” sorularını, ince bir sızıyla burnunuzu çekerek, “Artık yaşlanıyorum galiba, gözlerim çok çabuk yoruluyor..” deyip geçiştirdiniz mi?”

 

Ve siz hiç..

  İyice bunaldığınız akşamlarda evdekiler, “Hadi siz yatın, ben biraz kitap okuyacağım” deyip, elinize ilgisiz bir kitap alarak, gizlice doya doya ağlamak için, herkesin uyumasını beklediniz mi, evin bir odasında?..

                                  
Başarılı İnsanları Okuyunuz                                                                           

    Televizyon programına hazırlanırken, önümde o haftanın konusuyla ilgili olmasa da çok sayıda kitap durur. (Program olmasa da ben o kitapları okurum. Program yokken de böyleydi.)

    Peki ne okuyorum?

    Kitap adlarını vermem, belki bir kısın okuyucunun da bu kitaplara kement atmasına neden olabilir.

    Birçok kitabı aynı zamanda alıyor ve hepsini birden dönerli olarak okumaya çalışıyorum.

    Atatürk'le ilgili birçok yeni kitap. Murathan Mungan'ın Üç Aynalı Kırk Oda'sı, Jostein Gaarder'in Sofi'nin Dünyası, Erdal İnönü'nün Fikirler ve Eylemler'


"El atına binme"nin psikolojisi                                                                       

            Herkes “ kendi hayaliyle” yaşıyor.

            Dünya bakışı, olayları değerlendirmesi, hep bu “hayale uygunluk” doğrultusunda oluyor. Ölçümüz bu.

            Tehlikeli olan şey, bu hayali “gerçek” olarak kabul etmemiz.

            Beynimizde yarattığımız hayale uygunsa her şey “doğru”; uygun değilse “yanlış” ve “kötü” oluyor.

            Sonuç olarak sanal bir hayal aleminde “hayal atına” binip dolaşıyoruz…

 
            HAYALLER ACABA BİZİM PUTUMUZ MU?

            Önce hayallerimiz yaratıp, sonra ona tapıyoruz!...

            Görünmeyenler aleminde” yaratılan hayaller (Çağdaş deyişle sanal alemdeki hayaller) çoğu zaman irademiz dışındaki etkenlere bağlı oluyor.

            Bir parti taraftarı yada bir futbol takımı taraftarı olmak gibi.

            Tutulan parti iktidara gelirse mutlu olunuyor, tutulan takım şampiyon olursa ( yada maç kazanırsa) seviniliyor.

            Peki bu sonuçların “taraftara” ne faydası var?

            Elinizde olmayan bir değişimden neden mutlu yada mutsuz oluyorsunuz?..

            Bir futbol takımı maç kazanıyor, biz seviniyoruz. Peki bize ne? Gerçek olan şu. Bizim sevincimiz futbolculara, teknik direktöre ve kulübe “para” olarak dönüyor. Biz seviniyoruz, başkaları para kazanıyor! (Dikkat edin: Bu takımda oynayanlar aslında kendileri “taraf” değil. Yarın daha çok para için gidip rakip takımda oynuyorlar!)

            Politikada böyle. Bir siyasi parti tutuluyor. Diyelim ki, o parti iktidar oluyor. Partideki 3-5 kişi (yada onları destekleyen bir takım çıkar çevreleri) kazanç elde ediyor. (Çok küçük bir azınlık, “belki bana düşer” diye partilerin peşinde dolanıp duruyor.)

            Bu “aşırılıkların” vardığı olumsuz sonuçları hep birlikte izlemiyor muyuz?

            Adam güya taraftar. Takım tutuyor, bundan hiçbir kazancı yok. Ama gidip rakip taraftarı bıçaklayıp öldürecek kadar kendinden geçiyor. En azından lafla saldırıyor, hakaret ediyor. Neymiş, “spor dostlukmuş!” Geçiniz…

            Parti taraftarlığında da aynı şey olmuyor mu?

            Bizler sandık başına gidip oy veriyoruz. Güya bizi temsil edecekler, bizim düşüncelerimiz doğrultusunda (üstelik seçimden önce söz vermelerine rağmen) hareket edecekler; ama TBMM’de ne pazarlıklar yapıyorlar.

            Bunun adı da “demokrasi!” Geçiniz…

***

            El atına binme’nin psikolojisi” daha da derinlere gidiyor. Örneklerimizi çoğaltabiliriz. Buna benzer ata sözlerimizde çok. Belki okurken sizlerinde aklına gelip, gülümsemiş olabilirsiniz.

            Medet umacağımız ve ardına takılacağımız tek şey, bilgi ve kültür olmalı” diye düşünüyorum.

Sorunları ağaca asmak                                                                                       

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in işadamlarına hitaben yaptığı eski bir konuşmayı hatırlıyorum.

Demirel, “Dağa tırmanırken dağı kendinize çekmeyeceksiniz, siz kendinizi yukarı çekeceksiniz” deyince, salonda kahkahalar kopmuştu.

Zig Ziglar adlı yazar da, “Dağcılar beraberlerinde tuğla taşımazlar” diyor: “Dağcıların sırt çantalarına tuğla koymamaları gibi, siz de affederek sırtınızdan kızgınlığın, nefretin, kinin ağırlığını atabilirsiniz” (“Zirvenin Üzerinde”, Beyaz Yayınları, 1999)

Birbirimize karşı “kin dosyası biriktirmenin” faydası yok.

 

                                        ***

Şimdi size bu duruma uygun bir “yaşanmış öykü” anlatacağım.

Söz konusu öykü, Robert Updegraff’ın “Sorunlarınıza Şükran Duyun” (Be Thankful For Your Troubles) adlı kitabında yer alıyor…

Çok önemli bir görevde çalışan bir adam, günü nasıl geçerse geçsin evine hep sakin bir şekilde gelirmiş. Kendisine bunu nasıl başardığı sorulduğunda, “Evimin önündeki bahçede ‘Özel Sorun Ağacım’ diye adlandırdığım küçük bir ağacım var” diye cevap verirmiş.

“Her akşam evime girmeden önce bahçeden geçerken, o gün yaşadığım tüm sorunları zihinsel olarak bu ağaca asar, ‘Gece boyunca burada durun. Yarın sabah işe giderken sizleri yine yanıma alacağım’ derim”

Adam sözlerine şöyle devam etmiş: “İşin komik yanı ertesi sabah kaktığımda, bir gün önce büyük bir sorun olarak astığım sorunların büyük çoğunluğu gece uçup gitmiş olur. Hâlâ ağaçta asılı duranlar ise bana bir gece önce oldukları kadar önemli ve endişe verici görünmezler.”

Ziglar, bu olayı yorumlarken önemli bir gerçeğe dikkat çekiyor:

Bilimsel olarak bakıldığında, sorunlarımızın büyük bir çoğunluğu zihnimizde olup güçlenirler, aslında yaşamımızda yer almazlar.

 

* * *

Yaşam bir “izâfiyet yumağıdır”

Dün sorun olan, bugün olmayabilir.

Yeter ki görmesini bilelim..

Söylenecek sözü olmak                                                                                      


 Bakınız Dale Carnegie, “sözler ve düşünceler” hakkında neler söylüyor:

            Zihne giren her düşünce, her kavram yada sonuç karşı düşüncelerle karşılaştırmadıkça doru sayılır. O halde dinleyici üzerinde etki bırakmak ve onu inandırmak istediğiniz zaman, iki hedefiniz var demektir.

            Birincisi düşüncelerinizi ileri sürmek; ikincisi, karşıt düşüncelerin sizinkileri sıfıra indirmesine engel olmak. Bunu yapabilmek için size on fikir veriyoruz:

1-     Başkalarını bir şeye inandırmaya kalkmadan önce ona kendinizin inanması gerekir.

2-     Kabul edilmesini istediğiniz şeyi, dinleyicilerin esas bilgi ve inandığı bir şeyle karşılaştırarak sununuz.

3-     Fikirlerinizi tekrar ediniz. Örneklerle destekleyiniz. Rakamları tekrar ederken, onları açıklamaya önem veriniz.

4-     Genel tanımlamalar kullanınız.

5-     Özel örnekler, kişisel olaylar kullanın. Örneğin “Birçok zengin adam çok basit bir yaşam sürerler. Frank Vanderlip günde iki kez yemek yerdi” ve benzerleri gibi.

6-     Düşüncelerinizi kabul ettirinceye kadar olayları, örnekleri ve deneyimleri dinleyicilerin kafasına yığınız.

7-     Grafikli karşılaştırmalar yapınız. Çünkü kulak yoluyla alınan izlenimler gelip geçicidir. Göz yoluyla alınan izlenimler ise son derece sağlamdır.

8-     Sözlerinizi, yetkisi bilinen bir insanın sözleriyle güçlendiriniz ve Roosevelt gibi açık olunuz. Yerel şöhretlerden yaralanmak gerekir. Ancak bir konu üzerinde en yetkili sözü söylemeye değer kişinin sözlerinden alıntı yapınız.

9-     Sözün sonu önemli unsurdur. En son söylenen söz, en çok hatırlanacak söz olmalıdır. “Söyleyeceklerim bundan ibarettir. Onun için sözümü kesiyorum” gibi sözlerle konuşmanıza son vermeyiniz. Sözü bitirmeli fakat bittiğinden bahsetmemelidir.

10- Başlangıcın ve sonun güzel olmasına dikkat etmek gerekir. Daima hatırlanacak bir nokta, dinleyicinin konuşmacıya en fazla ilgi gösterdiği sırada duymak üzere olduğudur.

                                           

***

Lord Bryce da, “söz” hakkında şu öğütleri veriyor:

Söylenecek bir sözünüzün olması gerekir.

         Söylenecek sözü bulunan; söylenecek sözü bulunmadıkça söz söylememekle tanınan bir adam, daima kendini dinletir.

            Her şeyden önce ne söylemek istediğiniz ve hangi amacı taşıdığınızı belirleyiniz.

            Kafanız karışık ise dinleyicilerinizin kafası daha fazla karışır.

            Mutlaka düşüncelerinizi bir sıraya koyunuz ve düzenleyiniz.

            Bunların kısa olmaları gerekmez. Yalnız başı, gövdesi ve sonu olması yeterlidir.

            Mutlaka anlamı söz söyleyiniz. Dinleyiciler düşüncelerinin rahat rahat anlamalıdır.

            Tartışmalı bir konuşmada, karşı tarafın ileri süreceği  belgeleri önceden kavramak gerekir.

            Karşı tarafın jestlerini ciddiyetle ve ciddiyetini de jestlerle karşılayınız. Her şeyden önce muhatabınız olan dinleyicilerin düzeyini belirleyiniz. Ve dinleyicilerin durgun donuk kalmalarına razı olmayınız. (Popüler Bilim Dergisi, Mayıs 1994, s.51)


 

Gelen Yorumlar
Okuyucu yorumları ‘onay’dan sonra yayınlanır. Küfür, hakaret, tehdit, aşağılama içerikli mesajlar silinir ya da değiştirilebilir; sorumluluğu yorumu yapana aittir.
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

KırşehirYeniHaber
KIRŞEHİR Yeni HABER sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır. Hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

2006 © 2008