| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
KÜNYE
KIRŞEHİR Yeni HABER
İnternet Gazete
Yayın Yönetmeni:
M. Duran Sönmez
E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com
Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

KIRŞEHİR Yeni HABER İMD üyesidir.
Türkiye sağduyu ve istikrar Bugünlerde her ağzı olanın konuştuğu, dili olanın söylediği, kalemi olanın yazdığı, okumuş yazmışların bile bu ülkenin geleceğine ne zararlar vereceği hesap edilmeden dengesiz hareketlerin sergilendiği, lafların edildiği bu süreçte TOBB öncülüğünde biraraya gelen 7 sivil toplum kuruluşu, yaptıkları ortak açıklamada sağ duyu çağrısı yaptılar.
TOBB, TİSK, T. KAMU-SEN, TÜRK-İŞ, TESK, TZOB, HAK-İŞ genel başkanlarının İstanbul’da Çırağan otelde yaptıkları ortak toplantıya, bütün Türkiye’den de katılım oldu. 81 ilde Video Konferansla bağlantı yapıldı. Tüm illerdeki sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri birlikte basının karşısına çıktılar.
Çırağan Sarayı'nda düzenlenen toplantıda ''Türkiye İçin Sağduyu'' çağrısını, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu okudu. ''Bugün tarihi bir gün yaşıyoruz'' cümlesiyle başlayan ortak açıklamada, memur, işçi, işveren, çiftçi, esnaf, tüccar ve sanayi temsilcilerinin bulunduğu toplantıda TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu tarafından okunan bildiride, Türkiye'nin zor bir demokrasi ve hukuk sürecinden geçtiği vurgulanarak "Bu kritik dönemden yara almadan çıkmak hepimizin ortak dileğidir" görüşüne yer verildi. Türkiye'nin iktisadi tedbir arayacağı bir dönemde sağduyu arıyor olmasının talihsizlik olarak nitelendiği metinde, "Türkiye'nin işsizlik başta olmak üzere iktisadi ve sosyal sorunlara yönelmesi gerekmektedir. Vazgeçilmez ilkelerin varlığı dışında her mesele siyasetin konusu olabilir ve özgürce tartışılabilir. Politik süreç umutsuzluğu ve karamsarlığı artırmakta ve istikrarı tehlikeye atmaktadır" denildi.
''Türkiye bugünlerde zor bir demokrasi ve hukuk sınavından geçmektedir. Ülkemizin bu kritik dönemden hiçbir yara almadan çıkması, hepimizin ortak dileğidir. Uluslararası finansal krizin dalgalarını hissetmeye başladığımız bugünlerde, iktisadi tedbir arayacağımıza hala sağduyu arıyor olmamız, bir talihsizliktir'' denilen açıklamada, Türkiye'nin, bir an önce uzun dönemli ve tempolu büyümesini sağlayacak ve işsizlik başta olmak üzere tüm iktisadi ve sosyal sorunlara odaklanması gerektiği vurgulandı.
Açıklamada, şunlar kaydedildi: ''Türkiye Cumhuriyeti, anayasanın başlangıç ilkelerine dayalı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Vazgeçilmez olan bu ilkeler bütünü, bizi bir arada tutmaktadır. Bu ilkelerin varlığı dışında her mesele, siyasetin konusu olabilir ve özgürce tartışılabilir. Türkiye'de yaşanan politik süreç, toplumda umutsuzluğu ve karamsarlığı artırmaktadır. Siyasi, ekonomik ve sosyal istikrarı tehlikeye atmakta ve toplumun enerjisinin pozitif alanlara yönelmesini engellemektedir.''
Siyasi partilerin, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğuna işaret edilen açıklamada, ''Siyasi partilerin kolaylıkla kapatılabilmesi, aynı kolaycı yaklaşımla kurum ve bireylerin özgürlüklerinin kısıtlanması, demokratik süreç ve kurumların güçlenmesine hizmet etmek yerine zarar vermektedir'' ifadesine yer verildi.
DEMOKRASİ İŞLEYİŞİ
Kuvvetler ayrılığı ilkesinin, demokrasi işleyişi için son derece önemli olduğuna da dikkat çekilen açıklamada, bu ilkenin, kuvvetler arasında uyum sağlaması, çatışmaya neden olmaması, toplumda yaratılmak istenen kamplaşmayı beslememesi ve kuvvetlerin bağımsızlığını temin etmesinin de esas olduğu dile getirildi.
Açıklamada, ülkenin, Anayasa'yı ve Siyasi Partiler Kanunu'nu ilgilendiren çeşitli sorunlar etrafında gergin bir süreç içerisinde olduğu, oysaki yapılması gerekenin, ülkeyi ekonomik, siyasi ve sosyal standartları gelişmiş ülkeler düzeyine ulaştırmak ve AB sürecini hızlandırmak olması gerektiği vurgulandı.
Türkiye'nin, gelişen dünya şartlarına uygun, toplumun beklentilerini karşılayan, her ferdini kucaklayan, evrensel değerler ile kendi değerlerini bütünleştirecek bir anayasa ve siyasi partiler kanununa ve hukukun üstünlüğü ilkesini güçlendirmeye ihtiyacı bulunduğu dile getirilen açıklamada, şöyle denildi:
''Türkiye, kendi meselelerini sindire sindire tartışarak katılımlı bir süreç içinde tüm kesimlerin mutabakatı ile hazırlanacak bir anayasayı hak etmektedir. Bizler memur, işçi, çiftçi, esnaf, tüccar ve sanayiciler olarak bu zor zamanda sağduyu ve serinkanlılıkla Türkiye'nin temel sorunlarının çözümüne her zaman olduğu gibi katkı sağlamaya ve sorumluluk üstlenmeye hazırız. Demokrasi, tüm kurum ve kurullarıyla hayata geçirildiğinde, bütün kurumları kısır çekişmelerden uzaklaşarak uyum içinde çalıştığında, ülkemizin aydınlık yarınlara yürüyeceğinden hiç kuşkumuz bulunmamaktadır. Türkiye, bir an önce kavga ve kaos ortamından çıkmak zorundadır. Türkiye'nin istikbalini karartmaya kimsenin, ama kimsenin hakkı yoktur.''
Kırşehir’de bu ortak bildiriyi imzalarıyla onaylayan sivil toplum kuruluşu temsilcileri şunlar: Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Çopuroğlu, Ticaret Borsası Başkanı Neşet Yavuz, Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkan Vekili Mustafa Elvan, Ziraat Odası Başkanı Yusuf Ünlü, TİSK Temsilcisi Nedim Kılıç, Kamu-Sen Temsilcisi Mustafa Sarı, Hak-İş Sendikası Temsilcisi Aydın Kahraman.
TÜSİAD'ın bu doğrultudaki girişiminin ardından, TOBB, TZOB, TİSK, Türk-İş, Hak-İş ve Kamu-Sen başkanları dün aynı anda 81 il merkezinde bu çağrıyı yaptılar ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, tümü adına, her satırına, her sözcüğüne imza atılacak bir metin okudu.
'Sağduyu' ve 'siyasi uzlaşma' çağrısında, yine, itirazı mümkün olmayan üç husus var:
1. Türkiye'nin geleceğini karartmayalım (karartmayın).
2. Siyasi tansiyonu düşürelim.
3. Herkes bulunduğu mevkiden bir adım geri atsın.
Yani; atsın ki, 'siyasi tansiyon' düşürülebilsin.
Bunların her biri ve hepsi makul çağrılar. Ne var ki, hiç kimsenin itiraz edemeyeceği türden bu tür çağrılar, genellikle 'klişe'dir. Bu çağrıları, 'klişe' olmaktan kurtarmak ve 'sağduyu davetiyesi'ne işlevsellik kazandırmak için 'mekanizma' gerekir.
Şimdi, TÜSİAD'dan başlayarak, TOBB'a ve diğer büyük kuruluşlara uzanan yelpazenin atması gereken adım, bunun 'mekanizması'nı önermek ve hayata geçirmektir.
Aksi halde, son derece iyi niyetle yapılan çıkış, 'boş kubbede bir hoş seda' olarak kalmak tehlikesi içeriyor.
***
Bu kadar kuruluşun seferber olmasını gerektiren 'kriz'in kaynağına inmeden ve o kaynak kurutulmadan yol almak mümkün olmayacak. Bunun kaynağı, Türkiye'deki iktidar partisinin, üstelik şunun şurasında yarım yıl önce yüzde 47 oy almış bir iktidar partisinin kapatılması girişimidir.
Türkiye, iktidar partilerinin kapatıldığına tanıktır. Parti kapatmada, neredeyse dünya rekoruna sahiptir. Hiçbir demokratik ülkede görülmemiş şekilde, bizim Cumhuriyet tarihimiz 30'a yakın parti kapatma yaşamıştır. Bunların 18'i, 1982 Anayasası'nın kabulünden sonra yaşanmıştır. Son çeyrek yüzyılda, neredeyse bir buçuk yıla, bir parti kapatma.
İktidar partileri bile kapatılmıştır. Ama, sadece askeri darbelerden sonra. 1960'da 27 Mayıs askeri darbesiyle, iktidardaki Demokrat Parti indirilmiş ve kapatılmıştır. 1980'de 12 Eylül askeri darbesinde iktidardaki Adalet Partisi ve bir de ana muhalefet partisi CHP kapatılmıştır.
Askeri darbe olmadan parti kapatılması söz konusu olamaz. Bu nedenle, Ak Parti hakkında açılmış kapatma davası, bir 'darbe' olarak algılanmış ve buna 'yargı darbesi' sıfatı takılıvermiştir.
Türkiye demokrasisine saplanan bu 'yargı darbesi kazığı'nı, 'demokrasinin böğrü'nden çıkartmadan, 'sağduyu' ve 'uzlaşma' sözcükleri alkışlansa da, bu sözcüklerde işlevsel bir buluşma sağlanamaz.
Konu, Ak Parti konusu değildir. Türkiye'de siyasi hayatın normal işleyişi, demokrasinin korunması ve yarım yüzyıldır Türkiye'nin 'ulusal siyaseti' haline gelmiş olan, AB'ye katılım ufkunun korunmasıdır.
Rifat Hisarcıklıoğlu tarafından okunan metinde, 'Ülkemiz Anayasa'yı ve Siyasi Partiler Kanunu'nu ilgilendiren çeşitli sorunlar etrafında gergin bir süreç içerisindedir. Halbuki yapmamız gereken ekonomik, siyasi ve sosyal standartlarımızı gelişmiş ülkelere ulaştırmak ve AB sürecini hızlandırmak olmalıdır.'
Peki ama nasıl?
AB şahsiyetleri, kurumları ve AB ülkelerinin önde gelen basın organları, bu kapatma davası, kapatma ile sonuçlanırsa, 'Türkiye'nin AB'yi unutması gerektiğini' açık açık ilan ettiler.
İktidar partisini kapatmak, AB'yi Türkiye'ye kapatmak demek olacak. Muhtemelen, bu işin peşinde olanların istediği tam da budur. O nedenle, 'AB sürecini hızlandırmak' isteyen herkes, başta TÜSİAD ve TOBB, 'sağduyu'yu ve 'uzlaşma'yı 'parti kapatma girişimi'nin önlenmesinde aramaya mecburdurlar.
CHP, durumdan pek memnun görünüyor. İktidar partisi ile, kendi tanımlarıyla, 'devlet kurumları'nın karşı karşıya geldiği kanısındalar. Ak Parti'nin kapatılmasının önlenmesi bir yana, bu sürecin hızlandırılmasından yana gibi bir görüntü veriyor.
MHP'nin tavrı ise, 'Ak Parti kalsın; Tayyip Erdoğan gitsin' şeklinde özetlenebilir.
Ak Parti ve lideri, kafasını kuzu kuzu uzatırsa, 'sağduyu' ve 'uzlaşma' mı egemen olacak?
Ya uzatmazsa?
Ne olacak?
***
Bu arada, Tayyip Erdoğan ve partisinin iktidarı, zaten şu noktadan itibaren kısıtlanmış, sınırlanmış ve darbe almıştır. Yüzde 47 ile iktidara gelen bir hükümet, iktidara gelmesinden yarım yıl sonra yol alabilmek ve ülkeye yol aldırabilmek için, işveren ve işçi kuruluşlarının 'arabuluculuğu'nu gerektirir bir noktaya gelmiş ise, 'iktidar erozyonu'na zaten uğramış haldedir.
Sorun, keşke, Ak Parti ile sınırlı olsa. Geldiğimiz noktada, demokrasi, Türkiye'nin AB yolu ve Türkiye'nin kendisi tahrip ediliyor.
Amaç, bunu önlemekte.
Söz konusu kuruluşlar; sağduyu ve uzlaşmanın sağlanması için bir 'mekanizma' oluşturmak ve sivil toplum örgütleri olmaktan ziyade- 'baskı örgütleri' olarak esas baskıyı muhalefet üzerinde kurmalıdırlar.
Konu Türkiye ise; gerisi 'teferruat' olmalıdır..

Köşe Yazıları
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""