Temmuz 2009
PzrPztSaÇaPeCuCts
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031
Aylık Arşiv
Ocak 2009
Şubat 2009
Mart 2009
Nisan 2009
Mayıs 2009
Haziran 2009
Temmuz 2009
Yıllık Arşiv


KÜNYE

 

KIRŞEHİR Yeni HABER

İnternet Gazete

 

Yayın Yönetmeni:

M. Duran Sönmez

 

 E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com

 

www.kirsehiryenihaber.com

Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.

 

Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

 

 

KIRŞEHİR Yeni HABER  İMD üyesidir.


Son Fotoğraflar
Mucur
Mucur Yenice Mah.
Türk Büyükleri Parkı
Ana Sayfa > Cevat Kulaksız > Yargıyı yaralayanlar
Yargıyı yaralayanlar

Şimdiki iktidar, milli irade adına, “ben iktidardayım her şeyi yaparım” düşüncesi ile Anayasa’ya aykırı yasalar çıkarmak suretiyle, Anayasayı ihlal eden eylemler içindedir.  Yüzde kırk yedi oy veren halk, “anayasayı, koru, birlik dayanışma, kalkınmayı sağla” diye ulusal iradeyi temsil yetkisi vermiştir. Anayasaya, devletin laiklik ilkesine bağlı kalacağını yemin ederek, milleti temsil yetkisini alan iktidar, Anayasanın değiştirilmesi teklifi dahi mümkün olmayan maddesini yıpratan,  çıkardığı türbana yeşil ışık yakan, dinsel simgeleri ön plana çıkaran konuşma, eylem ve tavırları, yargı organlarını dışlayarak,  laik devlet geleneğini sarsmıştır. Ülkemiz, böylece yaratılan kaosla (keşmekeş)  iş ve ekonomide de krize doğru sürüklenmektedir.

Ulusal egemenlik sadece bir iktidar tarafından değil, devletin bütün organları,  yargı sistemi ile de paylaşılır. Despot, faşist iktidarlar, yargının dışlanması ve yargının verdiği kararları hiçe sayarak, yargı kararını öteleyerek baskıcı yönetimini oluşturur. Günümüzde yargının verdiği kararlar ötelenmekte,  yargı sürekli eleştiri gölgesinde kötülenmekte.

Ülkenin, ekonomik sıkıntılar, sosyal ve eğitim sorunları, AB, demokratikleşme vb bin bir sorunu varken, türban diye ani yaratılan gündemle ülkenin tansiyonu yükselmiş, gerilmiştir. Laik devlet kurumlarında dinsel simge, kurallar ön plana çıkarılamaz. Devlet düzeninde laiklik gitti mi, demokrasi de gider; demokrasinin özü, mayası laiktir.

Millet adına karar veren yargının verdiği kararlara iktidarca meydan okurcasına, yargı mensuplarını yakışıksız ifadelerle eleştirerek ve millete yargıyı şikâyet ederek açıkça hedef gösterilmektedir. Bu eleştiri ve hedef göstermenin en açık örneğini Danıştay’ın türban konusunda verdiği karara karşı yakışıksız hedef gösteren eleştiriler ve bunun sonunda Danıştay’a yapılan saldırıda gördük. Yargıya karşı olumsuz tavırları son yıllara yansıyan bazı görünümleri şöyledir:

 

1-  Danıştay’ın türban konusundaki kararını şiddetle eleştiren Başbakan R.T. Erdoğan, “bir de ulemaya danışalım” sözü üzerine,  Avukat Alpaslan Aslan Danıştay’a baskın yapmış,   tabanca ile, Danıştay İkinci Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’i öldürmüştü. Bu olaydaki görünüm, güya eleştiri adı altında adeta bir hedef gösterme idi. Hukuk Devletinde ulemaya danışmak olur mu? Ulema devri Osmanlı’da kaldı.  Girmek istediğin AB ülkeleri, çıkardıkları yargı kararlarını kiliseye mi danışıyor? Bu nasıl hukuk anlayışı.

 

2- Yargıtay Başsavcısı Abdurahman Yalçınkaya, Anayasanın kendisine verdiği yetki ile AKP yi kapatma davası açınca, yargı, başsavcı hakkında başbakan ve partililerince akıl almaz bir şiddetle eleştiriler yapılmış, Türk Yargısı Avrupa ülkelerine AB ye şikâyet edilmişti.  İktidar, sürekli yargı ve yargı kararlarını eleştirip, yargıyı millete şikâyet ediyordu.  Bu eleştiriler üzerine Başsavcı hakkında tehditler gelmeye başladığı basına yansımıştı.

 

Neymiş yüzde %47 oy alan bir parti kapatılamazmış. İktidar partisi, anayasal bir kusur yapmışsa, onu engelleyecek yargısal kurum yokmudur. Başsavcılık neye dayanarak kapatma davası açmış.  Yasamanın yaptığı yasaları uygulamak, uymak, korumak görevimizdir. Bütün vatandaşlar, hükümetler, kurumlar yasalara, yargıya uymak zorundadır. Hani yargı bağımsızlığı vardı? Yürütme, yasama, yargı kuvvetler ayrığında bağımsız devlet örgütleri değimlidir? Demokrasinin temelini teşkil eden bu üç kuruma hepimiz, iktidarı ile, muhalefeti ile saygılı olmak durumundayız. “Ben millet oyu ile geldim, halk iradesini temsil ediyorum” diyerek, devletin öteki kurumları üstünde, anayasa dışı, keyfi, kendi dini, mezhep inançları için baskı kurulabilir mi? Hangi ülkede dini kurallar devlet yönetimine hâkimse, o ülkede demokrasi, özgürlük, özgür düşünce ve yaratıcılık kesinlikle yoktur. Öyleyse çağdaşlaşmanın tek şartı,  laik toplum, laik devlet olmaktır.

 

3-Yargıtay Başkanlar Kurulu, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Yargı Reformu Strateji Taslağı’nı hiçbir yargı organının görüşü alınmadan AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn’e vermesi yargı organlarında üzüntü yaratmıştır. Adalet Bakanı, yargı ile ilgili temel yasa ve kuralları öncelikle yargı, baro gibi adli kuruluşlarla tartışıp olgunlaştırmadan, yabancılara öncelikle vermesi çok manidardır.  Oysa yargıyı ilgilendiren yasal konular, önce yargı organlarında tartışılmalı, Baro’nun, yargıçların görüşleri ile olgunlaştırıldıktan sonra verilmeli idi.

4- Ayrıca Ankara Emniyet Müdürlüğüne bağlı polis araçlarının, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ü iki aydır takip edilmesi  (izleme ve dinleme amacı ile) ne ile açıklanır. Hükümet artık yargısına da güvenmiyor. Faşist Polis devleti gibi yargıçların izlenmesi ne kadar hüzün verici. Demek ki, tüm bunlarla iktidar, yandaş medya çabası gibi, yandaş yargı yaratma peşinde.

 

Yargıya karşı yaratılan tüm bu olumsuz olaylar yargıyı yaralamıştır. Kendini, yargıyı savunmak zorunda kalan Yargıtay Başkanlar Kutulu ortamı geren son bildiriyi yayınlamak zorunda kalmıştır.  Durum böyle iken, Adalet Bakanı, yüksek yargıçların sitemli çıkışlarına, sorun yokmuş gibi, “dam başında saksağan” diyerek hafife alıyor.

Bu konularda, yargıyı Batı’ya şikâyet eden, Batı ile sıkı fıkı diyaloğa giren iktidarı görünce, insanın aklına (benzetmek gibi olmasın) Kuvaayy-i Milliyeye karşı ülkeyi işgale çalışan Batı Emperyalistlerle işbirliği yapan Damat Ferit iktidarı geliyor.  

Bu nasıl yönetim anlayışı ki, YÖK le kavgalı, yargıyla kavgalı, Baro’yla sürtüşmeli, orduyla kırgın, üniversite ile uyumsuz, muhalefetle kavgalı, basında baskılı, laikliği özümsememiş bu halle nasıl AB ye gireriz; nasıl çağdaş ülkere uyum yaparız. Çağdaş Dünya, Çağdaş Batı laiklikle yoğrulmuştur. Girmek istediğimiz Batı, laikliği yüz iki yüz yıl önce halletmiş.

 

Ekonomik durum kriz sinyali veriyor. Ülke her yıl milyarlarca dolar borçlanıyor. Zaman kriz, sorun çıkarma zamanı değil; zaman, devletin bütün organları ile uzlaşı, uyum, el ele verme zamanıdır. Çağdaş dünyada zaman kaybediyoruz.

 

Sonuç olarak, gerek iktidar, gerek vatandaşlar, yürütmeye (hükümete), yasamaya (TBMM)  gösterdiği sevgi ve güveni yargısına da göstermelidir. Yargıyı, yargının verdiği kararları beğenmeyip, sürekli kötüleyenler, yandaş yargı yaratmaya kalkanlar suçluluk telaşı içindedirler.   

 

Ülkemizin geleceği için, devletimizin bekası için, yargı bağımsızlığına, saygınlığına gölge düşürmemeliyiz. Yargısına güvenmeyenler, kendi adaletini kendi sağlamaya kalkarsa, orada devlet güvencesi, varlığı sarsılmış, yıkılmaya başlamış demektir.

 

Kaynak: Karikatür Y.A.R.Müdaa-i Hukuk Dergisinden (Mayıs 2008 sayı:116 dan) alınmıştır.

           

Cevat Kulaksız

ckulaksizster@gmail.com
Gelen Yorumlar
Okuyucu yorumları ‘onay’dan sonra yayınlanır. Küfür, hakaret, tehdit, aşağılama içerikli mesajlar silinir ya da değiştirilebilir; sorumluluğu yorumu yapana aittir.
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

KırşehirYeniHaber
KIRŞEHİR Yeni HABER sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır. Hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

2006 © 2008