| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
KÜNYE
KIRŞEHİR Yeni HABER
İnternet Gazete
Yayın Yönetmeni:
M. Duran Sönmez
E.Posta: kirsehiryenihaber@gmail.com
Basın ahlâk ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Sitede yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.

KIRŞEHİR Yeni HABER İMD üyesidir.
Bahadır Mert
İnşaat Teknikeri
Türk Milleti olarak nadide Türkiye'nin her tarafı güzel ama işte sizin de bildiğiniz gibi insanın kendi memleketi olunca daha bir göze batıyor adeta. Kırşehir deyince içimiz sızlıyor... Şunu söyleyebilirim ki ne Kaman ne Savcılı ne de Yelek kasabası hiç biri farklı değiliz, hepimiz ''Kırşehirliyiz''..
Ben de Toklumen kasabasındanım... Sizin de bildiğiniz gibi Toklumen ve Savcılı, Hirfanlı barajının bütün güzelliklerini bağrında sakladığı bir yer .. Aşık Sait tesisleri ve deniz yıldızı adı altında 2 adet dinlenme tesisimiz ve tertipli bir plajımız var. Bu yüzden sizleri de aramızda görüp misafir etmekten kıvanç duyarız..
Yasin Kocamış
AHİ EVRAN ÜNİVERSİTESİ LOGOSU
Sayın Kırşehiryenihaber.com sitesi okuyucuları. Bugünkü yazım hayatımda yazdığım ilk yazım olacak. Hatalarım için şimdiden özür dilerim. Zaman geçtikçe daha iyi yazılar yazmaya çalışacağım.
Bu ilk yazımı şehrimiz için çok önemli olan Ahi Üniversitemizin seçici jüri tarafından seçilen ve kabul edilen logo, yâni Ahi Üniversitesi’ni temsil edecek simge hakkında yazmak istiyorum.
Dün akşam Kırşehir’e geldikten sonra arkadaşlarım bana bir logo gösterdi ve dediler ki, “Söyle bakalım bu logo sana ne anımsatıyor ya da neyi anlatıyor?” diye. Baktım dakikalarca ancak maalesef hiçbir anlam veremedim. Onlar da bana sorunun cevabını söylemedi ve “Biraz zor anlarsın!..” diyerek yanımdan ayrıldılar. Daha sonra Kırşehir’in yerel gazetelerine göz gezdirmeye başladım. Gazetede Ahi Üniversitesi’nin logosu diye bir haber vardı. İşte o dakikalarca düşündüğüm logo gazetede karşımdaydı. Gazeteyi okudukça anladım ki Ahi Evran’ın kuşağını simgeliyormuş o logo.
Şimdi biraz düşünelim; Kırşehirlilerin bile anlamakta zorlandığı bu logo’nun anlamını dışarıdan birisi nasıl anlayacak. Bu logoyu birilerine (Kırşehir’i tanımayanlara ya da Kırşehirlilere) gösterin eminim yüzde 80 – 90’ı anlayamayacaktır. Zaten haberde de Kırşehirliler tarafından beğenilmediği büyük puntolarla duyuruluyor. Halk yeni bir değerlendirme ile daha güzel bir logo’nun seçilmesini, yani daha anlaşılabilir, Kırşehir’i ve Ahi Üniversitesi’ni simgeleyen, daha iyi anlatan ve anımsatan bir logonun kullanılmasını istiyor.
Ben bu logoyu Ahi Üniversitemize layık görmedim. Bizim şehrimiz, bizim üniversitemiz daha iyisine layıktı. Aradan daha fazla zaman geçmeden yeni bir logo yarışması düzenlenerek üniversite ve şehrimize lâyık olanı seçilmesi gerekir diye düşünüyorum. Edindiğim izlenime göre kamuoyu da böyle bir beklenti içerisinde.. F.S.S.
Haber Sitenizin Kırşehir Kamuoyuna faydalı olmasını diliyoruz. Her türlü teknik desteği vermeye hazır olduğumuzu ifade eder, Kırşehir Grubu adına saygılarımızı sunarım! Ömrüm geldi geçiyor hoyrat eller bağrında
Bir gün dönersin diye kandırdın beni gurbet.
Sinemdeki sızıyla hasret koydun yurduma
Yarama tuz basarak yandırdın beni gurbet.
Felek yetim bıraktı kader beni beledi
Düşlerime gem vurdu umudumu eledi
Yuvamdan ayrı günler ömrümden ömür yedi
Susuz değirmen gibi döndürdün beni gurbet.
Kavim, kardeş sevgisi kat kat oldu toplandı
Gözlerime yaş doldu hüzün ile kaplandı
Ana, baba hasreti ciğerime saplandı
Yaralı kuş misali kondurdun beni gurbet.
Sıladan haber diye yola bakar gözlerim
Dilim her gün kanıyor figan dolu sözlerim
Bedenim yorgun düştü tutmuyor ki dizlerim
Rüzgâr gibi eserdim dindirdin beni gurbet.
Baharın çiçeği yok diken dolu kucağım
Öyle uzakta kaldım görünmüyor bucağım
Viran olmuş bağlarım tütmez artık ocağım
Kara kışa terk edip dondurdun beni gurbet.
Neşe koymadın bende vurdun ömrüm çürüttün
Bahçemdeki gülleri fırtınayla kürüttün
Çöllerde suya hasret bu Serdar’ı yürüttün
Ay gibi parlıyordum söndürdün beni gurbet.
* * *
KIRŞEHİR
Gurbet elin bağrında hasretiyle yandığım,
Gül kokulu vatanım, ilimsin sen Kırşehir.
Cemaline vurulmuş yaralı bu aşığın,
Bülbül olup şakırım dilimsin can Kırşehir.
Türkmenlerin obası Âşık Paşa diyarı.
Ahi Evran, Gülşehri, Caca Bey’di mimarı.
Hacı Bektaş can oldu Türkmanî de baharı.
Zamana ışık oldun bilimsin sen Kırşehir.
Yiğitleri doğurdun muradına erdin sen.
Nesilleri büyüttün Türk’e gönül verdin sen.
Namus bilip bayrağı gökyüzüne gerdin sen.
Asırlardır bükülmez belimsin sen Kırşehir.
Gecelerin bir başka manilerin okunur.
Yeni yetme güzelin kınaları yakınır.
Varan gelen, mazıyla ıstarların dokunur.
Al beyaza bürünmüş kilimsin sen Kırşehir.
Nazlı ceylanlar gibi ovalarda kaçarsın.
Ilgıt ılgıt rüzgârda mis kokunu saçarsın.
Kuşlardan nağme alır her mevsimde açarsın.
Rengine kurban olam gülümsün sen Kırşehir.
Tarihinden mirastır ulu kervansaraylar.
Keçi Kalesi mağrur yayılırdı kır taylar.
Külliyeler dolunca kulakta çınlar haylar.
Dünyadan ahirete yolumsun sen Kırşehir.
Düğün, dernek, toylarda çağrışır âşıkların.
Türkülerle coşulur vuruşur kaşıkların.
Geceleri kandırır yakılan ışıkların.
Duvaklarda parlayan pulumsun sen Kırşehir.
Ak boncuklu gelinler yemekleri çevirir.
Köfte, bamya, çirleme damaklara tat verir.
Peynir, yoğurt, kaymağın, pekmezin dilde erir.
Tandırlarda gazelim külümsün sen Kırşehir.
Vurulunca tokmaklar soku sesi duyulur.
Kaynatılan buğdaylar hedik olur yayılır.
Sınangıyla, besmeçler sofralara koyulur.
İğdelerin koktuğu dalımsın sen Kırşehir.
Kervansaray Dağı’nda sert geçiyor kışların.
Parlar Seyfe Gölü’nde çeşit çeşit taşların.
Hirfanlı Barajı’nda uçar yeşilbaşların.
Hasretleri bitiren salımsın sen Kırşehir.
Âşık Said, Seyfullah karıldı evlasına.
Çekiç Ali, Yastıman sarıldı Mevla’sına.
Muharrem’le, Neşet’in darıldı Leyla’sına.
Yürekleri yakarsın zulümsün sen Kırşehir.
Âşık Serdar Atabay memleketi özlüyor.
Sıladan haber diye yollarını gözlüyor.
Şafak vakti duada gözyaşını gizliyor.
Sensiz geçen ömrümde ölümsün sen Kırşehir.
SERDAR ATABAY
===================================
Kaman İlçesi Değirmenözü Köyü'nden olup halen Ankara'da serbest avukatlık yaptığını belirten Sayın A. Aydın Akpınar, internet web gazetemize ‘trafik kazaları’nı içeren bir yazı göndermiş. Sayın Aydın Akpınar’a bu yakın ilgisi nedeniyle teşekkür ediyoruz.
Avukat A. Aydın Akpınar’ın “Trafik kazalarına dikkat!” başlıklı yazısını aşağıda okuyucularımıza sunuyoruz.
Bu yazımızda ölümlü ya da yaralamalı trafik kazası yapılması halinde Türk Ceza Kanunu bakımından ne tür yaptırımlarla karşılaşacağımızı gazetedeki köşenin uygun olduğu ölçüde anlatmaya çalışacağız .
Ceza yargılamasında suçlar, cürümler ve kabahatler olarak ikiye ayrılmış, cürümler de kast ile işlenen suçlar ve taksir ile işlenen suçlar şeklinde sınıflandırılmışlardır .
Trafik kazaları nedeniyle işlenen suçlar taksir ile işlenen suç kategorisinde olup 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 22.maddesinin 2. fıkrası taksiri : “Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” olarak tanımlamaktadır .
Yani, bir kimse, bir veya daha fazla kimsenin yaralanmasını veya ölmesini istememekte, bunu öngörmemekte fakat yaptığı işte ( mesela araba kullanırken ) gereken dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle öngörmediği bu yaralama veya ölüm olayı meydana gelmektedir .
İşte Kanun, bu dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması sebebiyle meydana gelen sonuç nedeniyle kişiyi cezalandırmaktadır .
Bir veya daha fazla kişinin taksirle öldürmesi veya bir veya daha fazla kişinin ölümüyle birlikte bir veya daha fazla kişinin yaralanması ( yazımız gereği olarak , trafik kazası neticesinde öldürmesi veya yaralanması ), Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde, taksirle yaralanması da aynı kanunun 89. maddesinde düzenlenmiştir .
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, bu tarihte yürürlükten kalkan fakat yürürlükte olduğu dönemlerde işlenen suçlar bakımından sanığın lehine olması halinde halen uygulanmaya devam eden 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’ndan farklı bir uygulama getirmiş ve bu suçlara verilecek cezalar hem miktar itibarıyla hem de cezanın infaz süresi bakımından artırılmıştır .
Söz gelimi 765 Sayılı Kanun uygulanıyorken bu kanunun 455. maddesine göre taksirle bir kişinin ölümüne sebep olana verilecek ceza 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası olup, belirlenen temel cezadan sanığın kusuruna göre indirim yapılıyordu. Mesela , 3/8 kusurlu bir sanığa 2 yıl ceza verildiğinde, cezadan sanığın kusursuz olduğu miktara oranla indirim yapılıyordu. Yani; 24 aylık cezanın 5/8 i indirilerek sanığa 9 ay ceza veriliyordu.
Şimdi ise durum farklı . Ne miktar kusurlu olursa olsun , taksirle bir kişinin ölümüne neden olan sanığa verilecek ceza miktarı 5237 sayılı Kanunun 85/1. maddesine 2 yıl ile 6 yıl arasında bir ceza .
Gerçi Kanunun 22/ 4. maddesine göre, “ taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenecek ancak fail 1/8 oranında kusurlu bile olsa en az 2 yıl ceza almaktan kurtulamayacaktır.
Kusur oranının tespiti ise, cezanın bölünmesi bakımından değil, sanığa ceza verilip verilemeyeceği, ya da alt sınırdan uzaklaşılıp uzaklaşılmayacağı, uzaklaşılacaksa ne kadar uzaklaşılacağı ile ilgilidir.
Yine yeni Türk Ceza Kanunu eskisinden farklı olarak, taksirle işlenen suçlarda cezayı artıran ve adına bilinçli taksir ve olası kast denilen iki kavram daha kabul etmiştir ki; bilinçli taksir kanun 22/3. maddesinde, kişinin ön gördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi, olası kastta 21/2. maddesinde kişinin, kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi olarak tanımlanmıştır. Suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde ceza üçte birden yarıya artırılarak, olası kast ile işlenmesi halinde de, o suça kasten işlenmesi halinde verilecek ceza 3 te 1’den yarıya kadar indirilerek verilir .
Söz gelimi, yayaların geçtiği sırada kırmızı ışıkta durmayıp hareket etmesi nedeniyle birine çarparak ölümüne sebep olan kişinin eylemi kasten adam öldürmek değildir. Ancak faile kasten adam öldürmek suçundan verilecek ceza TCK’ nunun 21/2 maddesine göre 1/3 ten yarıya kadar indirilerek uygulanır. Yine geceleyin çok tenha bir yerde yanan kırmızı ışıkta durmayarak geçen sürücüye ise bilinçli taksir kuralları uygulanır ve taksirden verilecek ceza 1/3 ten yarıya kadar artırılarak verilir .
Gerek taksir, gerek bilinçli taksir ve gerekse olası kast hallerinde meydana gelen trafik kazalarının faillerine verilecek ceza miktarları oldukça fazladır .
Bir insanın ölümünün telafi edilmezliğinin üzüntüsünü de burada anlatmaya gücümüz yetmez.
Cezaların infazında değişiklikler olmuştur. Önceki kanunun uygulandığı sırada bir hükümlü hapis cezasının yaklaşık yüzde kırkını cezaevinde geçirmesi gerekirken, şimdi bu süre yaklaşık yüzde 67 ye karşılık gelmektedir. Şartla tahliye süresi toplam ceza miktarının 2/3’ üdür.
Kazasız günler dileğimle..
HIRSIZLIK OLAYLARI NEDENİYLE DEVLETİN SORUMLULUĞU
Diğer birçok ilimizde olduğu gibi Ankara’da da başta hırsızlık olayları olmak üzere diğer asayiş olaylarında ciddi bir artışın olduğu tartışmasızdır.
Gün geçmiyor ki gazetede yahut televizyonda hırsızlık haberleri okumayalım, duymayalım.
Gün olmuyor ki; gündüz saat 14.30 da çelik kapısının hırsızlar tarafından kırılarak evine girilen vatandaşın feryadını, diğer gün taktırdığı alarmı umursamayarak dükkanına giren hırsızın görüntülerine öfkelenen dükkan sahibinin çığlığını, başka bir gün uyurken yatak odasına giren hırsız tarafından evde uyuyan çoluk çocuğuna zarar verilen babanın – annenin acısını işitmeyelim.
Birkaç ay önce 4 yaşındaki çocuğuyla evinde uyurken, pencere demirini keserek içeri giren 2 tane hırsız ile gecenin 04.00 ında karşılaşan annenin televizyon kameralarına yansıyan görüntüsünde gözlerinin yerinden fırlamış
Hali hala belleğimden silinmiş değil.
Konu yetkililere intikal ettiğinde, ellerinden geleni yaptıklarını, buna rağmen hırsızlık ve diğer asayiş olaylarına engel olamadıklarını, başkaca yapacak bir şeylerinin olmadığını söylüyorlar .
Biz burada asayişi sağlayıp, yurttaşlarının can ve mal güvenliklerini korumakla görevli olan devletin yapacağı şeylerin neler olduğunu yazımızın konusu nedeniyle tartışmayacağız. Ancak, yapılacak şeyleri gerekirse daha sonraki yazılarımızda burada tartışacağımızı da söylemek isteriz. . Suçluların teknik takiplerini, kaldırımların yayalara nasıl açılacağını, araçların yollarda güvenlikle nasıl seyredeceğini v.s burada anlatırız.
Biz bu yazımızda, hırsızlık olayları nedeniyle devletin hizmet kusurunun olduğuna ve hizmet kusuru nedeniyle devletin hırsızlık olayı mağdurunun maddi ve manevi zararlarını tazmin yükümlüğünün bulunduğuna ilişkin görüşlerimizi açıklayacağız .
Anayasa’nızın 5. maddesi “ Devletin Temel Amaç ve Görevlerini “…Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” Şeklinde tanımlayarak , “ kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlama görevini devlete vermiştir .
O halde, devlet kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak için Anayasa ve diğer yasalarla kendilerine verilen kamu hizmetinin işlemesini sağlayacak teşkilatı kurmak, personel ve araç gereci hizmet gereklerine uygun şekilde hazırlamakla yükümlüdür. İdarenin, kişilerin ve toplumun huzur ve mutluğunu sağlamak için hizmeti yürütürken, hizmeti yürüten personelin yeter sizliği, teknik imkansızlık, yeterli araç gerecin olmaması , personelin gerekli özel ve teknik eğitime sahip olmaması ve sair nedenlerle hizmetin aksaması bu sebeple kişilerin ve toplumun huzurunun bozulması , mal ve can güvenliklerinin gereği gibi sağlanamaması idarenin hizmet kusurunu oluşturacağı ve idareyi zararın tazminiyle sorumlu tutulacağı, idare hukukunun bilinen ilkelerindendir.
Buradaki sorumluluk Anayasa’nın 40/ II. Maddesinde “ Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir.” Şeklinde düzenlenen ve “resmi görevlilerinin kusuru yoksa, devletin zararı tazmin yükümlülüğü de yoktur.” manasına gelen kusur sorumluluğundan farklıdır.
Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında, "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." hükmü yer almıştır.
Köşe Yazıları
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""
"""""""""""""""""""""""""