Alexa, bir açık istatistik servisi. Kullandığımız tarayıcılara bir araç çubuğu olarak kurulan ve kurulduğu tarayıcıda gezilen tüm siteleri sayan, bu saymalardan istatistik çıkaran bunu da tüm web ahalisine bir web sitesi sıralaması şeklinde sunan bir firma.
PetArkadaş, bir evcil hayvan konulu sosyal ağ sitesi. Ziyaretçi trafiğini ölçmek için için dışa kapalı Google Analytics servisini kullanıyor. Bu sırada dünyadaki tüm web siteleri gibi Alexa tarafından da ziyaretçi trafiği ölçülüyor.
PetArkadaş, Google Analytics raporlarına göre son 3 ay zarfında ayrı ziyaretçi sayısını 5.000'lerden 15.000'lere çıkardı, yine aynı zaman diliminde günlük sayfa gösterimini 130.000'lerden, 350.000'lere yaklaştırdı. Bu adresteyse (http://www.alexa.com/data/details/traffic_details/petarkadas.com?q=) Alexa'nın ayakta uyuyan Petarkadaş istatistiklerine ulaşabilirsiniz. Kısaca, Alexa uyuyor.
Burada açık çağrıda bulunuyorum, Türkiye'de web siteleri için bağımsız ve açık bir istatistik servisi sunma işini çözen kişi çok sevaba girecek.
|
|
Aşağıda genel olarak herhangi bir şey yazarken özel olarak blog sitelerinde yazarken kullanılabilecek bazı teknikler var. Yazının hemen tamamı Emin Özdemir'in " Sözlü-Yazılı Anlatım Sanatı" ve " Eleştirel Okuma" kitaplarından oluşturuldu.
Bilgiye yöneliş insanlık tarihi kadar eskidir. Tarih boyunca insan bir yandan yaşamda kalmak için çabalarken bir yandan da gerçekliği araştırmak veya sırf merak/eğlence amacıyla yani gerçekliği bir şekilde tanıma dürtüsüyle daha fazlasını bilmek istemiştir. Web sitenizin ziyaretçileri de aynı amaçla sizin sitenizdeler. Konu seçmek ve konuyu sınırlandırmakYazma, birilerine bir şey hakkında bir şey anlatma işidir. Öyleyse üzerinde yazı yazacağımız bir şeyin olması gerekir. Şey sözcüğüyle anlatmak istediğimiz duygu, düşünce, tasarım olabilir veya olay, olgu, durum olabilir. Bunları tek tek saymaya imkan yok, fakat şüphesiz ki anlatımda başarılı olma konumuzu iyi seçmeye bağlıdır. Anlatımda çok yaygın yapılan bir yanlışlık, konuyu sınırlamadan yazıya başlanmasıdır. Yazarın aynı konu hakkında bile olsa konuyu sınırlamadan daldan dala atlayışı, açıklama ve kanıtlamaya dayanmayan genellemelere gidişi söylenenlerin inandırıcılıktan yoksun olmasına neden olur. Burada söylenmesi gereken bir şey daha var, sitenizin kişisel bir site olması sitenizin konusunun kişisel olmasını gerektirmez. Bu çoğu zaman sıkıcı olur! Konuyu sınırlandırmamızı etkileyen bir takım etkenler vardır. Bunlar, okuyucuların durumu, yazacağınız yazının uzunluğu veya kısalığı, konu üzerindeki bilgi, birikim ve yaşantımızdır. Bütüm bu durumları gözetmemiz gerekir. Örneğin:
- Temel Yanlış
Sitenizin belirli bir konusu yok. Aynı sayfada birçok konudan bahsediyorsunuz. Böyle çok konulu siteye iyi bir örnek var: Devletşah (Fevkalade bir içeriği var, belirli bir konusu yok.), karşıtı Portakal Ağacı
- Yanlış
Sitenizin konusu: Türk Sineması Yazınızın konusu: Türk Sineması
- Doğru
Sitenizin konusu: Türk Sineması Yazınızın konusu: Cüneyt Arkın filmleri
Yazının amacını unutmayın Her yazı belirli bir amaca yöneliktir. Neden yazıyoruz, okuyucuya neyi iletmek istiyoruz. Bunlara ve buna benzer sorulara vereceğimizi yanıtlar bizi amacımızı saptamaya götürecektir. Bizi bir şeyler yazmaya iten ana neden amaçtır. Amacımızı iyi belirleyebilirsek, çabalarımızı bu yönde geliştirebiliriz. Şunu aklınızdan çıkarmayın, öyle veya böyle her yazıda amacımızı belirleyen bir "ana düşünce" cümlesi vardır. Ana düşünce cümlesinin yazıda belirli bir yeri yoktur. Söyleyeceklerimize genelde bu cümle yön verir. Bu nedenle ana düşünce cümlesine "kontrol cümlesi" de denir. Örneğin aşağıdakilerden ana düşünce cümlesi olanlar bir yazı konusu için uygun bir amacı işaret ederler:
- Konu, ama ana düşünce cümlesi değildir: Yaban Romanı
Ana düşünce cümlesi: Yaban, köy ve köylü sorununa parmak basan gerçekçi bir romanımızdır.
- Ne açık ne de özlü: Yaban romanı, Anadolu halkının yaşayışı üzerine yazarın türlü görüşlerini kapsar ki, her biri okuyanı ve halkı acı acı düşündürür.
Ana düşünce cümlesi: Yaban'da Türk köylüsüyle Türk aydını arasındaki derin uçurum ortaya konmuştur.
- Açık ve anlaşılır değil: Bu yaz, Anadolu'da yaptığım geziden türlü izlenimler edindim ki, her biri bölgesel bir değer ve renk taşımaktadır.
Ana düşünce cümlesi: Anadolu'daki gezimden Doğu Anadolu köylerindeki ev tipleriyle Batı Anadolu'dakiler arasında büyük farklılıklar olduğunu öğrendim.
Birinci tekil (kişi) anlatım Klasik edebiyat metinlerinde çok kullanılan ve eski bir anlatım türüdür. Birinci kişi, içinde bulunduğu bir durumu, başından geçen bir olayı, gözlem ve izlenimlerini anlatır. Yazıyı yaşan kişinin iç dünyasına gireriz, dünyayı anlatan kişinin gözünden görürüz ve yaşarız. Bu anlatım biçiminde "ben" sözcüğünün büyülü bir yeri vardır. Bu anlatım biçiminin okuyucuyu içine çeken bir tarzı vardır, çünkü anlatan kişiyle kendimizi özdeşleştirebiliriz. Örneğin:
- "Yürüyordum. Yürüdükçe de açılıyordum. Evden kızgın çıkmıştım. Belki de traş bıçağına sinirlenmiştim. Olur, olur! Mutlak traş bıçağına sinirlenmiş olacağım.
Otların yeşil olması, denizin mavi olması, gökyüzünün bulutsuz olması pekala bir meseledir. Kim demiştir mesele değildir, diye? Budalalık! Ya yağmur yağsaydı... Ya otların yeşili mor ya da denizin mavisi kırmızı olsaydı... Olsaydı o zaman mesele olurdu işte..
Çikolata renginde bir yaprak, çağla bademi renkli bir keçi gördüm. Birisi arkamdan: -Hişt, dedi!" Sait Faik Abasıyanık
Üçüncü tekil (kişi) anlatım Bu anlatım biçiminde her şeyi bilen, gören ve duyan bir kişi vardır. Yazıya genel olarak bu yaklaşım biçimi hakimdir. Bilgi/haber vermek, duyulanları/görülenleri aktarmak için iyi bir seçimdir. Kişisel fikrim, bu anlatım biçiminin web sitelerinde daha iyi sonuçlar verdiği. Örneğin:
- Temmuz, öğle vakti. Komşuda bir kadın sesi... Neye bağırdığı anlaşılmıyor. Belki çocuğuna haykırıyor. Müezzinin duvarlarından tahta boşa bir kedi atladı. Birkaç ev ötede bir tavuk gıdaklıyor, bir horoz da ona yardım ediyor, sanki dem tutuyor." Memduh Şevket Esendal
Açıklayıcı anlatım Açıklayıcı anlatım ve açıklamalar yaygın bir anlatım biçimidir. Bu hemen her çeşit konuya kolayca uygulanabilmesinden ileri gelir. Örneğin, bir sözcüğün tanımı, bir adresin açıklanması, bir bitkinin yapısı, bir tarihsel olgunun anlamı, yeni çıkan bir programın nasıl çalıştığı, davranışlarımızı etkileyen ruhsal bir etmen bu anlatım biçmiyle işlenebilir. Örneğin:
- "Bu bölge Anadolu'nun Akdeniz kıyıları boyunca genişliği 120-180 km. arasında değişen bir şerit meydana getirir, batıda Ege Bölgesi'ne komşu olur. Kuzey'de İç Anadolu'dan ayrılır. Bu bölge, özelliğini kendine komşu olan ılık denizden alır, fakat denizin etkisi yüzek şekillerine ve yükseltiye göre değişir." Besim Darkot
- "Linkler, farklı bir sayfaya veya kaynağa işaret eden genelde altı çizili metinlerden oluşan öğelerdir. Link vermek istediğiniz konuyla ilgili kendi web sitenizdeki bir dökümana link verirseniz, bu link bir iç link olur. Başka bir siteye link verirseniz, bu link bir dış link olur." Umut Akyol
Tartışmacı anlatım Tartışmanın özellikle tek bir kişinin yazdığı yazıda bulunması size garip gelebilir. Fakat, tartışmacı anlatımla okuyucuyu dilediğimiz bir davranış ve düşünüşe yöneltiriz. Konu üzerinde bizim gibi düşünmeyenleri, kendi düşüncelerimize paralel bir seviyeye getirmek için tartışırız. Tartışma çok yaygın bir anlatım biçimdir. Bir konferansta, söyleşi ve eleştirilerde, roman ve öykülerde, bir avukatın savunmasında, kısaca düşünüş ayrılığını gidermek için yapılacak her türlü anlatımda kullanılabilir. Örneğin:
- "Tiyatro bir eğlencedir sözüne karşı çıkabilir miyiz? Sanmıyorum. Bir anlam da tiyatro da sanatın tümü gibi eğlencedir, bir eğlence olmalıdır. Bir seyirci topluluğu düşünün ki, Hamlet'in "Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu" ikilemiyle eğlenebilmesi için ekinleri gelişmiş ve beğenileri incelmiş kişiler olmasınlar." Sabahattin Kudret Aksal
Tasvirli anlatım Açıklayıcı bir anlatımla tasvirli anlatımı anlatırsak şöyle diyebiliriz. Tasvirli anlatım sözcüklerle resim çizme işidir. Ayrıntıların seçimi, veriliş biçimi önemlidir. Web'de tercih edilmeden önce iki kez düşünülmelidir, çok etkileyici olabilir, fakat anlaşılması diğer anlatım biçimlerine göre daha zordur. Örneğin:
- "Elif kız hala kayanın üzerinde kıpkızıl duruyordu. Denizin koyu çelik mavisinin üzerinde ara sıra batan güneşin ışığını kapan kayıksa, şimdi parlayan şimdi sönen bir kızıl noktacıktı. Her seferinde daha uzakta parlıyordu. Sonunda görünmez oldu." Halikarnas Balıkçısı
Öyküleyici anlatım Öyküleme eylem halinde olan olayların anlatılmasıdır. Bu yönden bu anlatım biçimini "olan ne?" sorusunun bir sonucu olarak adlandırabiliriz. Öyküleme yalnız roman ve öykü türünde kullanılmaz. Yerine göre web sitenizde bu anlatım biçimini kullanmanız sadık okuyucular edinmenizi sağlayabilir. Özellikle ana düşüncenizi desteklemek için öyküleyici anlatımı kullanabilirsiniz. Örneğin:
"Yetişkin bir kızı, işlek bir oğlu, bir de gelini, sessiz bir karısı, üç çift öküzü, iki ineği, bir eşeği; sulu, susuz, yetmiş dönüm tarlası, yaz kış işler iki taş bir karada değirmeni olan bir adamın, köy yerinde ne sıkıntısı olur dememeli. Adam olur ki, komşusunun ineği dişi doğurdu, der yüreğine od düşer. Rahatı kaçar, yatar, uykusu tutmaz. Gezer, gezdiği yerde onu düşünür. Gömülü Köyü'den Dulkarıoğlu Halit, köy arkasındaki üç dönümlük tarlasını açıp kendine bağ yeri yapmaya başlayınca, komşusu Dursunhacı tasalandı. Geceleri ocağın başına geçip sabahlara kadar tütün içmeye başladı." Memduh Şevket Esendal
Paragraf kullanın Sözcük nasıl bir kavram birimiyse, cümle nasıl bir yargı birimiyse paragraf da bir düşünce birimidir. Yazının minik bir bölümü demektir. Şöyle ki, Latince "para" bölüm, "graf" da yazı anlamına gelir. Paragrafı, yazının minik bir bölümü olarak adlandırış bundandır. Giriş paragraflarında ziyaretçilerinizin ilgisini çekmek önemlidir. Paragraflara bölünmeden yazılan yazı anlaşılmazdır, böyle yazıları anlaması ve okuması güçtür. Örneğin, aşağıdaki yazının önce paragrafsız sonra da paragraflı biçimine bakın:
- "Rönesans denen ruh ilk önce Hristiyan Batı'da göründü. Dünyayı yönetecek bir devlet ve bütün ruhları yönetecek bir din tasarımının iflasını ilk önce bu yeni kişilik ve yetkisiyle Batı onayladı. Ortaçağ boyunca iki kurum, etrafını sömürüp yutarak insanlığın efendisi olmak istemişlerdir. Zaferi bunlardan biri, ulusların bütün haklarını çiğnemekte, öbürü, insan evlatlarının bütün haklarını hiçe saymakta buluyordu. Bu iki kurum: İmparatorluk ve klisedir. Bu kurumların her ikisi de yasasızlık üzerine kuruldukları içindir ki, kararlılık bulamadılar, insanlığı saymadıkları içindir ki, güçten yoksun kaldılar. Gereksiz hatta zararlı olduklarını anladıkları ölçüde de Avrupa onları saymak ve dinlemekten uzaklaştı. İmparatorlukla klise de asa ve abadan yoksun göçtü, gitti. Böylece köhneyi atmakla başlayan Rönesans ruhu, onun yerine yetkini getirmekle işini tamamlar." Orhan Burian, Rönesans
- "Rönesans denen ruh ilk önce Hristiyan Batı'da göründü. Dünyayı yönetecek bir devlet ve bütün ruhları yönetecek bir din tasarımının iflasını ilk önce bu yeni kişilik ve yetkisiyle Batı onayladı.
Ortaçağ boyunca iki kurum, etrafını sömürüp yutarak insanlığın efendisi olmak istemişlerdir. Zaferi bunlardan biri, ulusların bütün haklarını çiğnemekte, öbürü, insan evlatlarının bütün haklarını hiçe saymakta buluyordu. Bu iki kurum: İmparatorluk ve klisedir.
Bu kurumların her ikisi de yasasızlık üzerine kuruldukları içindir ki, kararlılık bulamadılar, insanlığı saymadıkları içindir ki, güçten yoksun kaldılar. Gereksiz hatta zararlı olduklarını anladıkları ölçüde de Avrupa onları saymak ve dinlemekten uzaklaştı. İmparatorlukla klise de asa ve abadan yoksun göçtü, gitti.
Böylece köhneyi atmakla başlayan Rönesans ruhu, onun yerine yetkini getirmekle işini tamamlar." Orhan Burian, Rönesans
Listeler kullanın, örnekler verin Anlattıklarınızı gerek sıralı gerek sırasız listelerle örneklendirin. Bu anlaşılmanızı kolaylaştırır, yazınızın okunulurluğunu arttırır. Örneğin:
Link Türleri
- Dış linkler: www.wikipedia.org
- İç linkler: İyi Bir Site Yapmanın Formulü: Piramit Yapmayı Biliyor musunuz?
Sözcük Türleri
- Genel ve özel anlamlılar: Canlı ve kuş, kuş ve kanarya, kanarya ve Maviş
- Soyut ve somut anlamlılar: "Sevgi, düş, özlem" ve "dağ, sandalye, ova"
- Gerçek ve mecaz anlamlılar: "Yerden taşı kaldırdı ve yolun kenarına koydu." ve "Bana taş mı atıyorsun, niye bu lafları söylüyorsun?"
- Eskimiş ve yeniler: Betik ve kitap, acun ve dünya, muaffak ve başarı
Bildiklerinizi yazın, siz yazın! Bildiklerinizi yazın. Yazdıklarınız üzerinde bilginizin olması konuyu daha iyi açıklamanızı, amacınızı daha iyi gerçekleştirmenizi ve nihayet yazı konunuzun sınırlarını daha kolay belirlemenizi sağlar. Bu apaçık bir gerçek gibi görünebilir, fakat uygulamada web sitelerinde rastladığınız yazılar çoğu kez yazarı tarafından kaleme alınmayan başka yerlerden kopyala yapıştır şeklinde yazılardır.
Üretmemek Türkçe içeriğin ve Türk internetinin önündeki en önemli engel. Bu konuda daha çok bilgi için "Üretsek büyüsek, üretsek büyüsek..." başlıklı yazıyı okuyabilirsiniz.
Bilmediklerinizi de yazın Sürekli bildikleriniz hakkında yazarsanız nasıl yeni bir şey öğreneceksiniz? Bu durumda hep aynı şeyler hakkında yazmak zorunda kalırsınız.
Bu madde yukarıdaki maddeyle beraber düşünülünce sanki aynı yazıda birbirinin zıttı iki şey öneriliyor gibi görünebilir, fakat öyle değil! Bilmediğiniz bir şeyler hakkında yazarken onu araştırmanız ve öğrenmeniz gerekir. "Bilmediklerinizi de yazın" kuralı bir tür torba kural. Bilmediğiniz konularda bir şeyler yazmak isterseniz üstteki kuralı atlatmanızı sağlayan bir kural, öğrenin ve yazın.
Fotoğraf, grafik, ses ve video öğelerini kullanın Bir resim bin kelimeye bedeldir. Bunu daha önce duymuşsunuzdur. Çok doğru bir söz. Web teknolojilerinin zengin olanaklarını kullanmak fotoğraf, grafik, ses ve video öğelerini kullanmak iyi fikirdir. Bu konuda daha fazla bilgi için podcasting ve vodcasting kavramlarını araştırabilirsiniz. Örneğin:
Sitenize özel kelimeler kullanın Herkesin kendine özel bir kelime dağarcığı var. Günlük konuşma dilinize dikkatli gözle bakın. Yazarken de bu sınırlı sayıda kelimeleri kullanıyoruz. Benim önerim bazı kelimeleri yazdıklarınızla anılır hale getirmeniz. Örneğin:
- Beyazıt Öztürk (Beyaz)'ın "O birrrr" şeklinde başlayan zincirleme tamlamaları veya "r" harflerini tam olarak telaffuz edememesinden dolayı kendine has konuşması gibi...
Yazı içinde atıflarda bulunun Yazı içinde atıfda bulunmak önemli ve gereklidir. Bu konuda, "Atıfta bulunarak yazmak sitenize neler kazandırır?", "Atıfta bulunurken hangi bilgi kaynaklarını seçmelisiniz?" başlıklı yazılara göz atabilirsiniz.
|
|
Renkler ve tasarımda kullanılmaları hakkında bir sürü görüş var. Aynı renk için farklı şeyler duyabilirsiniz. Ben, Reha Oğuz Türkkan'ın " İkna ve Uzlaşma Sanatı" kitabından renkler bölümünden olduğu gibi birkaç şeyi yazacağım. Bazı deyimleri web mantığına uyarlıyorum. Böylece sürekli elimin altında olabilecekler. Bu yazının başlığı "Renkler 1", daha sonra farklı kaynaklardaki renkler hakkındaki yazıları buraya "Renkler 2..." "Renkler 3..." şeklinde ekleyeceğim. Renkler konulu yazıların hepsine ulaşmak için buraya tıklayın.Rengin iki yönlü etkisi var. Hem Alıcı (ziyaretçi) hem de Verici (site sahibi) üzerinde. Güçlü renkli bir web sitesinin şaşılacak biçimde web sitesi sahibini, editörlerini, yazarlarını heyecanlandırıp motive ettiği görülmüştür. Bir ürünü renkli yapmak için sarf edilen çaba alıcı tarafından fark edilmiş ve daha çok getiri sağlamıştır, bu istatistiklerle de kanıtlanmıştır. Renklerin duygularla ve heyecanlarla ilgili vardır. Mesele görmekten ibaret değildir. Ressamlar iyi birlirler: Mavi soğukluğu ve uzak mesafeleri, kırmızı ve portakal renkleri sıcaklık ve yakın mesafeleri çağrıştırır. Bir ofiste duvarlar boyanmış ve "üşüyoruz" şikayetleri üzerine kakao ve portakal renkleriyle yeniden boyanmış, herkes "oh sıcak" demiş ama, kalorifer ısı derecesi aynıymış.
sıcaklıktır, ateş ve alev gibi. Kırmızı bir uyarıcıdır da. Beyni sarsar, nabız atışlarını hızlandırır.
Turkuvaz (firuze) büyük güç anlatır gibidir. Ateşlilik, ama içte saklı, soğuk bir ateş.
Pembenin tonları şenlik çağrışımı yapar. Neden bilmem. Bir de "çingene pembesi" deriz, çingene şarkı, müzik, dans etmek olduğu için mi acaba?
Sarı enerjidir. Güneş rengidir. Ama hastalık da çağrıştırır.
Yeşil tabiat/doğa sembolüdür. Rahatlatır. Telaşlı halleri dindirir.
Gri (kül rengi) "Yorum yok!" gibidir. Heyecanlı tepkileri frenler belki.
Mor renk yelpazesinin bir ucudur. Dramatiklik ve esrarengizlik çağrışımları yaptığı olur.
Kara felaket, kötülük, saklanmayla ilgili sır hisleri uyandırır.
Ak ise masumiyet ve temizlik.
Bütün bunlar renk konusunun insanlarda nasıl sırf "görülen renk" ve "boya"nın ötesinde çok farklı duygular uyandırdığının örnekleridir. Ne var ki renklerin çok farklı anlamlara ve sembollere taşınmış olması, kullanımda isabeti biraz karıştırmıştır.
Şimdi daha evrensel çağrışımlara geçelim:
- Soluk-pastel renkler çiçek, koku ve parfümü akla getirir.
- Kırmızı (al rengine kaçanı) bol olarak restoran afişlerinde rastlanır; elmanın, kirazın, taze etin rengi oluşundandır diye tahmin ediliyor. Kayısı, portakal, bej ve yanık sarı renkler de gıda mesajlarında iyi gider diyor uzmanlar. Sanki iştahın rengi. Gıda ambalajlarında renk seçimi üzerine yapılmış yüzlerce araştırma vardır.
- Renkler ağırlık da çağrıştırabilir. Siyah ve koyu mor, beyaz ve sarıdan daha ağır görünür. Koyu renkler de öyle. Uçak dekorasyonunda ve gıda paketlerinde (dolgun-ağır intiba yüzünden) buna dikkat edilir.
Renkler hep aynı şeyi çağrıştırmaz. Kültüre, yaşa ve coğrafi iklime göre değişir. Örneğin, Çinliler'de ve Eski Türkler'de matem rengi beyazdı, Batılılar'da ise -şimdi biz de- mutlu gelinliğin rengidir.
Güneşi bol olan ülkelerde canlı canlı ve sıcak renkler gözdedir. Küçük çocukların çoğunda sarıya tutku, yaşlılardaysa sarıdan kaçış ve maviyi tercih ediş gözlenir. Çocuklar mordan ve ona yakın renklerden hoşlanmazlar.
İnsanların çoğunluğunu alırsak (araştırmacılara tam inanabilirsek), griye oranla açık renkleri, ara renkler yerine de ana renkleri severler, "imsi" (yani kırmızımsı, yeşilimsi) gibi ara tonlar "entel" ve "sofistike" kişilerin tercihidir.
Günümüzde -özellikle kadınlarda- canlı renkler modadır. Eskiden hep gri-beyaz ve siyah renkte otomobiller artık rangarenk, telefonlar bile renklendi.
Psikolojide birden fazla olayı algılamanın sonuç etkisine "symaesthesias" denir. Renk, göz çelen fiziki bir olay olduğu kadar, bilinçaltında duyguları etkileyen ruhsal bir olaydır da. Renklerin algılanmasında bu durumun etkisi uzun bir araştırma konusudur. Az da olsa biraz değinelim:
- Pastel tonlar, üredikleri renklerin yumaşaması tesirini yapar.
- İki ayrı renkten oluşan bir "kompozisyon", bizi iki ayrı değil, tek bir renkmiş gibi etkiler. Sonuçta, her iki rengin psikolojik ruh halini ediniriz: Kırmızı (aktif, uyarıcı) + sarı (neşeli) = dinamik, dışa dönük, ruh hali. Ama bir renk ötekinden daha çok kullanılmışsa onun his çağrışımı daha fazla olur.
Şu renklere dikkatle bakın. Daha çok gıda paketlemesinde kullanılan renklerdir ve şunları çağrıştırırlar.
- Ekşilik (sarımsı yeşil/yeşilimsi sarı)
- Tatlılık (portakal, sarıdan kırmızıya doğru)
- Acılık (lacivert, kahverengi, mor)
- Tuzluluk (gri üstüne açık yeşil-mavi)
- Likörümsü, tatlımsı (pembe tonlar)
Renkler insanlar üzerinde farklı çağrışımlar yapabilir. Bir cinayete tanık olanın kırmızı görünce yaptığı tepki, böyle bir tecrübe geçirmemiş olanlardan farklıdır. Laylak rengi vaktiyle bir sevgilinin sürdüğü kokuyu veya bluzunun rengini hatırlattığı için o rengi gördüğünde başkalarına oranla daha çok romantik bir ruh haline girer. Ya da yukarıda değindiğimiz yaş, entellektüel seviye, cinsiyet vb.
Yine de çoğunluğun, kullanma konusu gözetilmeden, salt biçimde renklerde algılaması sorulursa şunları söylüyebiliriz. İnsanların çoğunluğunun en çok hoşlandıkları renkler tercih sırasıyla şöyledir: Mavi, kırmızı (ikisi birden örümcek adamın kostümü, site sahibinin notu), yeşil, kahverengi, mor, portakal, sarı. Siyah ve sarı en sonda geliyor. Beyaz belki renk sayılmadığından en az tercih sebebi. Ana renkler, ara tonlardan çok seviliyor. Orta yeşil ton, mavimtrak veya sarımtrak yeşilden önce geliyor.
Aynı durumlara göre bir başka biçimde tercihler şöyle: Gençlikte açık ve parlak renkler, zengin renkler yetişkinlerde, yumuşak ve koyuca renkler yaşlılıkta. Toplumların üst tabakaları hafif renkleri, pastel tonları, renk bileşimlerini, daha alt tabakalarsa kuvvetli, parlak ana renkleri tercih ediyorlar.
Renklere Göre Kişilikler Fransız atasözü "Renk tercihi tartışma konusu olmaz!" dese de, yine de araştırılıyor. Çoğunlukla, "İnsanlar şu renklerden şu şekilde etkilenmiştir." diyorsak da, Renk Kodları (The Codes of Color, 1999) adlı kitabında Amerikalı Psikolog Prof. Dr. Taylor Haztman, her insanın ayrı bir renge düşkünlüğü olduğunu ve bunun o kişinin ruh yapısını belli ettiğini yazıyor.
- Beyaz Grubu: Dengeli, duyarlı, barışçı, hoşgörülü, sorumluluk yüklenir, fakat tembelliğe de kaçar. Kuşkucu yanı da vardır.
- Sarı Grubu: Enerjik, değişken, asi, açık, dostluk ve eğlence düşkünü, iyimser.
- Mavi Grubu: Depresif eğilimli, mahremiyetine önem verir, sadık, fedakar, samimi, biraz mantık dışı düşünen, eleştirici.
- Kırmızı Grubu: Karizmatik, güçlü ve güvence odaklı, sorumluluk sahibi, biraz duyarsız, kibirli, hiperaktif, agresif (saldırgan), mantıklı.
Eğer başka rennklerin de etkisi varsa, bu ikilem karakter yapısında kendini karmaşık davranışlarla ifade eder. İkili ilişkilerde şunlar gözlenir: İkisi de kırmızı gruptansa sık sık kavga ederler, etmezlerse fevkalade başarılı olurlar. En uyumlu çift beyaz-kırmızı gruptan olanlardır; kırmızı baskındır, beyaz olan bu durumdan memnundur. Sarı-mavide, depresyona eğilimli olan maviyi, enerji eğilimli sarı kurtarır.
Hatzman'ın araştırmalarına tam olarak katılmıyorum. Bana burç tabloları gibi geliyor. Ama bazı görüşler isabetli, daha çok araştırma yapılmalı.
2001'in bu yolda bir araştırması, Türk Standartları Enstitüsü'nün Standart dergisinde yayınlandı. Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Hamil Nazik, dünya çapında en çok parlak mavi ve sarının kullanıldığını, en az ise bordo, mor ve menekşe olduğunu yazıyor. Oysa yukarıda belirttiğimiz gibi başka denemeler, mavinin popüler olmasına katılmakla beraber, turuncu ve kırmızıyı en başta sayıyorlar. Bu farklılık orada da işaret ettiğimiz gibi, kültür ve çevre değişikliğinden olabilir. Prof. Dr. Nazik, Türklerin deniz mavisi-parlak mavi rengini öne çıkardıklarını yazıyor. Yine Nazik'in tablosunda, Türklerin en az hoşlandıkları renkler, siyah, kahverengi ve çok koyu mavi olarak sıralanıyor.
Renklerin Psikolojik Algılaması ve Ölçümler Renk göz aldatarak farklı etkiler yapar. Aşağıda bu durma birkaç örnek var:
- Bir renk, kendinden daha koyu bir rengin yanındaysa daha açık bir renk intibaını yaratır.
- Göz, açık renk bir fon üzerine oturtulursa, onu gerçekte olduğundan daha koyu görür.
- Koyu bir fon içine oturtulmuş açık renk, daha parlak gibi algılanır.
Göz Hangi Rengi Daha Çabuk ve Kolay Fark Ediyor? Psikologların marketlerde ve labaratuvarlarda denekler üzerinde yaptıkları testlerden ilginç sonuçlar çıkmıştır; bunun için bizim de hızlı okuma kurslarında kullandığımız "Tachistoscope" aracı çok işe yaramıştır. Saniyenin yüzde biri kadar bir hızla çeşitli renklerden oluşan bir tablo gösterilip deneklere hangi rengi ilk fark ettikleri sorulmuştur; sıralamada renkler şu puanları almıştır:
- Portakal (turuncu) rengi -> %21.4
- Kırmızı -> %18.6
- Mavi -> %17.0
- Kara -> %13.4
- Yeşil -> %12.6
- Sarı -> %12.0
- Mor -> %5.5
- Gri (kül rengi) -> %0.7
En çok dikkat çeken renkler, portakal ve kırmızı renkler olmuştur: İkisi de aydınlık renklerdir. Sarı da aydınlık olduğu halde neden son sıradadır? Bu kişisel zevk veya kültür etkisi az popülerlikten olabilir. Mavi ise çoğunluk tarafından sevilen bir renktir. Aslına bakılırsa fiziki olarak en çabuk görülen renkler sırasıyla, sarı, portakal, kırmızı ve yeşildir. Testlerde çıkan farklı sıralama, rengin somut görülebilme etkeni kadar, hoşlanmanın da rol oynadığını gösteriyor.
|
|
Küçükken izlediğiniz çizgi filmleri veya çocuk programlarını hatırlayın. Bir çocuğa bir şey öğretmenin yolu tekrar ve basitlik. Örneğin He-Man'dan "Gölgelerin gücü adına..." sözlerini hala bu yüzden hatırlıyorsunuz veya Susam Sokağı'ndaki Kurabiye Canavarı'nı... Bir çocukla yetişkin bir insanın çok önemli bir ortak noktası var. İkisi de insan. Yetişkinler de aynı şekilde öğreniyor. Tekrar ve basitlikle. İzlediğiniz filmleri ve dizileri düşünün. Ne kadar çok seveni varsa ve popülerse o kadar fazla tekrar ve basitlik kuralını uyuyordur. Kurtlar Vadisi, Lost veya size zekice görünen başka bir dizi fark etmez. Sürekli tekrar ve basitlik kuralına uyuyorlar. Kötü web siteleri başarılı olur, çünkü iyi web işi yapabilecekler blog sitesi açıyorlar. Meydanı kötü sitelere bırakıyorlar. Kötü web siteleri kullanıcılarını başta zorluyor, fakat kötü web sitelerinin alternatifi yok. Burada tekrar ve basitlik kuralı garip biçimde devreye giriyor. Aslında kötü web sitesi karışık bir yapıya ve kötü bir kullanışlılığa sahip olmasına rağmen, "tekrar ve basitlik" kuralı sayesinde paçayı yırtıyor. Örnek kötü siteler şunlar olabilir. Siparişi geç teslim eden alışveriş siteleri, vatandaşlık işlemlerinizi tekel konumları gereği ancak o web sitelerinden yapabileceğiniz siteler, öğrencisi olduğunuz üniversite veya fakülte siteleri...
|
|
"Kahramanlar kolay yolu seçmezler, yanlış olduğu için." Peter Parker, muhtemelen bir çoğunuz onu Örümcek Adam olarak tanıyor, benim için gerçek bir kahramandır. Yaklaşık 15 sene önce tanıştık. Yazının bu noktasından sonra Peter Parker ve Örümcek Adam hakkında fazla bilgisi olmayanlar ayrılabilirler, çünkü pek de bir şey anlamayabilirler. Peter Parker, bir türlü para kazanamamasıyla, üniversiteyi bitirememesiyle, sevdiği kız Mary Jane Watson'la yaşadığı gel gitleriyle, en zon durumlarda asla vazgeçmediği espri anlayışıyla, Seksi Kara Kedi'yle ilişkisiyle, asla vazgeçmeyen amansız, sinsi ve acımasız düşmanlarıyla, çok zor edindiği başka kahraman arkadaşlarıyla, Huysuz ve Cimri Jonah Jameson yani gazetedeki patronu JJ'yle durumuyla, yumruklarıyla çaresizlikten bir duvarı parçalamasıyla, tam vazgeçtiği anda küçük bir kızın kendisine gülümsemesi ve ona kahramanı olduğunu söylemesiyle ve her şeye yeniden başlama gücü bulmasıyla, çektiği fotoğrafların Daily Bugle'de nihayet para kazandırmasıyla, bir süre sonra Örümcek Adam'dan sonra Peter Parker'ın da tanınan ve kendi ayakları üstünde durmaya başlayan bir yetişkin olmasıyla, Mary Jane Watson'la evlenmesiyle, iyisiyle kötüsüyle benim kahramanım. Onun hakkında size bir sır verebilirim. Peter Parker'in en büyük düşmanı Örümcek Adam'dır. Bu hem çizgi romanında hem çizgi filminde Venom karakteriyle yapımcılarının da dikkatinden kaçmamıştır, bir çok bölümde bu konu işlenmiştir. Peter Parker sokakta yürürken vitrindeki yansıma Örümcek Adam'dır. Peter Parker, omuzlarındaki sorumluluk duygusuyla Örümcek Adam giysisini çöpe atmanın ve tamamen kendisi için kullanacağı örümcek güçleriyle başbaşa kalmanın vereceği tatlı özgürlük arasında gidip gelir. Doğruyla eğri arasında, zorla kolay arasında seçim yapana kadar da huzuru bulamaz. Web sitesi yöneticileri de her gün Peter Parker'in verdiği karara benzer kararlar vermek zorunda kalıyorlar. Bu yüzden, her web sitesinin bir kahraman tasarımcıya, bir kahraman editöre, bir kahraman yazara, bir kahraman kullanıcıya ve bir kahraman reklam verene ihtiyacı ihtiyacı var.
- Kahraman bir tasarımcıya ihtiyacı var, çünkü web standartlarına uymak, sayfayı kullanışlı, renkli, aynı zamanda hafif ve çevik yapmak kolay değil. İşinize karışan insanlara hayır demek de zor, yanlış bir şey yaptığınızda eleştirileri değerlendirmek de zor, kolay değil.
- Kahraman bir editöre ihtiyacı var, çünkü web sitesinin ne olduğunu ve ne işe yarayacağınızı anlatmak zor, site haritasını adam akıllı kurmak, hedef kitlesini seçmek, konuları seçmek, yazarları yönetmek de zor, kolay değil.
- Kahraman bir yazara ihtiyacı var, çünkü Türkçe yazım ve dilbilgisi kurallarına uyarak yazı yazmak kolay değil. Hem bu kurallara uymak hem de komik ve öğretici, teknik ve kolayca anlaşılan, uzun ve sade yazılar yazmak kolay değil.
- Kahraman bir kullanıcıya ihtiyacı var, çünkü işi değerlendirecek olan ve bence paradan da daha değerli olan şeyi veren kişi kullanıcı. Kullanıcı zamanını veriyor. Umarım zamanın paradan daha değerli olduğu fikrime katılıyorsunuz.
- Kahraman bir reklam verene ihtiyacı var, çünkü kahraman tasarımcı, editör ve yazarın paraya ihtiyacı var.
Bir şey daha, her zaman bir de kahraman sunucuya (sörvır) ihtiyacı var. Çünkü, sunucu bilgisayarlar, örneğin siz bu web sitesinde dolaşırken size sayfaları gönderen bilgisayarlardır. Bu esnada işlemci güçlerini kullanırlar ve kafalarının karışmaması için güçlü olmaları gerekir. Eğer, Petarkadaş, Evcil Köpekler gibi çok ziyaretçili siteleri Gaxxi'yle aynı sunucuya koyarsanız onlar da zorlanırlar, dilleri olsa oflayıp puflarlar.
Gaxxi'nin kendi sunucuna geçmesi yakındır, Gaxxi kullanıcıları bir süre sonra uçan bir Gaxxi'ye tanık olabilirler. Teknik olarak vakıf olmayanlar için, bunu iyi bir şey olarak söylüyorum.
|
|
Başlıktaki ifadenin aksine, " Mozilla Firefox ve Web Standartları neden kötü, XML neden iyi?" başlıklı bir yazı yazmıştım. O yazıda yazdığım konulara hala inanıyorum. Fakat, aradan geçen zamanda Gaxxi'deki temalarda yani " Hazır Tasarımlar"da çıkan hatalar bazı şeyleri gözden geçirmemi sağladı. Tasarım geliştiren kişi olarak çoklu platform konusunda tek amacınız olmalı. Göze hoş gelen, kullanışlı ve farklı tarayıcılarda aynı şekilde çalışan-gözüken tasarımlar yapmak. Böylece hedefteki kullanıcı sayısını da azamiye çıkarabilirsiniz. Yani, Linux üzerindeki Firefox ve Konqueror kullanıcıları veya Windows üzerindeki Internet Explorer, Firefox ve Opera kullanıcıları aynı şeyleri görmeliler, kullanabilmeliler. Tam bu aşamada Firefox gibi popüler bir tarayıcının ve onun uyduğu Web Standartları'nın beraberliğinin yararı ortaya çıkıyor. Tasarımcı, bir kez standartlara uyarsa, geceleri kafası daha rahat olarak uyuyabilir. Standartlara uyması farklı platformlarda ve tarayıcılarda web sitesinin aynı şekilde çalıştığına-gözüktüğüne dair bir sigorta olur. Burada önemli bir not düşmek istiyorum. Bence standartlara uymak HTML doğrulayıcı'dan hatasız geçmek değildir. Önemli olan temel felsefeyi gözetmek. Orası sadece yardımcı bir araç olabilir.
|
|
Bir web sitesi hakkında karar verirken her şey çok hızlı gelişiyor. Ziyaretçileriniz web siteniz hakkında karar verirken en fazla 1 saniye düşünüyor. Buna adım gibi eminim. Bir süre sonunda o siteden alışveriş yapıp yapmayacağına, o siteye bir daha gelip gelmeyeceğine, üye olup olmayacağına ve daha bir araba dolusu şeye karar veriyor. Abarttığımı düşünebilirsiniz. Abartmıyorum, şimdi size kıyas yoluyla bunu kanıtlayacağım. Teorimi kanıtlarken, size bir web sitesi hakkında karar vermekten çok daha önemli bir konudan bahsedeceğim. Bu konuda vereceğimiz karar, soyumuzu gelecek nesillere aktarıp aktaramayacağımızı belirleyebilecek kritik bir karar. Üstelik bu konuda karar verirken yarım saniyeye bile ihtiyaç duymuyoruz. Vereceğimiz karar "Eş Seçimi" konusunda. Gülümsemeyin, örneğime sitemiz kullanıcılarının çoğunluğunun baylardan oluştuğunu düşünerek devam ediyorum. Sokakta yürürken karşıdan bir kadın geldiğini düşünün, bu kadının çekici olup olmadığına karar verirken ne kadar düşünürsünüz veya karar vermek için özel bir çaba harcar mısınız? Bunu kişisel olarak test edebilirsiniz. Eğer, test sonuçlarınız benim teorimi destekler yöndeyse, tavsiyeme kulak vermeniz iyiliğinize olacaktır. Web sitenize bu gözle bakmanın zor olduğunu biliyorum. Bunu yeni deneyimler tadabileceğiniz küçük bir oyun olarak düşünün. Hemen web sitenizi açın ve ona bir de alıcı gözle bakın.
|
|
A ve B adlı iki alışveriş sitemiz olsun. Gazetede reklamını gördüğümüz Samsung marka cep telefonunu satın almak istiyoruz. Reklamda ürünü bulabileceğimiz yerler arasında A ve B alışveriş siteleri de var. A sitesi yavaş açılıyor, ürünü bulmak zor, ürün bilgileri ayrıntılı değil, kopyala-yapıştır bilgiler, ürün fotoğrafı yok. A sitesinden çıkıp B sitesine gidiyoruz. B sitesini rahatça kullanıyoruz, hızlı yükleniyor, ürün sayfası bilgi verici, birçok fotoğraf, ürün hakkında kullanıcı yorumları var. Alışverişimizi B sitesinden yapıyoruz. Basit mantık yürütelim. Sizce hangi web sitesinin tasarımı daha güzel?
|
|
Piramit yapıyor olsaydık, muhtemelen önce en altını sonra daha yukarısını ve en son da tepesini inşa ederdik. Bu açık bir mantık kuralı gibi görünüyor. Bu konuda kimsenin tartışacağını sanmam. Söz konusu olan bir web sitesi inşa etmek olduğundaysa farklı sesler duymak olası. Halbuki, web sitesi inşa etmek de mantık kurallarına bağlı. İyi bir web sitesi yapmak için önce en alttakileri, sonra da yukarıdakileri yapmanız gerekir. Aksi halde yamuk bir web siteniz olur. İyi Bir Web Sitesi İçin İyi Bir Piramit Yapmalısınız, İşte Kurallar:
- Alt Yapı
Siteniz hızlı çalışmalı. İçerik yönetim yazılımınız hızlı çalışmalı.
- İçerik
Sunduğunuz bilgi ve servisler olmalı. Web siteniz tıpkı bir kitap, şarkı, tv dizisi gibi bir ürün. Ziyaretçilerinizin paraları zamanları, paralarını harcamaları için bir şeyleriniz olmalı.
- Erişilebilirlik ve Kullanım Kolaylığı
Kimse göremediği bir şeye bakamaz, duyamadığı bir şeyi dinleyemez, kullanamadığı bir web sitesini gezemez.
- Görünüm
İyi renkler ve grafikler, gerektiğinde bunları destekleyen javascript ve flash vb. uygulamalar.
Başarı İçin Formül Tabi ki öyle bir şey yok, fakat mantık kuralları var. Alt yapısı sizinle aynı sitelerden, içeriğinizle sıyrılabilirsiniz. Alt yapısı ve içeriği sizinle aynı sitelerden erişilebilirlik ve kullanım kolaylığınızla sıyrılabilirsiniz. Bunlar da aynıysa görünümüzle sıyrılabilirsiniz.
|
|
XML'in bu yazıyla ilgili tarafı farklı platformlarda dağıtılabilir bir içerik
işaretleme dili olması. XML, takip ettiğiniz bir web sitesini ziyaret etmeden de
içeriğini takip etmenizi sağlayabilir.
Senaryo 1 Görme engelli bir kullanıcı web sitenizi
ziyaret etti. Siteniz erişilebilirlik ve standartlara uygun site. Yine de
amacınıza ulaşamadınız. Yine de hala onun asla işine yarayamayan birçok şey
gösteriyorsunuz. XML'li senaryoda aynı kullanıcının bir XML okuyucu
programı var ve düzenli olarak son eklenen şeyleri sesli olarak takip
edebiliyor. Herkes mutlu.
Senaryo 2 Banka, kamu kuruluşu siteleri yalnız içerik
sunmuyor ve hizmetler de veriyor. Şimdi, bir bankanın internet şubesinini
XML destekli oluşturduğunu varsayın. Bu yeni tür gelişmiş XML'i okuyan XML
okuyucuların olduğunu varsayın. Şu anda tüm internet şubesi hizmetleri içerikten
ve tasarımdan bağımsız hale geldi. Aynı görme engelli kullanıcı hiçbir sorun
yaşamadan bu bankanın web sitesini kullanabilir. Herkes mutlu.
Sonuç Belki ileride web siteleri tasarıma ihtiyaç
duymadan çalışacak. Tasarımları kullanıcı XML okuyucular sayesinde
yapacak. XML okuyucu programına fontları büyük göstermesini, 3 sütunlu
göstermesini, önce menüyü göstermesini söyleyebilecek. Web 3.0'ın nasıl
olabileceğiyle ilgili olası bir tahmin.
Eğer, inanmıyorsanız, benim de
kullandığım Feedreader adlı programı
indirin ve kullanmaya başlayın. Senaryo 1'in zaten gerçek olduğunu
göreceksiniz.
|
|
Firefox kolay kullanımı, temiz ara birimi, eklentileri, webe getirdiği
heyecanla herkesçe takdir edilmeli. Fakat iş HTML ve CSS yorumlamaya gelince
sınıfta kalıyor. Gaxxi'deki
temaları yaparken Firefox hep
sorun çıkaran şımarık kardeşti. Aşağıda kişisel izlenimlerimiz
var: Firefox Neden Kötü?
- Margin ve Padding Sorunları
Hizalamalarda kendi kafasına göre davranıyor.
Yaptığını tanımlayacak en uygun söz bu.
- Kraldan Çok Kralcı
Örneğin 100px boyunda bir alan tanımladınız. Kullanıcı
oraya 150px boyunda bir grafik ekledi. Opera
ve İnternet Explorer "Olabilir
insanlık hali." diyerek alanı uzatırken, Firefox grafiği diğer öğelerin üzerine
çıkarır. Önemsiz gibi görünebilir, fakat Firefox CSS felsefesini çok iyi anlatan
bir örnek. Son kullanıcıyı fazla umursamıyor!
- Kaydırma Çubuğu Poblemi
Kaydırma çubuğuna ihtiyaç duymayan web site ana
sayfasından kaydırma çubuğuna ihtiyaç duyan aynı web site arka sayfasına gidin.
(örnek ana sayfa -> href="http://www.gaxxi.com/ev/turat.php?yad=38013">örnek arka sayfa)
Firefox'un sayfa yüklenirken yatay bir kaydırma yaptığını göreceksiniz. Bunun
sizin yaptığınız bir css hatası olmadığını anlamak için zaman harcamak can
sıkıcı.
Web Standartları Neden Kötü?
- Standartları İngilizce oluşturuyorlar!
- Kendi siteleri (www.w3.org) asla standart
değil. Kullanışsız, büyük, hantal, karışık.
- Ota, kuşa, virgüle, noktaya, noktalıvirgüle, bold etiketine, aşk hayatınıza
vs... Her şeye karışıyorlar. Esnek değiller, tasarımcı olarak sizi
hapsediyorlar.
- XML varken, kendilerine o kadar gerek yok.
Belki XML standartlarını oluşturmak için iyi olabilirler.
XML Neden İyi?
- Web standartlarının asıl amacı olan bağımsız ve özgür bilgi paylaşımını
sağlıyor.
- Zaman kazandırıyor.
- XML'le oluşturulan veriyi nasıl kullanacağınız konusunda sizi özgür
bırakıyor.
|
|
Bu iki şey tasarım yaparken tablo kullanma ihtiyacı tamamen ortadan kaldırabiliyor.
Peki bu iyi bir şey mi? Hem evet, hem hayır.
Evet, çünkü bir şeyi tüm sayfalarda değiştirmek çok kolaylaşıyor. Her şey standarta biniyor ve işler kolaylaşıyor. Ama dez avantajı eğer görsel ağırlıklı bir tasarım yapıyorsanız. Css sayısı çok artıyor ve bir şeyi değiştirmek istediğinizde bu kalabalık css uğraşmak zorunda kalıyorsunuz. Ve div tagını kullanarak karışık sutunlu bir site yapmak zor.
Hayır, çünkü bana göre yukarda yazdığım dezavantajları var.
Sonuç olarak sitenin amacına göre yapı seçilmesi tabiki en doğru şekli. Ama sert çizgilerle ayırmaktansa her ikisini kullanmaktan yanayım.
|
|
Bilmeyenler için için frameli sayfa bir sayfada birden fazla sayfanın bulunması demektir. Dolaştığınız bazı sayfalarda rastlamışsınızdır. Bir linke tıkladığınız tüm sayfalar değilde, sadece sayfanın bir kısmı yüklenir. İşte böyle siteler frameli tasarımı kullanmış sitelerdir. Frameli sayfalar, güncellemenin kolaylığı( göreceli bir kolaylık) veya sayfanın az bir sürede yüklenmesi için kullanılabilir. Frameli bu sayfalara neden hayır dediğime geldiğimizde ise bunun tek bir sebebi var. Arama motorlarının düzgün olarak sitenizi indeksleyememesidir. Bunu bir türlü beceremiyorlar. Arama motorlarının neden önemli olduğu ise basit bu sayede yeni ziyaretçiler sizi bulabiliyor. Bu başka bir yazının konusu olabilir:) İşte tek bu neden yüzünden frameli tasarımlardan sürekli kaçınmak gerekir. Tabi kullanıcıların siteyi kullanmasıda zor olabilir.
|
|