| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
Beykoz'un güzel mahalleleri arasında sayılması gereken bir diğer semt de Çubukludur. Çubuklu, İstanbul Boğazı'nın Anadolu yakasında yer alır.Kuzeyinde Paşabahçe, güneyinde ise Kanlıca semtleri ile komşudur.Çubuklu semtinin bugünlere kadar gelen pek çok hikayesi vardır. Evliya çelebi'nin anlattıklarına bakılırsa, burası eskiden Çubuklu-bağçe olarak adlandırılan bir semtdir. Evliya Çelebi buranın hikayesini şu satırlarla anlatır. " II.Beyazıt, oğlu şehzade Selim'i Trabzon'dan İstanbul'a getirdikten sonra, Çubuklu'da gezinirken öfkelenerek elinde ki kızılcık sopası ile oğlu Selim'e sekiz kez vurur. Selim o zaman bu çubuğu toprağa dikerek tutması için dua eder. Çubuk tutar ve yemiş verir" Bu rivayet doğrultusunda Yavuz Sultan Selim, padişah olduktan ve çıktığı Mısır seferinden döndükten sonra, bu semte önem verdiği ve güzelleştirdiği söylenir. Semtin Çubuklu ismini almasına açıklık getirmeye çalışan bir diğer rivayet de; eskiden buralarda yapıldığı söylenen Çubuk lülesinin bu semte adını verdiğidir. Çubuklu bir diğer anlatıma göre, Bizanslılar döneminden bugüne önemli bir sayfiye yeri olarak karşımıza çıkar. Bizanslılar döneminde, Katankiyum ismiyle anılam semt içersinde Alexandr adlı bir rahip tarafından yaptırılan Uykusuzlar manastırı Ortodoks hıristiyanlık tarihinde oldukça önemlidir. Bu manastırda üç yüz rahibin, geceli gündüzlü İncil okuyup yakarışda bulunduğu rivayet edilmektedir. Bu rivayet çerçevesinde, isminin Glaros olduğu da söylenilen Çubuklu, devamlı olarak kızılcığı ile ünlü bir semt olmuştur. Evliya Çelebi, 17 yüzyılda semtin ne tür özellikler gösterdiğini şöyle anlatır: " bu kasaba yakında mamur olmuştur. Lebiderya'da bağlı ve bahçeli, 1200 haneli bir yerleşim yeridir. Başlıca yalıları, İbrahim Çelebi yalısı, Emir paşa yalısı, Süleyman efendi yalısıdır. Lakin, nihayetinde ki Longazade yalısı cümlesinden müzeyyendir. Yedi mahallesi islamdır. İskele başında ki İskender paşa camii meşhur mimar Sinan eseridir. İki sıbyan mektebi bir hamamı vardır." Günümüzden yaklaşık altmış yıl öncesine kadar sazlı sözlü eğlencelerin yapıldığı bir mesire yeri olan Çubuklu'da, şimdiki yalıların bulunduğu mekanların tamamıyla boş olduğu söylenmektedir. Bu mekanlarda bülbül dinlemenin verdiği zevk, şiirlerde ve romanlarda işlenen bir temadır. III.Sultan Ahmed döneminde, Feyzabat olarak anılan bu semt, batılılaşma devrinin erken dönem habercisi Lale devrinin mimarı Nevşehirli Damat İbrahim paşa tarafından yaptırılan havuz ve çeşmelerle, diktirdiği birbirinden nefis ağaçlarla güzelleştirilmiştir. Nevşehirli Damat İbrahim paşa, ayrıca, Bostancılar kışlası kenarında da Fezabat kasrı yaptırmış, ancak bu yapıların hiçbiri günümüze kadar gelmemiştir. ![]() Çubuklu semtinin imarına katkıda bulunan çok önemli bir isim de Mısır Hidiv'i Abbas Hilmi paşadır. Abbas Hilmi Paşa Viyana'da eğitim görmüş bir isimdir. Dönemin Osmanlı padişahının fermanıyla Mısır Hidivliği kasrına atanan Abbas Hilmi paşa, bu göreve getirilen üçüncü ve son kişidir. Osmanlı tarihi içersinde Abbas Hilmi Paşa adına yalnızca dönemin siyasi olaylar silsilesi içersinde değil, yaptırdığı güzel köşkler söz konusu olduğu zamanda da rastlarız. Bunlar içersinde Hidiv kasrı en önemlisidir. Korulukların içersinde yer alan ve yekpare mermer ile kaplı Hidiv kasrı, yalnızca Çubuklu semtinin değil, bazı tarihcilere göre, İstanbul'un en gösterişli, en zarif ve aynı zamanda da en büyük gül bahçesine sahip olan bir köşküdür. Hidiv kasrının yapımı, mimarisinde ki batı etkisini izlemek açısından, muhatabına oldukça zengin malzemeler sunmaktadır. Çivisinin bile Avrupa'dan getirtildiği bu köşk, Osmanlı mimari tarihi açısından bir dönüm noktasının izlerini taşımaktadır. Köşkün o dönemki maliyeti 150.000 altındır. Köşkün alt katında somaki mermer sütunlar, havuz ve selsebil ile süslenmiş büyük bir salon bulunmaktadır. Salonun baştan aşağı camdan müteşekkil kapıları hemen önündeki parka açılmaktadır. Köşkün tavanları, her bir parçası büyük bir zevkle ve eşsiz bir sabırla ortaya konulan altın yaldızlı nakışlarla süslenmiştir. Köşkün bir diğer ilk olma özelliği de şurdan kaynaklanmaktadır: Abbas Hilmi paşa koruya yaptırdığı jeneratör ile, kendi köşkünü ve Çubuklu camini aydınlatmış, ve böylelikle burası jeneratörle aydınlatılan ilk köşk olma özelliğini kazanmıştır. Köşkün tasarlandığı mekanın önemli bir bölümüde park olarak düzenlenmiş, yine bir çok yabancı ülkeden, eşine ender rastlanan fidanlar getirilerek bu parka dikilmiştir. Bugün Hidiv kasrının parkında, değişik yaşları ile yer alan ağaçlar, muhteşem bir doğa harikası görünümündedirler. Yine köşke kurulan ve buharla çalışan asansör de bir ilk olma özelliği taşımaktadır. Köşkün tam Boğaz'a hakim olan kulesine ya bu asansör ile yada yüz elli iki basamaktan oluşan bir merdiven ile çıkılmaktadır. Abbas hilmi paşa köşkü yada bugün bilinen adıyla Hidiv kasrı'nın şöyle bir hikayesi vardır. Köşkün planı çizilirken Abbas Hilmi paşa, binaya bir kule yapılmasını talep etmiş, Abbas Hilmi paşa'nın bu talebi üzerine hemen kulenin tasarımı gerçekleştirilmiş ve derhal inşaatına başlanmıştır. Bu kulenin tam üç yüz dört basamağının olması planlanmıştı. Ancak ne var ki haber derhal hafiyeler tarafından sultan II.Abdülhamid'e ulaştırılır. Sultan'ın mabeyn baş katibi Tahsin paşa'nın Yıldız hatıraları isimli kitabından öğrendiğimize göre, haberi Abdülhamid'e ulaştıran hafiyeler, bu kulenin saraylara mahsus olduğunu söylemişler, Abbas Hilmi paşa'nın İstanbul'da bir saray yaptırıp içinde saltanatlar sürdürmesininn de çok yanlış anlamalara gelebileceğini ve bunun bir nevi Abdülhamit'in saltanatına meydan okuma olacağını ima etmişlerdir. Zaten pimpirikli bir kişiliğe sahip olan Abdülhamit, bu bilgilerden ciddi biçimde rahatsızlık duyar. Kule yapımına oldukça canı sıkılan Abdülhamit, yine de nezaketi elden bırakmayarak ve asıl duygularını gizliyerek paşaya bir mesaj gönderir. Mesajda şu ifadeler yer almaktadır: " Böyle muhteşem bir köşk yaptırmanızdan elbette memnunum. Ancak bildiğiniz gibi İstanbul; islamın gözbebeği bir şehirdir. Böylesine mukaddes bir yerde cami minarelerinden daha yüksek bir kule inşa ederseniz, alem-i islam size gücenebilir. Sözün kısası, yaptırılmakta olan kulenin yüz elli iki basamaktan fazla olmaması arzu-yu şahanemdir." Sultan Abdülhamid'in bu mesajını dikkate alan Abbas Hilmi Paşa, sultanın isteğine uyarak kuleyi yüz elli iki basamakta bırakmıştır. Abbas Hilmi Paşa daha sonra ki yıllarda, Mısır'da Nil nehri kenarında bu kasrın bir eşini yaptırmıştır. Hidiv kasrı günümüzde, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'nun İstanbul Büyük Şehir Belediyesi ile imzaladığı protokol doğrultusunda restore edilmiş ve tüm salonlarında restaurant hizmeti verilecek şekilde yeniden düzenlenmiştir. Çevresi çim ve güllerle kaplı olan bu güzel yapı, gündüzleri çay salonu olarak geceleri ise restaurant olarak hizmet vermektedir. Davetler, resepsiyonlar ve konserler için ideal bir mekan olan Hidiv kasrı, dünya standartlarında ki hizmet anlayışı ile çalışmalarına devam etmektedir. Çubuklu semtini anlatırken, sularından bahsetmemek büyük bir bilgi eksikliği doğurur. Çubuklu semti, sularıyla, İstanbul'un önemli semtlerinden biri olmuştur. Bu önem, tarihsel bir geçmişe sırtını dayamaktadır. Ayrıca Sultan Abdülmecid döneminde, Çeşmibülbül denilen enfes çeşmenin yanında bir imalathane kurulmuştu. Bu imalathanede, mükemmel fincanlar, harika bardaklar, güzelim avizeler, kaseler ve şamdanlar başta olmak üzere bir çok eşya üretilir ve burada üretilen bu tür eşyalara Çeşmi Bülbül tarzı denilirdi. Son olarak, Çubuklu da oturanlardan, ismi unutulmayan, hatta bir ara oturduğu mahallenin kendi ismiyle anılmasına neden olan bir kişiden de bahsetmek gerekir. Bu kişi, Rıfat paşadır ve yardıma muhtaç insanlara yaptığı yardımlarla ve iyiliksever kişiliğiile tanınmıştır. Rıfat paşa, sahibi olduğu çok büyük bir araziyi halka dağıtmış ve herkesin sevgisini kazanmıştır. Zamanın en güzel ziyafetlerini verip, halkı davet eden Rıfat Paşa'nın yalısının kendisine ait fırınında hergün pişirilen Francala isimli ekmekler bugün hala konuşulmaktadır. |
|
|
|
|
|
Detaylı bilgi için lütfen başlığa tıklayınız.....
|
|
|
SAYFA YAPIM AŞAMASINDADIR..
|
|
|
yazının tamamı için başlığa tıklayınız..
|
|
|
sayfa yapım aşamasındadır.
|
|
|
detaylı bilgi için başlığa tıklayınız
|
|
|
Detaylı bilgi için lütfen başlığa tıklayınız..
|
|
|
detaylı bilgi için başlığa tıklayınız...
|
|
|
Detaylı bilgi için lütfen başlığa tıklayınız
|
|
Kilyos(Kumköy), Sarıyer ilçesinin Karadeniz kıyısında yer alan bir sayfiye ve tatil köyüdür....
|
|
|
yazının tamamı için başlığa tıklayınız..
|
|
|
Detaylı bilgi için lütfen başlığa tıklayınız..
|
|
|
detaylı bilgiiçin lütfen başlığa tıklayınız...
|
|
|
|
|
|
YAZININ TAMAMI İÇİN BAŞLIĞA TIKLAYINIZ..
|
|
|
|
|
|
Detaylı bilgi için lütfen başlığa tıklayınız...
|