BAZI KENTLERİN TARİHİNİ YAZMAK ZORDUR
GÜZEL İSTANBUL

 

Aralık 2008
PzrPztSaÇaPeCuCts
123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031
Aylık Arşiv
Ocak 2008
Şubat 2008
Mart 2008
Nisan 2008
Temmuz 2008
Eylül 2008
Ekim 2008
Kasım 2008
Aralık 2008
Yıllık Arşiv
Son Fotoğraflar
ayvansaray
boğaz ve gemi
SÜLEYMANİYE CAMİ
SULTANAHMET CAMİ
SULTANAHMET CAMİ
AYASOFYA CAMİ
Balat
Tarihi yarımada da, Fener ile Ayvansaray semtleri arasında yer alır. Haliç kıyısıyla sahil surlarının arkasından iç kısımlara doğru Eğrikapı yönünde yükselen bölgede kuruludur.

Bir bölümü Haliç kıyısına uzanan semtin, sur duvarları dışında kalan kesimleri Ayvansaray caddesi, Dubek caddesi ve Demirhisar caddesi çevresinde gelişmiştir. Günümüzde çok azı kalabilmiş sur duvarlarının ardında ise üç ana bölge yer almaktadır. Bunlar: Ayvansaray'ın üst kısmında ki tepenin etekleri, tepenin üst kesimleri ve Tekfur sarayı- Eğrikapı yakınlarındaki bölgelerdir.

Balat ismi :

Semt adını, Rumca "saray" anlamına gelen "palatiyon" dan almıştır. Fetihden hemen sonra burası için Türkler tarafından söylenen "balat kapusu" nun da, bu sözden geldiği düşünülmektedir. Diğer bazı kaynaklarda, Balatkapı'nın 1453'den önce ki adının "vasiliki pili" olduğu, bunun "hünkar kapısı" anlamına geldiği ve Blahemis sarayı'na deniz yolu ile gelen imparatorların bu kapıdan geçtikleri yazılır.

Balat'ın tarihi:

Balat'ın tarihi, özellikle musevi mahallesi olarak Bizanslılara kadar dayanmaktadır. Osmanlılar döneminde de yahudi yerleşmesi olan Balat; mimari yapısı, içinde bulunan kilise ve sinagogları, esnafı, hamamı ve çarşısıyla sosekonomik ve kültürel açıdan İstanbul'un yaşayan önemli semtlerinden biri haline gelmiştir.

Museviler için Balat bölgesinin her zaman tarihi bir önemi olmuştur. bunun nedeni, yüzyıllardan beri İstanbul'a göç eden veya sürgün olan bütün Musevilerin buraya yerleşerek kendi aralarında kaynaşmalarıdır. Böylece her yüzyılda olduğu gibi fetihden sonra da, Makedonya'dan ve ispanya'dan göç eden Museviler bu semte yerleşmişlerdir.

Fatih vakfiyesine göre Balat'a ilk yerleştirilenler, Makedonya- Kastorio'dan getirilen 100 kadar fakir Musevi ailesidir. Aileler geldikleri bölgenin adını taşıyan Kastorya Sinagog'unu inşa edip çevresine yerleşmişlerdir. İstanbul bundan sonra Museviler için bir yerleşim bölgesi olmaya devam etmiştir. 1493'de İspanya'dan, 1497'de Portekiz'den ve İtalya'dan Balat semtine gelen Museviler; Geruş, Neve Şalom, Messina ve Montias sinagoglarını kurmuşlardır. 1599'da Rodos'tan gelenlerin bir kısmının yine Balat'a yerleştikleri görülmüştür. 1660 yılında ki büyük yangına kadar Eminönü bölgesinde Bahçekapı, Tahtakale ve Yemiş iskelesi'nde oturdukları bilinen Museviler de bu yangından sonra Balat'a yerleştirilmişlerdir.

Böylece 17. yüzyıldan itibaren, daha önceleri Bizans Musevisi Romaniyotların ağırlıkta oldukları Balat'ta, diğer Musevi gruplarının da katılmasıyla etkin bir cemaat oluşmuş ve zaman içinde cemaatler birbirlerine karışmıştır.

Balat, fatih devri sonrası kayıtlarda, mescitsiz bir mahalle olarak bilinir. 16. yüzyılda mahalle adı semt ismine dönüşerek karabaş ve Molla Aşki mahallelerini de içine almıştır. Zamanla buralarda Müslümanlarda yerleşmeye başlamış, camiler, mescitler, tekkeler kurulmuştur. Balat'ın en ünlü tekkesi Sünbül Tekkesi idi.

Balat'ın en parlak dönemi 17 yüzyıldır. Semt 18. ve 19. yüzyıllarda giderek önemini yitirmiştir. Bu değişimin nedenleri olarak: bölgeyi büyük ölçüde etkileyen Haliç kıyılarındaki ticari canlılığın azalması, 1894 depremi, ardı ardına çıkan yangınlar gösterilebilir. Hasköy, Ortaköy, Kuzguncuk ve özellikle Galata ve Pera'nın daha nitelikli yerleşim alanları olarak çekiciliğinin artmasıyla halkın Balat'ı terk etmeye süreci başlamıştır.

19. yüzyılda, İstanbul'un Altıncı Daire-i Belediye sınırları içerisinde kalan Balat'ta her biri bir haham tarafından yönetilen yedi dinsel grup yada cemaat vardır. 19. yüzyıl tarihli haritalarda dış Balat, Tahta Minare, Karabaş, Dubek, İç Balat, Kasturya ve İstipol çevreleri ve Ayvansaray'ın üstlerine doğru Lonca mahallesinde, Musevi ağırlıklı bir halk yaşıyordu.  İstanbul'un 19. kapısı olan Balatkapısı'nın dış tarafında Musevilerin, iç tarafında ise çeşitli cemaatlere mensup kalabalık bir halk kesiminin oturduğu bilinmektedir.

Tarih boyunca semtin sosyal yapısında belirli bir farklılık ortaya çıkmıştır. Semtin yapısı oturan insanlara göre şekillenmiştir. örneğin: geçen yüzyılda Haliç kıyısındaki sokaklar, başta kayıkcılar olmak üzere gemiciler, sokak satıcıları, hamallar vb. kişilerin yoğun olarak yaşadığı bir bölge olmuştur. Buna bağlı oraka da burada iskeleler, kayıkhaneler, kahvehaneler, çok sayıda fakir aileyi barındıran yahudhaneler yer almıştır. buna karşın suriçi'ndeki dubek, Ahrida, Tahtaminare, İstipol ve Asturya mahalleleri varlıklı ailelerin ve tüccarların semtiydi. Genelde Musevi ağırlıklı olmakla birlikte, Balat'ın Fener'e yakın olan Tahtaminare ve kariye caminin altında ki İstipol mahallesinde Rumların yaşadığı, sahilde surların hemen ardındaki Surp Hreşdagabet kilisesi çevresinde ise Ermenilerin odaklaştıkları kayıtlarda yer almaktadır.

Balat semti hemen her zaman karanlık görünümlü, dar, bakımsız bir çevre olarak tanıtılmıştır. Balat tarihi boyunca sağlık yönünden tehlikeli ve pis bir semt olarak bilinmekteydi. Örneğin: 24 Temmuz 1895 tarihli kayıtlarda; Balat'ta baş gösteren kolera dolayısıyla alınan sıhhi tedbirlerden bahsedilmektedir.

Balat semtinde 19. yüzyılda Musevi nüfusun yoğun olduğu mahalleler, 20. yüzyılın başlarından itibaren sosyal açıdan dikkate değer bir değişikliğe uğramıştır. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Balat, genellikle Galata bölgesine göç vermiştir. Özellikle 1942'de yürürlüğe giren "varlık vergisi", 1948 yılında İsrail devletinin kurulması, semtin Museviler tarafından terk edilmesinde önemli etkenler olmuştur. Bütün bunlar Balat'ın geleneksel ticari hayatını kötü bir şekilde etkilemiştir. Bölgede yaşayan Musevi nüfus azalmış, çoğu yardım derneklerinin katkılarıyla geçinen, ekonomik düzeyi düşük bir kaç aile ile kentin Şişli, Nişantaşı gibi semtlerinde oturup işlerini Balat'da sürdüren az sayıda tüccar ve esnaftan ibaret kalmıştır.

1890'lı yıllarda Balat lağımlarının tüm yerleşim alanlarını tahrip ederek denize ulaşması, 19. yüzyılda balıkcılık ve liman işletmeciliği faaliyetlerini önemli ölçüde azaltmıştır.20 yüzyılın ortalarından itibaren Haliç'in yukarı kesimlerinde karayolları sayısının artması, deniz ulaşımını da oldukça olumsuz yönde etkilemiştir.

Balat'da Bizanslılar ve Osmanlılar dönemlerine ait birçok tarihi yapı bulunmaktadır. Balat özellikle sinagogları ve kiliseleriyle bilinmektedir. Bunlar Balat'ın ünlü sinagoglarından Hevra, Selaniko, Eliav, Neve Şalom, Yanbol, Veria, Ahrida ve Fener bölgesinde Çana sinagogudur. Bu yapılardan günümüze sadece Yanbol ve Ahrida sinagogları kalmıştır. Ayrıca çarşı hamamı, Tahta minare hamamı, Ferruh Kethüda camii, Hoca Kasım Gürani mescidi, Molla Aşki mescidi, Yusuf Şücaüddin camii, Ayios Dimitrios rum kilisesi, Surp Hreşdagabet Ermeni kilisesi de bu kesimdedir. 19. yüzyılda, sık sık adı geçen Dubek ve Lonca mahallelerindeki önemli yapılar arasında Pol Yaşan, Pol Hadaş sinagogları, Alliance Israelite okulu, Musevi hastanesi, yer almaktaydı.  Bunlardan pek azı günümüze kadar kalabilmiştir.

Balat'ın yukarı mahalleleri olan Kasturya bölgesi eskiden merdivenleriyle bilinirken günümüze bunları simgeleyecek ya da hatırlatacak herhangi bir eser kalmamıştır. Sadece bölgede dış duvarı ve kapısı bulunan Kasturya Sinagog'u bilinmektedir. İspitol mahallesinin en önemli yapısı İspitol Sinagogu idi.  Bu bölgede yani İspitol bölgesinde genelde camcılık, antikacılık, fes yapımcılığı gibi işlerle uğraşan varlıklı aileler oturmuş, fakat bölge ve bölgenin halkı yangınlardan oldukça etkilenmiştir.

BALAT'DA TARİHİ YAPILAR..


Balat camii(Ferruh Kethüda camii): Balat semtinin Molla Aşki mahallesinde, Mahkemealtı caddesinde kurulmuştur. Caminin tasarımın koca Sinan'a ait olduğu bilinmektedir. Günümüze dek ulaşan, tevhidhane olarak kullanılan cami; tekke bölümü, mahkeme binası ve çeşmesiyle birlikte küçük bir külliyenin çekirdeğini teşkil eder.

Balat iskele camii(Yusuf Şücaüddin camii): Balatkapısı'nın dışında, Karabaş mahallesinde, vapur iskele sokağında bulunan kâgir bir mabettir. Fatih Sultan Mehmet zamanında inşa edilmiş, 1892 yılında Karabaş mahallesinde çıkan bir yangında zarar görmüş ve yenilenip bugünkü halini almıştır. Yapının duvarları kagir olup, yapı fevkanidir. Camiye güney cephesinden girilmekte, sol tarafında çeşme, sağ tarafında cami deposu bulunmaktadır. Caminin giriş katı yarıya kadar fayans ve mermerden oluşup, abdest almak için musluklar bulunmaktadır.

Draman camii: Draman yokuşu üzerinde, bugün Balat'ın en işlek olan caddesinde bulunmaktadır. Caminin arkasında Çarşamba'nın Beyceğiz'in Derviş Ali mahallesinin evleri sıralanmaktadır.

Hoca Kasım Günani mescidi: Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa edilmiş olan Hoca Kasım Günani mescidi, üzerinde yazılan kitabesine göre II. Mahmud dmneminde tamir görmüştür. Cami fevkani olup, kagir duvarlar üzerine ahşap konsolların taşıdığı taşkın bir yapısı vardır. Dikdörtgen biçiminde pencereleri, bulunmaktadır. Duvarlar kalem işlemeleri ile süslüdür.

Molla Aşki mescidi: Balar semtinin diğer bir mescidi işse Molla Aşki mahallesindedir. Fatih Sultan Mehmet dönemi eseri olup, üzerindeki kitabeye göre minberi 1735 yılında Fatma Hanım tarafından konulmuştur. Yapı, 1882 yılında onarım görmüştür. Dikdörtgen yapı üzerine kagir duvarlarla kaplı, kiremit çatısıyla örtülü, II. Abdülhamin dönemini yansıtan yuvarlak kemerli ince uzun pencerelerle kaplı olup, 20. yüzyılda tamir edilmiş ancak günümüze ulaşamamıştır.

Kiliseler ve sinagoglar:

Balatkapı İoannes Prodromos Metokhion kilisesi: Bu kilise sitemizin bölümler/tarihi yerler/ kilise ve sinagoglar  kısmında detaylı olarak sunulmuştur.

Balatkapı Panagia Balinou Kilisesi: Bu kilise, sitemizin bölümler/tarihi yerler/kilise ve sinagoglar kısmında detaylı olarak sunulmuştur.

Balatkapı Taksiarkhes Kilisesi:

Balatkapı semtinde, Ayan caddesi üzerindedir. Kilise 1583 tarihli Trypon listesinde ve 1604 tarihli Paterakis listesinde yer alır. Bu kilise 1730 yılında ki yangında büyük hasar görmüştür. Kitabesi Patrik I. Konstantinos döneminde, 1833 tarihinde restore edilmiştir. Kitabe batı ekseninde, giriş üstünde beyaz mermerden enlemesine ve dikdörtgendir.

Kilise doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı olup bazikal plan tipindedir. Kilisenin doğusunda üç nefi kapsayan ahşap ikonostasis, oyma ve aplikasyon tekniğinde geometrik ve bitkisel motiflerle bezelidir. Kilisede bulunan tasvirlerin malzemesi yağlıboyadır.

Surp Hreşdogabed kilisesi:

Balatkapı'dan 500 metre uzaklıktaki mahallenin iç tarafındadır. İstanbul'un bilinen kiliselerinden olan ve eskiden Bulgar mahallesinde bulunan kilise, 16. yüzyılda Ayios Eustratios adlı bir Rum Ortodoks kilisesi iken 1627 yılında Ermenilere geçmiş, aynı yıl Bursalı Isdeponos tarafından takdis edilmiştir. Kilise ana mihrabın arkasındaki duvar kitabesine göre 1628'de onarılmıştır.

Aghia Strati kilisesi:

kilise, Kasım Günani mahallesindedir. 14. yüzyılda " Aghios Nikolaos" adıyla bilinirken, 17 yüzyılda Aghia Strati adını almıştır. 1640 yılında Balat yangınında büyük zarar görmüş, yeniden yapılmış, daha sonra 1728 yılında tekrar yangında yanmıştır. 1833 yılında ise külliye yeniden tamir edilmiştir.

Sveti Stefan ( Demir kilise) Kilisesi:

Bu kilise, sitemizin Bölümler/ tarihi yerler / Kilise ve sinagoglar kısmında detaylı olarak sunulmuştur.


Gelen Yorumlar
Toplam 3 yorum, 1-3 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
lutfen biraz resim
yurt disinda yasiyorum balatta dogdum suan sayfanizi cok duygulanmis olarak okudum.
harika bir calisma sizi kutlarim keske birazda resim ekleyabilseniz
kadri eklemiş. | 26 Ocak 2007 Saat 12:09
HATIRLATMAK İSTERİM...........
BALAT KAPISIN DAKI MEŞHUR BALAT İŞKEMBECİSİ ORANINDA CORBASI COK GÜZELLLLLLLLLLLLLLLLL BALAT A GIDERSENIZ ORAYADA UGRAMANIZA TAFSIYE EDERIM.............. SIMDIDEN AFİYET OLSUN..ben yedım cok güzel he bırde unutmadan web sıtesındende gorebılırsınız www.balat.iskembe.com
ESRA ÖZTÜRK eklemiş. | 11 Mayıs 2007 Saat 05:11
balat
tarihçedede yazdığı gibi birçok değişik halkı içinde barındıran çok güzel bir semt bence..ama galiba o eski sıcaklığı kalmamış,o eski rum ermeni musevi komşularımızdan eser yok..belkide onlarda benim gibi son yirmi sene içinde çıktılar semtten..tarihin kokusunu alabilirsiniz orda,işkembecisi turşucusu balıkçılarıyla ve agorasıyla tatlı bir semttt
Cem eklemiş. | 18 Eylül 2008 Saat 11:20
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

Ara