
İstanbul'un tarihi yarımada olarak bilinen bölümünde yer alan Eminönü ilçesi kuzeyden Haliç, güneyden Marmara denizi, doğudan İstanbul boğazı, batıdan ise Fatih ilçesi ile çevrilidir.İlçe bütünüyle İstanbul kentinin tarihi çekirdeğini oluşturan suriçinde yer alır ve merkezi alanın en canlı bölgelerini oluşturur. Osmanlı döneminde Deniz gümrüğü ve gümrük eminliğinin burada olması nedeniyle Eminönü adını alan ilçe, Fatih ilçesiyle birlikte Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul'un merkez ilçesi olmuştur. Nüfusu 1955 yılına kadar artmaya devam eden Eminönü ilçesinin önemli semtleri, zamanla konut alanı olmaktan çıkıp, ticaret bölgesine dönüşünce azalma sürecine girmiştir. 1990 yılında 83.444 olan nüfusu, son sayımda 55.548 olarak tespit edilmiştir. Yüzölçümü ise 5 kilometrekaredir.
Bizans dönemi: İstanbul'un Haliç girişinde, kentin kurulduğundan bugüne var olan limanın Sirkeci ile birlikte önemli bir bölümünü Eminönü semti oluşturmaktadır. Kent yaşamının önemli bir odağı olduğu kadar, dünyanın en önemli limanlarından birinin merkezi olan bu semt, Unkapanı yolu üzerinde yer alan İstanbul Ticaret odasının binası ile Sirkeci arasında ki kıyı şeridi ve onun hemen arkasında ki çarşı bölümünü kapsamaktadır. Semtin Bizans döneminde Neorin kapısı(bahçe kapısı) ile Porta Drungari(odun kapısı) arasındaki kıyı ve liman bölgesi olduğu tarihdeki kaynaklardan anlaşılmaktadır. Bizans'ın ilk kurulduğu yerin Bugünkü Topkapı sarayı çevresi ile Sarayburnu ve Sirkeci olduğu bilinmektedir. Sarayburnu'nun batısından başlayarak Eminöünü-Sirkeci sahilinin tamamen liman olduğu, Sirkeci garının bulunduğu yerin ise sonradan doldurulduğu bilinmektedir. Bizans döneminde bugünkü Sirkeci ve Cağaloğlu'nun kuzey kesimlerine Eugeniu denilmekteydi. Bölge günümüzde, Topkapı sarayını çevreleyen surların bulunduğu yerde olması gereken Bizans ssurlarının hemen dışında, Septimus Severus surunun içinde kalıyordu.
Bizans imparatorluğu döneminde Neorion limanı zamanla dolmuş, 697 yılında imparator Leontios tarafından temizletilmiş, bu sırada çıkarılan cüruftan kaynaklandığı sanılan Veba salgını şehri kasıp kavurmuştu. 10. yüzyıldan sonra Cenevizliler ve Pisalılar başta olmak üzere Latin kolonileri, Eminönü-Sirkeci civarında imtiyazlı bölgeler elde edip buralara yerleşmişler ve limanda kendi ticaret iskelelerini kurmuşlardır. Eminönü ile Sirkeci arasında, Yenicami'nin hemen arkasında bulunan Bahçekapı semti adını, İstanbul'un deniz surlarının Haliç ağzına açılan kapılarından biri olan, "Bahçe kapısından" almaktadır. Bizans döneminde bu kapıya Porta Neorion denilmekteydi. Bu kapının çevresindeki nüfusun yoğunluğunu o dönemde Museviler oluşturduğundan kapıya Porta Hebraica ya da Porta Judeca denilmiş, Türkler tarafından ise Çıfıt kapısı(Şuhut kapısı) olarak adlandırılmıştır. Bizans döneminde bu kapının yakınlarında bir kule olduğu, Haliç'in ağzına gerili zincirin bir ucunun bu kapıya diğer ucunun da Galata kulesine bağlı olduğu rivayet edilmektedir. Kapının yerinin bugünkü Yeni cami arkasında Arpacılar caddesi üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.
Osmanlı dönemi: Bizans döneminde olduğu gibi Osmanlı döneminde de kentin ithal ettiği malların boşaltılıp, saklandığı, binlerce denizci ve tüccar ile onlara hizmet verenlerin işlerini yürttüğü yoğun bir iş merkezi olmaya devam eden Eminönü, aynı zamanda İstanbul'un büyük bir liman merkeziydi. Dolayıyla bu bölgede çok sayıda yer alan dini anıtların yanında, hanlar ve çarşılarda yoğun bir alanı kaplamaktaydı. Özellikle meydanı, pek çok yabancı gezginin gravürlerine konu olan Eminönü'nün deniz tarafından bakıldığında farkedilen eski hali, limanın sıkışık insan ve etkinlik dolu atmosferi, deniz üzerinde sandallar, ilginç profilleriyle büyük kayıklar, Yeni caminin muhteşem silueti, deniz kenarı sıkışmış ahşap dükkanlardan oluşan mimari karakteri oldukça büyük değişikliğe uğramıştır. Bu değişimde istanbul yakasını birbirine bağlayan Galata köprüsünün rolü özellikle çok olmuştur. Böylece eskiden kıyıda oluşan kent mekanı, Galata'ya doğru uzanan bir şekillenmeye yönelmiştir. Buharlı gemilerin yapılmaya başlanması, Şirket-i Hayriye'nin kurulması, Sultan Abdülaziz döneminde Demiryolunun Sirkeci'ye gelişi, tünelin yapılması, önce atlı sonra da elektirikli tramvaylar, 19. yüzyılın sonlarında önce Galata'da sonra da Sirkeci'de yapılan yeni rıhtımlar ve depolar, Eminönü'nün ve meydanının görüntüsünü neredeyse bütünüyle değiştirmiştir. Bu değişimde, istanbul'un iki yakasını birbirine bağlayan Galata köprüsünün payı büyüktür. Böylece eskiden kıyılarda oluşan kent mekanı, Galata'ya doğru uzanan bir şekillenmeye yönelmiştir. Buharlı gemilerin yapılmaya başlanması, Şirket-i Hayriye'nin kurulması, Sultan Abdülaziz döneminde demiryollarının Sirkeci'ye gelmesi, Tüneli inşası, önceleri atlı sonraları da elektirikli tramvaylar, 19. yüzyıl sonunda Galata ve Sirkeci'de yapılan yeni rıhtım ve depolar, Eminönü'nün ve meydanının görüntüsünü neredeyse tamamen değiştirmiştir.

Eminönü ilçesinin önemli semtlerinden biri olan Sirkeci, Osmanlı döneminde Topkapı sarayına yakın oluşu, sonra da Bab-âli'nin yani Hükümet konağının iskelesi olması nedeniyle önem kazanmış ve bu önemi korumuştur. Bu yöre hem ticaret hem de ulaşım açısından Bâb-ı Âli'nin denize doğru uzantısı durumundaydı. Demiryolları ve Sirkeci garının yapılması burasının önemini daha da arttırmıştır. Gar, semte canlılık ve hareket getirmiştir.
Bu dönemde Bahçekapı'nın, Sadrazamlığa terfi edenelerin saraya götürülmek üzere geçirildikleri kapı olduğu bilinmektedir. Kente getirilen zahire ve her türlü ticari malın da bu kapıdan geçirildiği tarihi kaynaklarda belirtilmektedir. Akşamları şehir kapıları kapandıktan sonra, geç kalanlarında şehre girdikleri kapı burası idi. 1569 yılında Demirkapı'da başlayıp Bahçekapı'ya kadar devam eden büyük yangında semtin Yahudi mahallesi bütünüyle yanmış, kapı ve çevresinde ki surlar 1865 yangını daha sonrada yol genişletme çalışmaları sırasında yıktırılmıştır. Eminönü ilçesinin Cağaoğlu semti, Evliya Çelebi'nin belirttiğine göre, Osmanlı döneminde Ekabir saraylarının bulunduğu bir semt idi. Bunda semtin saraya yakın olmasının önemli ölçüde payı bulunmaktadır. 16. yüzyılın son çeyreğinde Sadrazamlık yapan Çiğalazade Sinan paşanın sarayının ve yaptırdığı hamamın bu bölgede bulunması, semtin Çiğalaoğlu adını almasına neden olmuş, bu isim daha sonraları halk dilinde Cağaloğlu olarak benimsenmiştir. Osmanlı devletinin Sadaret makamı ve devletin yönetim merkezi olan Bâb-ı âli'nin varlığı semte daha 18. yüzyıldan itibaren özellik kazandırmaya başlamış, ve burası Osmanlı bürokrasisinin, sadaret mensuplarının, paşaların yaşadığı bir bölge halini almıştır. 1870 yılından itibaren Cağaloğlu, Türk basınının merkezi durumunu almaya başlamıştır.

Bizans döneminde semtin seçkin kişilerinin konutlarının yer alıdığı bir bölge olan
Mahmutpaşa'nın Osmanlı döneminde de rağbet gören bir yöre olduğu anlaşılmaktadır. İstanbul'un fethinden hemen sonra Fatih Sultan Mehmet'in sadrazamlarından Mahmut paşa tarafından buraya 1463-1574 yıllarında buraya büyük bir külliye yaptırılmıştır. Bu külliyenin yer aldığı semt ise günümüze kadar bu sadrazamın adıyla anıla gelmiştir. Uzun bir dönem Haliç'a bakan konumuyla, yüksek düzeyde seçkin kişilerin konutlarına sahip olmayı Osmanlı döneminde de sürdüren bu semt, limanın hemen üstünde bulunduğundan, zamanla ticaretin artmasıyla hanlar, ardiyeler ve dükkanların yoğun bir biçimde yer aldığı görünüm kazanmıştır. Semtdeki konutlar gittikçe azalmış, çıkan yangınlar sonucunda konut bölgesi iyiice boşalmıştı.19 yüzyılda Mahmutpaşa'nın ticari bir bölge olma özelliği iyice netlik kazanmış, Kapalıçarşı ve Mısır çarşısı gibi iki önemli ticaret alanının arasında olmasıda önemini iyice arttırmıştır.
Eminönü ilçesinin Bizans döneminden günümüze değin tarihi önemini sürdüren en önemli semti
Sultanahmet'dir. 1453 yılında İstanbul fethedildikten sonra, Sultanahmet semtinde ki Hipodrom ve çevresi At meydanı olarak anılmaya başlanmıştır. Tıpkı Hipodrom gibi at meydanı da saray düğünlerine, büyük merasimlere, ayaklanmalara ve kanlı olaylara sahne olmuştur. Hipodroma göre çevresinde ki yapılar nedeniyle daha da daralan at meydanı, yine de sur içi İstanbul'unun en önemli ve büyük meydanı olma özelliğini korumuştur. Sultanahmet semtinin merkezi ve kalbi durumunda ki at meydanı, 17. ve 18 yüzyıllar boyunca çeşitli ayaklanmalara karışan kitlelerin, yeniçerilerin toplantı meydanı işlevini sürdürmüştür. 1876 yılında Yeniçeri ocağı kaldırılırken Yeniçeriler bu meydanda toplanmışlar, daha sonraları bu ayaklanmaları ve yeniçeri isyanlarını hatırlatacak yer isimleri yasaklanırken meydanın adı da Ahmediye olarak değiştirilmiştir. Gittikçe bu ad, Sultanahmet olarak benimsenmiş ve kabul görmüştür. Sultanahmet semti 19. yüzyıl boyunca şehrin seçkin konaklarının bulunduğu bir semt, meydanı da en büyük meydan olma özelliğini korumuştur.
İstanbul'un fethinden sonra Osmanlı döneminde önemli ve rağbet gören semtlerden biri de
Çemberlitaş semti olmuştur. Bu semtin çevresinde yoğunlaşmış ahşap evlerden ve tarihi yapılardan oluşan yerleşme, sık sık çıkan yangınlarla zarara uğramıştır. Daha sonra geçirdikleri retorasyonlarla bu yapıların büyük bir kısmı günümüze kadar gelebilmiş, bir kısmı da ne yazık ki yok olup gitmiştir. Çemberlitaş'dan sonra gelen ve Eminönü ilçesinin ticaret merkezlerinden biri olan
Çarşıkapı ise, 16. yüzyıldan beri Kapalıçarşı'nın ve bölgede var olduğu bilinen ticaret merkezlerinin bir uzantısı durumundadır.
Çarşıkapı'nın devamında yer alan
Beyazıt semti, İstanbul'da ilk Osmanlı sarayının yapıldığı semtdir. Bizans döneminde olduğu gibi Osmanlı döneminde de önemini korumaya devam etmiştir. Topkapı sarayı yapıldığı zaman Beyazıt'da ki sarayın tamamen terk edilmediği, 19 yüzyıla kadar sultanların burada yaptıkları çeşitli yapılar nedeniyle anlaşılmaktadır. Beyazıt meydanı, külliyenin burada yapılmasından dolayı 16. yüzyıldan itibaren yeni bir görünüm ve statü kazanmış, zamanla meydanın içine çeşitli yapılar yapılmıştır. Ancak meydan, 17. ve 18 yüzyıllarda sık sık çıkan yangınlar ve depremler nedeniyle biçim değiştirmiştir. 18. yüzyılda bayramlardan önce getirilen koyun sürüleri bu meydan da sergilenip satıldığından halk arasında burası kurban pazarı olarak da anılmıştır. Tanzimat döneminde Beyazıt'ın önemi daha da artmış, Vak'a-i hayriye'den sonra eski sarayın yerine Serasker kapısı kurulmuştur. Bugün, istanbul Üniversitesi merkez binası olan yapı ise, Sultan Abdülaziz döneminde 1866 yılında Seraskerat olarak kullanılan eski saray yapılarının yıkılması üzerine onların yerine yaptırılmıştır.
!9 yüzyılda İstanbul camilerinin avlularının içinde açılan Ramazan sergileri içinde en zengininin Bayezid camiinde kurulduğunu yine tarihi kaynaklardan öğrenmekteyiz. Bu sergilerde yiyecek, giyecek ve diğer eşyalar satılmaktaydı. Bunların çevresinde ise istanbul'un simgelerinden sayılan kahvehaneler yer almaktaydı. Sultan II.Abdülhamid dönemi(1876-1909) başlarında, her çeşit esnaf barakasının yer aldığı bir meydan olarak işlev gören Beyazıt, bütün tarihi boyunca olduğu gibi, pazar meydanı olma özelliğini hep korumuştur. Meşrutiyetin ilanından sonra bu meydan çeşitli önemli olaylara sahne olmuştur.
Eminönü ilçesinin
Laleli semti, 18. yüzyıla gelene kadar adı pek fazla duyulmayan semtlerdendi. İstanbul'un fethinden sonra özellikle sultan II.Bayezid'in giriştiği imar ve iskan faaliyetlerinden Laleli caminin yapımına kadar geçen uzun süreçte, bu bölgede önemli bir yapı inşa edilmemiştir. 18. yüzyılda geçirdiği iki büyük yangından sonra semtde, yeniden yapılanma çalışmalarına girişilmiştir. Yapılan tamirlerden sonra, I.Dünya savaşına gelene kadar Laleli'nin kent içi işlevlerinde her hangi bir değişiklik olmamıştır. 1918 yangınından sonra, bölgede yeni sokak planlama çalışmaları yapılmış, ve bu semtde kentin orta sınıfına ve eski ailelerine mensup kişiler oturmuşlardır.
Eminönü ilçesine bağlı bir semt olan
Süleymaniye ise, 16. yüzyıl ortalarından itibaren 1557 yılında tamamlanan Süleymaniye külliyesinin adıyla anılmaya başlanmıştır. Semt olarak Süleymaniye; Bugün İstanbul üniversitesi merkez binasının arkasında ki kesimleri kapsamaktadır. 17. yüzyılın ilk çeyreğine kadar ulemanın bu dönemde ki saygınlığına da bağlı olarak, şehrin belki de en seçkin ve önemli semti olan Süleymaniye'de ki külliyenin medreseleri, İstanbul'un en yüksek düzeyde eğitim veren kurumları idi. Semtin Haliç sahiline doğru uzanan kesiminde ise tüccar evleri ve konakları yer almaktaydı. Ayrıca Süleymaniye'nin etrafında yer alan ticarethanelerin ve dükkanların oluşturduğu alan, şehrin ticaret ve alışveriş merkezi olan Mercan'a ve aşağıda Haliç'e kadar uzanmaktaydı.
Adını, Fatih Sultan Mehmet dönemi sadrazamı ve Kaptan-ı Deryası Gedik Ahmet paşa'nın yaptırdığı çifte hamamdan alan
Gedikpaşa semtinin, İstanbul'un fethinden sonra da kentin en eski yerleşim birimlerinden biri olduğu bilinmektedir. Eminnönü ilçe sınırları içersinde yer alan Gedikpaşa semti gibi
Kumkapı'da büyük yangınlar geçirmiştir. Kumkapı semti, 19. yüzyıl ikinci yarısından sonra yangınlara karşı getirilen düzenlemelerle iki-üç yada dört katlı çıkmalarla kâgir gürünümlü bir yapılaşma hüviyetine bürünmüştür. Kumkapı semtine, 19. yüzyılın ilk yarısına kadar ulaşımın kayıklarla deniz yolundan yapıldığı bilinmektedir. 19. yüzyılın ikinci yarısında Demiryolunun buradan geçmesiyle semtin fiziki görünümü de değişmiştir.
Osmanlı döneminde de önemini koruyan
Kadırga semti, liman ve tersaneden oluşan bir kompleks olarak kullanılmaya devam etmiştir. 1515 yılından itibaren limanın bir süre küçük gemilere terk edildiği anlaşılmaktadır. Daha sonra zaman içersinde dolan yada doldurulan limanın yerini meydan almıştır. Kadırga uzun yıllar ulemanın, yüksek düzeyde bürokratların ve hanedan mensuplarının yaşadığı bir semt olmuştur.
Bizans döneminde İstanbul kentinin bölgelere ayrımında, üçüncü bölge içinde kalan
Çatladıkapı, Osmanlı döneminde, İhtisap bölgelerinden dördüncüsü olan Ayasofya koluna girmiştir. Çatladıkapı semtinde ki meydanın, Osmanlı döneminde 18. yüzyıl sonlarına kadar surla çevrili bir koy olduğu bilinmektedir. Zamanla bu koyun toprakla dolması sonucu geçit kapanmış, daha önceleri deniz tarafında ki geçitden içeri giren gemilerin geçmesine imkan kalmamıştır.
Cumhuriyet dönemi: Osmanlı döneminde, Eminönü meydanının mimari karakterinin değişmesinde Sirkeci garı'nın yapılması, Dördüncü vakıf han ve postahane gibi yapılar ile Sultan I.Abdülhamid döneminin ticari yapılarının da etkisi vardır. Ancak Eminönü'nün 19.yüzyılda ki fiziki yapısı, asıl Cumhurriyet'in ilanından sonra, özellikle Vali ve belediye Reisi Lütfi Kırdar(1938-1949) zamanında değişmeye başlamıştır. Yeni caminin önünde ki yapılar, köprü için bilet kesen kulübeler ortadan kaldırılarak meydan genişlemiş ve açılmıştır. Mısır çarşısının etrafı açılarak restore edilmiş, 1955-1956 yıllarında Sirkeci-Unkapanı yol yapım çalışmaları sırasında, balıkcılarıyla ve meyhaneleriyle ünlü Balıkpazarı semtide yok olup gitmiştir. Eminönü'nün eski silueti 1986 yılına kadar ayakta kalabilmişse de, 1984-1989 yılları arasında, Haliç uygulamaları sırasında yemiş iskelesi ve çevresi tamamen ortadan kalkmıştır. 1980 li yıllarda yapılan yaya köprüleri ise, semtin eski karakterini bozmuştur.
20. yüzyılın ilk yarısı boyunca Sirkeci, ucuz ve bakımsız otellerin, gurbetcilerin ve nakliye şirketlerinin merkezi olmuştur. Özellikle Sirkeci garı arkasında bulunan oteller gurbetcilerin mekanıydı. Ayrıca etrafta küçük lokantalar, büfeler ve ticarethaneler de mevcutdu. Ancak Sirkeci, tarihin her döneminde rıhtım olarak hizmet vermiştir. Diğer yandan Bâb-ı Âli caddesi ve onun devamı olan Ankara caddesinden aşağı, denize ve Galata köprüsüne inen trafiğin bağlantı noktası olma özelliğini yine her dönemde korumuştur.
1957-1959 yılları arasında trafiğe açılan Sirkeci-Florya sahil yolu, Sarayburnu'nu sahilden dolaşarak Sirkeci ve Eminönü trafiğinin önemli ölçüde hafiflemesine neden olmuştur. 1960 yılından sonra Sirkeci'de bulunan ucuz ve bakımsız otellerin Aksaray ve çevresine kaymasıyla, semtde ticaret ve iş yeri niteliği ağırlık kazanmıştır. Semtin sahil kesiminde Bandırma-Mudanya ve izmir Feribot seferleri yapılan iskele, Sirkeci garının tam karşısına gelen yerde de Harem-Sirkeci arabalı vapur iskelesi bulunmaktadır.
Eminönü ilçesinin Bahçekapı semti 1960 yılına kadar konutlarında bulunduğu bir bölge iken, daha sonra tamamıyla ticaret merkezi haline gelmiştir. Galata köprüsünün ayağının doğusunda, Eminönü meydanından Sirkeci'ye doğru uzanan sahil kesiminde şehir hatları vapurlarının yanaştığı iskeleler bulunmakta olup, burası şehri, Boğazın Anadolu ve Rumeli yakasına bağlayan en önemli ulaşım noktasıdır.
Cumhuriyet'in ilanından sonra Cağaloğlu, siyasal niteliğini kaybetmiş ancak Türk basın merkezi olarak önemini korumuştur. Ancak son yıllarda Büyük gazetelerin, merkezlerini şehir dışına taşımaları sonucu bu dönem de, eski hüviyetinde değildir.
İLÇENİN TARİHİ YERLERİ:
Camiler ve mescidler: Ağalar camii, Ahi çelebi camii, Alipaşa camii, Atik ibrahim paşa
camii[Çandarlı ibrahim paşa camii], Demirtaş mescidi, Emin bey mescidi, Emin Sinan mescidi, Kantarcılar mescidi, Kepenekci Sinan mescidi, Rüstempaşa camii, Saraç İshak mescidi ve tekkesi, Sultanahmet camii, Süleymaniye camii, Yeni camii[Valide camii]
Çeşmeler: Ahi Durmuş baba çeşmesi, Alman çeşmesi, Ali efendi çeşmesi, Beşir ağa çeşmesi, I.Abdülhamid çeşmesi, I.Mahmud çeşmesi, Kethüda Aşub kadın çeşmesi, Rüstempaşa çeşmesi, Sultan III.Ahmet çeşmesi, Valide Sultan çeşmesi.
Müzeler ve tarihi yerler: Arkeoloji müzesi, Ayasofya müzesi, basın müzesi, Büyük saray buluntuları, Binbirdirek sarnıcı, Büyük saray mozaikleri müzesi, Çemberlitaş[Konstantin sütunu], Çinili köşk müzesi, Eski şark eserleri müzesi, Gotlar sütunu, Hipodrum ve Sultanahmet meydanı, Mısır Obeliski, Mozaik müzesi, Tanzimat müzesi, Topkapı sarayı müzesi, Türk İslam eserleri müzesi, Vakıflar halı kilim müzesi, Yere batan sarnıcı, Yılanlı sütun, Örme Obeliski, Şehir müzesi......
Çarşılar: Arasta çarşısı, Bakırcılar çarşısı, Kapalıçarşı, Mısır çarşısı, Sahaflar çarşısı..
Kütüphaneler: Murat molla kütüphanesi, Ragıp paşa kütüphanesi, Süleymaniye Kütüphanesi, Nuruosmaniye kütüphanesi, İstanbul Üniversitesi kütüphanesi, Hacı Selim ağa kütüphanesi, Arkeoloji müzesi kütüphanesi, Topkapı müzesi kütüphanesi, Türkiyat Enstitüsü kütüphanesi, Bayezid Devlet kütüphanesi,Atıf Efendi kütüphanesi
Demiryolları kütüphanesi, Ahmed III. Kütüphanesi, Ayasofya kütüphanesi, Darülfünun, Enderun kütüphanesi, Hakkı Tarık Us kütüphanesi, Hasan paşa medresesi kütüphanesi, Kadılar medresesi kütüphanesi, Köprülükütüphanesi, İl Halk kütüphanesi
Eminönü ilçesinde ki tarihi yerler [ cami-çeşme-Müze-çarşı] gibi yerler sitemizin "tarihi yerler" bölümünde ayrıca ve detaylı olarak ele alınacaktır.