SİTEMİZİN RESMİ AÇILI TARİHİ OCAK 2010 TARİHİDİR.
| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | ||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 |
| 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
Fener semti konumu ve giriş:
Şehrin bu bölgesinde, oldukça dik bir yokuş başlar ve bu yokuş şehrin yedi tepesinden birinde sona erer. Bu tepede, Fatih-Çarşamba bölümünde gördüğümüz Yavuz Selim camii vardır. Bizanslılar bu dik yokuşu Petrion(kaya) diye adlandırmışlar ve burada surdan başka bir de iç kale vardı(yani, Türklerin Yedikule'de yaptığı gibi, surdan içeri devam eden duvarlarla Petrion bağımsız bir kale oluyordu). Bizans'ı bir daha toparlanamayacak şekilde harap eden Haçlı seferleri, 1204'te Petrion'dan şehre girmeyi başarmıştı. Çünkü Haçlı donanması başlangıçta düşman gibi görülmemiş ve gemiler Haliç'e demirlemişti. Böylece, Haliç ağzının ünlü zincirini aşmış ve bu kıyıdaki zayıf surlara saldırabilmişlerdi. Ama Osmanlıların kuşatmasında Petrion'un performansı bunun tersi oldu: şehir zaptedilirken Petrion kalesi sonuna kadar dayandı. Bu nedenle Fatih, bu semte yağmayı yasakladı, sonradan da bazı ayrıcalıklar tanıdı. İstanbul'un Osmanlı başkenti olarak tarih boyunca Rum nüfusun ve özellikle varlıklı ve etkili Rumların bu bölgede toplanması, böyle bir nedene bağlı olabilir. 
Bugünkü Fener semtinde Petrion duvarlarından pek bir kalıntı görünmüyor(Maraşlı Rum okulunun arkasında kalan bir duvar yıkıntısından başka). Buna rağmen, eski Fener(Petri) kapısının nerede olduğunu sokakların gelişinden fark edebiliyoruz.
Fener semti, tarihi yarımada'da İlk istanbul ya da sur içi istanbul diye bilinen bir bölgede, Fatih ilçesinin kuzeydoğusunda kalan ve Haliç'e bakan kadim bir semtdir. Doğusunda Cibali semti, kuzeybatısında Balat vardır. Bu semtler İstanbul'un ilk kuruluşundan beri ayakta kalmayı başarmış ve bir çağı aşan o müthiş fetihe birlikte şahitlik etmişlerdir.
Günümüzde Fener diye anılan semtin çoğrafi alanı içinde bir kaç mahalle vardır. Bu mahalleler: Tahta minare mahallesi, Abdi subaşı mahallesi, Teckii Cafer mahallesi, Hızır cavuş ve Hatip Muslihittin mahallelerinin bir bölümüdür.
Bu semtde kıyı şeridinde kalan parklar dışında kırsal bir alan bulunmamaktadır. Mürselpaşa caddesi ve Doktor Ahmet Sadık caddesi Fener semtini diğer semtlere ve diğer ilçelere bağlayan en işlek caddeleridir. Bizans döneminde bir Rum semti olan Fener, fetihden sonra da Rum semti olma özelliğini bir süre daha devam ettirmiştir.
Fener ismi:
Fener semtinin ilk adına yabancı tarihcilerin eserlerinde "Porta Phari" ve " Porta del Pharo" şekillerinde rastlanır. Bu isimler Bizanslıların verdikleri ad ile(petri kapısı, Petro kapısı) bugünkü Fener isminin heme hemen aynı olduğunu göstermektedir. Kapının yanında bulunan mahallenin, Bizans devrinde Fanari adını taşıdığı, 1351 tarihli bir vesikada görülmüştür. Limanın bu kısmında(Şu an Fener iskelesinin olduğu yer), o zamanlar bir fener olduğu işaret edilir. Bu fenerin İstanbul'un uğradığı büyük depremler sonrasında veya kuşatmalar ve saldırılar sırasında yok olduğu tahmin edilmektedir. Anlaşıdığı üzere Fener ismi İstanbul'dan daha da eski bir maziye sahiptir.
FENER SEMTİNİN TARİHİ:
Fener semtinin tarihi İstanbul'un ilk kuruluşu ile başlar. Ermeni yazarı Farblı Lazar'ın(5.yüzyıl) dediğine göre: İmparator Konstantinus, Bizantion adını taşıyan küçük bir şehre gelerek, bölgenin güzelliğini ve yerleşmeye çok müsait olduğunu gördü. Yapılması gereken işlerin ağırlığını anladı ise de, yarımada için hiçbir şey esirgemedi; çünkü şehrin yalnız garp tarafında ki ufak bir kara kısmından başka, diğer üç yanı denizle çevrili idi. İmparator derhal işe başlayarak, adanın iç kısmında bulunan tepeleri düzelttirdi ve surların inşa planını çıkardı.
Zosimos'un ve Kodinos'un anlattıklarına göre, ilk defa imparator büyük Konstantin, Bizantion'un eski surlarının ötesinde yaptırdığı yeni bir surla İstanbul'u genişletmiştir. Şehrin nüfusu zamanla çoğalınca, imparator küçük Theodos'un sebaveti esnasında babası Antemius, kara tarafındaki ilk suru yıktırarak, 413 senesinde iki ay zarfında daha büyük olmak üzere yeni bir sur inşa ettirmiştir. Fakat 447 senesinde olan bir depremden dolayı yeni surun bir çok yerleri, 57 kule ile beraber yıkılmış ve aynı sene Vali Konstantin Küros'un nezareti altında tekrar yapılmıştır. Bu inşaata dair biri Altınkapı'da(yaldızlı kapı), diğeri Ksylokerkos kapısında olmak üzere iki kitabe konulmuş ve sura Theodos surları adı verilmiştir.
İmparator Heraklius'da kara surlarını genişleterek Eudemon(Eğrikapı) ve Blakherna(Ayvansaray) adlı bölgeleri, sık sık yapılan avar saldırılarına karşı korumak için surların içine almıştır. İsavralı III.Leon'un saltanat devrinde 750 senesinde, Theodos surları depremden dolayı hasara uğramış ve adı geçen imparator onları yeniden yaptırmıştır. İmparator Ermeni V.Leon, 9. yüzyılın başlarında, ilk Blakherna surunu ikinci bir sur ve geniş bir hendekle takviye etmiştir. 1204 senesinde Lâtin işgali sırasında mevcut olan ikinci kara suruna dair bir kayıt bulunamamış olup banisi bilinmemektedir.
Sahil surlarına gelince, bunları ilk defa 439 yılında Küçük Theodos, ondan sonra İmparator Alosimaros(III.Tiberius) ve Theofanes, ve Cedrenus'un anlattıklarına göre, az sonra iktidara gelen Artemius inşa ettirmişlerdir. İmparator Theofilus'da 9. yüzyılın başlarında, Konstantin Kopranimos'un hasar görmüş alçak surları yıktırmış ve yüksek olarak yeniden yaptırmıştır.
13. yüzyılda, İmparator Mihail Paleologos, sahil surlarını yükseltmiş ve Pachymeres'e nazaran kara surları gini ikinci bir sahil suru yaptırmıştır. Bu imparatorun halefi olan Andronikos Paleologos, gerek sahil gerek kara surlarını tamir ettirmiştiir. Sultan II :bayezid'in saltanat döneminde bile surların bazı kısımları tamir edilmiştir. 1635 yılında, Sultan IV. Murad, revan seferinde bulunduğu sırada, kaymakam Bayrampaşa, yer yer hasara uğramış olan surları tamir ettirmiş, iç ve dış kısımları boydan boya beyaza boyamıştır. Daha sonra 1655 yılında IV. Mehmed'in sadrazamı Boynueğri Mehmet Paşa, Limni adası ve Bozcaada'nın Venedikliler tarafından zaptı üzerine, düşman donanmasının ani taaruzu ihtimaline karşı bir tedbirolarak, şehre yeni ve azametli bir manzara vermek için surları badana ettirmiştir. Sadrazam aynı zamanda, Ahırkapı'dan Yedikule'ye kadar surların üzerinde bulunan bütün evleri de yıktırmıştır.
Sarraf-Hovannesyon eserinde Ayakapı'dan Fener'e kadar uzanan yerde, Rum zenginlerinin ve Eflak-Boğdan beylerinin sıra sıra evleri olduğundan bahseder. Naklettiğine göre eskiden mezbaha ve mumhane de burada bulunuyordu. Yolun üzerinde, denize nazır olarak Yeniçeri kulluğu vardır.
Fener kapısının iç kısmında, 1797 senesinde yeniden yapılmış geniş bir bina olan muhteşem Rum Patrikhanesi, Aya Yorgi Patrikhane kilisesi etrafında metropolitlerin evleri olduğu, buradan Balat'a doğru uzanan yolun üzerinde, suriçi'nde, keza Aya Yorgi adlı, güzel bahçeli ve geniş avlulu diğer bir kilise olduğu ve bu kilisenin Kudüs Rum Patriklerine mahsus olduğu aktardığı bilgiler arasındadır.
Kömürcüyan ise, 17.yüzyıl Fener semtini anlatırken şu bilgileri aktarır: "Petro kapısı denilen şu gördüğümüz kapı, şehrin on yedinci kapısıdır. Sur burada açıktır ve sahilde sıra ile Rum evleri vardır. Kapıdan içeri girince sur burada ikikattır. Surun dahilinde iki tarafta, bugüne kadar kalmış olan Rum zadegânı ikamet eder.On sekizinci kapı Fenerkapısıdır. Bu kapının iç ve dış taraflarında Yunan milletine mensup olanlar oturur. İç tarafta Patrikhane ile metropolit haneler vardır. Rumlar, bugün, altı-yedi yüz kese borç altında bulunmaktadır. Bunların patriklik mevkiini birbirlerinin elinden kapmak için yaptıkları çirkin hareketlere hayret ederim. Patrikhane üç defa yer değiştirmiştir. İlk yer, Büyük Konstantin'in zamanında inşa edilmiş olan Havariyun kilisesi idi.
Sultan Mehmed, İstanbul'u fethettikten sonra kiliseyi temelinden yıktırdı ve mihrabı kıbleye müteveccih bir cami yaptırarak ona kendi adını verdi. Patriklik makamı, az aşağıda bulunan Panmakariston adlı kiliseye nakledildi. Fakat bu kilise de, Sultan Süleyman zamanında Rumların elinden alındı ve makam, Fenerkapısı'nda bugün bulunduğu yere getirildi. Patrikhanenin yanında Kudüs aydafos'u vardır. Bu avlulu ve bahçelikilise, onların bir manastırıdır. Kudüs patriği makamını bugün despot Dositeos işgal etmektedir. Kendisi selefleri ile beraber tanıdığımız dördüncü patriktir.
Önünden geçtiğimiz yalılar Eflak-Boğdan beylerine aittir. Bu evlar, açık surdan kara cihetine nazır olup, burdan gelip geçenler seyredebilir. Şimale ddoğru Hasköy, Okmeydanı ve bir padişah bahçesi görülür. Daha ilerde Yahudi evleri ile onlara ait çarşı vardır. Burada daha evvel söylediğim gibi, Rumlar, sahilde Yahudilerle karışık otururlar. Burada hayli zaman önce yanmış bir kilise vardı. Moskof elçisi ikinci defa geldiği zaman, bu kiliseyi, halkın teselligâhı olarak yeniden yaptırmıştır. "
Evliya Çelebi'de seyahatnamesinde Fener semtinden bahsederken Sultan Mehmed'in fetihden sonra Mora Rumlarını Fenerkapısı'na yerleştirdiğini söyler. Ve o dönemde Fener semtinin meyhaneleri ve balıkçıları ile ünlü olduğunu aktarır.
Günümüzde Fener semti tarihin ve doğanın tüm yıpratıcılığa karşın, bir film seti edasıyla, Bizans, Osmanlı ve Türk tarihini ve kültürünü ziyaretcilerine sergilemeye devam etmektedir. Tüm insanlığın ortak hazinesi olan bir bölgenin yerel yönetimi olarak Fatih Belediyesi 1997'de UNESCO ile ortak girişimde bulunmuş ve Fener-Balat semtlerinin rehabilitasyon projesinin temelini atmıştır. Avrupa birliğinin 7 milyon Euro tutarında mali destek sağladığı bu projede bugün uygulama safhasına girilmiştir.
Böylesine bir tarih zenginliğinin yanında bir o kadar da yoksulluğu bünyesinde barındıran Fener semtinde bu projeyle hedeflenen sadece yapıların tarihi dokusunun korunarak restore edilmesi değil, aynı zamanda mevcut nüfusun ekonomik ve toplumsal profilinin iyileştirilmesini sağlamaktır.