
Ve böylece,eski Ceneviz kolonisinin kuzey sınırını belirleyen Ünlü Galata Kulesi'ne geliyoruz. 1348'de yapılan bu bina o zamanlar
İsa Kulesi olarak anılıyordu. Cenevizliler Bizans'tan aldıkları koloni alanını zamanla genişlettiler(bu bölgede birbirlerinden iç surlarla ayrılan mahalleler bulunması belki biraz da bu genişleme tarzının sonucuydu) ve Galata Kulesi'de koloninin en kuzey ucuna dikildi. Surların çevresinde hendek vardı. Bugün bile, hem oradaki sokakların adında(Büyük ve Küçük Hendek sokakları), hem de çevrenin topoğrafik yapısında bu hendeğin anısı yaşar. Yokuştan ötürü hendek setler halinde yapılmış olmalıdır. Osmanlı zamanında kule bir süre bir çeşit hapishane olarak kullanıldı. Tersane ve deniz kuvvetlerine görece yakın elverişli bir bina olduğu için forsa olarak ya da başka angarya işlerinde çalıştırılan tutsaklar burada tutuluyordu. Daha sonra, yüksekliği, ihtiyaç duyulan yangın kulesi için en elverişli yapı olarak seçilmesine yol açtı. 20. yüzyıla gelindiğinde kule iyice harap olmuştu. Bu yüzyılda bile çevresinde kısmen ayakta duran kale duvarları, pek küçük bir bölüm dışında ortadan kalktı. 1960'larda kule, o yılların hiç de parlak olmayan restorasyon anlayışı çerçevesinde onarım gördü ve turistik hizmete açıldı; tepesine yenibir külah yapıldı. Bu da hiç yoktan iyi oldu, diyebiliriz, çünküyeni lokantanın bulunduğu katta balkona çıkıp çepeçevre dolaşınca, İstanbul'un güzel bir panoromik manzarasına bakmak mümkün oluyor.
Bizans kaynaklarında "büyük burç"(Megolas Purgos), Ceneviz kaynaklarında ise "İsa kulesi"(Christea Turris) olarak adlandırılan kule, Bizans'ın çok buhranlı bir anında, her yaşta Cenevizlilerin geceli ve gündüzlü ve kadınlı erkekli çalışmaları ile inşa edilmiştir. Bizans bu oldu bittiyi kabul etmemesine rağmen hiç bir şey yapamamıştır.
1445 veya 1446'da kule yükseltilmek istenmiştir. Yakındoğu ticaretinde rakiplerine karşı Türklerle dost geçinmek isteyen Cenevizliler, "Galata tahkimatında yapacakları yüksek bir kule " için Osmanlı Bey'i II.Murad'dan(1421-1443 ve 1444-1451) bazı malzemeler ile borç para istemişlerdir. Bu yardıma karşılık, Cenevizliler yükseltecekleri kulenin uygun bir yerine Murad Bey'in adı yazılmış bir kitabe koymayı teklif etmişlerdi. İtalya'da Cenova'daki merkez idaresi bu girişimi öğrendiğinde Galata Podestanına sert bir yazı göndererek, tahkimatı güçlendirmeye yetecek zenginlikte olduğunu bildirmiştir.
İstanbul'un fethinden sonra 1509 yılında şehri yerle bir eden depremde kule de hasar görmüş ve mimar Murad Bin Hayrettin tarafından onarılmıştır. Galata kulesi 16. yüzyılda tersanede çalıştırılan savaş esiri Hıristiyanların barınağı olarak kullanılıyordu.
1717 yılında ise gece yarısını haber vermek üzere bir mehterhane ocağı kuleye yerleştirilmişti. Burada ayrıca yangınları gözleyen bir gözcü teşkilatı da bulunuyordu. Bunlar kös vurarak yangınları halka duyururlardı.
Galata kulesi III.Selim zamanında 1794 yangınında tahrip oldu. Onarılırken her taraftan sesi duyulabilecek bir davul ve kös de konuldu. Galata kulesi 1831'de tekrar büyük bir yangın geçirmiş ve çok büyük ölçüde mahvolmuştur. Bu yangına kadar kulenin en yukarı katında bir de kahvehane bulunuyordu. 1831 Ağustos'unda yanan kule, II.Mahmud(1808-1859) tarafından onarıldığında, en üstkatın biçimi değiştirilerek, buraya kemerli on dört büyük pencereli bir kat yapılmış, bunun üstüne yine kurşun kaplı sivri bir külah yerleştirilmiş, pencerelerin önüne çepeçevre demir bir parmaklık takılarak, İstanbul'u her yerden gören panoramik bir gezinti yeri yapılmıştır.

1864 yılında Galata'nın çehresini değiştiren imar projesinde semtin tarihi surları yıkılmıştır ve kule bu çalışmalarda eteğindeki avlusunu, kapılarını ve kıyıya inen sur duvarlarını kaybetmiştir.
1875 yılında bir fırtına sonucu kulenin külahı uçmuş ve bunun üzerine üst üste binen iki katlı bir bölüm ve bunun üzerinde de bir bayrak direği kuleye eklenmiştir.
1964'de İstanbul Belediyesi Galata kulesi'ni, bir dereceye kadar II.Mahmud dönemindeki durumunu andırır biçimde onarmıştır. 1967'de biten çalışmalarda külah ihya edilmekle birlikte daha kısa olarak betondan yapılmıştır. Belediye Başkanı
Haşim İşcan tarafından 28 Eylül 1967'de açılışı yapılan kulenin içine bir asansör konulmuş ve pencereli üst kat, lokanta ve lokal olarak kiraya verilmiştir.
Kulede geçen ilginç bir olay, 17. yüzyılda(IV.Murat zamanı)
Hezarfen Çelebi adında birinin kendi yaptığı kanatlarla buradan atlayıp süzülerek Üsküdar'a inmesidir. Çelebi, bazı Türk tarihcilerinin iddia ettiği gibi uçağın değil de, paraşütün öncüsü sayılabilir. Ancak Prof. İlber Ortaylı bu olayı desteklemez.
Kulenin hemen karşısında, eskiden yokuşun daha aşağısındayken yolları genişletmek için buraya taşınıp yeniden kurulan güzel
Bereketzade çeşmesi var. Galata'nın ilk Türk Voyvodası olan Bereketzade Hacı Ali Ağa bu bölgede bir mahalleye de adını vermiştir.
Çevrede daha birçok(ve çeşitli) görmeye değer köşe-bucak bulunur. Örneğin kulenin biraz aşağısındaki Laleli Çeşme Sokağı'nın köşesindeki çeşme İtalyan mimarı D'Aronco'nun eseridir.