BAZI KENTLERİN TARİHİNİ YAZMAK ZORDUR
GÜZEL İSTANBUL

 

Aralık 2008
PzrPztSaÇaPeCuCts
123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031
Aylık Arşiv
Ocak 2008
Şubat 2008
Mart 2008
Nisan 2008
Temmuz 2008
Eylül 2008
Ekim 2008
Kasım 2008
Aralık 2008
Yıllık Arşiv
Son Fotoğraflar
ayvansaray
boğaz ve gemi
SÜLEYMANİYE CAMİ
SULTANAHMET CAMİ
SULTANAHMET CAMİ
AYASOFYA CAMİ
kağıthane

KAĞITHANE'NİN KONUMU


Kağıthane, Türkiye'nin en önemli kenti olan ve yer küre üzerindeki yeri açısından da kuşkusuz Dünyanın önemli noktalarından biri sayılan İstanbul'un ilçelerinden biridir.

Kağıthane Karadeniz'i , Marmara denizine birleştiren ve Asya ile Avrupa kıtalarını birbirinden ayıran yer yüzünün önemli sularından biri İstanbul boğazının batısında, Avrupa yakasında bulunmaktadır.

 İstanbul'un geç dönem yerleşimlerinden olan Kağıthane ve çevresindeki mahalleler, 1989 yılına kadar Şişli ilçesinin birer mahallesi konumunda idi. Kağıthane 1987 yılında Şişliden ayrılarak ilçe yapıldı.

Kağıthane ilçe alanı yönetsel bakımdan, kuzeyden Şişliye bağlı ayaz ağa, güney ve güney doğudan Şişli topraklarıyla çevrilidir. İlçe kuzey doğuda Beşiktaş, güney batıda Beyoğlu, batı ve kuzey batıda da Eyüp ilçelerine komşudur.

 
İstanbul boğazını Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprüleriyle aşan oto yollardan ilki ilçemizin güneyinden, ikincisi ise kuzeyinden geçer. Bunlardan 01 (E5) oto yolu güneyde Şişli ilçesiyle sınır oluşturur. 02 (TEM) oto yolu ise Kağıthane ilçesinin kuzey kesiminde doğu-batı doğrultusunu izler. Okmeydanı ve Hasdal kavşakları arasında uzanan bir başka oto yolda 01 ve 02 oto yollarını bir birine bağlar.

KAĞITHANE'NİN TARİHİ

 

Kağıthane tarihinin temel özelliği görkemdir. Bu görkemli geçmiş, Osmanlı İmparatorluğu'nun hemen hemen bütün dönemlerini kapsar.
Bu geçmişte Osmanlı İmparatorluğunun batılılaşma serüveninin bütün izleri de görülür.

Kağıthane'nin tarihi İstanbul'un tarihi kadar eskidir. Haliç, özellikle Kağıthane deresi ve çevresi, Bizans döneminden başlayarak, İstanbul'un önemli coğrafyalarından biri olmuştur. Ne var ki Kağıthane'nin adı daima Haliç ile birlikte anıla gelmiştir. Bugün İstanbul'un ilk çekirdeği olan Byzantiyon kurulmadan önce Haliç üzerinde ki ilk yerleşmenin bu günkü adlarıyla Alibeyköy ve Kağıthane derelerinin Haliç'e döküldüğü yerde Semystra altarı yanında kurulduğuna dair Bizanslı Dionisos'un naklettiği bir söylence vardır ve tarihi kaynaklar Bizanslı Dionisos'un naklettiği söylentiyi doğrulamaktadır. 
 
İstanbul surlarının yakın çevresinde kurulan köylerden biri olan Kağıthane'nin tarih sahnesine çıkışı ilk kez 626 yılına rastlar. Bu tarihte Avarlar'ın İstanbul'u kuşatması sırasında avar hanı daha çok slav kavimlerinden oluşan birliklerini Kağıthane'de konuşlandırmış, Kağıthane deresinin halice döküldüğü yerde kayıklardan kurulu bir hücum filosu oluşturmuştu. İstanbul'u savunan Patricius Bonus, Avar halkının bu planını öğrenince ani bir baskınla bu filoyu yok etmişti.

    Bazı tarih kaynaklarında ise buradaki kağıt imalathanesinin çok daha eskilere dayandığı, İstanbul'un fethi sırasında burada zaten bir kağıt değirmeninin var olduğu ve bu değirmenin II. Beyazid dönemine kadar çalıştığı yazılıdır. Evliya Çelebi 17. yy.'da Kağıthane ve çevresine tanıklık ederken, burada harap durumda bir Kağıthane'nin bulunduğunu yazmıştır.  Öte yandan İstanbul'un fethinden sonra Kağıthane sarayın ve İstanbul halkının gereksinimi olan sebze ve sütün bir bölümü buradaki ağıl ve bostanlardan sağlanmıştır.

     Kanuni sultan Süleyman Kağıthane'nin mesiresini görünce çok beğenmiş, avlanmak ve dinlenmek için sık sık buraya gelmeye başlamış. II. Beyazid döneminde yapılan Baruthaneyi kagir olarak yeniletmiştir. Kağıthane suyunun bol oluşu nedeniyle Kanuni ile birlikte hem bir mesire , hem toplantı yeri, hem de o döneme göre bir sanayi bölgesi oldu.

     XV. yüzyıldan başlayarak, doğal güzellikleri ve koruları ile ünlenen Kağıthane , çok sevilen bir eğlence yeri haline gelmiş ve bu özelliğini uzun yüz yıllar korumuştur.XVII. yüzyılın ünlü şairi Nefi'nin şu beyti Kağıthanenin o yüzyıldaki kimliğini sergilemektedir.

" Mahşer olmuş sahn-i Kağıthane Dünya burdadır.
  Cennete dönmüş güzellerle temaşabundadır."
 
    Kağıthane yerleşimi tarihte antik çağa kadar uzanır.Antik çağ?da burada varolan Semystra isimli mabed, 1950'lerde bir inşaat temel kazısı sırasında tesadüfen bulunmuştur.
    Buluntuda yapılan kazılar neticesinde ortaya çıkarılan heykeller ve diğer parçalar halen Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
    Yine Kağıthane'de yapılan başka kazılarda Roma dönemine ait mezar stellerinin bulunması ve uzmanların coğrafi incelemeleriyle bütünleştirilen bilgiler ışığında Kağıthane bölgesinin aynı dönem şehrin "nekropol alanı" (mezarlık) olarak kullanıldığı bilinmektedir.
    Bizans döneminde ise halen "Kağıthane merkez" mahallesi diye anılan
yerde bir köy yerleşimi sözkonusudur.
    Köyün adı Pissa'dır.
    Derenin adı ise Barbyzes'tir.
    Bizans döneminde Kağıthane vadisi ormanlıkları av sahası, dere kıyılarındaki geniş çayırlıklar ise mesire alanı kullanılmaktadır.
    Ayrıca Pissa köyü ile Haliç arasında kalan bölgede dere kıyısında bir kaç tane kağıt imal atölyeleri bulunmaktadır.
    Osmanlı döneminde de Kağıthane vadisi, av sahası ve mesire alanı olarak kullanılmaya devam eder.
    Buradaki Bizans kağıt atölyelerinden dolayı köy ve dere "Kağıthane" diye anılmaya başlar.
    Kağıt atölyelerinin II. Beyazıt dönemine kadar kullanıldığı sanılmaktadır.
    Yine II. Beyazıt tarafından Kağıthane'ye (dere kenarına) bir baruthane kurulur.
    Geniş ve niteliği yüksek çayırları nedeniyle sarayın atları burada otlatılmaya başlanır.
    Saray ahırlarının ve hayvanlarının sorumlusu "Mir-i Âhur" un makam köşkü Kağıthane'ye kurulur.
    Saray ahırları ve saraya ait çayırlıklar da buraya alınır. Atların çayıra çıkma mevsiminde Mir-i Âhur köşkünde padişaha ziyafet verilmesi kanun gereğidir.
    Kağıthane Baruthanesi, Kanuni Sultan Süleyman tarafından yangına karşı önlem olması açısından kagire çevrilir, kubbesi de kurşunla kaplatılır.

    Sadabad Sarayları

    III. Ahmed döneminde sarayda başlayan halka açılma ve mimaride sivilleşme hareketi sonucu Kağıthane deresi üzerine bir yazlık saray yaptırılır.
    Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın bizzat üzerinde durarak yapılan çalışma neticesinde saray üç ayda bitirilir.
    Açılış sırasında şairler padişaha söyledikleri methiyelerde sarayın adını "Sadabad" olarak koyarlar.
    1722'de kurulan Sadabad Sarayı ve önündeki Çadır Köşkü, su mimarisine yönelik olarak derede yapılan değişiklikler ile kurulan havuzlar ve çağlayanlar, (Cetvel-i Sim=Gümüş dere, Gümüş Cetvel) 1730'a kadar bütün görkemiyle yaşar.
    Bu sekiz yıllık dönem içinde saraydan Haliç?e kadar her iki yamaca toplam 173 adet kasır kurulur. Kaynaklara göre vezirlere ve paşalara ait bu kasırların herbiri birbirinden güzel ve gözalıcıdır.
    1730'da patlak veren Patrona Halil isyanında kasırların tamamı önce yağmalanır sonra tamamen yakılır.
    Sadabad Sarayı'nın yakılmasına ise o sırada öldürülen 3. Ahmed'in yerine geçen I. Mahmud izin vermez. Fakat tahrip edilmesine de ses çıkarmaz.
    Uzun süre bu haliyle kalan Sadabad Sarayı'nı 3. Selim tamir ettirerek yeniden kullanmaya başlar. Bazı çevrelerin tepkilerinden çekindiği için önce bazı askeri manevraları ve talimleri Kağıthane'de yaptırır, bunları seyre gitmeye bahane olarak göstererek sarayı kullanır.
    II. Mahmud, 1809 yılında, birinci Sadabad Sarayı'nı artık iyice eskidiği için tamamen yıktırır ve döneminin mimarisine göre yeniden inşa ettirir.Sarayın tam anlamıyla bitirilmesi 1816'ya kadar sürer.
    II. Sadabad Sarayı ise yaklaşık 50 yıl ayakta kalır. Bu defa Sultan Abdülaziz tarafından 1862-1863'te ikinci saray yıktırılır ve yine aynı yere 3. Sadabad Sarayı (diğer adıyla Çağlayan Sarayı) yaptırılır.
    Sadabad Camii, 3. Ahmed döneminde yapıldığı gibi Sultan Abdülaziz dönemine kadar gelir. O da zamanın tahribatını yaşadığı için sarayla birlikte cami de tamamen yıktırılır ve yeni baştan yaptırılır. Bu nedenle Sadabad Camii'ne Aziziye Camii de denilir.
    Çadır Köşkü ise 2. Mahmud döneminde yeniden inşa edildiği haliyle1940'a ulaşır. O yıl, bir çınar ağacının üzerine devrilmesi nedeniyle yıkılır.Sadabad Sarayı 1943'te resmi eller ile yıktırılır.
    Yerine 1952?de tarihi yerin korunması koşuluyla askeri Levazım Okulu inşa edilir. Bina halen Kağıthane Belediyesi Hizmet Binası olarak kullanılmaktadır.

    Atiye Sultan Sarayı

    Sultan Abdülaziz zamanında II. Mahmud'un kızı Atiye Sultan için yaptırılmıştır. Birbirinden bağımsız 5 ayrı binadan oluşan bir bütünsel yapıdır. İttihat Terakki döneminde Küçük Zabit Mektebi yapılır. Cumhuriyet döneminde 66. Piyade Taburu binası olur. 1970'lerin ilk yarısında
askeriyenin boşalttığı kasır binası cıvar halkı tarafından peyderpey sökülür. Halen Kağıthane otobüs duraklarının arkasında taş kalıntılarının bir kısmı ayaktadır.

    Poligon Sarayı

    2. Abdülhamid tarafından Almanya?dan alınan mavzer tüfeklerinin denenmesi için Kağıthane'ye kurulan poligon sahasının başına atışları seyretmek üzere kurulur. İki odalı küçük bir saraydır. İttihat Terakki'nin ünlü cellatı Yakup Cemil. 1916'da burada kurşuna dizilir.  Tamamen ayakta iken 1956'da yerine Gazhane yaptırılmak üzere yıktırılır.Halen yerinde İETT Poligon Otobüs Garajı vardır.

    İmrahor Kasrı

    Kanuni Sultan Süleyman tarafından Sadabad'ın sarayın has bahçeleri içine alınması ile birlikte dere kenarına sahili olacak biçimde iki katlı olarak kurulur. Ahşap bir yapıdır.
    Sadabad'daki her inşai faaliyet zamanında tamir ettirilerek Sultan Abdülaziz dönenime kadar gelir. Sultan Abdülaziz, 3. Sadabad Sarayı'nı yaptırırken İmrahor Köşkü'nü de tamamen yıktırarak yeniden yaptırır. 1943'te Sadabad Sarayı ile aynı günlerde aynı kaderi paylaşır. Aynı işlem ile yıktırılır. Günü-müzde yerinde Lale Sitesi bulunmaktadır.

    Çeşmeler

    III. Murat Çeşmesi:
    III. Murat, Mirahur (İmrahor) ziyaretinde alanda gezinirken bir çeşme yapılmasını emredince;
    III. Murat Çeşmesi ya da Mirahur (İmrahor) Çeşmesi denilen çeşme Mirahur Nuh Ağa tarafından yaptırılır. Sadabad alanının günümüze kalabilmiş en eskimimari yapısıdır. (Çeşme günümüze kadar ayaktakalabilmiş, geçtiğimiz yıl Sadabad Projesi?ni yapan firma tarafından yeniden kurulmak üzere sökülmesine rağmen halen yerine konmamıştır. Yeri göçmen bloklarının karşısında TEM viyadüğünün altıdır)
    Poligon Çeşmesi:
    Poligon Sarayı'nın üç subayı tarafından 1915'te maliyeti ceplerinden karşılanarak yaptırılır. Soğan kubbeli, selsebilleri bulunan çeşme 1970'li yıllara kadar kulanılır. Sonrasında tahrip olur. Halen İETT Poligon Garajı'nın yan tarafından viyadük ayağının dibinde, yol kenarında kalıntısı mevcuttur.
    3.Ahmed Çeşmesi (Çeşme-i Nur):
    1722'de birinci Sadabad Sarayı ile birlikte sarayın karşısına mimar Kayserili Mehmet Ağa tarafından  inşa edilir. Çift yüzlü ve çatılıdır. Diğeradıyla Çeşme-i Nur da denir. Günümüze kalıntıları gelebilmiştir. halen Kağıthane Belediye Binası önünde çatısız şekilde durmaktadır.
    2. Abdülhamid Çeşmesi:
    Diğer adıyla Yeni Çeşme de denilen bu çeşme, Atiye Sultan Sarayı önünde "Kağıthane Mesiresi" denilen çayırlığın orta yerine 2. Abdülhamid tarafından yaptırılır ve buradan Kağıthane Ayazması'nın suyu akıtılır. Dört yüzlü ve saçaklı bir çeşmedir. Günümüzde oldukça kötü 1987 restorasyonu ile
sadece iki mermer aynası durmaktadır. Diğer iki ayna ise Kağıthane Merkez'de bulunan çeşmenin üzerindedir.

    Köprüler

    Sünnet Köprüsü:
    İmrahor Kasrı ile Poligon Sarayı'nın arasında, 3. Murad Çeşmesi'nin yakınında dere üzerindedir. 20. yüzyıla kadar çeşitli tamirlerle gelebilmiş, 1940'lar sonrasında yıktırılmış, yerine beton bir köprü yapılmıştır. Bu köprü de 1998'de kaldırılmıştır.
    Doğancılar Köprüsü:
    Aziziye Camii'nin önünde yer alan saçaklı, süslü bir köprüdür. 20. yüzyıl ilk yarısında yokolmuştur.
    Ahşap Köprü:
    Kağıthane Köyü?ne giriş için kullanılan köprüdür. Günümüzde yerinde eskisinden daha geniş beton bir köprü bulunmaktadır.

    Nişantaşları:

    2. Mahmud Nişantaşı: 2. Mahmud'un Okmeydanı sırtlarından bir testiye yaptığı top atışı neticesinde atışın hatırasına dikilmiştir. Padişahın testiye vurması nedeniyle methiyelerin yazılı olduğu bir kitabesi vardır.Nişantaşının üzerinde döneminde konulan 2. Mahmud tuğrası 15-20 yıl önce çalınmış, daha sonra Kağıthane Belediyesi tarafından bulunarak belediyeye kazandırılmıştır.
    Kağıthane Merkez'deki nişantaşları:
    Günümüzde Nişantaşlar mahallesi olarak bilinen bölgede yer alan fakat gecekondulaşma döneminde çoğu içinde altın bulma ümidiyle parçalanan nişantaşlarında arta kalanlardır. 1074'te dönemin belediye başkanı Celal Altınay tarafından yıkıldıkları yerlerden toplanarak korunmak amacıyla merkezdeki parka dikilmiş, böylelikle kurtulmuşlardır.

    Sadabad Projesi

    Doğru bir tarih bilinciyle korunamayan Sadabad tarihi alanı, askeri bölge olmaktan çıktıktan sonra tamamen sahipsiz kalmış ve mezbeleliğe dönüşmüşken (1987?de yapılan çalışmalar neticesinde projelendirilmesine rağmen)  1997?de devreye alınan "Sadabad Mesire Alanı" projesi ile tarihteki
aslına sadık şekilde yeniden düzenlenmesi yoluna gidilmiştir.
    Halen süren çalışma neticesinde Sadabad Sarayı'nın ön yüzü, havuzlar,çağlayanlar ve Cedvel-i Sim 3. Ahmed mimarisine göre yeniden hayat bulacak. Bölge içinde kalan 3. Murad Çeşmesi, 3. Ahmed Çeşmesi ihya edilecek. Sünnet Köprüsü yeniden yapılacaktır. Bütün alan ise mesire yeri olarak
düzenlenecektir.
    Alan demirleri yapılan bölgede dere, Aziziye Camii'ne kadar tarihi yatağına çekildi ve rıhtım duvarları yapıldı.
    Cedvel-i Sim inşaatı için onay bekleyen projenin önümüzdeki yıllarda bitirilmesi hedeflenmektedir.

    Cendere Vadi Projesi

    Sadabad Projesi'nin bir devam olarak düşünülen ve böylelikle vadinin tamamını kurtarmayı hedefleyen proje ile Cendere vadisinde halen bulunmakta olan ve çevre kirliliğine neden olan büyük fabrikaların bacasız işletmelere dönüştürülmesine çalışılmaktadır. Sanayi alanı olmaktan çıkarılıp ticari
alan olarak düzenlenen imar planlarındaki yapı izni %5'ten %20'ye çıkarılarak bu yönde teşvik sağlanmıştır.
    Ayrıca rekreasyon alanlarının inşaası ile alanın tamamen kurtarılması öngörülmektedir

KAĞITHANE'NİN COĞRAFİ YAPISI

 
İstanbul il alanı, Marmara havzasının doğu Marmara bölümünde yer alan iki ana peneplen arasına sıkışmış,  boğaz ve akarsu vadileriyle parçalanmış bir platolar topluluğudur. İlde Boğaziçi ile Haliç arasını dolduran platoya Beyoğlu platosu denilmektedir. Platonun her iki yönü aşınım la önemli ölçüde taşınmıştır. Bu nedenle plato yöresindeki çukurluklar ve bu çukurlukların bileşmesinden vadiler oluşmuştur. Kağıthane Beyoğlu platosunun kuzey uzantısıyla, aynı platonun su bölüm çizgisinin batısında yer almaktadır.

Belgrat ormanının bir bölümünün suyunu toplayan Kağıthane deresi, Kemerburgaz'dan geçerek, Haliç'e dökülür. Havzası büyük olmasına karşın yaz aylarında suyu azalır. Kağıthane deresi Beyoğlu platosunun su bölüm çizgisinin batısında ki suları toplar. İlçenin kabaca batı sınırını oluşturan, 01 (E5)'i 02 (TEM)'e bağlayan bağlantı yolu da başka bir sırtın üzerinde uzanır. Bu sırt aynı zamanda ilçe topraklarında ki ikinci su bölüm çizgisini oluşturur. Sırtın doğusundaki sulat Kağıthane deresine, batısındaki sular ise Alibeyköy deresi aracılığıyla Haliç'e akmaktadır.

İstanbul il alanında vadi oluşumları son derece önemlidir. İl topraklarının yüzde 75'i vadilerle parçalanmış olan platolarla kaplıdır. Bu vadiler İstanbul kentinin üzerine oturduğu, doğal yapıyı oluşturmaktadır. Avrupa yakasında güneye çarpılma nedeniyle su bölüm çizgisi Karadeniz'e çok yakın bir noktadan geçmekte, bu nedenle de vadi gelişimleri Marmara'ya doğru olmaktadır. Boğazda olduğu gibi her iki taraftan bir dizi vadi açılmakta, bu vadi ağının ortasında ise Haliç'in devamı durumundaki Alibeyköy deresi ile Kağıthane deresi vadileri bulunmaktadır. Kağıthane deresi vadisi kentsel alan içinde kalan en önemli vadilerden biridir.

KAĞITHANE'NİN  TARİHİ YAPISI
İstanbul üzerine çeşitli eserler yazmış olan Doğan Kuban, özellikle İstanbul'un tarihi yapısı eserinde kentin gelişimini genel çizgileriyle betimlemekte, bu arada Kağıthane'yi de bu tarihi gelişimin içine oturtmaktadır.

Üçüncü Ahmet devri bu gün ancak çok soluk hatıralarını görebildiğimiz bir İstanbul yaratmıştır. İmparatorluk nıspi bir sulh devresine girmişti. Osmanlı dünyasına batıya şimdiye kadar olmayan bir ozmozun havası hakim olmaya başlıyordu. Gerçekte batıyla ilişkiler sadece Osmanlılar için değil fakat, daha doğuda İranlılar için de bu devirde artmıştır.Batıda 14. ve 15. Louis devirleriyle doğuda safavi saltanatının haşmetli mimari ve şehircilik uygulamalarının aşağı yukarı eş zamanlı bir örneğini İstanbul'da Lale devrinde buluyoruz. Yüz yılın bu ilk çeyreğinde  büyük imar hareketi Kağıthane'de Sâdâbâd kompleksinin temelinin atılmasıyla başlıyordu. 
 
Kağıthane deresinin mecrası değiştirilmiş ve Halicin doğu yakasında baruthaneye kadar uzanan mermer rıhtımlar yapılmış ve bu yeni suni kanal etrafına bahçeler,havuzlar,küçük köprüler arasına kasırlar yerleştirilmiştir. Ayrıca, çevreye diğer devlet büyüklerinin yaptıkları köşk ve kasırların batıya bahariye sırtlarına kadar çıktığını A. Refik bey belirtiyor. Alibeyköyü yakında başka bir kasr-ı hümayun , hüsrevabad vardı. Halicin iki yakasında da saray mensuplarına ve diğer devlet erkanına ait başka köşkler inşa edilmişti.

 Yüzyılın diğer iki karakteristik gelişmesinin de şehir tarihi ve fizyonomisi açısından önemi büyüktür. Bunların birisi Lale devrinden itibaren Türk bahçesinde belgelerden edinilen izlenime göre Fransız saray bahçelerinden esinlenen bir mimari düzen fikrinin girmesidir. Şüphesiz İslam uygarlığında bölgenin iklim koşullarının da etkisi altında suyun hakim rol oynadığı büyük bahçe fikri batıdan önce vardı. Osmanlı devrinin ilk zamanlarından itibaren İstanbul çevresine yayılan büyük has bahçelerin varlığı bir gerçekti. Fakat, Sadabad'ta olduğu gibi büyük su kanalları bunların iki tarafını bir birine bağlayan köprüler, bunlar arasına serpiştirilmiş kasırlarla yabancı seyyahlarla Fontainebleau veya Marly'yi hatırlatan bahçe fikrinin İstanbul'a Lâle devrinde girdiği anlaşılıyor. Üzüntüyle belirtmek gerekir ki bu bahçelerinde en ufak bir izi kalmamıştır. Bunun sebebi bahçeleri süsleyen yapıların az ömürlü malzemelerden yapılmış olmasıdır.

Kağıthane Deresi : 

    Kağıthane ilçesindeki en önemli akarsu, ilçeye tarihi kimliğini ve adını veren Kağıthane deresidir. İlçe topraklarının ortasından akan Kağıthane deresinin antik adı Barbyssos'tur. Belgrat ormanının bir bölümünün suyunu toplayan Kağıthane deresi Kemerburgaz'dan geçerek, Haliç'e dökülür. Havzası büyük,akış uzunluğu kısa, su rejimi ise düzensizdir. Dere kimi sonbahar ve kış aylarında kabarır , yaz aylarında ise suyu azalır. Bir zamanların güzellikleriyle efsane deresi Kağıthane, sanayi ve evsel atıklar nedeniyle özellikle 1950'li yıllardan sonra kirlenmiştir.
 
Keçi Deresi :


İlçe sınırları içindeki bir diğer akarsu, Keçi deresidir. Yahya Kemal ve Yeşilce mahallelerinin sınırlarını oluşturacak biçimde kuzey batıya doğru akan Keçi deresi, Cendere caddesini aştıktan hemen sonra Kağıthane deresine dökülür.Keçi deresine paralel akan Galata deresi de tıpkı ilki gibi Cendere caddesini aştıktan hemen sonra Kağıthane deresine dökülür. 




Her iki akarsuda sanayi ve evsel atıklar nedeniyle aşırı kirlenmiş durumdadır.

 
KAĞITHANE'NİN  DOĞAL GÜZELLİKLERİ
     İstanbul'un tarihte kalmış doğal değerlerinin en önemlilerinden biri hiç kuşkusuz Haliç ve yöresidir. Haliç'in Kağıthane deresi ile birleştiği nokta ve Kağıthane deresi boyu eski İstanbul'un çok ilgi gören mesirelerindendi. Eski kağıt imalathanelerinin, un değirmenlerinin ve baruthanenin bulunduğu Kağıthane yöresi, cirit oyunlarının, ok atışlarının ve yarışların düzenlendiği bir eğlence yeriydi.

     En güzel mevsimi ilk bahar olan ve Sadabad diye de anılan Kağıthane mesiresinin lalelerle, çınar ve kavak ağaçlarıyla örtülü alanı, yapay çağlayanlarla da daha büyüleyici bir görünüme bürünmüştü. En parlak dönemini II. Ahmet  zamanında yaşayan bu mesire yerinde Sadabad kasrı, İmrahor köşkü, Koşu köşkü, Kağıthane köşkü, Çadır köşkü gibi çok değerli yapılar yapılmıştı.  
     Yoğun bir doğa kirlenmesiyle 1940'lı yıllarla birlikte yok olan eski Kağıthane mesiresinden günümüze ulaşan, yalnızca bazı yapıların temel kalıntılarıdır. Yöredeki yapıların çoğu II. Dünya savaşı sırasında çeşitli devlet kurumlarının tesislerinin inşası için yıkılmış, kalanı ise bakımsızlıktan çürümeye terkedilmiştir.
 
     Bu gün halen yürütülen Sadabad projesi kapsamında Kağıthane mesiresi "Sadabad" 'ın eski ihtişamlı günlerine ve İstanbul'un yeniden cazibe merkezi haline dönüştürülmesine çalışılmaktadır.


 




.

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

Ara