BAZI KENTLERİN TARİHİNİ YAZMAK ZORDUR
GÜZEL İSTANBUL

SİTEMİZİN RESMİ AÇILI TARİHİ OCAK 2010 TARİHİDİR.

Mayıs 2012
PzrPztSaÇaPeCuCts
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031
Aylık Arşiv
Ocak 2012
Şubat 2012
Mart 2012
Nisan 2012
Mayıs 2012
Yıllık Arşiv
2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012
Son Fotoğraflar
ayvansaray
boğaz ve gemi
SÜLEYMANİYE CAMİ
SULTANAHMET CAMİ
SULTANAHMET CAMİ
Mahmutpaşa

Eminönü, eskilerin " Nefs-i istanbul" dediği, Dersaadet'in yani asıl İstanbul'un kalbinin attığı yerdir. Denilebilir ki Eminönü, kıymetli inciler içeren bir muhafazadır. Süleymaniye, Sultanahmet, Ayasofya, Yeni cami gibi muhteşem mabetler yanında, üç kıtaya yüzyıllarca hükmeden bir devletin kalbinin attığı yer olan Topkapı Sarayı'da buradadır. Ve daha nice cami, han, hamam kervansaray, mektep, medrese, türbe sebil, çeşme ve imarethaneyi bünyesinde barındırır.

İstanbul'un Eminönü ilçesi aynı zamanda şehrin en eski ve ölçüde önemli bir ticaret merkezi konumundadır. Kapalıçarşı ve Mısır çarşısı gibi iki mühim bedesteni, Mahmutpaşa, Mercan Tahtakale gibi bugün hemen hemen yaşayanı kalmayan, sadece bir ticaret merkezi olup hanlar ve dükkanlarla dolu, gündüzleri bünyesinde olağanüstü denilebilecek nüfusları barındıran semtleri de vardır. İşte sitemizin bu bölümünde bu üç semti; Mahmutpaşa, Mercan ve Tahtakale'yi inceleyeceğiz.

Mahmutpaşa ismi: mahmutpaşa, Kapalıçarşı ve Mısır çarşısı gibi iki önemli tarihi ve ticari merkezin arasında yer alır. Adını, Fatih Sultan Mehmet'in uzun yıllar sadrazamlığını yapmış olan Mahmut paşa'nın yaptırdığı külliyeden alan bir alışveriş merkezidir.

MAHMUTPAŞA TARİHİ


Mahmutpaşa, Kapalıçarşı'nın Mahmutpaşa kapısından Sultanhamam mevkiine doğru uzanan cadde ve çevresindeki karmaşık sokaklardan ibaretttir. "Mahmutpaşa yokuşu" da denilen bu cadde ve çevresi, çok sayıda han, dükkan, ardiye ve atölye ile doludur. Gündüzleri büyük bir kalabalığa ev sahipliği yapar. İstanbul'un en eski han'ı olan Kürkçü han'ıda bünyesinde barındıran semt, Bizans döneminde başlayan ve Osmanlılar zamanında da devam eden ticari özelliğini bugün biraz olsun itibar kaybetmekle birlikte halen sürdürür. Mahmutpaşa külliyesinin yapılmasından sonra 15. yüzyıl sonlarına doğru mahalle olarak kurulan semt, o devir defterlerinde Mahalle-i Nefs-i camii şeklinde kayıtlıdır.

Mahmutpaşa semti, İstanbul'un yedi tepesinden ikincisi olan Nuruosmaniye tepesinin kuzey yamacında yer alır ve bu durum Mahmutpaşa mevkiinin Bizans'dan bu yana gelmiş olan önemini ortaya koyar. Zira Bizans İstanbulunun merkezin; birinci(sarayburnu), ikinci(Nuruosmaniye) ve üçüncü(beyazıt) tepeleri ile buralardan geçen Mese anayolu oluşturuyordu.

15. yüzyılın sonlarında bir mahalle olarak kurulan Mahmutpaşa, uzunca bir süre Haliç'e nazır bir konumuyla seçkinlerin saray ve konaklarının da yer aldığı bir bölgeydi. Fakat İstanbul limanının hemen üstünde yer alması ticaretin zamanla ağır basmasına yol açtı ve böylece hanlar, dükkanlar ve ardiyeler çoğalmaya başladı. Bu durum konutların azalmasına yol açarken semtte çıkan yangınlar bu süreci hızlandırdı. Her yangından sonra saray ve konaklarda oturanlar başka tarafa göçtü, yerlerine hanlar ve dükkanlar inşa edildi. 19. yüzyılda bu durum daha da belirginlik kazandı ve 20. yüzyılda Mahmutpaşa, Mercan ve Tahtakale civarı artık tümüyle bir ticaret merkezi haline geldi. Bu geniş alan İstanbul'un dolayısıyla tüm ülkenin en önemli ticaret merkeziydi. Kapalıçarşı ve Mısır çarşısı gibi iki önemli alışveriş biriminin arasında yer alması da Mahmutpaşa'ya büyük bir önem kazandırıyordu. Civarında ki Mercan, Sultanhamam, Yeşildirek ve Tahtakale gibi semtlerle Mahmutpaşa, yalnız perakende ticaretin değil toptancı ticaretinin de merkeziydi.


Fakat zamanla, İstanbul'da Mahmutpaşa'nın bu üstünlüğüne rakip olarak yeni ticari merkezler doğdu. Galata, Karaköy, İstiklal caddesi ve Şişli gibi yerler önem kazanmaya başlayınca Mahmutpaşa ve çevresi dar gelirli insanların giyim ihtiyaçlarını karşılayan bir mekan haline geldi. Seyyar satıcıların cadde ve sokaklarda yoğunlaşmalarıyla, bu durum daha da belirginlik kazandı. Gelinlik, gece elbisesi, iç çamaşırı, trikotaj ürünleri, kundura, nevresim, kürk, başörtüsü, çorap, mendil gibi ürünler satan dükkanlar bu çevrede odaklandı. Üstelik burada fiyatlar başka yerlere nazaran yarı yarıyaydı. Tabii bu durum kalite düşüklüğü anlamına da geliyordu. Fakat bazı dikimevlerinin her iki tarafa da verdikleri aynı giysiler Mahmutpaşa'da düşük, Şişli Osmanbey gibi yerlerde ise yüksek rakamlarla etiketleniyordu ki, bu durum gerçekten de Mahmutpaşa müşterisinin lehine olan bir şeydi. Bir alışveriş merkezi olarak Mahmutpaşa, bugün bu konumunu hala muhafaza etmektedir. caddelerinde yürümek hala zor, aranılan bir şeyi bulmak ise haka mümkündür.


MAHMUD PAŞA :

Doğum yeri ve tarihi kesin olarak bilinmeyen Mahmud paşa'nın Rum veya Hırvat kökenli ya da Rum-Hırvat melezi kökenli olduğu yolunda çeşitli rivayetler vardır. Ne zaman esir edildiği konusuda tartışmalı olan Mahmud Paşa'nın küçük yaşta annesi ile birlikte Semendire adası yakınlarında Türk akıncılarının eline düştüğü ve Edirne'ye getirildiği biliniyor. Ümeradan Mehmet ağa'nın himayesine giren Mahmud paşa, tahsiline bu zatın yanındayken başlayıp, yine onun nüfuzu sayesinde Edirne'de saraya alınarak sıkı bir denetim içersinde büyütüldü ve terbiye edildi. Burada sultan II. Murad'ın dikkatini çekti. Sultan ıı.Mehmed'in cülusundan sonra onunda iltifatına mazhar olarak ocak ağalığına yükseldi.

Rumelihisarı'nın yapımı esnasında Anadoluhisarı'nın tamirinde yararlılığı görüldüğünden, ikinci vezirliğe yükseltilen Mahmud paşa(1452), İstanbul'un fethi sırasında padişahın yanında bulundu ve kuşatmanın ilk günlerinde şehrin teslimi için Bizans'a elçi olarak gönderildi. Kuşatmada İshak paşa ile birlikte Edirnekapı-yedikule arasındaki kısımda savaştı. Şehrin bir türlü düşmemesi üzerine " kuşatma kaldırılsın " diyen Çandarlı ve beraberindekilere rağmen Mahmud paşa, padişahı destekleyerek kuşatmanın devam edilmesinden yana tavır gösterdi. fetihden sonra Çandarlının yerine sadrazamlığa getirildi.(1453) mahmud paşa Enderundan çıkan ilk sadrazam olup, Osmanlı tarihinde uzun süre bu görevde bulunan paşalardandır.  İlk sadareti 1466'ya kadar 13 yıl sürdü. İkinci sadaretinde ise bir sene kadar makamını koruyabildi(1472-1473)

Mahmud paşa fatih sultan Mehmet'in maiyetinde olarak bir çok sefere katıldı ve bu seferlerde pek çok başarılara imza attı. Karaman üzerine sefere çıkan Mahmudpaşa, yapılan savaşta Pir Ahmed bey'i yenmiş, o da kaçmıştı. Sefer dönüşü Mahmud paşa'nın yerinde gözü olan Rum Mehmed paşa, Pir Ahmed'in Vezir mahmudpaşa'nın göz yumması sonucu kaçtığını, o civardan İstanbul'a gönderilenlerin genelde fakir halk olduğunu, zengin halkın ise alınan rüşvetler sonucu yerlerinde bırakıldıklarını söyleyerek, padişahı Mahmudpaşa aleyhine kışkırttı. Çadırı üzerine yıktırılan paşa bu nedenle sadrazamlıktan çekildi.

Akkoyunlu seferi öncesinde yeniden sadarete getirilen Mahmud paşa'nın(1472), bu seferde tecrübesinden çokca istifade edilmesiyle birlikte, bazı mütalaalarının padişahın hoşuna gitmemesi ve çekemeyenlerin kışkırtmaları yüzünden sefer dönüşünde padişah tarafından sadaretten azledildi. Bundan sonra hayatını Kırklareli ile Edirne arasındaki Hasköy'de sürdürmeye başladı.

Şehzade Mustafa'nın ölümü üzerine herkes gibi başsağlığı dilemek üzere İstanbul'a gelen Mahmud paşa, hocası Kürt Hafız'ın tavsiyesine rağmen huzura çıktı fakat padişah tarafından çok soğuk karşılandı. Düşmanları ve çekemeyenleri tekrar sadrazam olmasından endişe ettikleri için aleyhinde konuşmuşlar, evlat acısı ile yüreği yanan Fatih Sultan Mehmet'e Mahmud Paşa'nın matem tutmadığını, hatta şehzadenin ölümünü sevinçle karşıladığını söylemişlerdi. Bunun üzerine padişah onu ortadan kaldırmaya karar vererek Yedikulu zindanlarına hapsettirdi. Bir müddet burada kalan paşa daha sonra idam edildi.

Paşa'nın ölümünden önce vasiyetini hazırlayarak bütün umurun padişahta olduğunu kabul ettiğini, hiç bir şeyi bulunmayıp, padişahın hizmetine bir at, bir kılıç ve 1.500 akçe ile geldiğini, oğlu Mehmed (veya Ali) ile vakıflarını padişahın himayesine terk ettiği rivayet edilir.

Fatih Sultan Mehmet döneminin önemli bir şahsiyeti olan ve halk tarafından çok sevilerek veli olduğuna hükmedilen Mahmud paşa'nın ölümü, büyük bir üzüntüye yol açtı. Müellifler bu olayı hüzünle anlatır ve paşanın şehit olduğunu söylerler. Fatih Sultan Mehmed'de pişmanlık duymuş ve cenaze törenine katılmıştı. Naaşı yaptırdığı caminin önündeki türbeye defnedildi. Mükrimin Halil Yınanç'ın anlattığına göre: bir iş için dilekçe yazanlar, dilekçelerini Mahmud paşa'nın türbesinin türbedanına vererek bir gece orada kalmasını sağlarlar, böylece işlerinin halledileceğine inanırlardı.

Hiçbir Osmanlı sadrazamında bulunmayan özelliklere sahip olan Mahmud paşa'nın ilim ve fen alanında da büyük hizmetleri görülmüştü. Ayrıca devrinin ricali, büyük alimleri ve şeyhleri ile sıkı münasebette bulunan Mahmud paşa, bilhassa şairlere ve ediplere çok alaka göstermiş, bir çok eserin bir araya gelmesine vesile olmuştu. Mahmud paşa'nın kendiside şair olup, " adni " mahlasını kullanmış ve bir divan oluşturmuştu. Ayrıca Farsca şiirleride bulunmaktadır.

Mahmud paşa, başta İstanbul olmak üzere Anadolu ve Rumelinin pek çok yerinde eserler yaptırmıştı. İstanbul'daki büyük külliyesinden başka; Ankara'da mescit, bedesten ve bir han, Bursa'da kervansaray ve mescit, Edirne'de cami, Hasköy'de hamam ve medrese, Sofya'da cuma mescidi, sebil,medrese ve han yaptırmıştı.

Rivayete göre mahmud paşa her yıl yerine birini bırakarak halvete girer ve erbain çıkarırdı. Kendisine bundan dolayı " veli " denirdi. Her hafta alimleri ve bilginleri davet edip, onlarla çeşitli konularda ilmi sohbetler yapan Mahmud paşa, konuklarına davetlerde verirdi. Bu ziyafetler sırasında ikram edilen pilava gerçek nohutlardan başka altın nohutlar da koydurarak, nasibi olanlara bu şekilde iltifatlarda bulunurdu.


MAHMUTPAŞA'DA ESERLER:

Mahmutpaşa külliyesi:
Semte adını veren külliye; Mahmutpaşa mahkemesi, Mengene ve Şeref efendi sokakları arasında yer alır. Hemen yakınında Nuruosmaniye külliyesi bulunur. Fetihden sonra İstanbul'da yapılan ilk vezir külliyesi ve iki büyük külliyeden biridir. Külliye: cami, medrese, imaret, sıbyan mektebi, türbe, büyük bir han, dergah, 265 dükkan ve yeri tam olarak tespit edilemeyen mahkeme binasından oluşuyordu. 1753 yılında meydana gelen büyük çarşı yangınında, külliye büyük bir zarara uğradı. Medresenin sadece dershanesi kaldı ve sıbyan mektebi ile imaret ortadan kalktı. Dergahtan yalnızca çilehanesinin izlerine rastlanmaktadır. Hamamın sadece erkekler bölümü zamanımıza kadar iyi bir şekilde korunarak ulaşabilmiştir. Külliyenin hanı ise [ Kürkçü hanı ], İstanbul'un 15. yüzyıldan kalma en eski hanıdır. Külliyeyi oluşturan öğelerden günümüze en orjinal şekli ile ulaşılabileni ise türbedir.

Mahmutpaşa caminin bulunduğu yerde Bizans'tan kalma büyük bir kilise vardı. Fatih, havariyyun kilisesini yıktırarak cami yaptırdığı gibi, Mahmutpaşa'da bu kiliseyi yıktırarak cami yaptırdı. Rivayete göre, kilise yıktırılıp caminin temelleri kazılırken altınla dolu iki küp meydana çıktı. Durum padişaha bildirildi.












Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

Ara