SİTEMİZİN RESMİ AÇILI TARİHİ OCAK 2010 TARİHİDİR.
| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 |
|
Tarabya, İstanbul Boğazı'nın Rumeli yakasında sahil şeridinde yer alır. Kuzeyinde Kireçburnu, Güneyinde ise Yeniköy semtleri ile komşudur. ilçe olarak Sarıyer'e bağlıdır. İstanbul'un en şirin semtlerinden sayılan Tarabya, Eminönü'ne 19 kilometre, Taksim'e ise 16 kilometre uzaklıktadır.
Tarabya çok eski bir yerleşim bölgesidir. Antik çağlarda Kryovrissis vadisinde bulunan Tarabya'nın o dönemlerdeki adı, Pharmacias idi. Bir diğer isim olarak yine o devirlerde Farmekeus adı da kullanılıyordu. Farmakeus zehirleyici olduğu gibi, ilaç anlamına da gelen bir kelimeydi. Mitolojiye göre, Kalkita kralının kızı babasının hazinelerine sahip olabilmek için, hazine muhafızlarını zehirlemiş, ve olay yerinden kaçmıştı. Tarabya'ya geldiğinde kalan zehiri de kendisi içer ve hayatına son verir. Bu efsaneye dayanılarak bu semte " zehirli " anlamına gelen Farmakeus adı verildi. Yüz yıllar sonra, yaklaşık 5. yüzyılda Patrik Attikos bu bölgeye gelmiş ve hastalığına şifa bulup iyileşince de semtin adını şifa veren ve iyileştirici anlamına gelen "Therapia" olarak değiştirmişti. Zaman içersinde Therapia kelimesi, Tarabya olarak söylenmeye başlanmıştır.
Bu semte Tarabya adının verilişinin bir başka söylentisi de şu dur: Padişah II.Selim(1566-1574) boğaziçi'nde yaptığı gezilerden birinde, burada balık yemiş ve çok beğendiği bu yerde bir kasır yapılmasını, Sokullu Mehmet Paşa'ya emretmiş ve adını da "Servi çemenzarı" koydurmuştu. Bu yerleşim bölgesine de keyif veren anlamına gelen Terabiye adını vermiş ve bu isim zamanla Tarabya adına dönüşmüştür.
Padişah II.Selim'in yöreye ilgi göstermesi ve çok beğenmesi, semtin gelişmesinin nedeni olmuştur.
Evliya çelebi ünlü eseri Seyahatnamesinde, Tarabya ilhili olarak şöyle yazar : " önceleri bu kasabanın yerinde, deniz kıyısında ki dalyandan başka hane yok idi. II.Selim, bu balık dalyanına uğrar ve envai balık avlatarak afiyetle yer. Sonra aynı yerde Tarabya nam bir kasabanın kurulmasını ve bir mesire yeri yapılmasını Sokullu Mehmet Paşa'ya buyurur. Bunun üzerine kasaba kurulur ve mamur hale getirilir. Sekiz yüz kadar evleri vardır. Bir müslüman mahallesi, bir cami, yedi tane de hıristiyan mahallesi vardır. kasabanın hamamı ve başka imareti yoktur. Kırk kadar küçük sokağı olup, bağ ve bahçesi çoktur."
Tarabya burnunda ki tepenin üzerinde(Tarabya oteli'nin arkasında ki tepe) vaktiyle gemilere yol gösteren bir fener, bir de tepenin çok rüzgar alması nedeniyle yapılan bir yel değirmeni vardı. Ancak günümüzde bu eserlerden her hangi bir iz yoktur.
Tarabya, koyu ile ünlüdür. İstanbul Boğazı'nın en iyi iki koyundan birisi Tarabya koyudur. Eski dönemlerde bu koya "oldias kalos" denir, Tarabya burnunda ki kayalıklara da "katergo" ismi verilirdi.
Cenevizliler ile Venediklilerin 1352 yılında, tarabya koyu açıklarında yaptıkları deniz savaşında, Ceneviz filosu, Venediklileri çok hırpalamış, kaptanları Nicolas Pisani, usta bir manevrayla donanmasını Tarabya koyuna yönlendirerek Venedik donanmasını tamamen yok olmaktan kurtarmıştır.
Tarabya 16.yüzyıla kadar, koyun en dip kısmında yer alan çok küçük ve bir kaç haneden oluşan bir balıkcı köyü idi. Köye yakın bir yerde ve deniz kıyısında bir de balıkcı dalyanı vardı.
Tarabya'da diğer boğaz semtleri gibi bir çok kereler Don ve Rus Kazaklarının saldırılarına maruz kalmış ve yakılıp yıkılmıştır. En büyük darbeyi 1624 yılında yapılan Kazak saldırısında almış, bu saldırı sonucu bütün köy yağmalanmış ve yakılmıştır. Bu saldırılardan sonra padişah IV.Murat zamanında Tarabya'nın imar edilmesine önem verildi ve kısa zamanda yeniden bir yerleşim bölgesine dönüştü.
Padişah II.Mahmut, 1829 yaz mevsimini, Tarabya çayırında ordugah kurarak geçirdi. Bu dönemde de "Servi Çemenzar'ı" kasrının genişletilmesine önem verilmişti. Bu görkemli kasır'da daha sonraları sultan Abdülmecid kalmış olmasına rağmen, bilahare Abdülaziz zamanında yıkılmıştır. Bu arazi II.Abdülhamit tarafından Almanlara verilmiş olup, Kasır yerine Alman büyükelçiliği binaları ve müştemilatı yapılmıştır.(1890-1910).Padişah II.Mahmut 1828 yılında karagahını bu kasrın bahçesinde kurmuş, Kırım savaşı sırasında ise bu kasır hastane olarak kullanılmıştır.
Tarabya'nın önemli tarihi eserlerinden biri, sultan III.Mustafa döneminde (1754-1774) Hacı Osman ağa tarafından yaptırılan ve aynı ismi taşıyan camidir. Zamanla harap olan cami,1828 ve 1829 yıllarında Silahtar Şehriyari Ali ağa tarafından yeniden inşa edilmiştir. Bu cami Tarabya'nın tek camii idi ve 1958-1960 yıllarında yol yapım çalışmalası nedeniyle, yıktırılmıştır. Tarabya'da şimdi altı cami var. Bunlar; Tarabya merkez camii(1958), Birlik evler camii, Dost evler camii, Aydın evler Ebubekir camii ve Topçam camii. Bu camilerin tarihi değeri yoktur ve hepsi yeni dönemde yapılan camilerdendir.
Tarabya'da müslüman mezarlığı yok. Çok eski tarihlerde, kumculukla uğraşan ve kum taşıyan manvacı Osman reis ve arkadaşları, bir fırtınaya tutularak mavnaları batınca boğulmuşlar ve bügün ki Garaj Restaurant'ın bulunduğu yerin arka tarafında ki yamaca gömülmüşlerdir. Mezar taşlarının hala bulunduğu bu yer, mezarlık olarak kullanılmıyor.
Tarabya'nın önemli tarihi eserlerinden biri de, örneği pek az görülen ve 1831 yılında Sultan II.Mahmut Han tarafından yaptırılan Sultan Mahmut Han II.Çeşmesidir. Bu çeşme Tarabya parkı içindedir.Çeşme dört cepheli direk biçimindedir. Diğer bir tarihi eser, Tarabya Hayat sokakta ki, Bezm-i Alem Valide Sultan çeşmesidir. Bu çeşme padişah Abdülmecid'in annesi Bez-i Alem Valide Sultan tarafından 1852 yılında yaptırılmış, 1901 yılında ise onarılmıştır. Çarşı içinde ki Harbiye Çiçek çeşmesi, 1996 yılında yapılmıştır ve her hangi bir tarihi özelliği yoktur. Genelde Kireçburnu sınırları içersinde olduğu kabul edilen, ancak Tarabya sınırları içersinde bulunan Vilayetler evinin yanında ki Mahmut Han II. çeşmesi(1814) de Tarabya'nın tarihi eserlerinden birisidir. Tarabya'da tarihi eser olarakkabul edilen bir hamam vardı, ancak bu hamam günümüze ulaşmamıştır. Bu hamama içkiciler hamamı deniliyordu.
Tarabya'da tarihi eser olarak, iki kilise ve üç ayazma vardı. Kiliselerden biri, Kostantinos(ayios)-Eleni(Ayıa) kilisesi, Rum ortodoks mezarlığı içinde olup 1875 yılında Banker Zarifi tarafından inşa edilmiştir. Yeniköy caddesi üzerinde ki bir sokaktan girilen ve yeşilliklerle çevrili bir avlu içinde olan kilise önceleri, Ioannes Prodoomos'a ithaf edilmiş iiken 1868 yılında, Yeorgios Zarifis'in katkılarıyla Ayia Paraskevi'ye ithafen yeniden inşa edildi. Bu kilise içersinde aynı ismi taşıyan bir ayazma bulunmaktadır. Tarabya'da ayrıca iki ayazma daha vardı ve bu ayazmalardan biri, Ayios Ionnas'e diğeri de Ionnes Prodromos'a (vaftizci yahya) ithaf edilmiştir.
Tarabya'nın tek kaynak suyu, soğuksudur. Hayat sokağın üst tarafında bulunan koruluğun içinden çıkmakta olup, Tarabya'da ki çeşmelerde bu su kullanılmaktadır. Tarabya, Terkos( Terkan) Metropolitliği'ne bağlı bir Rum köyü idi. Metropolit'in ünvanı Terkos ve Neokirion Piskoposu idi. Terkos yöresinde Türklerin sayısı artıp Rumların sayısı azalınca, Metropolitlik de Tarabya'ya taşınmış oldu.
Halen Terkos metropolitliği merkezi Tarabya'dadır. Tarabya'da ki kiliselerden ikisi[değişik isimleriyle: Ayayani ve Anastas] 6-7 Eylül olayları sırasında tahrip edildi. Tarabya'da Sinagog bulunmamaktadır. Ermeni ve Rumlara ait mezarlıklar ise, kiliselerle içiçedir. Tarabya, Boğaz'ın en çok ilgi gören semtlerinden biriydi. Koyu'nun güzelliği, havasının mükemmelliği, kuzey rüzgarlarına kapalı olduğu için ikliminin ılımanlığı, yeşilile mavinin içiçe olması nedeniyle bilhassa yabancı ülke temsilciliklerinin vaz geçemediği bir yerdi. Tarabya, yaz aylarında sayfiye için gelenlerin ve yabancı elçilik mensuplarının çokluğu ile bir anda havasına giriyordu. Yalılar, köşkler, konaklar doluyor, hatta sokak aralarında kiralık ev bulmak imkanı bile olmuyordu. Yabancılar gibi yerli zenginler de Tarabya'ya ilgi gösterince, deniz kıyıları yalı ve sahilhanelerle doldu. Her biri tarihi değer taşıyan bu binalar, mimari özellikleri ile de dikkati çeker.
Tarabya'nın en görkemli binalarından biri 19.yüzyılda yapılan Summer palas oteli idi. Bu otel, Alman Büyükelçiliğinin yazlık binalarının yanında ki koruluğun içinde idi. Ne yazık ki bu otel, 1915 yılında yaşanan büyük Tarabya yangınında yanmış, 1950 yılında ise tamamen yıkılmıştır. İpsilanti yalısı,[ bu yalıya çifte yalı da denilmektedir.] Kefeliköy caddesi üzerindedir. Padişah III.Selim döneminde(1789-1807) yaptırılan bu yalı bir kaç kez yanmıştır. İlk olarak 1818 Nisan ayında, ikinci kez 1913 yılı sonrasında ve son olarak da 1932 yılında yangın görmüştür. İpsilanti yalısı pek çok enteresan olaya tanıklık etmiştir. Bu yalının tarihçesi ile ilgili olarak Ahmet Mithat Efendi şöyle yazar:" Rumların, fenerliler denilen ve Tarih-i Osman-i de kayıtlı, Eflak ve Boğdan beylikleri ile alakalı büyük ailelerine ait bir yalı idi. Bunların devlete ihanetleri görüldü. Kendileri tarumar edildi. yalıları müsade edildi. Sultan III.Selim tarafından yalılar Dersaadet[istanbul] Fransız sefaretinin sayfiyesi olmak üzere fransızlara verildi"
Kireçburnu caddesi üzerinde ki Reşat Erkan yalısı ile Ali Rıza Ekinci yalısı da Tarabya'nın tarihi binalarındandır. İtalyan Büyükelçiliği yazlık binası da Tarabya'nın görkemli binalarından biridir. Bu bina padişah II.Abdülhamit zamanında ve 1906 yılında inşa edilmiştir. Elli üç odalı ve sofalı bu büyük yalı, padişah II.Abdülhamit tarafından karadağ beyi'nin Victor Emanuel ile evlenen kızına çeyiz olarak hediye edilmiştir. Tarabya' ya adını yazdıran ve Tarabya ile özdeşleşen bir diğer yalı da, Villa Zarifi yalısıdır. Padişah Abdülaziz(1861-1877) döneminde inşa edilmiştir. Yalının sahibi Nikola Zarifi paşadır.[Yorgo zarifi de deniliyor] Bu yalının sultan Abdülaziz tarafından Nikola zarifi paşa'ya hediye edildiği de resmi kayıtlarda olmasa da söylenmektedir. Bu yalı zaman içersinde değişik amaçlar için de kullanılmıştır. Bir ara pansiyon olmuş, daha sonra otel ve en son Restaurant olarak kullanılmıştır.
Zografos yalısı da tarihi eserlerden olup, 18.yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir. Yalının sahibi Hristaki Zografos, Sultan Abdülaziz'den itibaren devlete borç para veren bir bankerdi. Bu yalı hala Zografos ailesine ait olup günümüzde içinde torunları oturmaktadır. Hemen yanında ki bina, Kimon Palamidis Evyanidis yalısı ve tarihi eserlerdendir. Tarabyanın en görkemli tarihi binası Huber malikanesidir. Yani bugün ki Cumhurbaşkanlığı köşkü. Bina 19. yüzyılın sonlarında yapıldı. Bahçesinin yüzölçümü 34.046 metre karedir. Bu binanın sahibi, osmanlı devletine silah satan Krupp firmasının İstanbul temsilcisi Huber idi. Sultan Abdülaziz'in Fransa İmparatoriçesi'nin nedimesi için yaptırarak ona hediye ettiği bu bina bir kaç kez el değiştirmiştir. Osmanlı devleti Adalet bakanlarından Necmeddin Molla[kocataş] satın almış, bir süre sonra o da Mısır Hidiv'i İsmail paşa torunlarından Prenses Kadriye'ye satmıştır. Prenses bu görkemli köşkü, Fransız Dame de Sion'a hediye etmiş ve malikane bir süre okul olarak kullanılmıştır.Bu bina daha sonra Boğaziçi İnşaat ve Turizm A.Ş.şirketi tarfından satın alınmışsa da günümüzde Cumhurbaşkanlığı yazlık köşkü olarak kullanılmaktadır.
Tokatlıyan oteli, bugün ki Tarabya otelinin yerinde idi. 19.yüzyılda inşa edilen bu otel, Boğaziçi'nin en görkemli binalarındandı.Yıllarca Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi İstanbul sosyetesini ağırlıyan bu otel, 1954 yılında büyük bir yangın görmüştür. Yerine bugünki Tarabya oteli inşa edildi. Yedi yılda inşaatı tamamlana otel, 1964 yılında hizmete açıldı. T.C.Emekli sandığı tarafından işletilen otel, yakın zamanda yirmi yıllığına, bir yabancı firmaya kiralanmıştır. Otelde yanileme çalışmaları devam etmektedir.
Tarabya'da pek çok tarihi ağaç bulunmaktadır. Tarabya Dere sokağında ve Tarabya spor kulübünün önünde ki çınar ağacı da asırlık olup çevresi 5.40 metredir. Bir diğer anıt ağaç da deniz kenarında ki parkın ana caddeye yakın kısmında ve yol kenarında olup, çevresi 5.50 metredir. Tarabya'da özellikle elçilik binaları ile, diğer özel kişilere ait yalı ve köşklerin bahçe ve korulukları içersinde de çok sayıda tarihi ağaç vardır. Fransa Büyük elçiliği yazlık binası[Şimdi, Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi Kamu yönetimi bölümü] bahçesi içinde ki asırlık çınar ağaçları olağanüstü bir görüntüye sahiptir.
Tarabya, önceleri balıkcı köyü iken, sonraları sayfiye yeri olarak isim yaptı. Havasının ılıman olması, nefis koyu, mavi ve yeşillikler içersinde bulunması nedeniyle, zenginlerin ve yabancı ülke temsilciklerinin yerleşim bölgesi oldu. Tarabya sahil şeridinde yapılan yalılar, sahilhaneler ile iç kısımlarda ki köşk ve konaklar, burasının ne denli ilgi gördüğünü göstermesi açısından ilginçtir. Dalyanı, balıkcısı ve balıkcı esnafı ile küçük bir balıkcı köyü olan Tarabya, 18 ve 19. yüzyıllarda İstanbul'un Fener semtinde ki Rumların sayfiye yeri idi. Ancak 19. yüzyılda Rus konsolosluğu, İngiltere, Fransa, Almanya,Avusturya ve İtalya sefaretleri yazlık binaları ile, balıkcı köyü görüntüsünden bir anda uzaklaşmaya başlamış ve Tatil, eğlence semti olmuştur. tarabya koyu, yatlara, kotralara ve sandallara marina hizmeti vermektedir. Bu durumu ile Tarabya, günümüz de Sarıyer'in ve tüm Boğaziçi'nin turizm merkezidir.
Yaşam standartları yüksek olan Tarabyalılar, eğlence sektörüne de önem verdiklerinden, burada çok sayıda lokanta ve müzikhol vardır. Tarabya'nın zamanla yazlığa gelinen bir semt olmasından çok, devamlı oturulan bir semte dönüşmesi, bu mahallenin şaşılacak bir hızla büyümesine neden olmuştur. Günümüzde Tarabya, ilçenin en modern ve zengin ilçesi olduğu gibi, en kalabalık semtidir de.
İstanbul'un gazinolar semti olarak adlandırılan Tarabya'da, yaşam, gece olunca çok hareketlenir. Eskiden Hristo'nun, İdareci Boğos'un, Garabet'in, Serafi'nin meyhanesi, yeni karadut, Taverna, Paella, Villa zarif gazinoları ile ünlü iken, sonraları Tarabya sahili çok daha fazla sayıda lokanta ve müzikhollerle dolmuştur. burada ki lokantalardan Filiz ve Kıyı restaurant, Türkiye'de en iyi balık yenilen ilk on lokanta arasında bulunmaktadır. Kireçburnu mahallesine çok yakın bulunan ancak Tarabya mahallesi sınırları içersinde olan Uğurcan restaurant[ eski Façyo ], Mehmet usta ve Family restaurantları da çok ilgi gören mekanlardır. İstanbul Vilayet evi de Tarabya sınırları içersindedir.
Tarabya'nın en ünlü mamulü, dondurmasıdır. Ünlü Veli Usta 1927 yılından beri küçük işletmesinde ürettiği dondurma ile adeta markalaşmıştır. Şimdilerde işin başında olan çocukları ve torunları, aynı hassasiyet ve titizlilik içersinde, marka olan bu ünü sürdürmektedirler. Eğer tarabya'nın bu ünlü dondurmacısına yolunuz düşerse, muhakkak " kağıt helvalı " dondurmayı yiyiniz.
Boğaziçi'nin ilk deniz hamamlarından biri[plaj] Tarabya'da açıldı. İstanbul şehremaneti 28.09.1870 yılında aldığı bir kararla, Kadıköy, Adalar ve Boğaziçi'nde yirmibiri erkek, beşi kadınlara ait olmak üzere toplam yirmialtı hamam[plaj] açılmasına hüküm verir. Bu karar üzerine 1871 yılında Tarabya'da ilk plaj açılmış olur. Çok uzun yıllar kullanılan bu plaj bir ara kapanmış, daha sonraları yeniden açılarak Tarabya Plajı adı altında işletilmeye başlanmıştır. İstanbul sosyetesinin çok ilgi gösterdiği bu plaj eskiden halk plajı iken sonraları Tarabya otelinin özel plajı olmuştur. Daha sonraları, özel şahıslara kiralanan Tarabya plajı, şimdilerde palet 2 isimli Restaurant'ın bi bölümü olarak faaliyetini sürdürmektedir.