BAZI KENTLERİN TARİHİNİ YAZMAK ZORDUR
GÜZEL İSTANBUL

SİTEMİZİN RESMİ AÇILI TARİHİ OCAK 2010 TARİHİDİR.

Şubat 2012
PzrPztSaÇaPeCuCts
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
26272829
Aylık Arşiv
Ocak 2012
Şubat 2012
Yıllık Arşiv
2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012
Son Fotoğraflar
ayvansaray
boğaz ve gemi
SÜLEYMANİYE CAMİ
SULTANAHMET CAMİ
SULTANAHMET CAMİ
Yeniköy....

Yeniköy, İstanbul boğazının Rumeli yakasında yer alan en güzel semtlerden birisidir. İlçe olarak, Sarıyer'e bağlıdır. Kuzeyinde Tarabya, güneyinde ise İstinye semtleri ile komşudur.

Yeniköy'ün yerleşim bölgesi olarak ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmiyor. Bazı kaynaklar Bizans döneminde böyle bir semte rastlanmadığından bahsederken, bazı kaynaklar ise tam aksine, Bizans döneminde ki adını bile vermektedirler. Ancak kesin olan, Yeniköy'ün Kanuni Sultan Süleyman'ın(1520-1566) fermanı ile, Karadeniz, özellikle Trabzon ve Rize tarafından getirtilen Rum ve Türk ailelerin iskan edilmesiyle kurulduğudur. Yeni bir yerleşim bölgesi olan buraya Türkler Yeniköy, Rumlar ise, aynı anlama gelen Neohorion(Neokhorion) demişlerdir. Zamanla Neohorion kelimesi, biraz kısaltılarak Nihoriye dönüşmüş ve öyle söylene gelmiştir.

Ne var ki bazı kaynaklar, Yeniköy'ün antik çağlarda ki varlığından bahseder ve isminin Neapolis(yenişehir), olduğunu yazar. İstanbul'un fethinden sonra Romanya'nın Geni bölgesinden gelen Ulah ailelerinin yerleştiği bu bölgeye, Geniköy'den esinlenerek, Yeniköy denilmektedir. Bizans döneminde, semtin üstkısımlarında ki kocayemiş ağaçlarının çokluğundan esinlenerek aynı anlamı veren, Kamarodes(Kommaros) denilirdi. Bizans öncesinde ise, Makedonyalı Filip'in komutanlarından Demotriyos, çok sıcak bir günde bu yörede yaptığı savaşta Bizanslılara yenildiği için, günün anısına semte, Termimeriyon (termineri), yani sıcak köyü denilmiştir.

17.yüzyılda Padişah Kanuni Sultan Süleyman(1520-1566) bir ferman çıkararak İstanbul'un çevresindeki boş alanların yerleşim bölgesine dönüştürülmesini ister. Bu istek üzerine bir çok yerleşim bölgesi kurulur. Bu yeni yerleşim bölgelerinden biri de Yeniköydür.

Yeniköy'ün yerli halkı Karadeniz yöresinden, özellikle Trabzon ve Rize'den getirilen Rum ve Türk ailelerdir. Semte sonra Ermeniler daha sonrada Museviler gelerek yerleşmişlerdir.

Evliya çelebi Seyahatnamesinde Yeniköy ile ilgili şöyle yazmaktadır: " Burası Sultan Süleymen'ın fermanı ile iskan edildiği için Yeniköy derler. Üç bin haneli, bağlı ve bahçeli müzeyyen bir şehirdir. Galata kadısı'nın naibi hükmünde olup, subaşısı, yeniçeri Serdar'ı, çavuşu ve yasakcıları vardır. Üç camii olup, lebiderya'da olan kaptan Halil paşa cami gayet şirindir. Hacı Ömer hanesi önünde, yeniçeri avcıları, Istranca dağlarında avladıkları Karacaların etini padişah için pastırma yaparlar, evin önünde ki çimenzar sofada perverde ederler; çünkü buraların ab-ı latifdir. Bir hamamı, bir hanı ve bekar odaları, iki yüz dükkanı vardır. Karadeniz'e giden gemilerin kaptanları, peksimeti Galata'dan ve Yeniköy'den alırlar.

Yeniköy'de diğer boğaz semtleri gibi sık sık Rus ve Don kazaklarının saldırısına maruz kalır. Rus kazaklarının 1624 yılında yaptıkları saldırıda, saldırganlar üç yüz kadar şayka[ küçük fakat çok süratli tekne] ile Yeniköy'e saldırır, etrafı yakıp yıkar, ne varsa yağmalarlar, çok sayıda Türk ve Rum'u öldürüp, binden fazla esir alarak çekip giderler. Yeniçerileri bayram nedeni ile müdahale edememiş olması bu felaketi, Yeniköylülerin başına getirir. Ne var ki, Rus ve Don kazaklarının saldırıları pek çok kez tekrar etmiş, ve Yeniköy gibi diğer semtlerde yağmalanmıştır. Nispeten genç bir yerleşimbbölgesi olmasına karşın Yeniköy'de pek çok tarihi eser vardır. Bilhassa sahil şeridinde ki yalılar, sahilhaneler, ana caddenin üst kısımlarında ki konak ve köşkler birer tarihi yapı özelliği taşır.

Yeniköy'de üç tarihi cami vardı. Bu camilerden biri Padişah II.Osman döneminde(1618-1622) Kaptan-ı derya ve sadrazam Güzelce Ali Paşa tarafından yaptırılan camidir. Bu camiye Çelebi Ali Paşa cami de deniliyordu. Diğeri, şeyhülislam Zembilli Ali efendinin oğlu Fazlı efendi(ö:1583) tarafından yaptırılam Molla Çelebi cami ve diğeri de derya reislerinden Osman Ağa  tarafından yaptırılan Osman reis camii idi.Bu camilerdden Molla Çelebi cami ile Çelebi Ali paşa camii, 1958 yılında yapılan yol genişletme çalışmaları  sırasında yıkılmış gitmiştir. Ancak Osman Reis camii halen durmaktadır.

Yeniköy'de günümüzde beş cami vardır. Bunlar: Osman Reis camii(1635), Yeniköy çarşısı içinde ki yeni cami, Bağlar mevkii Cevahirler camii, askerlik şubesi karşısında ki sokaktaki Yeniköy  yeni cami(1966), ve kalender üstü mahallesi camidir. Bu camilerden Osman Reis cami, Yeniköy'de ki en eski ve önemli tarihi yapılardan biridir. Bu cami 1903 yılında Ahmet Arif paşa tarafından bugünkü haliyle yeniden inşa edildi. Caminin alt tarafında(deniz tarafı) bir haziresi(mezarlık) bulunmaktadır. Cami bahçesinde çok eski tarihlerde yine bu camiye ait bir okul vardı. Ancak günümüzde bu okul ile ilgiili  bir iz yoktur.

Yeniköy'de ki bir başka tarihi eser, Yeniköy hamamıdıır. Bu hamamı İskender paşa yaptırdığından, İskender Paşa hamamı olarak da anılır. Hamam, Yeniköy Köybaşı caddesi üzerinde cami yakınlarında idi. Yol yapım çalışmalrı sırasında ve 1958 yılında yıkılmıştır. İskender paşa  vakfında olan hamama, Reisler hamamı deniliyordu. Yeniköy'de bir de Şeyh İsmail efendinin kurduğu Halveti tarikatı tekkesi vardı. Bu tarikatın tekke binası günümüze kadar gelmemiştir, ancak bahçesinde ki mezarlıkta bulunan mezarlar ve mezar taşları halen korunmaktadır.

Yeniköy'de beş kilise, bir sinagog inşa edilmiştir. Bunlar; Ayios Nikolaos, Ayios Yeorgios ve Panayia Kumariotisa Rum kiliseleri, Surp Asdvadzadzin ve Surp Hovhannes Mıgırdıç Ermeni kiliseleridir. Musevilerin de yeniköy  Sinagogu adını taşıyan bir sinagogları vardır. Panayia Kumariotisa kilisesi Meryem anaya ithaf edilmiş olup, inşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak 17.yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. 1722 yılında Yeniköy'de çıkan büyük yangında, üç kilisenin yandığı bilinmektedir. ikinci kez inşa edilen kilise, 1821 yılına kadar kullanılmıştır.1821 yılında Mora isyanı  nedeniyle bazı kiliseler  yakılıp yıkılmıştı. Bu kilisede yakılanlardan biri olmuştur. 1836 yılında İstanbul'u kasıp kavuran veba salgınının, Yeniköy'lü Kara Theodori paşanın uyguladığı karantina sistemi ile önlenmesi üzerine, Padişah Sultan II.Mahmud, çok memnun olmuş ve bu hizmete karşılık bugünkü kilisenin yapımına izin vermiştir.1837 yılında tamamlanan kilisede, değerli tarihi eser ikonalar ve üç katlı görkemli çan kulesi vardır. Çan kulesi ayrı bir binadır.

Ayios Nikolaos kilisesi yeniköy'ün ikinci büyük kilisesidir. balıkcı ve denizcilerin koruyucusu Aziz Nikola adına ithaf edilmiştir. Bu kilisenin ilk yapım tarihi belirsizdir. 1772 yangınından sonra bir kaç kez yenilenmiştir. Bu kilisede tahrip edilen kiliselerden idi ve 1839 yılında yeniden inşa edilerek günümüze kadar gelmiştir. Kilise bahçesi içersinde ayrı bir bina olarak iki katlı çan kulesi 1888 yılında inşa edilmiştir.

Ayios Yeorgios kilisesi, İstanbul'da Kudüs Patrikhanesine bağlı ve aynı ismi taşıyan kiliselerden biridir. Bu kilisenin de ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak 1740 yılında mevcut olduğu, yıllık gelirinin 40 kuruş civarında olduğu ve bu haliyle  yeniköy'de ki kiliseler içersinde mali açıdan en fakiri olduğu kayıtlarda mevcuttur.  Bu kilise simitci Salih sokağı ile Valide çeşmesi sokağı arasında olup, bugünkü durumunu 1851 yılında almıştır.

Yeniköy'de, 17. yüzyılda az miktarda da olsa Ermeniler de yaşıyordu. Ermeni nüfusu  18. yüzyılda artmaya başlamış ve 20. yüzyılın başlarında cemaat olabilmişlerdir. Ermenilerin kilisesi Surp Asdvadzadzin kilisesi, Meryem anaya ithaf edilmiştir. 1760 yılında yapılan kilise, 1834yılında yenilenmiş olup halen kullanılmaktadır. Ermenilere ait ikinci kilise Surp Hovhannes Mıgırdıç kilisesidir. Vaftizci yahya'ya ithaf edilmiştir ve Yeniköy köybaşı'nda olup, ana caddeye yakındır.

Yeniköy'de ilk yerleşim yıllarında Musevi nüfus yoktu. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren sayfiye amaçlı gelmeleri ve özellikle yaz aylarında ikamet etmeleri ile dikkati çektiler. Cemaat olacak duruma geldiklerinde ise, ibadet ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla, Musevi banker Kamondo ailesinin desteği ile 1870 li yıllarda askerlik şubesinin karşısında inşa edilen sinagogu hizmete açtılar.

Yeniköy'de ki her kilisenin bahçesinde mezarlık var. Kilise bahçesinde ki mezarlıklar hala bakımlı ve mezarların kimlere ait oldukları bellidir. Kiliselerin dışında ki  Rum mezarlıkları sahilden hayli içerde, yeniköy'ün sırtlarındaolup kullanılır durumdadir. Ermeni mezarlığı ise, Yeniköy mezarlığı arkasında bulunan hakim bir tepe üzerindedir. Bu mezarlığı hangi olay nedeniyle  şehitlik olarak isimlendirildiiği bilinmemektedir. Türk mezarlığı da Yeniköy'ün iç kısımlarındadir. Yeniköy'de Musevi mezarlığı bulunmamaktadır.

Yeniköy'de padişah III.Selim'in annesi Mihrişah sultan'ın yaptırdığı iki çeşme vardı. Köybaşı caddesi üzerinde bulunan tek yüzlü duvar çeşmesi 1805 yılında yaptırılmış fakat 1957 yılında ki yol yapım çalışmaları sırasında yok olmuştur. Mihrişah valide Sultan 1805 yılında bir çeşme daha yaptırdı. Çeşme, Molla Çelebi caminin kıble duvarındaydı. Ancak yol yapım çalışmaları sırasında 1957 yılında Molla Çelebi cami ile birlikte yıkılmıştır. Bu çeşmeşimdi, askerlik şubesinin yanında ki parkın içinde olup, tarihi eser olarak korunmaktadır. Bu parkın içersinde bir de su terazisi vardır ancak hangi tarihde ve  kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Hüseyin paşa(ağa) çeşmesi, 1825 yılında kalender mevkiinde ve yol üzerinde yapıldı. Ne var ki bu çeşmede yol yapım çalışmaları sırasında yıkılmıştır. Yıkımdan nasibi alan çeşmelerden biri de üç kitabeli Hacı Baba çeşmesidir. Ana cadde üzerinde bulunan bu çeşmede, Ermenice, Türkçe ve Rumca olmak üzere üç kitabe vardır. Ermenicekitabede 1841, Rumca kitabede 1861 ve Türkçe kitabede 1863 tarihleri yazılıdır. Bu göstermekktedir ki çeşme, üç kez bakım görmüştür. Bu çeşmede yol bakım çalışmaları sırasında yıkılıp gitmiştir. Yeniköy Yeni cami yanında ki büyük duvar çeşmesi de tarihi çeşmelerden olup, üzerinde herhangi bir kitabe olmadığından, kim tarafından ve hangi tarihde yapıldığı bilinmemektedir.

Mahallenin tek kaynak suyu, Kumsuyudur. Özgür sokağının ist kısmında bulunan bu çeşme, üç ayrı çeşme ile çarşı içine  iner. Birinci çeşme Özgür sokakta, ikinci çeşme Köyderesi sokakta, üçüncü çeşme ise Simitci Salih sokaktadır. Çeşmenin yapılış tarihi 1947 dir. Eski dönemlerde Yeniköy, su kaynağı bol olan yerleşim alanlarındandı. Bu nedenle de pekçok ayazma vardı. Yeniköy'de ki başlıca ayazmalar şunlardır: Panayia Tis Fatnis ayazması, Ayia Paraskevi ayazması, Ayios Haralombos ayazması. Panayia Tis Fatnis ayazmasının yapım tarihi bilinmemektedir. Su dolabı sokağında bulunan bu ayazma yığma  taştan yapımış ancak sonradan ahıra dönüştürülmüştür. 1950 yılında Ayazmanın bulunduğu alan Rumlar tarafından satın alınmış, yeniden inşa  edilmiştir. Yeniköy'ün en bakımlı ve en büyük ayazmasıdır. Ayia Paraskevi ayazması, Yeniköy'ün hala en çok ziyaret edilen ayazmasıdır. Küçük bir kulübe durumundadır, suyu acıdır, göz hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Bu ayazmanın yanında, iki tarihi çınar ağacı bulunmaktadır. Ayios Haralombos ayazması, halen kullanılan bir ayazmadır ve kısa bir süre önce onarım görmüştür. Sayılan bu üç  ayazmadan başka  pek çok ayazma daha vardı. Ayios Therapnon ayazması adını taşıyan iki ayazma 1960 yılına kadar ziyaret ediliyordu, ancak zamanla kaybolup gitmişlerdir. Bu bölgede bulunan diğer ayazmalarda zaman süreci içersinde yıkılıp gitmişlerdir.

Mahallede ki asırlık ağaçların çokluğu dikkat çeker. Ayaparaskevi ayazmasının yanında ki iki çınar ağacından birinin çevresi 4.40 metre, diğerinin ise 2.85 metredir. Eski çifte Çınar gazinosu[şimdi böyle bir gazino yok] girişinde ki çınar ağacının çevresi 3.80 metredir. Tahsin Gürel[sonraları Ilıcak yalısı] yalısının bahçesindeki dev çınar ağacı ise, dipten beş dallıdır. Aynı yalının bahçesinde bulunan bir başka çınarda asırlık ağaçlardandır.

Yeniköy, Boğaziçi'nin en göz alıcı yerine kurulmuş bir yerleşim bölgesidir. He riki yanında koy olması(İstinye-tarabya) önemini daha da arttırmıştır. Deniz suyunun biraz akıntılı ama temiz, semtin iç kısımlarına gidildikçe yeşil ve ağaçlık alanların bolluğu, havasının fevkalade güzel olası ile İstanbul'un çok çabuk gelişen ve ilgi çeken mahallelerinden olmuştur.

Yeniköy'ün kuruluşunda iki mahalle ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri Türk mahallesi diğeri ise Türk mahallesidir. Türkler İstinya'ye kadar olan bir alanda yerleşmişlerken, Rumlar da Kalender'e kadar olan bir alanda yerleşmişlerdi. Türkler kendi mahallelerine Yeniköy, Rumlar ise Neohorion diyorlardı. yeniköy, 19. yüzyılın sonları ile 20.yüzyılın başlarında çok ilgi çeken semtlerden biri oldu. Bilhassa devlet adamları ile bürokratların ilgi göstermesi, zenginlerin, paşa, paşazade, devlet adamları ve bürokratların Yeniköy'e yerleşmesi burayı yalılar, sahilhaneler ve konaklar semti yapmıştır.

Yeniköy'de ilk tarihi eser binayı yaptıran, Sultanahmet cami bina emini, Kalender çavuş  olmuştur. Kalender cavuş burada büyük bir hamam ve sahilsaray yaptırdı. Semt bu nedenle de Kalender adını aldı. Halen ordu evi olarak kullanılan Kalender köşkü, Padişah III.Ahmet döneminde(1703-1730) Sadrazam Damat İbrahim paşa tarafından yaptırıldı. Bu bina daha önce Kalender Çavuş tarafından yaptırılan binanın temelleri üzerine inşa edilmiştir. Bazı kaynaklarda bu binanın 1866-1875 yıllarında yaptırıldığı belirtilmektedir. Kalender köşkünde, Sultan Aziz 27.09.1864 tarihinde III.Napoleon'un kuzeni Muray'ı kabul etti. Bu muhteşem köşk bir kaç kez yangın geçirmiştir. Son kez 1939 yılında yandı. 1967 yılına kadar harap bir vaziyette kalan yalı, bir kat ilavesiyle yeniden inşa edilmişi ve günümüzde ordu evi olarak kullanılmaktadır.

Mr Walker sahilhanesi 1870 li yıllarda yapılmış olup günümüzde sahibi Eczacıbaşı ailesidir. Kalender caddesi üzerindeki Mühendis Nebil Serter yalısı 19. yüz yılda Sultan Abdülhamid döneminde yaptırılmıştır. Eski Sarıyer adliye binası daha önceleri Polonya büyük elçiliği idi. Bina 19. yüzyıl başlarında inşa edildi. Bu binayı İlhami Özdemiroğlu satın aldıktan sonra, 1960 yılında Sarıyer adliyesi olmuştur. 1972 yılında büyük bir yangın gördükten sonra onarım görmüştür. Cezayirliyan yalısı da tarihi binalardandır. 1885 yılında inşa edilmiştir.Bu yalı I.Dünya Savaşından önce Avusturya-Macaristan büyükelçiliği daha sonra da yazlığı olarak kullanılmıştır. Yalının en büyük özelliği, giriş taşlığında ki çakıl taşı süslemelerinin muhteşem bir güzelliğe sahip olmasıdır.
Tarabya-Yeniköy yolu üzerinde ki 48 numaralı yalı,1885 yılında inşa edilmiş olup İbrahim Esi'ye aittir. Bu yalının bir diğer ismide F.Selman Kabibay yalısıdır. Deniz kenarında ve Yeniköy'ün küçük balıkcı barınağının hemen yanında ki yalı 19. yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olup, Ziya Kalkavan yalısı ismini taşımakta ise de, bu yalı Armatörler Kooperatifine aittir. Yeniköy'de sahilhaneler, yalılar birbirini kovalar. Sandoz yalısı olarakbilinen yalının ilk sahibi, Mösyö Pardoe idi. Sonraları yalıya, Fuat-Feride irel ailesi sahip oldular. Dadyan yalısı,18. yüzyılın sonlarında inşa edildi. Sahibi Sultan II.Abdülhamid'in vezirlerinden Dadyan idi. Bu binayı zengin tüccarlardan Ermeni Düzoğlu yaptırmıştır. Ne var ki büyük harcamalarla yapılan bu yalı nedeniyle Düzoğlu yolsuzluklarla suçlanmış ve sonuçte saray gibi olan bu yalının balkonunda asılarak idam edilmiştir. Yalı daha sonraları Nikola Aristarhi'ye geçmiş, daha sonrada Dadyanlar tarafından satın alınmıştır. Binanın son sahibi ise Adil Sezer dir. Baran yalısı 1897yılında inşa edilmiş sonra da el değiştirmiştir. Yalıyı önce Hamapolos isimli bir şahıs satın almış, daha sonra 1920 yılında Dr. Muvaffak Gören yalının sahibi olmuştur. Bu yalının yanı başında Ali Rıza paşa yalısı bulunmaktadır. yalı 19. yüzyılın sonlarında bir Fransız Musevisi tarafından inşa edilmiş, 1908 yılında yalıyı Ali Rıza Paşa satın almıştır. Yalı bu isimlle anılmaktadır. Rum parayia Mütevelli heyetinin sahibi olduğu 11 kapı numaralı yalı, 1850-1875 yılları arasında yapılmış olan tarihi özellik taşıyan bir yalıdır. Faik bey ve Bekir yalıları birbirine simetrrik olarak yapılmış yalılardır. Son sahipleri Müh. Adnan Ünlütürk ve Lütfiye Kurtoğludur. 1890-1895 yılları arasında yapılan yalı, Yeniköy vapur iskelesinin hemen yanındadır.

Yeniköy vapur iskelesinin yanında ki(İstinye tarafı) yalının yapılış tarihi belli değildir. İlk sahibi olan Eyüp paşa'dan Hacı Parsık İhmalyan'a geçmiş uzun yıllar lokanta olarak kullanılmasına rağmen son yıllarda kaderine terk edilmiş durumdadır. Mısırlı Fuat bey yalısı bilahare Baltacıoğlu yalısı olmuştur. 18. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiş olan yalıyı Fuat bey, Mısırlı İhsan bey'den satın almışsa da daha sonraları yalı önce Boronkay ailesine sonraları da Mustafa Özkan'a satılmıştır.

yeniköy'deki tarihi eser yalılardan biri de Tahsin bey yalısıdır.Tahsin bey'e ait şirketin iflasından sonra yalı, Ilıcak ailesine geçmiştir. Bu ailenin de iflası üzerine yalıya Enka şirketi ortaklarından Sadi Gülçelik sahip oldu(1975) 1980 yılında elim bir uçak kazası sonucu Sadi Gülçelik ölünce, yalı tekrar Ilıcak ailesine geçti. daha sonra Borç-Alacak olayları nedeniyle yalı, Doğuş grubu tarafından haciz edildi. Erol Aksoy ile Ilıcakların anlaşmaları üzerine yalıya Erol Aksoy sahip oldu. Ne varki,yalı Erol Aksoy'da fazla kalmadı ve 2004 yılında Sabancı ailesi tarafından satın alındı. Bu yalının bir ismi de lanetli yalıdır. Bu ismi almasının nedeni, yalıya sahip olanların hiçi birisinin işlerinin iflah olmamasıdır. Bu yalının en büyük özelliği seksen metrelik bir rıhtıma sahip olmasıdır.

Yeniköy'ün en görkemli yalılarından birisi de Sait Halim paşa yalısıdır. 1875- 1900 yılları arasında yapılmıştır. Yalının bir ismide, bahçesinde Aslan heykeli olması nedeniyle Aslanlı yalıdır. Mısır prensi tarafından satın alınan harap haldeki yalı, bugünkü haliyle yeniden yaptırıldı. 1950 li yıllarda ki yol bakım ve genişletme çalışmaları sırasında yalıyı, koruya bağlayan ve geçiş veren iki köprü yıktırılmıştır. Sadrazam Sait Halim paşa'nın bu yalısında Türk-Alman anlaşması imzalandı ve Osmanlı imparatorluğu bu anlaşma ile I.Dünya savaşına girdi. Bu savaş osmanlı imparatorluğunun çökmesine neden olmuştur. Sadrazam Sait Halim Paşa, 1921 yılında Paris'de bir Ermeni komitacı tarafından öldürüldü. Yalı 1960 yılında Turizm bakanlığı tarafından satın alındı ve değişik amaçlar için kullanıldı. Bir ara eğlence merkezi yapılan yalı, sonraları Başbakanlık yazlık komutu olarak da değerlendirildi. yalı 1980-1984 yılları arasında büyük onarım gördü. 1995 yılında yangın geçiren yalı, Turizm bakanlığı tarafından yeniden onarıldı ve 2004 yılında kırk dokuz yıllığına Göçtur turizm firmasına kiralanmıştır.

Köybaşı caddesinde ki yalılardan biri de çaycı İstapan yalısıdır. Ne zaman yapıldığı bilinmiyor. 1991 yılında Necati Aslan olarak isim almışsa da bu yalı, Dr. Hulusi Beçet yalısı olarak bilinir.

Eski zaptiye(polis) karakolu, 1901 yılında yapılmış olan, Yeniköy'den Yenimahalleye kadar giden karakollardan biridir. Bu bina 1923 yılından beri askerlik şubesi olarak kullanılıyor. Madenci Arif bey yalısı tarihi eserlerden olup, Süreyya bey yalısı olarak da bilinmektedir. Köybaşı caddesindeki 157 nolu yalı, Dr. Rasim bey yalısı olup, son sahibi eski Başbakanlardan Tansu Çillerdir. Bu yalının hemen yanında Üstünkaya yalısı bulunmaktadır. Bu yalıda çok el değiştiren yalılardan olmuştur. Faruk Sezerar yalısı, 18. yüzyılın sonlarında yapılmış tarihi ve önemli yapılardan biridir. Yalı, iki Fransız tarafından Aslan Sadıkoğluna satıldı. 1933 yılında Ord. Prof. Dr. Burhanettin Sezerar yalının son sahibi oldu. Yalı, profesör'ün oğlu olan Faruk Sezerar adıyla anılmaktadır. Bir diğer tarihi yalı da, Levazım Reisi Birinci Ferik Ahmet Afif paşa(1852-1920) yalısı olup 1910 yılında yaptırılmıştır. Yalıya sonraları Misbah Muhayyeş sahip olmuş ve yalı bu isimle anılmaya başlamıştır. Özgün mimarisi ve  görkemli yapısıyla bu yalı boğaziçi'nin en kıymetli yalılarından birisidir. Bu tarihi binanın son sahibi ise Uzan ailesidir. Yalı eskisine uygun olarak 1986 yılında yenilenmiştir. Sadece yeniköy mahallesinin ve Sarıyer ilçesinin değil, Boğaziçi'nin en muhteşem yalısı, Şehzade Burhanettin efendi yalısıdır. Yalı 1880 yılında yapılmış olup, ilk sahibi Varti Vartaks efendidir. Üç bin metrekare kapalı alanı, 64 odası bulunan yalının 60 metrelik bir de rıhtımı vardır. İlk sahibinin ölmesi üzerine yalıya Teşkilat-ı umumiye nazırı Ahmet Münir paşa sahip oldu. 1911 yılında Sultan II.Abdülhamid, çok sevdiği oğlu şehzade Burhanettin efendi için yalıyı satın aldı. Burhanettin efendi, İstanbul'dan ayrılmadan önce yalıyı Ahmet İhsan bey'e sattı. 1984 yılında ise yalının sahibi Müfit Erbilgin oldu. Yalı büyük bir onarım gördü ve 1999 yılında tamamlandı. Bu yalı 1984 yılından beri Erbilgin yalısı olarak anılmaktadır.

Yeniköy, İstanbul'da ki pek çok yabancı ülke temsilcilikleri tarafından da ilgi gördü. Aynen Tarabya ve Büyükdere gibi. Yeniköy'de Polonya, İran, Avusturya, Yunanistan, A.B.D. sefaret ve konsolosluklarının yazlık binaları bulunuyor, bu ülke temsilcileri yaz aylarını buralarda geçiriyorlardı.

Yeniköy sadece yabancı ülke temsilcileri tarafından değil, turist olarak da gelen yerli ve yabancıların da ilgi gösterdikleri bir semt olduğundan otel sayısı fazla idi. Yeniköy'de ilk otel 1913 yılında Hotel Thalia adıyla açıldı. Sonraları Yeniköy Rum Parayia kilisesi mütevelli heyetine ait yalı bir ara, Josep Levi tarafından Splendit oteli adıyla işletildi. Bu yalının alt bölümü uzun bir zamandan beri Aleko'nun yeri ve Deniz park adıyla restaurant olarak işletilmektedir. Daha sonra ki yıllarda da Yeniköy'de otel açımına devam edildi. Bu otelleri Beyaz yalı oteli(1949), ve Boğaziçi otelleri(1960) izledi.Ne var ki bu otellerin hiç biri uzun ömürlü olamadı. Yeniköy'de ilk modern otel, 1960 lı yılların sonunda, Sait Halim paşa yalısının yanında, Carlton oteli adıyla açıldı. Bu otel 1986 yılında kapatıldı ve sonra da yıkılmıştır.

Yeniköy'de yaşam çeşitlilik gösterir. İlk yıllarda Yeniköy halkı balıkcılık, bağcılık, bahçecilik, meyvecilik, fırıncılık, meyhanecilik ve kayıkcılık yapıyorlardı. Yeniköy'ün özellikle Rum fırıncıları ile balıkcıları mesleklerinde çok başarılı olmuşlardı. daha sonra diğer  meslekler gelişmiştir.

Yeniköy uzun yıllar, Karadeniz veya Marmara tarafına sefere çıkacak olan gemilere erzak veren hareketli bir merkezdi. Bilhassa Yeniköylü fırıncıların yaptıkları peksimetler, çok meşhurdu ve dayanıklı olmaları nedeniyle gemiler bolca peksimet alırlardı. Halen yeniköy otobüs durağının arkasında bulunan Tarihi Yeniköy börekcisi ününü devam ettirmektedir.

Yeniköy'ün balıkcıları ve balıkcı reisleri de çok ünlüydüler. Özellikle dalyancıları ve Dalyan reisleri çok aranır, dalyan kurulması işi hep onlara verilirdi. Dalyancılık gibi, küçük ağa ve olta balıkcılığı ile Çirozculukta da çok ustaydılar.

Yeniköy'de gelişen en önemli sanat, yazma ve yemeni imalatı idi. Yeniköy'ün kurulduğu yıllardan 1960 lı yıllara kadar yemeni ve yazma imalatı devam etti. 19. yüzyılın sonlarına doğru çok sayıda imalathane varken, bu sayı 1960 larda hayli azaldı ve bir süre sonra da tamamen yok olup gitti. yeniköy'ün yazma ve yemenileri sadece yurt içinde değil, yurt dışından da alıcı buluyordu.

Yeniköy, günümüzde en modern yerleşim bölgelerinden biridir. Türkiye'nin en zengin iş adamlarının ikamet ettiği bu semt de yaşam son derece renklidir.




















Gelen Yorumlar
Toplam 10 yorum, 1-10 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
resim
yeniköyün tarihi resimlerinden örnekler hatta bi albüm yapsanız daha zevkli bir sorf olurdu
Kubilay BURSALIOĞLU eklemiş. | 07 Şubat 2007 Saat 17:02
istanbul
internette istanbula kapsayan daha fazla sayfa olmalı
özer aytekin eklemiş. | 05 Mart 2007 Saat 09:54
yeniköylü olunmaz yeniköylü doğulur...!
yeniköylü olunmaz yeniköylü dogulur yeniköylü olmayanlar o.....dur...!!!
varmı yeniköylü gbisi alemın kralı bogazın incisiiz alem duysun kral parklı...
YeNiKöYLü____SeRDaR..!!
SERDAR AKINCI eklemiş. | 19 Mart 2007 Saat 20:33
SELAM DOSTLR
ezeli rakibimiz can dostlarımız yeniköylü abilerim ,arkadaşlarım ve kardeşlerim beni tanıyanınız tanır,ben istinyeli efdal şu anda fethiyede yaşıyorum eskileri düsündükçe ne kadar güzel günlerdi futbol sahasında kan düşman gibi dışarıda kan kardeş gibi,ancak şunu söylemekten hiç çekinmiyorum sahada yaptığımız rekabetin hemen hemen her maç sonuda kavga ile bitmesi o kadar cahillikmişki şimdi daha iyi anlıyorum istinye cepesinde akdağlar,cevahirler,satırlar,çaplar,akıncılar diğer cepeye yani yeni köy cepesine baktığında gene aynı soyadı taşıyan akrabalar maçta bir birine girer ertesi gün kol kola gerçi kol kola olmak güzel şey bunu şimdiki gençlerin maç başından sonuna kadar tekrerlemesı gerekir,Erol abi,hayri abi,ercüment abi,hamdi akdağ abi,turan abi,şefer abi bizlerin büyükleri idi ama çok yakın ve samimi oldupğumuzu abilerimizdi hatta erol ve hayrettin abi istinyenin formasını bile giydi,nanik Burhan ,Ahmet akıncı,Bayram akdağ,cevdet ve cevat akdaş,kel ali,Zeynel ali ve şimdi hatırlamadığım birçok arkadaş,Ali Düşmez çok sevdiğim bir kişi çalışmalarını takip ediyorum genede can dostlarımız yeniköylü abi,arkadaş ve kardeşlerime selamlar
Efdal BERK eklemiş. | 08 Kasım 2007 Saat 10:21
yeniköyü yaşıyorum
yeniköylü olmak bi ayrıcalık bu ayrıcalıgı yaşadıgımiçin çok mutluyum tarihiyle güzelligiyle burası cennet bu sayfayı hazırlayan ve yazanlara çok teşşekkürler
ömür akbulut eklemiş. | 15 Temmuz 2008 Saat 17:09
yeniköyü yaşatmaya çalışıyoruz
yeniköy voleybol ve ihtisas klubünün sitesinden yeniköy e ulaşabilirsiniz
erguntamur eklemiş. | 12 Kasım 2009 Saat 12:15
Benim Yeniköyüm
Benim Eski Yeniköyüm
Ne güzeldi köyümüz ve eski dostlarımızla paylaştığımız renkli günlerimiz.
Ben dedemin babasından beri Yeniköy lüyüm RAİF Paşa diye tanırlardı bizi
Adana - Halep valiliğinden ayan meclisi başkanlığına kadar çeşitli devlet görevlerinde bulunan Raif paşa köse olduğu için çenesinde bir kaç tüydenibaret bir tutam sakalı varmış ve alay olsun diye
“Eskide oludu dört tuğlusu vezir şimdi oldu dört tüylüsü derlermiş.”
Köseraif paşa korusu Rum mektebinin üstünden ve yanından başlayıp Türk mektebinin üstüne kadar uzanırdı otuz sekiz dönümlük bahçe .Üst sınırımız Şimdiki Yapı Kredi sosyal tesisleri olan Sait Halim Paşa korusu altmış sekiz dönüm de o, ondan sonrasında bir tek Orhan Günşıray la evlenen Arap Zeyneplerin korusu . Arap Zeynep dediğime bakmayın yanılmıyorsam annesi İsviçreli fakat Havlucuların yanındaki yalıda sere serpe yatan bir de mambo Zeynep’imiz vardı.
Yanındaki Şükür’lerin evine gittiğimizde nede olsa gözümüz takılırdı.
Onun iskele tarafı Leonida’nın evi ve önünde dalyanı
Bizim korunun İstinye yanımızda şimdi mimarlar sitesi olan Sabit Beylerin Korusuvardı oğlu Ünal maşallah kilolu mu kilolu .
Bir arap dadısı var Pesent bir de eşeği. Çocuk yorulmasın diye dadı önde Ünal eşeğin üstünde inerlerdi Yeniköy iskelesine veya karşılardı vapurdan inen Ünal’ı eşekle.
Doğumum sonrası gittiğimiz Manisa’dan 1942 döndük İstanbul’a.
Bizim korudaki kırk odalı konağın alt katına yerleştik.Haremlik selamlık arası sürgülü
kapılarda salıncak kurup sallanır evde saklambaç oynarken kayıp olacağız diye korkardık.
Selamlığın önündeki pembe manolya ve salonun önündeki iki erik ağacı ile BM meclis bahçesinde afrodizyak olduğu söylendiği için meyvelerinin kapışıldığı Laz yemişi vardı hemde etlisinden .
Köseraif Paşanın Hanımı Kırım hanının kızı olduğu için 1918 Rus ihtilali sonrası çok kişi Kırımdan kaçıp bu konağa yerleşmiş onlar alıştırmışlar babamı Ruslar gibi içmeye .
Bütün pencerelerde siyah perdeli yaylı rulolar hepsi de Çekoslovak malı içinden yay söküp sopa fırlatmakta kullanıyoruz.
Geceleri karartma olduğundan bekçi etrafta dolaşıp ışık sızıp sızmadığını kontrol ederdi .
Benim anlamadığım şey bugün mahalle aralarında bekçi göremez ve hırsızlar cirit atarken bekçiler korunun ortasındaki konağı aşık sızdığını nasıl denetliyorlardı ?
Sene yanılmıyorsam 1944 Bir gece yarısı büyük gümbürtülerle uyanıp dışarı fırladık.
Tepemizden ışıklı tespih taneleri gibi bir şeyler geçiyordu ve epey sürdü..
Sonradan öğrendik bir İngiliz keşif uçağı Bulgaristan kıyılarında isabet alıp telsizleri bozulmuş Almanlardan kurtulmak için İstanbul’a yönelmiş uçağın telsizleri de bozuk olduğu için iletişim sağlanamadığından Beykoz önlerinde bizim arka taraflarımızdaki topçu tabyaları tarafından düşürülmüş zaten yaralı olan ikinci pilot ölmüş ve diğeri kurtulmuştu.
Harp dolayısıyla Anadolu ve Rumeli kavakları arasına gerilen çelik ağın casus denizaltlıların girmesini tam önleyemediği söyleniyordu.
Yöniköyümüz çok mutena bir yerleşimdi.İskelede indiniz mi
solunuzda Celatisin Alaska lokantası o zamanın en lüks lokantalarından biri patron ayni zamanda sokağa girişte soldaki market gibi bakkalın da sahibi , her şeyin en iyisi burada.
Kapının önünde ayaklı bir telefon açtınız mı karşınızda Tarabya santıralı..Kırklarda bile telefonla sipariş alıp evlere yolluyor.Muliddin takma atlı Viron un babası sepetçi tüm evlere istenen malları taşıyor.
En büyük özelliği Muliddin deyince dişleri olmadığı için dilini burnunun tepesinden daha yukarı doğru uzatıyorKasada oturan sarışınca çok kibar Sotiri ve önünde bize devasa gelen çok geniş ve kalın bir defter. Bütün veresiyeler oraya yazılıyor ve ay başında heasp kapatılıyor.
Bizde Yeniköylüyüz ve siparişlerimizi teker teker Rumca veriyoruz .
Tetarto tiri, ena kilo kromidya, diyo epsomi ,miso kilo zahari . deka avga İkiyüz elli gram peynir ,bir kilo soğan ,2 ekmek ,yarım kilo şeker, 10 yumurta.
Rum kızlarını tavlamak için en mühim olaylardan biri kendi, lisanında hitap etmek.
Alaskanın Üstünde Boğazlar kumandanın evi oglu Metin sonradan karşı sıradaki kuru kahveci Emin efendini kızı Nuaran la evlenmişti
Onun yanı CHP lokali sonrası dondurmacı Arnavut Hafız efendi ve yanılmıyorsam sırayla Panayotun kıraathanesi berber Manol sütçü Besim ve kurukahveci Mehmet efendinin dükkanı vardı.
Kurukahveci ayni zamanda kalıpla buz getirtip sattığı için yazın herkesin uğrak noktası olurdu .O zamanki ihtişamından sonra şimdi bütün bu blok harabe halinde yıkılmayı bekliyor.
İskelenin öbür yanında şimdiki Köseoğlu lokantası evdi ve balkonunda güzel kızlar otururdu.
Kurukahvci ve yemişçi Emin Efendinin dükkanının yanıda Berber Petronun dükkanı vardı onun da kıvıcık saçlı tombulcuna ama güzel bir kızı vardı.Ondan sonra üst kattaki Yeniköy postanesinin girişi ve altta meşhur Necip Beyin eczanesi sonra berber Andonun dükkanı ve Bir numaralı Bakkalımız Celatis’in dükkanı gelirdi.
Celatisin karşı köşesi Simitçi Salih sokak girişinde sağda kasap Yani yanında Mihali’n Lokantası gelirdi. Aradaki Çıkmaz sokakta Hadi Hün otururdu.Sonra küçük manav ı işleten karı kocanın dükkanı ve yanında eski kazaklardan sökülüp yıkanan yünleri yıkayıp tekrar boyamak için 15 kuruşa viktorya boya ve koleman çivit aldığımız eski bir tuhafiyeci vardı .Burası sonradan Marikanın dükkanı oldu.Bundan sonra Karakolun bahçesine girilen kapı geliyordu.Karakolun yanı çok büyük bir manav olup ayni şekilde Celatis gibi telefonla sipariş alıp evlere servis yapardı.
Yanında bir ekmek fırını sonra Ayakkabıcı Vahe ve Vangelin bakkalı gelirdi Yakın zamanlarda Deniz Park Lokantası deyince aklınıza gelen Aleko Vagelin kardeşi idi ve caddedeki kilisenin girişindeki dükkanda bakkallık yaparlardı .
Girişin öbür tarafından köyün en büyük kasabı tabi o da siparişleri telefonla alırdı.
Daha sonra demirci vasilin dükkanı gelirdi.Ben ilk elektrikli, kaynak makinesini onda görmüştüm hem de çift rotorlu bir İngiliz malı idi.
Onun yanında sonra DP Lokali ve daha sonra Yeniköy kulübü olan bina vardı.
Biraz daha ileride hepimizin korkulu rüyası dişçi hayatinin muayenehanesi vardı.Ayak pedallı tur motorunun pedalına bastığı zaman çıkan sesle daha matkabın ucu dişimize bile değmeden içimizin eridiğini hissederdik.Yardımcısı Süren yarı meczuptu ondan da korkardık ve dişlerimizi iyi fırçalardık.
Köybaşı caddesi sol tarafında İsmailin fırını vardı. Pasklalya zamanları mahlep kokardı hep sıcak paskalya çörekleri hepimizin iştahını kabartırdı. Susamlısı ,saç örgüsü ve bilhassa un kurabiyesinin tadı hepimizin damağındaydı.Ayrıca iyi kahrımızı da çekerdi Ekmek vesikası ile verilen günlük çeyrek ekmeklerden arta kalanları biriktirip ayda bir kere fırına attırarak peksimet yapar sabah kahvaltıda falan peksimetle idare ederdik. Ayrıca yapılan börek ve revaniler yoğurt tatlıları burada pişerdi.Artan ekmekleri yumurtaya bulayıp kızarttıktan sonra şekerli suya yatırılır ve bizim ekmek kadayıfımız olur veya unla yapılan lalanga ve börek artıgı hamurdan yapılıp kızartılan şekerli suya batırılan fiyonk bağ tatlısı en büyük damak tadımızdı.
Fırının yanıda kaptanın evi hani şu İsviçre de güreşte herkesi yendiğini söyleyen Osman Kaba var ya onun babası bitişiğin dede Haralambos un meyhanesi.Babamın en sevdiği uğrak yerlerinden biri.Arka tarafta odun ve kömür satardı O zamanlar ütüler bile kor halindeki mangal kömürü ile doldurulup pantolon ve gömlekler jilet gibi ütülenirdi. Zaten yemeklerde ye mangalda yede pompalı gaz ocaklarında pişerdi.
Haralombos un meyhanesi paskalyada o biçim coşardı Marangoz Yakubinin babası büyük bir laterna imalat ustası idi onun yaptığı laternalar paskalya boyunca durmadan çalar babam arada bir 25 kuruş bahşiş verirdi.Sarı on para tırtıllı bir kuruş beş kuruş ve manda gözü on kuruşların olduğu devirde iyi bahşişti.Ben orada tanıdım ilk defa deli Vasili sarhoş olduğu zaman boş rakı şişesini kafasına vurarak kırardı. Herhalde çabuk bitirdiği için.Ara boşluktan sonra bir sebzeci ve sonra bir sokak Köşesinde Yahudi nin tuhafiye dükkanı.250 Kuruşa aldığımız Gislaved lastik ayakkabılarının hemen altı delinir ve bizde zılgıt yerdik onun için bizim dutlukta top oynarken çıplak ayakla oynamayı tercih ederdik. Top deyince yanlış anlamayın eğer varsa eski bir tenis topu yoksa eski gazetelerden paket ipleriyle yapılanından bahis ediyoruz.
Onun yanında Doktor Kasparyan’ın evinin girişi vardı Alt kat ise Radyo tamircisi ve bisikletçi Cavit’in dükkanı ( oğlu bu gün Erdoğan Elektronik olarak biraz daha ilerde dükkan açmış.) dükkanın bitişiği bisikletleri koyduğu arsa ve onunda yanında köhne bakkal Panayot ve iki oğlu şişko İstamati ve zayıf Kosta , Bakkaldan sonra Yusuf Beyin tahta iskemleli sineması. Sineması akşamları dokuzu çeyrek geçe başlardı ve ekseriya çift filim oynardı . Biri kovboy diğeri türkçe altyazılı rumca.Biz öyle tanıdık Aliki Vuyuklakileri ve diğerlerini.,Alt yazılar geliştirirdi kelime haznemizi.
Şarkılardan Varka yellov – ve o tatma pao kiramosto pazari ve çiftiğim beş dakika araların standart müziği idi
Askerlik şubesi karşısındaki fabrikada yapılan Yeniköy gazozlarını , Arap Mehmet testereyle patlatarak açardı verice on beş kuruşu ,ayrıca yüz para idi tombul tezeli yeni hayat karamela iki tane beş dört tane on .diye bağırarak satardı.
Yusuf Beyin oğlu Nevzat oynatırdı filmleri Bazen voltajlar düşer perde kararırıp hareketler yavaşlamaya başlardı ısılık sesleri bağırılmalar sonrası Nevzat kolla çevirmek sureti ile devam ederdi yarı karanlık filmi göstermeye
Sinemanın arkası Mediha öğretmenin evi bütün filmleri bedava seyir ederdi kızı Aysel ile birlikte.
Kurukahvecinin bitişiğinde Dr İğneciyan’ın evi polisin verem oğullarını eşantiyon ilaçlalrla bedeava tedavi eden iyilik sever doktor. Fakat malesef 6-/ Eylülde ilk önce çok iyi tanıdıkları onun evini tarumar etmişti.yanı bir terzi ve onun yanında kunduracı Koço futbol hastalarının uğrak yeri.
Vangelin bakkal dükkanının karşısında Balıkçı kahvesi Dr Mahmutlara giden sokak ve sonra terzimiz yanılmıyorsam Aleko ve kardeşi İleri doğru yürüyünce balıkçı Leonidanın evi ve önündeki dalyanı Biraz ileride Mambo Zeynep onun yanı meşhur havlucular.Cemal,Necmettin,Necdet ve kız kardeşleri hepsi birer tosun .Halk otobusü kadar bir strapenteli Dodge otomobilleri var fakat hepsi bindiği zaman nerdeyse yere değecek. At yarışlarında tüm paraları yiyip bitirdikten sonra yalıyı Prenses Fazıla’ya bir broş karşılığı evi satarak Yeniköyden ayrıldılar
.Simitçi Salih Sokaktan yukarı çıkarken sağda berber Petro ve Berber Andonun evi ve sağa sapan sokakta kiliseye gelmeden ileride solda polisin çocukları Sadettin ,Sait ,Metin ve Ablası Erbiller otururdu.
Yaz akşamları gülüp eğlenerek yürürdük Tarabyaya kızlarla korti yapardık. Kalenderde yarı karanlık güzel sotalı yerler vardı kimsaye görünmeden el ele tutuşmaya
Veliden dondurmaları alıp geri dönerdik sinema başlamadan Bütün gençler iple çekerdi bu sinema öncesi kaçamağı
Sinema sonrası bir kaç haylaz çıplak girerdik denize vapur iskelesinden, yakamozda nede muhteşem olurdu yüzmek.Yalnız korkardık biraz fok balıklarından hele 71 Nolu Halas vapuru öldürdükten sonra iskele altında yaşayan yavru foku.
Bazen dinlerdik çirozluktan Hamiyetin Beykoz’daki mikrofonsuz konserini.
Çocukken oyun olsun diye beraber çekerdik Leonidanın sinemanın karşısındaki yalıdan çevirdiği volisinin ucundan “Haydi yallah gelirede vallah “ diye tempo tutturarak . Verirdi en az on çift uskumru pay olarak kızardı almazsak , avın bereketi kaçar diye.
Limandan sonrası çirozluktu ,bütün yaz çiroz kurutulurdu çatılmış kürekler üzerine asılan ağlarda, bekçi falan yok hem olsa kime karşı nasılsa hepimiz tek bir aile. Düğünlerine de katılırdık cenazelerine de onlarda eksik etmezdi taziyet ve kutlamalarda bize ulaşmayı ve hastayı çorba ile ziyaret etmeyi.
Dedemin eski hizmetkarları komşu Vangeliya ve kızı Sofia iyi dostumuz Zoiça ve şakrak kızı Maryeta güzel Aliki , gençlerin kalbini çalan Kristaliya ,belalı abisi Lefter ve küçük Yorgo ,şuh Aleksandra ve az daha abisi Takiden dayak yiyeceğim Aristi, elma ağacı altında attığı taşla kafamı yaran Istavro ve güzel ablaları ,Usta Marngoz Yakuvi ile büyük laterna üstadı babası vede arkada geçerken yalanarak baktığımız Burjinanın evi.
1940 larda bile telefonla alıp yollardı siparişleri Bakkal Celatis ve Alaska onun lüks iskele Lokantası , vesikayla aldığımız ekmeklerden arta kalanını fırınlatıp peksimet yaptırdığımız İsmailin fırını , mahlep kokardı paskalyalarda yaptığı çöreklerle.
Marikanın eski dükkanı ,Haralambo ve Mihalin meyhaneleri ,büyük manav Sotiri ilk takım elbisemi diken terzi Aleko berberler Petro, Andon , Manol istesem burada dükkan dükan sayarım istimlakten öncekiYeniköyü ,uykum kaçtığı gecelerde yaptığım gibi.
Korunun bir yanında Türk diğerinde rum okulu her ikisinin bahçeside bizim mekan. Arkamız Sait Halim Paşa korusu daha üstümüz Arap Zeynebler ve prenses zaten sonra biterdi köyümüz.
Şimdiki dişçi Perikli oğlunu yeni evlendirmiş o zamanlar dersini Pandeliden aldığı için benden çok daha iyi çalardı akordionu , kız kardeşi Lena ve muhterem insanlar olan annesi babası , sepetçi mulittin oğlu uyanık Viron , pejo bisikletli arkadaşım Aleko ,.sinemanın aka sokağında köşede oturan güler yüzlü genç papaz ile baharda gençkızları topluca kıra çıkarırken çaktırmadan izlediğimiz komşusu madan Sofia ve plajımız eski karakolda yüzerken yaptığımız küçük çapkınlıklar.
Eski dostlar biz değişmedik fakat maalesef yeniler bu günleri yaşamadılar tadını da alamadılar.
Kayınpederim de arnavutköylü Niyazi Baran ,arar onu da eski arkadaşı Yorgo Atinadan ,Yunanistanda marketlere hucum başladığı an telefonda sorar harp çıkacakmı der acaba alış veriş bendemi yapsam .
Yaşım atmış belki saydığım isimlerden bazıları hayatta bile değil ama isterimki eski dostlarımın çocuklarını tanıyayım gelsinler tanışalım onlara annesi veya babasıyla nasıl birlikte yaşadığımızı , neler yaptığımızı anlatayım.
• Biz esasında et ve tırnak gibiyiz ayrı dokulardan fakat birbirinden ayrılmayan diğerini tamamlıyan üstelik birlikte acı çekip felaketler karşısında ayni derece güçsüz . Kangren olunca kesilir tüm parmak dokuya bakmadan.
• Gelin başkalarının oyuncağı olmıyalım mesnetsiz ,suni , manasız politik oyunlara kanmadan eskisi gibi bütünleşelim.
• Bisikletle fena düştüğümde koşarak beni yerde kaldırıp Mİ FOVASE , Mİ FOVASE diye kormamamı söyliyerek su içirmeye çalışan yaşlı kadının gösterdiği hassasiyeti birbirimize gösterelim
.
Ulus olarak birimizin başına gelecek felaket diğerini de ergeç bulacaktır.
Almanyada ,Danimarkada yaşarken birbirimizin enyakın dostları oluyoruzda kendi evlerimizde neden ayni olgunlukta değiliz ?
Aklıma tek cevap geliyor “ felaket tellalı politikkacılar”onlar kısmetsiz ve haset böyle güzellikleri yaşamadılar ayrıca niyetleride iyi değil” böl ve yönet “ diyorlar.
Onları bir kenara atıp depremde olduğu gibi bireysel olarak birbirimizin yaralarını şefkatle saralım.
Misafir olduğumuz bu dünyadan gitmeden çocuklarımızı bir araya getirip el ele sırt sırta olmalarını sağlıyalım
Mergen Köseraif eklemiş. | 07 Şubat 2010 Saat 16:53
Yeniköyden selam....
Merhaba Mergen abi.....Yazınızı okuduk çok sevdik....güzel bir anı tazeleme oldu ...o güzel günlere gittik geldik .....ben 1960 Yeniköy doğumluyum...ancak yazınızı Foçalı Necati (doğ.1927) abi ile birlikte okuduk....hemen hemen sözettiğiniz tüm detayları çok iyi biliyor...ben de bir kaçını hatırlayabildim...

Muammer Çakmak
Muammer Çakmak eklemiş. | 11 Mart 2010 Saat 00:11
foçalıya selam
Sayın Muammer bey foçalıya benden selam söyleyin kendisini de sandalını da lakabını da iyi hatırlıyorum allah iyilikler ihsan etsin . Eski lakabı ile çalı yenisi ile ingiliz kemale Yakuba Hacı Mehmede de selemalar olsun bizim tevellütten kalanalra fazla değil
mergen köseraif eklemiş. | 02 Nisan 2010 Saat 18:36
Yeniköylülere sesleniş
Ellili yıllardaki Yeniköyü ve komşularıma sesleniyorum .
Hayatta olanlarınız varsa sesinizi duyalım ve eski güzel günleri birlikte yadedelim.
Temistokli ve Periklinin zamana zaman istanbula geldiğini duyuyorum ve kendilerini göremediğim için üzülüyorum Facebookta ( İstanbul Bogazici Yeniköy ) diye bir gurup başlattım oradada buluşalım
Focalı Necati yi teknesi ve lakabı ile gayet iyi hatırlıyorum Bu vesile ile aklıma birde BABA NASIR geldi herhalde vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.Eski DP lokalindeki Yeniköy Klübümüz antrönörü Tevfik abiyi de rahmetle anıyorum Bizim yaş gurubundan Çalı Kemal -Yakup Akıncı -Arap Mehmet -Gültekin falan kaldı yani o eski bünleri bilen pek kalmadı
Mergen Köseraif eklemiş. | 07 Nisan 2010 Saat 09:33
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

Ara