FOTOĞRAFLARLA YAŞAMA GİDİLEN YOLDA DERNEKLERİN MİSYONU
En genel anlamda dernekler ya da örgütlenmeler esas olarak kolektif üretim-paylaşım ve dayanışmanın ve bütün bunların sonucu olarak sosyalleşmenin bir gereksinimi olarak doğmuşlardır. Bu oluşumlar bu görevlerini yerine getirirken de toplumsal yaşamın gündelik ve kişisel sorunları üzerinden hayata müdahale etmenin bir aracı olma misyonunu üstlenmişlerdir. Dernekleri yalnızca “iyi zaman geçirme”,”hobi” eksenli bir faaliyet alanı olarak gören anlayışlar ise özellikle ’80 sonrasında toplumsal bağını zayıflatan ve kendi içine kapanan, hayata ve yüklendikleri misyonlara yabancılaşan bir yere sürüklemektedirler.
Dernekler, ister sanatsal ve sosyal alanda olsun isterse politik bir ad taşısın en genel anlamda yaşama müdahale etme yöntemleri farklı ama sonuçları aynı olan organizasyonlardır. Bir sanat derneği de, bir siyasal dernekte ağırlık merkezleri farklı olmakla beraber hayatta bir anlamlandırma ve karşılık bulma amaçlı olarak kurulmuşlardır. Hayatın ve sistemlerin karşısında yalnızlaşan birey, kendini var edebilmenin yollarını( adı dernek ya da başka bir biçimde anılabilir) benzerleriyle bir arada durarak kendini korumak ve güçlü bir karşı çıkışın aracı olarak kullanmaktadır.
Özelde fotoğraf dernekleri de yukarıdaki amaçların oluşturduğu süreçler içinde oluşmuş ve hayata fotoğrafın karelerinden tanıklık etmek ve taraf olmak için bireysel bir ifadelenmenin sonucu oluşan ürünlerin kolektif paylaşıma dönük üretim alanları olarak varlıklarını sürdürmektedirler. Bu hedefle yoluna devam eden dernekler uzun süreli ve kurumsal bir kimlikle yollarına devam ederken,”hobi derneği”,”iyi zaman geçirme ”faaliyeti olarak amaçlarını belirleyen fotoğraf dernekleriyse, daha çok bir arkadaş çevresi ve bir tabela derneğinin ötesine geçememektedir.
Bütün bu tanımlamalar çerçevesinde fotoğraf derneklerinin olmazsa olmazları neler olabilir; bu konuda genel doğrular koymak yerine, bu yapıların sorumluluk ve tavır alışlarına dair bir şeyler söylemek daha anlamlıdır.
Öncelikle fotoğraf derneklerinin en önemli işlevi tarihe her anlamda bir belge ile katılıyor olmalarıdır. Bu denli ağır bir sorumluluğu taşıyan fotoğraf dernekleri fotoğrafa müdahale ederken bu bilinçle müdahale etme misyonunu üyelerine verme sorumluluğu ile karşı karşıyadırlar. Fotoğraf dernekleri üye ya da kursiyerlerine yalnızca teknik bilgi değil, bunun yanında ve çok daha önemli olarak etik-tarihsel sorumluluk bilincini vermek zorundadır. Tarihsel sorumluluk ise; nesnel-bilimsel olmayı ve fotoğrafa ilişkin tanıklıkta taraf olma sorumluluğunu da taşımaktadır. Bu gün derneklerin yapısına baktığımızda ise; özellikle dijital teknolojinin fotoğraf üzerindeki hakimiyetiyle birlikte tekniği öne çıkaran “salt estetik” kaygılarla hareket eden bir anlayışın ağır bastığı görülmektedir. Yine bu anlayışın yarattığı fotoğrafa dönük aşırı “ben” duygusu da üretimdeki paylaşımcılığı azaltmakta daha çok “popüler olma” kaygılarını ya da yarışmacı bir mantığı ön plana çıkarmaktadır. Derneklerin kolektif çalışma ilkesi ise, bu yalnızlaşan üretim mantığı içerisinde daha çok “uğranılan mekanlara” dönüşmektedir. Bu duruma alternatif olabilecek bir proje ise AFSAD içerisinde motor bir güç olarak (eksikliklerine rağmen) yoluna devam eden atölyelerdir. Atölyelerin temel eğitim sonrasında, bir fotoğraf anlayışı oluşturma ve ortak üretim ve sergileme anlayışı ile paylaşımı ve dayanışmayı çoğaltan yapısı fotoğraftaki “yalnızlaşma” yı kırmanın en önemli ayaklarından biridir. Atölyeler dernekler içerisinde; hem üretimde geniş bir perspektif ve olgunluk yaratmaya dönük üretim alanları olarak işlev yüklenirken, hem de tek başına kotarılamayan birçok projenin çok daha başarılı ve derinlikli çalışmalarına olanak sağlamaktadır.
Fotoğraf derneklerinin bir diğer özelliğini ise, akademik alandaki seçiciliğin yarattığı daralmayı, herkese açık bir eğitim ve sadelik olgusuyla aşan, fotoğrafın sürekliliğini sağlayan olgunlaşma mekânları olarak görmek gerekiyor. Bugün ülkemizde mevcut fotoğraf alanındaki akademik çalışmalarla derneklerin üretimlerini karşılaştırdığımızda, hala dernekler ülke fotoğrafında akademik alanın çok önünde bir üretkenlik ve hayata dair üretim içerisindedirler. Fotoğrafın kitlesel ayağını fotoğraf dernekleri oluşturmaktadır. Bu nedenle ülkemizde bulunan yaklaşık 30 fotoğraf derneğinin binlerle ifade edilen üye sayısı ve bunların değişik ortamlardaki üretimleri ülke fotoğrafına birikim anlamında ciddi katkılar sağlamaktadır. Akademik fotoğraf çalışmaları daha çok içe dönük ve sanatsal-estetik kaygının öne çıkarılmaya çalışıldığı bir anlayışla yoluna devam ediyor.
Fotoğraf derneklerinin bugün için en büyük eksiği bence, önlerine bir hedef koyma ve gerek ülke gerekse uluslararası fotoğraf dünyasında yer alma hedefleri yerine, kendilerini daha çok kursiyer mekanları olarak tanımlamış olmalarıdır. Özelikle uzun yıllar önce kurulan ve kurumsal bir yapıya kavuşmuş derneklerin, gerek federasyon yapısının, gerekse de diğer Anadolu derneklerinin önünü açma konusunda ciddi çıkışlar yapmaları zorunludur. Bu kadar uzun yıllarda oluşan birikimlerini ülke fotoğrafının gelişmesi ve üretkenliğinin artırılması yolunda ufuk açıcı bir görevle, daha fazla çaba harcamaları ve daha fazla sorumluluk almaları gerekmektedir. Sadece yarışmalara ve gezilere dönük faaliyet yürüten bir dernek yapısı, sanatın ve üretimin çok dışında bir yerlerdedir. Adı ise sadece tabela derneği olarak kalmaktadır. Derneklerin birlikte çoğalma görevleri; federasyonun bugünkü durağanlığının da kırılmasına büyük katkı yapacaktır. Geleneksel hale getirilecek dernekler arası fotoğraf şenlikleri, sempozyumlar, festivaller, paneller, ortak sergiler vb. çalışmalar dernekleri birer rekabet ortamı olmaktan çıkarıp ülke fotoğrafının çoğalmasında üretim merkezleri haline getirecektir.
Fotoğrafın da diğer kültürel alanlar gibi hayata dönük yanı olmazsa olmazıdır. Bu temel felsefe ile derneklerin bugünkü kendini tekrar ve içe kapalı yapılardan kurtulmalarının yolu; fotoğraf üretimlerinde üyelerinin çabalarını hayatla bütünleştirmeleridir. Hayata dair her kare bir başka karenin önünü açacaktır. Çoğalmanın yolu ve paylaşmanın yolu da beraber üretmek ve beraber paylaşmaktır. İşte bu nedenle tüm dernekler birbirinin rakibi değil, yol arkadaşıdır. Bu yol arkadaşlığını ortak projeler etrafında çoğalttıkça, derneklerin hayatla bağları güçlendikçe üye profilleri ve üretkenlikleri de aynı oranda gelişecektir.
Sonsöz olarak dernekler hayatın ortak üretim mekanları olarak, paylaşımcı ve dayanışma insan kültürüne dönük kaygılarını çoğaltmalı ve bunu başarmanın yollarını açmalıdır. Bu ülke kültüründe fotoğrafın taraflılığı ve tanıklığına dair çok fazla iyi karelere ihtiyacımız var.
İdris AYDIN