Panele Katılanlar

Ahmet Bozkurt

Ali Rıza Akalın

Arzu Filiz Güngör

Baybars Sağlamtimur

Behiç Günalan

Berrin Cerrahoğlu

Beyhan Özdemir

Celal Kılıç

Ceyda Taşdelen

Enver Şengül

Erden Cantürk

Fikret Özkaplan

Gökhan Demirer

Gülcan Acar

Gülser Günaydın

Gültekin Çizgen

H.İbrahim Tutak

Haluk Uygur

İbrahim Göğer

İdris Aydın

İsa Özdemir

Mehmet Oğuz

Mine Hoşgün Soylu

Muzaffer Sütlüoğlu

Ömer Yağlıdere

Özcan Yurdalan

Reha Bilir

Sami Türkay

Serpil Yıldız

Şule Tüzül

Tanju Akdeniz

Tuğrul Çakar

Tülay Çellek

Yalçın Cidamlı

 

Fotoritim e-Fotoğraf Dergisi

 

 

Ana Sayfa > Fotoğraf Dernekleri > Arzu Filiz Güngör : "Fotoğraf Dernekleri" e-Panel
Arzu Filiz Güngör : "Fotoğraf Dernekleri" e-Panel

Ben sorularınıza tek tek yanıt vermek yerine, kendime şu soruları soracağım: 'nasıl bir ihtiyaç beni derneğimin kapısına getirmişti, nasıl oldu da on iki yılım orada geçti ve ne kazandım, bugün neden orada değilim?'i anlatacağım; buradan belki bir yanıt değilse bile, birlikte yanıtlanacak yeni bir soru bulabiliriz diye umuyorum.

 

Yirmi sene önceydi. 19 yaşıma girmek üzereydim. Korkularım da, hayâllerim de boyumu aşıyordu. İçinde yaşamak zorunda göründüğüm ve mutsuzluktan güç nefes aldığım bir dünyada kaçış noktaları ararken, bir türlü bırakmaya cesaret edemediğim mühendislik bölümünde dersler, vize ve finaller üzerimden gelip geçiyordu. O zamanlar beni boğanın ne olduğunu tam tanımlayamıyorduysam da, hem modernmiş gibi yaşarken derisinin altında gizli/açık muhafazakârlıklar barındıran aile yapımızı, hem de seksen darbesinin her anlamıyla un ufak ettiği toplumsal dokuyu bugün artık farkedebiliyorum. Kamusal alan denebilecek etkileşim ve üretim ortamı namına ne varsa sıfırlanmasını izleyen dönemde, fotoğraf dernekleri bir oksijen çadırı vazifesi de görmüş olsa gerek. İşte, yirmi sene önce bir gün, kampüste gördüğümüz alelâde bir fotokopi afişin çağrısına uyup üç kişi gittiğimiz fotoğraf kursu benim aynı zamanda herhangi bir dernekle de ilk tanışmam oldu ve bir kavşak oluşturdu. 1987'nin Aralık ayında bir cumartesi günü derneğin kapısını çaldık, iki arkadaşım -çok dil döktüysem de- kalmaya değecek cazip bir şey göremediler ve ilk günün ardından bıraktılar, benimse sanırım tüm çekingenliğime rağmen bu hayâle ihtiyacım vardı: sürekli su basan bir bodrum katındaki dört duvar, 36 rahatsız turuncu sandalye, çekmecesi kitaplık vazifesi de gören ucuz metal eski usül bir ofis masası ve iyi niyetli bir avuç üyeden ibaret gibi görünen, bir yaşını henüz doldurmuş olan İFOD, hayatıma böylece on iki sene boyunca çıkmamak üzere girdi. Tabii ben de İFOD'un hayatına girmiş oldum! ( o zamanlar İzmir Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği, şimdiki adıyla İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği). Boğulacak gibiydim demiştim ya, dört elle sarıldım o yüzden, hem fotoğrafa hem de derneğe.... Bu hikayenin devamında önce dernek seminerlerinde asistanlık, izleyen yıllarda eğitmenlik, oluşturduğumuz yeni yapılanma içinde 'eğitim-araştırma birimi'nin sorumluluğu var. Yasalar karşısında üstlendiğim görevler arasında ise (1989-1997 arası) üç dönem yazmanlık ve bir dönem yönetim kurulu başkanlığı, dernek ve emniyet :) kayıtlarında görünüyordur. Şu mühendislik bölümünü de, sonunda 'kâr amacı gütmeyen kuruluşlar olarak derneklerde örgütlenme prensipleri' üzerine bir tez hazırlayarak bitirdim!

 

Bu hayat hikayeli girizgahın bir nedeni de, bu ifademin çok içeriden bir gözlem ve eleştiri olduğunun altını çizme isteğim. Bugün artık o çatı altında olmasam da, 'kim' olduğumda İFOD'lu geçmişimin büyük payı var, benim de İFOD'da emeğim olduğu gibi...Önceki paragraftaki cümlemde 'Yasalar karşısında' ibaresini bilinçli olarak kullanıyorum, çünkü, sanırım bu yazıda vurgu yapmak istediğim en temel şeylerden biri bu: "kanun çerçevesinde sorumlu olunan ve amaçtan bağımsız olarak her türlü dernek için geçerli olan 'yönetim kurulu ve üyeler' hiyerarşisine yaslanan yapıyı, bir sanat kurumu neden mutlaklaştırır?” Dernekte geçen on iki yılım boyunca sora geldiğim bu soruyu, burada da sormak istiyorum.

 

İnsanların bir araya gelmesi ve ortak bir amaç için güçlerini, emeklerini, ellerini birleştirmesi fikri başlangıçta -yani yirmili yaşlarımda- bana öyle büyüleyici gelmişti ki, uzun süre bu yapının emek ve niyetle inşa edilebileceğine inandım... Belki de benim hayâl ettiğim sanat derneği, amaçlar ile niyetlerin çakışmadığını açıkça gözlediğim için ergenlikte takılıp kalmaya ve adım atmaktan kaçınmaya çalıştığım şu sözde 'erişkinler dünyası'nın eşiğinde bir alternatif evren oluşturuyordu. Bu da bir yorum… Ama o alternatif evrene, 'başka bir dünyanın mümkün' olduğuna inanmak da geleceğe ve insana inanmak gibi bir şey...

 

'Sanat' sözcüğü ile yanyana anılacak her birey ve kurumun, varolan sistemle barışık olmama, eleştiri getirme, başka bir dünya hayâl etme, verili sistemin algı ve alışkanlıklarını silkeleyip gözden geçirme, yeniden kurma... gibi amaçları da olmak zorunda. Dünya ile ilgili böyle bir tasavvurumuz varken (tabii eğer varsa), kendi sanat kurumumuzun içinde hiyerarşiyi ve iktidar sahiplerinin varolduğu bir örgütlenmeyi çelişkili ve yanlış buluyorum.  

 

Sanat, tanımı gereği, bu dünyadan ve hiyerarşiden hoşnutlukla çelişir ve değiştirmek ister.

 

Bir yandan, konu sanat olsun olmasın, örgütlü olmak ve örgütün yapısını geliştirerek, belleğini koruyup geleceğe yüzünü çevirerek hayatta tutmak çok temel bir ihtiyaçtır; diğer yandan, sanat üreten veya sanat üzerine kafa yoran, düşünen, yazan, tartışan bireylerin ve onların bağlı olduğu kurumların kaçınılmaz toplumsal sorumlulukları vardır. 'Dernek' yapısı, en azından bizim ülkemizdeki ve bugünkü haliyle, bir sanat kurumunun ihtiyaç duyduğu kurumsal sürekliliği ve her anlamdaki birikimi sağlayabilecek üye sadakati ve kurumu gerçekten güçlü kılacak amaç birliği noktasında maalesef aksıyor. Bu hep aksayacağı anlamına gelmiyor, ama bir sorunu giderebilmek için önce varlığını kabul etmek, onu tarif etmek gerekli, henüz bu noktada değiliz. Yoksa, derneklere, devir ne kadar değişirse değişsin ihtiyaç var, benim hayatımı değiştirdiği gibi, bir genç insanın hayatını değiştirebileceği yerlerden biri olabilir bu yapılanmalar. Ama bir sanat kurumu (yazılı veya fiili) amacını sosyal etkileşim ve alışılageleni yinelemek ile sınırladığında 'sanat' ve onun devindirici/değiştirici gücüne ne olduğunu sorgulamaya başlamanın zamanıdır. Veya binlerce sanat derneği üyesi varken fotoğraf yayınlarının neden satılmadığını, dergilerin uzun ömürlü olamadığını...

 

Tartışabilmek dileğiyle...

 

Arzu F. GÜNGÖR

 

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Onay Kodu

e-Panel Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.