Derneklere üyelik kriterleri ne olmalıdır, nasıl belirlenmelidir, üye portföyü nasıl olmalıdır?
Bunun tek ölçütü olmadığı gibi, derneklere üye olmayı zorlaştırmayı da doğru bulmuyorum. Fotoğraf dernekleri genellikle amatörlerin (daha sonra profesyonelliğe geçse bile amatör ruhu koruyan insanların) bir araya geldiği, paylaşımın ön planda olduğu yapılanmalardır. Üyelik için bir derneğe başvuran kişi, fotoğrafa ilgi duyduğu için, dernekte yapılan çalışmaları beğendiği için, kişisel gelişimini sürdürmek için vb. herhangi bir nedenle bu başvuruyu yapmıştır. Belki ileride derneğe önemli katkıları olacak, belki de bir süre sonra şu ya da bu nedenle ilgisi kaybolacaktır ama bunu önceden belirleme olanağımız da yok. Madem ilgi duyup gelmiş, neden engel olalım ki?
Bu konuda derneklerimizin farklı uygulamaları var ve şu yöntem çok doğru, öteki çok yanlış demek pek mümkün değil. Yıllar önce, İfsak başkanı olarak katıldığım bir toplantı sonrasında, Afsad’ı temsilen gelen sevgili İsmail Murşil ile bu konuda yaptığımız bir konuşmayı hatırlıyorum. Ben yukarıda belirttiğim görüşü savunmuş, değerli dostumuz Murşil ise şiddetle karşı çıkmıştı. (Okurlarımız arasında belki bilmeyenler vardır; İfsak’ın açılımı İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği, Afsad’ın açılımı Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği’dir.) Ben, “biz amatörlerin derneğiyiz, üye olanlar için bir şey değişmiyor; Afsad’a üye olanlar ise sanatçı sıfatını kazanıyor, tabii ki üye olmak kolay olmayacak” deyince, tartışma kahkahalar arasında sona ermişti. Şaka bir yana, üyelik kriterlerini her dernek kendi koşullarını dikkate alarak belirlemelidir ama mümkün olduğunca da üye olmak için gelmiş insanları küstürmemelidir diye düşünüyorum.
‘Üye portföyü’ tanımlamasını ise dernekler açısından ilk kez duyuyorum desem yeridir. Bundan kastedilen, üyelerin meslekleri ise, –bir meslek örgütünden değil, amatör bir yapılanmadan söz ettiğimize göre- üyelerin farklı mesleklerden olması dernek için bir avantajdır. Yapılan etkinliklerde ve dernek işleyişinde üyelerin mesleki bilgi ve deneyimleri önemli katkılar sağlamaktadır.
Özgün fotoğraf atölyeleri fotoğraf derneklerinin çatısı altında oluşturulup desteklenmeli midir? Ya da fotoğraf ustaları kendi atölyelerini kendilerine ait mekânlarda mı oluşturmalıdır? Her ikisi de fotoğraf derneklerince desteklenip gelişmelerine ön ayak mı olunmalıdır?
Fotoğraf atölyelerinin katılımcıları disiplinli çalışmaya sevk etmek, bir konu üzerine yoğunlaşarak proje üretmek, atölye katılımcılarının fotografik gelişimlerini sağlamak gibi yararları olduğu kuşkusuzdur. Dernek çatısı altında – ciddi bir özveri gerektiren- atölye çalışmalarını yürütecek üye var ise, elbette teşvik etmek ve mümkün olduğunca desteklemek gerekir.
Fotoğraf ustalarının kendilerine ait mekânlarda atölye çalışmalarını sürdürmesi ise kendilerinin karar vereceği, dernekleri ilgilendirmemesi gereken bir durumdur. Bunu, iki karşıt kutup değil, iki farklı uygulamadır anlamında söylüyorum. Bu çalışmalar da fotoğrafa hizmet ettiğine göre, ‘düşman kardeşler’ gibi davranmayıp, gerektiğinde işbirliği de yapılmalıdır.
Çağdaş bir yaşamda/dünyada fotoğraf derneklerinin yeri nerededir?
En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim; tam ortasıdır! İnsanların giderek yalnızlaştığı, düşünce ve davranışların toplumsaldan bireysele, daha doğrusu bireyciliğe dönüştüğü bir toplumda; bana göre derneklerin önemi daha da artmaktadır. Ortak ilgisi fotoğraf olan insanların bir araya geldiği dernekler; bilgi ve deneyimin paylaşıldığı, üyelerin fotoğraf alanındaki gelişimi ve üretimi için motivasyon sağlayan ortamlardır. Dernek sözcüğü bir örgütlenme modeli olmanın yanında, topluluk, yurt gibi anlamlara da gelmektedir. Bu anlamına uygun olarak dernekler; aynı zamanda sosyalleşmenin, yeni insanlar tanımanın da gerçekleştiği oluşumlardır. Çevrenize bir bakın, gerçek dostlarınızın birçoğunu fotoğraf camiasında tanıdığınızı göreceksiniz.
Bugün internet ortamında on binlerce üyeye ulaşan çok sayıda fotoğraf paylaşım sitesi olmasına rağmen dernekler hâlâ varlığını sürdürüyorsa, derneklerin işlevi bitmemiş demektir. Bu sitelerde tanışan insanların bir araya gelerek dernek, topluluk, kulüp vb. organizasyonlar oluşturması da bunu gösteriyor.
Sadece fotoğraf değil kültür, sanat, spor vb. uğraşlar, boğucu iş/kent yaşamında soluk aldığımız bir pencere gibidir. Fotoğraf dernekleri de hayatımıza renk ve anlam katan, algılarımızı değiştiren, ilgilerimiz doğrultusunda bilgilenmemizi sağlayan fotoğrafa ilk adımı atmamızı sağlayan kapılardan biridir. Kısacası insanların, özellikle genç kuşağın sanal bir dünyada kaybolduğu ‘çağdaş’ yaşamda dernekler asıl bundan sonra gerekecek diye düşünüyorum.
Bir fotoğraf derneğinin bugünkü koşullarda işlevi ve öncelikli aktiviteleri ne olmalıdır? Örnek; üniversitelerde bu kadar fotoğraf bölümü açılmışken dernekler fotoğraf eğitimi vermeli midir?
2000’li yıllarda hızla ilerlerken dernekler ne gibi etkinlikler yapmalıdır? Sempozyum yapmalı mıdır? Yarışma düzenlemeli midir, neden?
Bu iki soru birbirine çok bağlı olduğu için birlikte ele alalım.
Derneklerin eskiden beri yaptığı birçok etkinlik, bunu yapacak kurumlar olmadığı ya da yapmadığı için başlamıştır. Eğitim, fotoğraf günleri, sempozyum, yarışma vb. Bu faaliyetlerin bir kısmı bugün de aynı nedenle devam etmektedir.
Afsad fotoğraf sempozyumlarını düzenlemeseydi, başka hangi kurum düzenlerdi ki? Nitekim bugüne kadar –objektif ve samimi olmayan bir iki deneme dışında- düzenleyen de olmadı. Fotoğraf günleri gibi çapı ve mali yükü giderek büyüyen organizasyonlar, gelişmiş ülkelerde –Arles örneğinde olduğu gibi- kentlerin prestiji haline gelirken, bunu düzenlemek amatör derneklerin işi midir? Bienal gibi bir organizasyon derneklerin işi midir? Dernek olarak siz yapmazsanız kimsenin yapmadığı/yapmayacağı bu tür etkinlikler, ister istemez dernekler tarafından yapılmaktadır.
Eğitim konusuna gelince; derneklerin eğitim vermesini çok gerekli ve yararlı bulduğumu belirteyim. Bugün sayısı epeyce artan fotoğraf bölümlerinin toplam kapasitesi ile derneklerde eğitim alanların sayısını (örneğin yıl veya dört yıl bazında) karşılaştırırsak, çok büyük bir fark görülecektir. Bir an, derneklerde eğitim alanların bunun yerine fotoğraf bölümlerinde eğitim aldığını düşünelim. Yüzde kaçı bu eğitimi alabilecektir? Diğerleri gidip işini yapsın, fotoğraf çekmesin mi diyeceğiz?
Dört yıllık akademik bir eğitimle iki-üç aylık bir temel fotoğraf eğitimini elbette bir tutmuyorum. Ama derneklerde yapılan her etkinliğin, her seminerin de bu eğitimin bir parçası/devamı olduğunu ve bunların, almak isteyenlere çok şey kazandırdığını düşünüyorum. Kaldı ki dernekler ve benzeri kuruluşlar, aynı zamanda üniversitelerimizdeki fotoğraf bölümleri için insan kaynağıdır dersek, sanırım pek de abartmış olmayız. Fotoğrafa bu kuruluşlarda başlayıp, üniversitede eğitimini alan arkadaşlarımızın sayısı hiç de az değildir.
Fotoğraf yarışmaları ise ülkemizde çokça tartışma konusu olan, zaman zaman da düzenleyen kuruluşlar tarafından istismar edilen bir durum. Derneklerin yarışma düzenlemek yerine bu enerjilerini başka uğraşlarda kullanması daha doğru olur diye düşünüyorum.
Bundan sonrası için fotoğraf derneklerinin hedefleri neler olmalıdır?
Sanırım tüm derneklerimizin tüzüğünde yer alan amaç; bir cümle ile özetlenecek olursa fotoğraf sanatını sevdirmek, yaygınlaştırmak ve bu yönde çalışmalar yapmaktır. Bunu yaparken sadece fotoğraf değil, diğer disiplinleri de kapsayacak şekilde kültürel altyapısı oluşmuş bir üye topluluğu hedeflenmelidir. Kalıcı işler üretebilmek için ciddi bir kültürel birikim gerektiğine inanıyorum. Bunun oluşması için de derneklere önemli görevler düşüyor. Daha birçok şey söylenebilir ama okuyucuları da düşünerek burada bitiriyorum.
Halil İbrahim TUTAK