Panele Katılanlar

Ahmet Bozkurt

Ali Rıza Akalın

Arzu Filiz Güngör

Baybars Sağlamtimur

Behiç Günalan

Berrin Cerrahoğlu

Beyhan Özdemir

Celal Kılıç

Ceyda Taşdelen

Enver Şengül

Erden Cantürk

Fikret Özkaplan

Gökhan Demirer

Gülcan Acar

Gülser Günaydın

Gültekin Çizgen

H.İbrahim Tutak

Haluk Uygur

İbrahim Göğer

İdris Aydın

İsa Özdemir

Mehmet Oğuz

Mine Hoşgün Soylu

Muzaffer Sütlüoğlu

Ömer Yağlıdere

Özcan Yurdalan

Reha Bilir

Sami Türkay

Serpil Yıldız

Şule Tüzül

Tanju Akdeniz

Tuğrul Çakar

Tülay Çellek

Yalçın Cidamlı

 

Fotoritim e-Fotoğraf Dergisi

 

 

Ana Sayfa > Fotoğraf Dernekleri > İbrahim Göğer : "Fotoğraf Dernekleri" e-Panel
İbrahim Göğer : "Fotoğraf Dernekleri" e-Panel


Peşinen söylemeliyim, derneklerin eğitim faaliyetinde bulunması, yarışmalar ve sempozyumlar düzenlemesi hiç de yadırganacak bir durum değildir. Fotoğraf derneklerinin hepsinden de aynı performans beklenemez. Dernekler kadroları ve güçleri doğrultusunda faaliyetlerde bulunmalıdırlar. Bence asıl olan neyin yapıldığından çok nasıl yapıldığıdır. Gönüllü kuruluşlar zorunlu olmadıkları halde, bir etkinlik yapacaklarsa bu, ellerinden gelenin en iyisi olmak durumundadır. Aksi halde pek çok köy düğünü faaliyeti içerisinde bulunmak durumunda kalırız.

 

Derneklerin yarışma düzenlemesine karşı değilim. Kültür fakiri ülkemizde, iyi niyetlerle kendilerini geliştirerek var olmaya çalışan fotoğrafçıların, fotoğrafları birbiriyle karşılaştırarak yarıştırılmasını fotoğraf derneklerine yakıştıramıyorum. Afsad sanırım iki kez açık jüri uygulamasını başarıyla yapmıştı. Bu çok başarılı ve yararlı bir modeldi. Şimdi uygulanmıyor, hangi gerekçeyle uygulanmadığını ise bilemiyoruz.

 

Fotograf eğitimi, resmi kurumlarca üniversitelerin iletişim ve güzel sanatlar fakültelerine bağlı fotograf bölümleriyle, güzel sanatlar eğitimi veren liselerde yapılmaktadır. Dernekler dışında istinai olarak ders veren sivil kurumlar bulunmakla birlikte ağırlıklı olarak bu faaliyet, dernekler tarafından yürütülmektedir. Afsad’ın düzenlediği fotograf sempozyumlarının 6. sında ülkemizde fotograf eğitimi veren resmi kurumların bir çoğunun katılımıyla eğitim konusu detaylı biçimde ele alınmıştı. Bence bu toplantıdan edinilen iki önemli sonuçtan ilki, fotograf eğitimi veren kurumlar arasında koordinasyon, paylaşım ve diyaloğun bulunmayışıydı. İkincisi, pek çoğu güzel sanatlar fakültelerine bağlı olan resmi kuruluşlardaki eğitim programlarının fotografı meslek edindirmeyi amaçlamasıydı. Fotograf eğitimi veren resmi kurumlarla sivil örgütlemeler arasındaki önemli bir fark da katılımcılardır. Okullarda öğrenci psikolojisi hakimken derneklere gelenler bu konuda kendilerini geliştirmeye karar vermiş kişilerdir. Farklı uzmanlık alanlarında eğitimlerini tamamlamış olan kişilerin kararlı ve istekli biçimde fotograf eğitimine katılmalarıyla diğeri arasında büyük farklar bulunmaktadır. Derneklerin eğitim çalışmalarını sürdürürken amaçları, sanatçı yetiştirmek değil, iyi ve kötü fotografı birbirinden ayırma potansiyeline sahip kişileri mümkünse üye olarak kazanmaktır. Derneklerdeki fotograf eğitiminden yararlananların bazıları, yaratıcı sanat potansiyeline sahip olarak sanatsal üretimde bulunmuşlardır ama onların bu birikimi sadece derneklerin fotograf eğitimi programından edindikleri söylenemez.

 

Türk fotograf sanatından ya da Türkiye’de fotograftan söz edilebiliyorsa bazı isimleri telaffuz etmemiz gerekir. Onların fotograf geçmişlerinde ise akademik eğitimden çok sivil örgütlerin eğitim ve öğretimlerinin yer aldığı söylenebilir. Bu durumun zamanla değişeceği düşünülebilir ama dernekler dışındaki kuruluşların mazileri henüz pek yenidir. Söz konu etkinlikler akademik kuruluşlar, bunlara bağlı dernek veya vakıflarca yerine getirildiğinde, mevcut dernekler ne eğitim ne de sempozyum düzenlemek gibi misyonları üstlenmeyebilirler. Aslında önemli olan bu faaliyetlerin kimler tarafından üstllenildiği değil, nasıl ve hangi düzeyde yapıldığı olmalıdır.

 

Dünyada olduğu gibi yurdumuzda da fotografın örgütlü bir yapısı bulunmaktadır. Dernekler bir zorunluluğu olmadığı halde, tarihsel bilincin getirdiği görev anlayışıyla, kuruluş amaçlarına ve tüzüklerine fotografı yaygınlaştırma maddesini ekleyerek eğitim çalışmalarını yurütmektedirler. Bu faaliyetler derneklerin varlık nedenlerinden biriyken aynı zamanda dernekler, seminerlerden edindikleri gelirlerle varlıklarını sürdürmektedirler. Afsad’ da kuruluşundan beri fotograf eğitimi ve fotografa kuramsal katkı çalışmalarını sürdürmüş bu alanda yayınlar yapmış, seminerler düzenlemiş, sempozyumlar örgütlemiştir. Ülkemizde eğitim çalışmalarının modellemesi ve içerik düzenlemesi genellikle Afsad ve İfsak’ın, geniş ve deneyimli kadroları tarafından yapılmış diğer dernekler de bunu örnek almıştır.

 

Eğitim çalışmalarından kısaca söz etmek gerekirse, kuruluşundan itibaren Afsad’da da uzunca bir süre, her konu başka bir kişi tarafından anlatıldı. Katılımcıların deneyimli dernek üyeleriyle tanışması açısından yararlı olan bu modelde aksayan taraf, programın hocaların insiyatiflerine bağlı olmasıydı. Farklı kurlara katılanlar eşit biçimde eğitim alamıyordu. Seminerlere olan ilgi de artınca hocalar derslere yetişemez oldular. Zaman ilerledikçe, kurumsallaşmanın gereği olarak bugünkü modele geçildi. Daha sonra, seminerlere katılanların önemli bir bölümünün dernek üyesi olarak faaliyetlere katılmak istemediğinin saptanması üzerine eğitim biçimi temel ve ileri düzey biçiminde ikiye ayrıldı. Dernekler eğitim için verdikleri uğraşın fotografla ilgili üyeler olarak geri dönmesini isterler. İleri düzey seminerler ve atölye çalışmaları bu amaçlara hizmet etmektedir.

 

Usta çırak temeline dayanan atölye çalışmalarının başlangıcı ise daha eski tarihlere dayanmaktadır. ‘’Her birim bir atölye’’ biçiminde başlatılan çalışmalar, değişerek bugünkü biçimini aldı. Afsad üyelerine eğitim vermek istiyor ama üyelerinden de dernek faaliyetlerinde yararlanmak istiyordu. Yani üyeler eğitim faaliyetinden ücretsiz olarak yararlanmak isiyorlarsa, dernek faaliyetlerine birimlerde çalışarak katkı vermeliydiler. Fotografta ortaklaşa çabta ve paylaşım ilkesi etrafında kurulan dernekler, dernek olma yapılarını zedelememeye özen gösterdikleri halde hızla değişen koşullar doğrultusunda kurumsallaşma çalışmalarını sürdürmüş ve çağın koşullarına göre örgütlenme biçimlerini değiştirmişlerdir.

 

Kısaca özetlemeye çalıştığım bu süreç, Afsad’da yönetim ve danışma kurullarında tartışılarak yapılandırıldı. Bence asıl soru, artık Afsad’da danışma kurulu bulunmazken, değişen koşullarda ihtiyaçların saptanması, stratejileri oluşturularak politikaların belirlenmesi ve uygulamanın nasıl yapılacağı olmalıydı. Yakın zamana kadar dernekler, insanlığın en ilkel örgütlenme biçimi ve de aynı zamanda Marksist örgütlenmenin koşulu sayılan komün anlayışla, kapitalizmin ezici baskısı altında, çalışmalarını insan olma bilinci ve inancıyla, son romantikler olan üyeleri sayesinde sürdürdüler.

 

Aynı zamanda birer sivil toplum kuruluşu olan dernekler, çağdaş örgütlenme yapısının gereği olarak kurumsallaşma çabalarından vazgeçmemelidirler. Bu konuda öncü olarak önemli gelişmeler yaratan Afsad’da, kurumsallaşma sürecinin askıya alındığını üzülerek görüyorum.

 

Sorunuza yine sorularla karşılık verme durumundayım. Afsad’da kurumsallaşma süreci neden askıya alınmıştır? Bu süreci askıya alanlar, konunun bilincinde midirler? Bu durum üyelerle paylaşılmış mıdır? Üyelerin ortak kararı mıdır? Bu durum üyelerden gizlenmiş midir ya da üyeler bu konuyla ilgilenmemekte midirler? Kurumsallaşma sürecini askıya alanlar, bilgi biriminin nasıl sağlanacağıve nasıl aktarılacağı soruna, önerdikleri alternatif politikayı açıklamamışlardır.

 

Gerçekten saptanmış bir politikanın varlığından bile şüphe ederken Afsad’ı çağdaş yapılanmanın gerisinde pusulasını yitirmiş, açık denizde sürüklenen bir gemi gibi görüyorum.

 

İbrahim GÖĞER

 

Gelen Yorumlar
Toplam 1 yorum, 1-1 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
ibrahim bey,
afsad'a oldukça ağır bir eleştiri getirmişsiniz. afsad'ı oldukça çok eleştirenlerden biri olarak,
bu eleştirinize şu yönden katılmıyorum;
yazınızda da sözü geçen, eksiklikler olumsuzluklar evet var, belki daha fazlası, ama bir avuç insanın koca bir gemiyi doğru rotada ilerletme çabaları, elbette kolay olmayacaktır. hatta gemi kullanmayı bilmeyen, ya da bilse de pek yorulmak istemeyenler de bu bir avucun içindeyse durum daha da zor. ama herşeye rağmen, gemiyi yüzdürmeye çalışanlara haksızlık etmek istemiyorum. üstelik artık gemi açık denizde de gitmiyor, deniz kara korsanlarla dolu.
saygı ve sevgilerimle...
şule tüzül eklemiş. | 09 Mayıs 2008 Saat 13:57
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Onay Kodu

e-Panel Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.