Panele Katılanlar

Ali İhsan Ökten

Elif Vargı

Emre İkizler

Enver Şengül

Gültekin Çizgen

Kazım Zaim

Mahmut Özturan

Mehmet Oğuz

Merih Akoğul

Murat Germen

Özkan Eroğlu

Reha Ülkü

Tülay Çellek

FONT>

 

Fotoritim e-Fotoğraf Dergisi

 

 

Ana Sayfa > Fotoğraf Dernekleri > Mehmet Oğuz : "Fotoğraf Dernekleri" e-Panel
Mehmet Oğuz : "Fotoğraf Dernekleri" e-Panel

Fotoğrafın Kurumsal İlişkileri Üzerine…

 

Temelde bireysel bir yaratım süreci olduğuna göre fotoğraf, neden bir örgütlenme gereği hissettiğini açıklamakta zorlanmaz aslında. En yalın biçimiyle, tek başına fotoğrafçının sesi cılızdır denilebilir örneğin. Değişimi zorlayabilmek için kişinin daha büyük bir dünyanın parçası olması gerekir diye de devam edilebilir. Çözüm arayışları birlikteliği gerekli kılar çünkü. Fotoğraf tarihine bakıldığında, fotoğrafla ilişkili kurumların çoğunlukla reformist örgütler olduğu görülür zaten. Bu şekilde, sanatın toplumun farklı katmanlarına sızabilmesini sağlayan ve onu ayrıcalık olmaktan kurtaran bir disiplin olarak, fotoğrafın evrensel değerlerinin farkındalığına hizmet ederek toplumsal bir işlev yüklenebilirler.

 

Fotoğrafın toplum içinde bilgi alanı olarak konumu neyse, sonunda kurumsal sistemin içinde de buna koşut yer alacaktır. Aslında fotoğraf 1839 yılındaki duyurusuyla birlikte Osmanlı’da özellikle yabancıların etkisiyle şaşırtıcı biçimde hızlı benimsenmiş ve toplum yaşamına girmiştir. O dönemde başlayan çabalar yeni kurulan Cumhuriyet içinde de süreklilik yaratabilmiştir kendisine. Özellikle 1930 sonrası Halkevleri’nin işlevi büyüktür Türk fotoğrafında. Ancak, erken Cumhuriyet dönemindeki girişimleri gözardı edersek, fotoğrafın kendine kurumsal kimlik etiketi yapıştırması için, Şinasi Barutçu önderliğinde 1950 yılında Ankara’da TAFK’ın (Türkiye Amatör Foto Klubü) ve 1978 yılında da İDGSA Fotoğraf Enstitüsü’nün kurulmasını beklemek zorunda kalınacaktır. Aynı dönemde hızlı bir dernekleşme sürecine girilerek fotoğrafın kurumsal kimliği oluşturulmaya çalışılır.

 

Fotoğrafın kendi kurumsallaşmasını gerçekleştirmeye başladığı ilk dönemlerde çok önemli bir işlevi karşılayan fotoğraf dernekleri, gerçekten de fotoğrafın toplumda ayırt edilmesini sağlarken, bir taraftan da, birey olmayı öğrenmeye başlayan insan tipini üretmekteydi. Özellikle akademik yapılanmada emekleme sürecindeki fotoğraf eğitimi, fotoğraf derneklerine adeta “okul” olma sorumluluğu yüklüyordu. Ancak 1980’de varolan antidemokratik kesinti, son derece geniş bir yabancılaşma ve iletişimsizlik sürecini getirdi. Bu dönemde fotoğraf dernekleri aracılığı ile üretilen düşünceler, derinlikli ve uygulamalarla desteklenmiş kuramlar biçimine dönüşemedi. Günümüze ulaşan süreçte sosyal, ekonomik ve politik koşulların dönüşümü sayesinde fotoğrafta niceliksel bir artış görülse de, fotoğraf derneklerinin bu ülkeye fotoğrafı gerçek tanımıyla henüz anlatamadığı görülür. Her türlü üretim ve yaşam biçiminin temelinde nedensizliğin yaşandığı günümüzde, sunulan tek alternatif tüketim ideolojisi olmuştur. Bundan nasiplenen fotoğraf, daha çok kolay tüketilebilen, haz veren, yaşamı estetize eden imgeler bütünü olarak algılanıyorsa eğer, fotoğrafla ilişkilenen kurumların sorumluluğu yadsınabilecek eşikleri aşmış demektir.

 

Gelinen noktada konserve çözüm önerilerinin geleneksel temsil biçimlerini bir anda değiştirmesini beklemek haksızlık. Bunun yerine düşlerimizi koyabilmek ortaya, daha gerçekçi…

 

Öncelikle “bireyi” yaratan şeyin kültürel birikimi ve bu birikimi harekete geçiren kaygıları olduğunu, bunlar olmadan teknik cambazlıkların anlamsız kalacağını dışavurarak işe başlanabilir. “Söz” üzerine kurulu bir toplumu, “yazı” ve “fotoğraf” ilişkisiyle uyararak aydınlanma sürecinde harç işlevi görebilir dernekler. Diğer sanat dalları ve bilimlerle ilişkiler kurarak, özellikle kavramsal altyapı içeren çabaları diğer sanat dalları verilerini de kullanarak evrensel bir terminolojiye dönüştürebilirler.

 

Fotoğrafın kolay sanat olduğu yanlıştır, ama kolayca sanatçı olunuveren bir alan olduğu da acı bir gerçektir. Bu durum, içinde bolca sanatçı barındıran fotoğraf derneklerine, ürettikleri yapıtlarla ve söylemlerle, fotoğrafın kolay sanat olmadığını kanıtlama misyonunu da yüklemektedir. Fotoğraf derneklerinin görevi, kimlik arayışı içindeki insanların rehabilitasyonu veya sanatçı yetiştirmek değil, dünyayı izleyen nitelikli sanat algılayıcılarının oluşturduğu kitleler yaratmak olmalıdır. Hedef sadece “sokaktaki genci karanlık odaya girmeye veya photoshop öğrenmeye heveslendirmek” olmamalıdır. Bunun ekonomik getirisini gözardı etmek kolay olmasa da, “neden fotoğraf çekiyoruz?” sorusuna yaşamın içinde, sokakta yanıt bulabilmeye çalışmak, son kertede çok daha yarayışlıdır. Günümüzde ise görünen odur ki; fotoğrafik imajın popüler kullanımı, çok türlülüğü, çok boyutluluğu ve içiçe geçmişliği ile birlikte, sürekli gerilimlere ve çatlamalara maruz kalan bürokratik ve giderek popülerleşen yapılar çıkmaktadır ortaya. Bu süreci tersine çevirmek için fotoğraf dernekleri biçimle değil, daha çok özle ilgilenmenin yollarını gözetmelidirler. Ne anlatacağını ve kime anlatacağını bilen üye profilleri ile donatmalıdırlar kendilerini. Bu karar bilinçle yoğrulmalıdır ki, geçici heveslere kapılınıp sürüklenilmesin. Derneklerdeki süreklilik sağlanarak, verilen emekler, düşünsel ve deneysel birikimler tükenmesin.

 

Fotoğraf dernekleri _kurumsal bazda_ fotoğraf kimliğinin belirginleşmesini amaçlayan söylevleri sahiplenmelidir. Sergi ve gezi organizasyonları, neredeyse kadrolu yarışma jürisi yetiştiriciliği, fotoğraf zanaatkarı üreticiliği ve kalıcılığını sadece dernek içlerinde sürdürebilen büyük söylemler kadar, fotoğrafın görsel iletişim sistemi içinde çağdaş toplumun gereksinimlerine yanıt verebilecek evrensel bir dil oluşturmasında ara durak olabilecek devinimleri de barındırmalıdırlar. Varlığını buldukları toplumun sorunlarına yabancılaşmayan, müdahil tavırlarını törpülemeyen, yaratıcı düzeneklerini güncel politik formları dışlamadan kuran omurgalı duruşlara ihtiyaç hiç bitmeyecek gibi. Bunun yerine her görüşe eşit mesafede durabilmeyi öğrenen yapılar, bireysel kurtuluş yollarına dalmaktan başkaca bir sonuç doğurmayacaklardır. Beri taraftan, ülkemizde fotoğrafın halen akademik düzeyde kendi özgün platformunu tamamlayamadığı düşünülürse, fotoğraf dernekleri salt bir hobi kuruluşu olarak tanımlama lüksüne de sahip değillerdir kendilerini. Ancak bu da derneklere fotoğrafın neredeyse her alanını temsil etme yükümlülüğü getirir ki, üstesinden gelinmesi gerçekten zor iştir. Burada da, şimdilerde fotoğraf adına söz söyleme yetisi bulanların, uzun zaman boyunca üzerinden tanımlandıkları derneklere, kendi konfor alanlarından çıkarak özverili bir katkı vermelerinin gerekliliğini görürüz.

 

Sonuç olarak, fotoğrafın sınırsız anlatım olanakları içerisinde çağdaş-evrensel bir söylem oluşturma çabalarını sürdürmeye çalışan fotoğraf derneklerinin, fotoğraf sanatını temsil ettiklerini görmek rahatlatıcı olurdu…

 

Belki de bizden yüklenmemizi istediği, böyle bir şeydir…

 

Mehmet OĞUZ

 

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

e-Panel Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.