Panele Katılanlar

Ali İhsan Ökten

Elif Vargı

Emre İkizler

Enver Şengül

Gültekin Çizgen

Kazım Zaim

Mahmut Özturan

Mehmet Oğuz

Merih Akoğul

Murat Germen

Özkan Eroğlu

Reha Ülkü

Tülay Çellek

FONT>

 

Fotoritim e-Fotoğraf Dergisi

 

 

Ana Sayfa > Fotoğraf Eleştirmenliği > Merih Akoğul : "Fotoğraf Eleştirmenliği" e-Panel
Merih Akoğul : "Fotoğraf Eleştirmenliği" e-Panel


 

Eleştiri Üzerine  

 

Fotoğraf nedir…  

 

Fotoğraf çekmek, fotoğrafı paylaşmak ve fotoğraf eleştirisi; fotoğrafı kavramak için üç nokta arasında oluşmuş önemli bir kuvvet alanıdır.

 

Günümüzde, cep telefonları ve dijital fotoğraf makinelerinin yaygınlaşması nedeniyle fotoğraf çekmeyen kimse kalmamıştır. Gazete haberlerinden reklamlara, bilimden sanata kadar fotoğraf; giderek artan bir yoğunlukla yeryüzündeki dolaşımını sürdürmektedir. Artık nereye bakarsak bakalım, fotoğrafın, görselliğin topografyasını başarıyla çıkarttığını görüyoruz. 

 

Yalnızca fotoğraf teknolojisindeki gelişmeler değil, fotoğraf üzerine düşünceler, örneklere bağlı olarak değişen fotoğraf bakışları ve dolayısıyla farklı fotoğraf görüşleri de, fotoğrafa ait yeni kuramların varlığını kaçınılmaz kılmıştır. Artık birbirlerine benzeyen fotoğrafların, birbirlerinden kopması için nedenselliğinin sorgulanması kaçınılmaz olmuştur.

 

Fotoğrafçı o fotoğrafı niçin çekmiştir; o zaman dilimi içinde deklanşöre basmasını gerektiren toplumsal, psikolojik ve varoluşsal sorunlar nelerdir.  Bu fotoğraf nerede, ne amaçla kullanılacaktır. Fotoğrafın çekildiği coğrafya ve o coğrafyanın koşulları, sosyolojik veya mimari özellikleri fotoğrafta nasıl yansımıştır ve görünen gerçek(lik)ten fotoğrafçının farkına vararak altını çizdiği ileti aynı mıdır. İzleyicinin gördüğü/anladığı ile fotoğrafçıyı tetikleyen şey fotoğrafa bakan kimsenin “okuduğu” ile aynı çizgi üzerinde buluşabilmiş midir!

 

Bu kadar fazla değişkenin bulunduğu yerde, yüzde yüz iletişimin olanaksızlığı ortadadır. Öyle ise yapılması gereken nedir: İşte tam bu noktada fotoğrafın bir kültür ve görselliğin alt dillerinden biri olduğu konusu gündeme gelir. Fotoğraf her şeyden önce bir belgedir. Klasik söylemi ile fotoğraf; bir zaman diliminde, belirli teknik ve estetik koşullar altında fotoğrafçısı tarafından saptanmış olmak zorundadır. İster yakalanmış, isterse kurgulanmış olsun, fotoğraf zamanı

 

-filmin süreç mantığının tersine- noktasal olarak durdurur. Fotoğraf, kendisine uzun uzun bakıldıkça adeta geçmişe doğru açılan bir kapının varlığını bizlere gösterir. Analizi, bugünkü bakışla, ama geçmiş zaman üzerinden gerçekleştirilir.

 

Böylelikle bir fotoğrafın okunması, onu oluşturan bileşenlerin çözümlenmesi, dolayısıyla da bilgi üzerindendir. Bir fotoğrafta gördüğümüz nedir, o mekân neresidir, o kişi(kişiler) kimdir, fotoğrafçı bu fotoğrafı hangi amaçla ve nerede(nasıl) değerlendirileceğini düşünerek çekmiştir(seçmiştir). Bu fotoğraf sanat tarihinden hangi görsel yapıtlarla (resim veya fotoğraflar) birlikte ele alınabilir; hangi akıma ya da stile uygunluk gösterir. Umberto Eco’nun “Açık Yapıt” önermesinden de yararlanarak, en büyük sorumluluğun, burada yapıta bakan kişiye düştüğünü söylemeden geçemeyeceğiz.

 

 

Fotoğrafçı kimdir…  

 

Ülkemizde fotoğraf dahil her konuda yaşanan ciddi bilgi problemi; kitaptan uzaklaşma, internette yer alan her şeyi gerçek sanma, sadakayı hak bilme, gereksiz övme, nedensiz karalama, adam kayırma, başkalarının düştükleri olumsuzluklardan haz alma, cemaatsiz yaşayamama, müritsiz ya da mürşitsiz olamama, komplo teorilerinin arasında kalma ve gerçeklerin üstünü örtme sendromları ile kesiştiğinden, sağlıklı bir eleştiri mekanizmasının da gelişme olasılığını ortadan kaldırmıştır.

 

Biraz ironik olarak ele aldığımız bu durumu, aslında ortaya bir hipotez olarak sunmak gerekirse, bunun “Herkes fotoğraf çekmek zorunda değil!” olmasında yarar var. Gerçekten de dünyanın bu kadar iddialı, kendisini fotoğraf sanatçısı sayan insana gereksinimi var mı… Fotoğraf çekmezsek ölür müyüz… Yalnızca fotoğraflara bakarak yaşamak mümkün olamaz mı!

 

Fotoğraf, kendi varoluşunu hiçbir zaman bir başına sürdüremez. Kendi öz disiplini ve fotoğraf tarihi dışında, içlerinde sosyoloji, psikoloji, antropoloji, felsefe, estetik, sanat tarihi, resim, heykel, grafik, tiyatro, sinema, edebiyat ve müziğin de olduğu en az 10 disiplinle daha ilgilidir. Bu konuların bir kısmıyla ilgilenmeyen kişilerin, gerçek anlamda asla yapabileceği bir şey değildir fotoğraf. Oysa günümüzde fotoğraf, netliği ve ışık ayarını yaptıktan sonra makinenin gelişigüzel doğrultulması sonucunda çıkan görüntülere denmeye başlandı. Çağımızda herkes fotoğrafçı, her görüntü de fotoğraf olarak kabul ediliyor.

 

Peki, fotoğraf bu noktaya nasıl geldi… Fotoğraf, bulunuşundan günümüze, başlangıçtaki teknik sorunlar atlatılıp, makine edinmek kolaylaşmaya başladıktan sonra geniş kitlelerin ilgilendiği bir uğraş olmuştur. Teknolojinin gelişmesi daha çok insanın fotoğraf makinesine sahip olmasını beraberinde getirmiş, birim başına düşen fiyatları ucuzlamıştır. Yeni markalar arasındaki rekabet de hem makinelerin kalitesini artırmış, hem de bu endüstrinin ekonomisini belirlemiştir.

 

O günlerde fotoğraf çeken amatörler, hem fotoğrafın güzel günlerinin siyah beyaz anılarını fotoğraflar üzerinden kaydederek geleceğe bırakıyorlar, hem de doğa, manzara, portre gibi konuları işleyerek estetik zevklerini zinde tutuyorlardı. Gerçekten de fotoğrafın tüm ekonomisi, özellikle son 70 yılda amatörler üzerinden yürütülmüştür. Bu yüzden firmalar, onlara en güzel fotoğrafları en sorunsuz biçimde çekeceklerinin ve zamanı durdurabileceklerinin sözünü vermişlerdir. Kapitalizmin kuralları, amatör fotoğrafçılar için de geçerlidir. Buradaki en önemli kural sarfa özendirmek, amatörlere ellerindeki makine ve objektifleri en kısa sürede değiştirilmesi konusunda telkinlerde bulunmaktadır. Eskiden en az 10 yıl kullanılan makinelerin yerini, en geç her iki yılda bir değiştirilmesi önerilen makineler almıştır. Yapılan reklamlar, özendirme ve fiyat politikalarıyla da bu süreç oldukça hızlandırılmıştır. Artık çekilen her fotoğraf; makinenin markası ve modeli, objektifinin özellikleri ve makinenin kaç megapiksel olduğu üzerinden sorgulanmaktadır. Yani sanat tarihinden aldığı referanslar ve kimlerin fotoğraflarıyla akrabalıkları olduğu söz konusu edilmemektedir. Oysa, dünyaya gelen her fotoğraf birinden doğmakta ve birilerine benzemektedir.

 

Ar-Ge’leri tamamlanmamış son sistem makineler, birer denek veya test pilotu gibi çalışan amatörler tarafından son hallerine kavuşturulmadan denenmektedir. Fotoğraf makineleri, asıl amacı konuşmak olan ama onlarca gereksiz detayla donatılmış cep telefonlarıyla aynı kaderi paylaşmaktadır. Bu durumun uzantısı fotoğrafların donanımları konusunda da kendini göstermektedir. Bilgisayar destekli fotoğraf işleme programları, adeta birer vahiy gibi fotoğrafçılar tarafından değerlendirilmekte, çoğu zaman anlamı aşan, duygudan uzak, aşırı görsellikle biçimlendirilmiş, her tarafıyla oynanmış fotoğraflar ortalığı sarmaktadır. 

 

 

Çekmeyen kalmasın…

 

Fotoğrafla ilgilenen herkese, kendilerini çok büyük birer sanatçı gibi hissettiren şey, bugün yeni bir felsefe söyleminin temellerini oluşturacak yoğunluktadır. Bu da bir modadır ve geçecektir; bunlardan geriye daha önceki tüm amatörlerden olduğu gibi çok az şey kalacaktır. İnsan ister istemez soruyor kendine; madem sanata bu kadar ilgi var; neden yeni iyi ressamların sayısı artmıyor. Daktilonun yerine gelen bilgisayar, niçin daha çok ve kaliteli yazarlar çıkaramıyor.

 

Bilgisayar destekli müzik başlangıçta büyük ilgi görse de, hiçbir şey keman ya da piyano gibi akustik çalgıların kalitesini aşamadı. Bir sürü insan hâlâ plağın sesini CD’nin sesine yeğliyor. Aldıkları albümlerin kayıtları lambalı mikrofonlarla makara bantlara kaydedilmiş oluyor. Analogu, dijitale yeğliyorlar. 

 

Şöyle bir baktığımızda, genç fotoğrafçıların çoğunun oldukça donanımsız olduğunu görüyoruz. Bırakın eskiyi, yakın geçmişlerini bile bilmiyorlar.

 

Gelenekleriyle ilgilenmiyorlar, kitap okumuyorlar, sanat etkinliklerini izlemiyorlar. Hatta açılan fotoğraf sergilerine bile gitmiyorlar. Fotoğraf albümü ya da kitap almıyorlar. İnternette hiyerarşik bir biçimde, kendilerinden önce kapılanan ağabeylerine itaat ederek, krallık sırasının kendilerine gelmesini bekliyorlar.

 

Tüm bunları söylerken, başarılı, çalışkan ve proje yapan genç fotoğrafçıları bu eleştirinin dışında tutarak (Onlar hem kendilerini, hem de az sonra özelliklerini sayacağım fotoğrafçıları iyi bilirler; ama diğerleri, şahsen taklit de ettikleri, internette ne idüğü belirsiz sonradan çıkma photoshop maymunları dışında kimseyi bilmezler, fotoğraflarını da tanımazlar.) yeni nesil fotoğrafçıların genel olarak yapısal özellikleri üzerinden tanımlarını yapacağım.

 

Okumaz. Yazmaz. Ahkam kesmeyi sever. Hiçbir şeyi beğenmemek ana özelliğidir. Çenesinin altında bir parça sakal vardır. Saçları ya jöle ile dikleştirilmiş ya da uzatılarak arkadan bağlanmıştır. Ağzında sakız, kulağında küpe vardır. Sırt çantasını yeğler. Kışları ilgi çeken çok renkli kabanını, yazları atlet, şort ve parmak arası terlik giyer. Aynı adam olduğunu sırtına astığı yeşil çantasından anlarız. Alan derinliğini sever. Birisi 80-200 mm olmak üzere 2.8 açıklığı olan objektifleri vardır. Canon ya da Nikon’un yeni çıkacak makinelerini eşikte bekleme ve onlara herkesten önce sahip olma isteğiyle dopdoludur. Yanında yaptıklarını ve yapacaklarını anlattıkları genelde fotoğrafa gönüllü bir kız arkadaşı olur. (Hissedildiği üzere, konu mankenimiz bir erkektir.) Gittikleri sergilerdeki fotoğraflar hakkında, yanındakilere olumsuz konuşmadaki aşırı ısrar, Photoshop programının en yeni versiyonunun kopyasına sahip olma eğilimi, mümkünse günde 500 ila 1000 kare arası çekmek, sergiye gitmemek, kitap okumamak, internet ağabeylerine aşırı itaat ama bunun yanında usta-çırak ilişkilerinden uzak durmak, üyesi olduğu sitede en çok tıklanan olmak: Hit olmak, “En büyük ben olmak” dizginlenemeyen arzularıdır.

 

Bu benim genç fotoğrafçıların ciddi bir bölümüne getirdiğim eleştiridir. Fotoğraf eleştirisinin, iyice bir düşündükten sonra aslında bir fotoğrafçı eleştirisi olması gerekliliğine inanıyorum. Ağabeylerine gelince... Onların çoğu farklı mesleklerden gelme, emekli ya da hayatlarında köklü bir değişimi düşünenlerden çıkmadır. Çoğu için fotoğraf, çok sıkıldıkları iş hayatlarından kaçış amaçlıdır. Ama aralarından bir kısmı kendilerinin bile nasıl çektiklerine şaşırdıkları üç kare fotoğraf ve yetersiz tecrübeleriyle fotoğraf sanatçısı gibi dolaşırlar. Bir kısmı fotoğrafçılara yakın durarak, bir kısmı da maddi olanaklarını kullanarak bu duruşu sürdürürler. Bilgisizdirler, fotoğrafın basit teknikleri dışında hiçbir şey bilmezler; bu yüzden yaptıkları işten zevk almazlar ve karşılarındakilere de zevk vermezler, Ben bunlara orgazm taklidi yaparak yaşayan fotoğrafçılar diyorum. Yeryüzünde fotoğraf adına kalmaları imkansızdır. Bu yüzden vakit varken başka sanat dallarının pratiklerini denemelidirler. 

 

Söylediklerimin asla yanlış anlaşılmasını istemem. Dünyanın en güzel şeyi amatörlüktür. Esası keyif almak, bilgilenmek ve paylaşmak ve dünyada kendi gibi olan insanları bilmek üzerine kuruludur. Ama çevremize şöyle bir baktığımızda fotoğraf konusunda, bu maddelerin nahif uzantıları yerine, daha sert kısımlarının gündeme getirildiğini görürüz. Çünkü bilgi ortalıkta dolaşmıyordur. Bunun yolu eğitimden geçmektedir. Herhangi bir konuda bilgi sahibi olmayan ve uzmanlaşmamış bir kişinin yapabileceği bir iş değildir fotoğraf. Eğitim şarttır ama bunun anlamı ille de fotoğraf bölümü okumak değildir, hatta mümkünse benim görüşüm yan konulardan birini seçerek iyi bir eğitim en iyisidir. Fotoğrafın geleceğini anlamak için, geçmişini bilmek gerekir; eski dergilere bakarsanız, 25 yıl öncesinden başarılı ve çalışkan amatörleri bile fotoğraf arenasından silinmişlerdir.

 

Türkiye’de özellikle fotoğraf konusunda artık kimse amatörüm demiyor, ben fotoğrafçıyım diyor. Üstelik kendisini çok önemli sanıyor, yetersiz bilgisiyle ortalık karıştırıyor. Çok kere büyük bir iddia ile ve zevk almadan bu işi yapıyor.

 

Fotoğrafın duru güzelliği, ne yazık ki kendini bilmez yeni yetme hokkabazlar tarafından geçici olarak gölgelenmiştir. Yarışmalarda aynı kişi tarafından gönderilmiş gibi duran, aynı tekniklerin kullanıldığı, 20’li, 30’lu fotoğraf gruplarına rastlıyoruz. Bakıyoruz ki, kişiler ayrı ama fotoğraflar aynı. Özgün olmak içerikte ve yaklaşımda başlıyor, biçimde değil. Özellikle genç fotoğrafçılar bunu bilmek zorundalar. Bilgisiz, kuramsız fotoğraf olmaz!

 

 

Her Türk fotoğrafçı doğar…

 

Ama herkes fotoğrafçı olmak zorunda değil. Ben niye amatör olarak davalara giremiyorum, kadavra kesemiyorum. Bankaya memur olamıyorum, birinci ligde futbol oynayamıyorum, otomobil tamirciliği yapamıyorum. Çünkü bilgim eksik ve bu bu konulardaki deneyimsizliğim hemen belli olur. Ama çekilen tüm fotoğraflar birbirine benzediği için bu durum ortaya çıkmıyor. 

 

Bir kere iyi fotoğraflarda her zaman mükemmel anlar vardır. O fotoğraflardaki an, ne bir saniye öncesi ne bir saniye sonrası olabilecek türdendir. Alternatifi düşünülemez bile. İşte bunu görmek için bilgi ve estetik görüşe gereksinim vardır. Bu fotoğraf, kendinden önce çekilmiş fotoğraflara ve sanat tarihine nasıl bir gönderme yapmaktadır… Işık, renk, kompozisyon ve leke dengesi nasıldır; kendisi dışında başka neleri çağrıştırmaktadır. Bu önü “açık yapıt”ın ikinci ve daha derin bir bakışla okuması yapıldığında yeni olarak neler bulabiliriz.

 

Resim, sinema, fotoğraf ve sinema tarihi ile ilgili bilgileriniz yetersizse zaten çekilen fotoğrafın koordinatları asla saptanamamakta ve böylece fotoğraf okuması yapılamamaktadır. Eleştiri yok, özeleştiri yok yetersiz düşünce ve eksik felsefelerin üzerinden fotoğraflar üretilmeye çalışılıyor ve ne yazık ki hayal kırıklığı yaşanıyor. Eleştirinin ve eleştirmenin olması için bilgi üzerinden hareket etmek gerekiyor. Ama benim kanım, maksimum 10 yıl içinde gereksiz kalabalık yapan fotoğraflar ortadan kaybolacak, dünyadaki her şeyi çekmekten sıkılan fotoğrafçılar makinelerini bir yana bırakacaklar, belki de film çekmeye ya da o günün modası (ne olacaksa) onu yapmaya başlayacaklar.

 

Ben günümüzde, kendi adıma fotoğraftan daha çok bir fotoğrafçı eleştirisine gereksinim olduğuna inandığım için bu yazımı insan odaklı olarak yazdım.

 

Başka ne diyeyim: “Yar bana bir eğlence medet!” ya da “Çekmeyen kalmasın!”dan başka…

 

 

Merih AKOĞUL

 

Mart, 2009 

 

Gelen Yorumlar
Toplam 5 yorum, 1-5 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Hocam ne kadar güzel yazmışsınız, elinize sağlık.
A. Murat Eren eklemiş. | 17 Nisan 2009 Saat 21:57
merih bey,
bir fotograf tutkunu olarak, yillardir sizin sozettiginiz anlamda fotograf cekmeden sadece izleyerek yasiyorum, hala hayattayim hem de buyuk bir keyifle:)
elestiri konusunda iyi bir elestiri olmus... elinize sağlık.
saygı ve sevgilerimle.
şule tüzül eklemiş. | 20 Nisan 2009 Saat 22:43
Son dönemlerde sıkıntısını çektiğim ancak kelimelere dökemediğim düşüncelerin tamamını kaleme almışsınız.
Yazınızı sürekli evet, doğru diyerek tamamladım. Bu düşünceleri dile getirdiğiniz için teşekkürler.
Fatih Cam eklemiş. | 21 Haziran 2009 Saat 23:17
Bir Facebook linki olsa da paylaşsak. Mevzubahis arkadaşlarımız da okusalar. :)
Elinize sağlık.
Metin Temel eklemiş. | 31 Ocak 2010 Saat 21:41
Sayın Merih AKOĞUL,
YAZINIZIN ÜZERİNDEN BİR DOLU YIL GEÇMİŞ OLMASINA RAĞMEN güncelliğini koruyor olması, sizi tebrik etmem için yeterli bence...
Eksikolmayın diyorum, saygı, sevgi ve selamlarımla...
Burdan alıntılar yaparak (isminizi belirterek tabiki) bazı bilgileri Foto Kritik'de kullanmak isterim. Genç arkadaşlarıma fayda sağlayacaktır, umarım.. Bunun için size şimdiden teşekkürlerimi sunarım...
Ömer Üstün (Foto Kritik= CESPER)
Ömer Üstün eklemiş. | 02 Mart 2010 Saat 15:37
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

e-Panel Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.