Panele Katılanlar

Ali İhsan Ökten

Elif Vargı

Emre İkizler

Enver Şengül

Gültekin Çizgen

Kazım Zaim

Mahmut Özturan

Mehmet Oğuz

Merih Akoğul

Murat Germen

Özkan Eroğlu

Reha Ülkü

Tülay Çellek

FONT>

 

Fotoritim e-Fotoğraf Dergisi

 

 

Ana Sayfa > Küratörlük > Murat Germen : "Küratörlük" e-Panel
Murat Germen : "Küratörlük" e-Panel


Küratör ne demektir? Küratörler tam olarak ne iş yapmaktadırlar?

 

Küratör kelimesinin çeşitli anlamları var, işe buradan başlamak faydalı olur sanıyorum. Latince anlamı denetçi, yönetici, idareci, nezaretçi olarak geçen kelime kültür dünyasında, kültürel mirasın korunduğu yerler olan müzeler veya kütüphanelerdeki koleksiyon sorumlusu için kullanılan bir terim. Küratörler, ideal olarak koleksiyonla ilgili tedarik, muhafaza, araştırma, yorum konularından sorumlu olup bir müzenin veya benzer kültür-sanat kurumunun içeriğini oluşturmaktadırlar ve bu açıdan bakıldığında çok önemli bir görev üstlenmektedirler. Bir müze söz konusu olduğunda, koleksiyon kalıcı ve geçici sergilerde kapsanan eserlerle gelişme kaydettiğinden, bir müze küratörü, diğer görevleri yanında sergi düzenlemekle de mükelleftir. Ama tipik görev tanımı kapsamında bakıldığında tek işi sergi düzenlemek değildir.

 

Buna karşın kelime, özellikle son zamanlarda, sadece bir sergi teması belirleyip bu sergiye katılacak sanatçıları seçen, sergiyi organize eden kişi anlamında kullanılıyor. Bu tanım, üstlenilmesi gerekli sorumluluklar itibariyle, bir önceki tanıma nazaran daha dar bir kapsam içeriyor. Bu fark dolayısı ile, şahsen, küratör kelimesinin içinin biraz boşaltıldığını, işin tanımının ve icraatının kolaylaştırıldığını düşünüyorum. Küratör, üstlendiği görev itibarı ile, sanat tarihi konusunda çok bilgili olmalı, sanat dünyasını çok yakından izlemeli ve yakın çevresindeki zaten bilinen isimler dışında yeni isimler keşfedebilecek kadar tarafsız kararlar üretebilen bağımsız bir figür olmalı. Fakat hem yurtiçi hem de yurtdışındaki bazı uygulamalara bakarsak, pratiğin hiç de bu şekilde yürümediğini görmek mümkün. Bu işi gereken ciddiyet ve ehliyette yapan insan sayısı fazla olmadığı için, küratörlük birçok kişinin altyapı sahibi olmadan soyunduğu bir “makam” haline dönüşmüş gibi görünüyor. Bunun nedeni küratörlüğün özellikle son zamanlarda bir güç odağı, vesilesi olarak görülmesi herhalde.

 

Bu kavram nasıl ortaya çıkmış , daha evvel sergiler nasıl düzenleniyormuş? Şimdi fark nedir?

 

Bu kavram zaten müzecilik, kütüphanecilik ilk başladığı zaman ortaya çıkan bir kavramdı ama “sergi organizatörü” anlamında kullanım 20. yüzyılın sonlarına doğru iyice yoğunlaştı. Bunu takiben, müzeye bağlı kadrolu olarak çalışan küratörler dışında serbest küratörler (freelance curators) olarak adlandırılan, herhangi bir galeri veya müze için çalışmayan, bağımsız figürler de sahne aldı. Yıllar önce Proje4L binasında şahsen dinleme fırsatı bulduğum İsviçreli Harald Szeemann bu tür küratörlere verilebilecek en iyi örnektir büyük olasılıkla. Sunumu esnasında hazırladığı sergilerden birkaç örnek gösterdi Szeemann, ortada ideal bir sergi düzeni vardı. Her sanatçının işi bağımsız ve bireysel bir varlık gösteriyor iken, diğer yandan sergi düzeninin kendisi de ayrı bir iş olarak algılanabiliyordu. Küratöre neden ihtiyaç duyulduğu ve iyi bir küratörün neler yapabileceği açık seçik ortada idi (ki son 10 yıllık dönem içerisinde gittiğim pek çok sergide “küratör ne katmış ki bu sergiye, birkaç dakikalık bir beyin gücü gerektiren tema/konsept bulmak dışında?” hissini edindim)…

 

Daha önceleri karma sergilerin birleştirici temaları şimdikiler kadar “kavramsal” olmadığı için, çeşitli sanatçıları karma sergi kapsamında bir araya getirmek için fazlaca düşünmek ve özel bir kürasyon yapmak gerekmiyordu sanırım. Sanatçı sayıları zaten fazla değildi, genç insanlar engellemeler yüzünden kendilerine fazla yer bulamıyorlardı ve neredeyse her karma sergide aynı isimlerin farklı kombinasyonları yer alıyordu. Şimdi durum hayli farklı; neyse ki genç sanatçılar çok güçlü bir şekilde arenada yerlerini aldılar, çok daha fazla sanatçı, çeşit, ifade biçimi, galeri, müze, kurum, tartışma, panel, okul, ortam var. Bu farklı kişileri bir araya getirmesi beklenen kişilerin sayısının da artması gerekiyordu doğal olarak ve neyse ki arttı. Bazıları küratör olmanın nasıl bir efor gerektirdiğini anladılar ve kendilerini bu yönde eğiterek dünya sanat sahnesinde yerlerini aldılar. Diğerleri ise oldukları halleri ile yetindiler ve kendilerine küratör demelerine karşın organizatörden öteye geçemediler.

 

Bir küratörün eğitimi ne olmalıdır? Hangi konularda bilgi sahibi olmalıdır? Vasıfları ne olmalıdır?

 

Öncelikle sanat tarihi muhakkak edinilmesi gereken bir altyapı alanı; ona ek olarak çağdaş sanat üzerine uzmanlık şart görünüyor, özellikle de bu alanda küratörlük yapılıyorsa. Son zamanlarda bir çok üniversite küratörlük çalışmaları (curatorial studies) derecesi vermeye başladı. Bu olgunun varlığında böyle bir derece edinmeden küratör olmaya çalışmak ne doğru ne de kolay. Ayrıca, koleksiyonların muhafazası üzerine uzman düzeyinde teknik bilgi sahibi olmak veya bu konuda uzman bireylerle birlikte çalışmak çok önem taşıyor. Bu özellikle Türkiye’de daha da önemli, çünkü ülkemizdeki müzelerin hepsinde mikro-klima şartlarının ve yangın, sel, deprem gibi afetlere karşı alınması gereken önlemlerin yeterli olduğunu söylemek fazlasıyla iyimserlik olur sanıyorum.

 

Küratörün rahatlıkla ve sıklıkla yurtdışı seyahat yapabilecek bir ödeneği olmalıdır. Bu ödeneği etkin bir şekilde kullanarak, müzelerde, müzayedelerde, sanat fuarlarında sanatın güncel gidişatını izleyebilmeli, bu sayede de öncü kararlar verebilecek altyapısı olabilmelidir. Küratör bunu yapamazsa, genel geçer eğilimleri ithal etmekten öteye geçemez, trend yaratacağına trend izler. Bu özellikle bizimki gibi ülkeler için önemli bir boyut, çünkü birçok konuda taklit ve takip halindeyiz ne yazık ki. Burada bir saptama yapmak isterim: Geçen e-panel konusu olan fotoğraf eleştirisi hakkında kaleme alınan yazıların bazılarında “yerellik” vurgusu yapılıyordu. Yerellik şüphesiz ki çok iyi niyetli ve gerekli bir arzu; ama sizin kültürünüzde yerelliği nitelikli bir şekilde üretecek altyapı yoksa bunun hüsnükuruntudan öteye geçmesi imkansız. Fotoğrafa dair ne üretmişiz ki, düşünmeden deklanşöre basmak dışında? Makineyi, filmi, kimyasalları, kağıtları, optikleri, dijital teknolojiyi, yazılımları icat eden ve üreten; fotoğraf düşünü üzerine yazılmış en önemli kaynak metinleri kaleme alanlar biz değiliz; hal böyleyken hangi yerelliktir acaba kastedilen? Ülkeyi dolaşarak banal portreler çekmek yerellik değildir; eline makine alan pek çok kişi doğru ışık, doğru yer, doğru zaman, doğru model şartları oluştuğunda bir şeylere benzeyen, kabul edilebilir bir portre fotoğrafı çekebilir. Buradan tekrar konuya dönersek, küratör kendisini güncel tutabilmek için bol bol seyahat edebilmeli, kendi kültüründeki genç insanlar ve akademi ile yakın ilişkide olmalı, sanatçı ve eser arayışı sırasında çalıştığı kurum içinde çeşitli sanatçı-küratör buluşma etkinlikleri, sempozyumlar, arama konferansları düzenleyebilmeli. Bunları gerçekleştirebilen küratör özgüvenini pekiştirebilecek ve kendi coğrafyasından dünyaya liderlik edebilecek bazı yaklaşımlar çıkartabilecektir.

 

Bir sergi öncesi hazırlıkları nelerdir? Dikkat edilmesi gereken şeyler nelerdir?

 

 

Bir küratör için sergi öncesi en önemli hazırlık herhalde özgün bir temanın, konseptin belirlenmesi olsa gerek. Bu karar aşaması serginin genel tavrını belirleyen; hangi sanatçıların davet edilmesi, serginin nere(ler)de düzenlenmesi, destek için hangi kurumlara başvurulması gerektiğine kıstaslar oluşturan bir aşamadır çünkü. Şayet sergi için özel üretilen, belli fiziki şartlarda yerleştirilebilecek, sadece belli bir mekan için üretilmiş işlerin olması arzu ediliyorsa buna göre mekan ve sanatçı seçilmesi gerekebiliyor. Bu aşamalar geçildikten sonra, küratörün sağlama bağlaması gereken çok önemli bir konunun, birleştirici sergi kavramına uygun işler üretilmesi veya seçilmesi olduğunu düşünüyorum. Bunu belirtmemin nedeni, İstanbul bienallerinin önemli bir bölümünde, azımsanmayacak sayıda sanatçının işine baktığımda “bu işin genel temayla olan alakası ne ola ki!” hissini edinmem. Kastım küratörün sanatçının işine karışması kesinlikle değil, kendim sanatçı olduğum için böyle bir şey arzu etmem durumunda kendi kuyumu kazmış olurum. Kastettiğim daha çok yönlendirme ve tavsiye.

 

Ben küratör olsam, organize ettiğim sergi için sanatçıların yeni bir iş yapmalarını tercih ederim. Çünkü sanatçının eski işlerinden konsepte iş uydurmaya çalıştığınız zaman biraz zorlama bir durum ortaya çıkıyor ve bu sergi sırasında sırıtabiliyor. Sanatçı yeni iş üretecekse, işi üretmeden önce küratörle iletişime geçip onun belirlediği konsept konusunda detaylı bilgi alması; hatta tüm sanatçıların olduğu ve konseptin detaylı bir şekilde açıklandığı, sonraları işlerin gidişatı konusunda güncellemelerin yapıldığı toplantı dizilerinin olması ideal bir üretim ortamı oluşturma potansiyeli taşıyor. Bir çeşit atölye çalışması gibi strüktüre edilen böyle bir süreç sonrasında ortaya çıkacak sergi, çok daha güçlü bir ifadeye sahip olacaktır bence.

 

Serginin açılmadan önceki yerleştirmesi sırasında, küratörün bir çeşit moderatörlük de yapabilmesi gerekebiliyor. Sanatçılar bazen (hatta çoğunlukla:) kapris yapabiliyorlar ve şahsi çıkarları uğruna serginin genel tavrını tehlikeye sokacak isteklerde bulunabiliyorlar. Bu durumda küratörün duruma suhuletle el koyması, sergiyi monte edecek teknik ekiple sanatçılar arasında köprü olması ve işin zamanında bitmesini sağlaması gerekiyor. Sergi montajı sırasında bu sorunlarla boğuşmamak için ortalıktan kaybolan “küratöre” küratör demek olası değil bence. Gördüğünüz gibi küratörlük hiç de kolay bir iş değil ve sırf bu yüzden, fazla çaba göstermeden 3-5 arkadaşı bir araya getirerek sergi kotarılacağını sananların kendilerine küratör demeleri beni çok rahatsız ediyor...

 

Türkiye’de ve dünyada küratörlük ne durumdadır?

 

Türkiye’deki hallere baktığımızda; ahbap çavuş, kanka ve hatta sevgili ilişkilerine dayanan, Beyoğlu kafe-bar-meyhane-sanat kurumu merkezli, “körler sağırlar birbirini ağırlar” tadında bazı oluşumları görsek de, küratörlük eskiye nazaran daha ciddiyetli bir şekilde ele alınıyor. Bizim coğrafyamızdan bazı küratörlerin önemli uluslararası bienal ve benzeri etkinliklere davet aldığını, bu sayede Türkiye’de üretilen sanata dikkatlerin çekildiğini görebiliyoruz ve bu mutluluk veriyor. Gene de üstte tanımlamaya çalıştığım tarzda etraflı bir küratörlük müessesesinin tam olarak oturduğunu söylemek zor, daha gidilecek uzunca bir yolumuz var, pek çok şeyde olduğu gibi...

 

 

 

Son zamanlarda küratörlerin “sanatçı-üstü” güçlerini devreye sokarak sanatçıları “kullandıkları” ve onların işleri üzerinden aslında kendi sergilerini hazırladıkları yönünde eleştiriler çoğalmaya başladı. 10. İstanbul bienaline katılmış 2-3 sanatçıdan bu yönde bazı şikayetler ve katıldıklarına pek memnun olmadıklarına ilişkin ifadeler duydum. Bu sadece bienallerde değil küratörü olan herhangi bir kurumda gerçekleşebilen bir durum. E-mail veya normal posta üzerinden bizlere ulaşan sergi davetiyelerinin üzerinde bazen sadece küratörün ismini gördüğümüz olabiliyor. Bu çok tuhaf bir durum; işleri sanatçılar yaratıyor ama isimleri davetiyeye dahil edilmiyor, nasıl bir hegemonyadır bu?

 

Son zamanlarda sayıları iyice artan genç küratörlere (ne mutlu bize:) bir uyarım olacak: Sadece sergi düzenleyen, üstelik de bunu yaparken kendi çevresini ön plana çıkararak hayli özensiz organizasyonlar yapan kişilerin küratör olarak adlandırılmalarını doğru bulmuyorum. Şahsen bir kaç kere sergi düzenleme şansım oldu, bunların hiç birinde küratör olarak adlandırılmak istemediğimi benden bu işi talep edenlere belirttim (aynen “fotoğraf sanatçısı” olarak adlandırılmak istemediğim gibi). Çünkü bu anlamda bir formasyonum, tecrübem yok ve kendimi küratör olarak lanse etmem bu işi layıkıyla yapanlara çok büyük ayıp olur. Şayet bir yerlerde adım küratör geçiyorsa, geçtiyse de bunun müsebbibi ben değilim:)

 

Küratörlük bir icraat olarak değil makam olarak görülmeye devam edilirse, küratör olarak adlandırılmayı hakketmeyen bir çok insan kendini küratör olarak lanse etmeye devam edecektir. Nasıl doktorluk bir uzmanlık alanıysa ve doktor olmayanların doktorculuk oynamaları çok tehlikeli bir şeyse, yeterli uzmanlıkları olmayan kişilerin küratörcülük oynamaları, aynı derecede olmasa da, tehlikeli sayabileceğimiz bir pratiktir bence.

 

Murat GERMEN

 

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

e-Panel Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.