Panele Katılanlar

Ali İhsan Ökten

Elif Vargı

Emre İkizler

Enver Şengül

Gültekin Çizgen

Kazım Zaim

Mahmut Özturan

Mehmet Oğuz

Merih Akoğul

Murat Germen

Özkan Eroğlu

Reha Ülkü

Tülay Çellek

FONT>

 

Fotoritim e-Fotoğraf Dergisi

 

 

Ana Sayfa > Fotoğraf Yarışmaları > Özcan Yurdalan : "Fotoğraf Yarışmaları" e-Panel
Özcan Yurdalan : "Fotoğraf Yarışmaları" e-Panel

Fotoğraf yarışmalarının fotoğrafçı için anlamı

 

Fotoğraf yarışmaları bir fotoğrafçı için ne gibi bir anlam ifade edebilir, niye bir anlam ifade etmesi gerekir doğrusu bilemiyorum.

 

Sanat mıdır değil midir anlayamadık ama asıl merakımız şu: “Fotoğraf bir spor mudur?” (Tanım için bakınız: Mehmet Kaçmaz) Sporcu fotoğrafçılar birbirleriyle karşılaşmakta ve derece, skor yapmaya mı çalışmaktadırlar? Yarışmalar ve yarışmacıları değerlendiren hakemler olduğuna göre durum böyle besbelli. Lakin durum böyle olsa bile ortada bir tuhaflık var. Her spor karşılaşmasının hayli ayrıntılı kuralları bulunmasına rağmen fotoğraf sporu herhangi bir nesnel şartnameye bağlı değil. Gerçi bu eksikliği gidermek için girişimler yapıldığını biliyoruz. Tek tip bir şartname ve jüri üyelerinin belirlenmesi için yöntemler içeren değerli çalışmalara tanık olduk. Pek bir sonuç çıkmadı, yarışmalar hâlâ karakucak güreş kaidelerinden daha az rafine kurallarla, Moğol Güreşi’ne hayli yakın biçimde, yani tüm sikletlerin er meydanında kapışması şeklinde sürüp gitmekte. Hakemlerin keyfi, tamamen öznel kararları karşılaşmanın sonucunu belirlerken yarışmacılar da “bir dahaki sefere” diye umutlanarak itiraz etmeden, tek bir açıklama beklemeden kaderlerine razı olmakta. Bu nedenle yarışmalarda ne bir adaletli olma halinden söz edilebilir ne de birbirine karşı yarışan fotoğrafçılardan herhangi biri neden kendisinin değil de ötekinin kazandığından haberdardır. Bir tuhaf durum. Gel gör ki ne hakem rolündeki zatların, ne de masumane beklentilerle yola çıkmış gibi görünseler bile kestirmeden yırtma gayretindeki köşe dönmeci zihniyetin yarışmalara soktuğu fotoğrafçıların ortaklaşa kabul ettikleri bu komik oyuna bir itirazları vardır.

 

Bir sporcu ister rakiple, ister kendisiyle ya da doğayla yarışıyor olsun, bir ölçü üstünden değerlendirme yapma ihtiyacı hissedildiği için yarışmalar yapılır. Peki bir tanıklık, bir sanat olarak fotoğrafta ne amaçla neyi yarıştırırlar, neyi ölçmektir maksatları? Haydi benim aklımın kesmediği ölçülerle değerlendirdiler diyelim, ilan ettikleri sonuç, hangi saygın yargıya tekabül eder? Sonuçları ödül alanlar ve verenler dışında kim takar?

 

Bu durumlar, bizim gibi “çocuk toplumlarda” (tanım için bakınız: Coşkun Aral), vesayet altında yaşamaya mahkûm edilmiş, dünyadan koparılarak kendinden menkul kurallarla yönetilmeye mecbur bırakılmış, bir acayip demokrasiye maruz toplumlarda, pek çok alanda olduğu gibi fotoğraf yarışmalarında da bir anlam aranmaz, aransa da bulunmaz, bulunsa da her biri kendi telinden çalan kakofonidir ortaya çıkan, velhasıl “böyledir çelebim bizde fotoğraf dediğin.”

 

Ortada bunca yıldır bir garabet, anlamı da, faydası da pek meçhul bir durum sürüp gitmekte. Faydası kendinden menkul bir kendi kendine eyleşme seyrediyoruz. “Fotoğrafçı için yarışmanın anlamı” ne ola ki diye sorulmuş bu soru, yaşanan garabetin ta kendisine işarettir aynı zamanda.

 

Kocaman insanların hangi ölçüler üstünden nasıl bir değerlendirmeyle karar ürettiklerini bile açıklama zahmetine katlanmadan, kıymetleri kendilerinden menkul kararlar verebilmeleri ve hiç utanıp sıkılmadan kendi adlarıyla bu kararları ilan etmeleri de bir başka garabet olsa gerek.

 

Bu tür haller bizim mahalleye, mahallenin ahalisine özgüdür. Bir vakitler şiir yarışmalarıyla, şarkı yarışmalarıyla, resim yarışmalarıyla beslenen kültür-sanat ortamımızın ulaştığı evrensel seviye herkesin malumudur. Yarışmalar sayesinde ortaya çıkan eserlerin insanlık ufkunda ulaştığı katmanlar, göz kamaştıran süper mucizeler azımsanamaz. Şu küçük gezegenin bir yakasında ötekine yankılanıp duran sanat eserlerimiz yarışmalar sayesinde üretildiğini kimse inkâr edemez.

 

 “Fotoğraf ve yarışma” gibi bir soruşturmaya ihtiyaç duyulduğuna göre, ortada anlamlı olması gereken, ya da anlam kulpu takılması gereken bir durum var zahir. Belli ki boşa değil mevzunun gündeme gelmesi, ben anlamıyorum demek.

 

Ancak, mesela bir bestekara veya bir kundura ustasına yaptığı işin yarışmalarla ilişkisini sormak eğer özel bir durum yoksa pek ender akla gelir. Halbuki fotoğrafta bu durumun tam tersi yaşanmaktadır. Anadolu’nun orasında burasında sık sık bulunan biri olarak bilmekteyim ki, yurt sathında az bir şey fotoğrafla uğraşıp da gözünü yarışmalara dikmemiş bir Allah'ın kulu bulamazsınız. Kuşkusuz dernekler, federasyon vs. de yarışmaların ve yarışmacıların çoğalması için gerekli hizmeti hakkıyla vermektedir. Bir şehirde övülecek bir fotoğrafçı söz konusuysa, referanslar direk yarışmalarda aldığı ödüllerden verilir. Nereden aldığı, kimin verdiği önem taşımaz. Bu ödülleri veren merciler arasına, bülbül ötüşlü kanarya derneklerinden, mahalle muhtarlıklarına kadar tanıtım ve marifet gösterme kaygısı güden nice kurum hızla katılmaktadır.

 

Tek bir yarışma gösterilebilir mi bilmiyorum, gerçekten saygıdeğer, genel kabul görmüş ve ödülleri verene de alana da onur kazandırıyor olsun. Varsa konuşalım, görüşelim.

 

Fotoğrafçı denildiği vakit akla sporcu ruhlu yarışmacı kişiliklerin gelmesi bir süre sonra normal karşılanacaktır. Fotoğraf denince de ortalığı sarmış yarışmalarda ödüllendirilmiş eserler anlaşılacaktır.

 

Kaç ödül aldığına dair sorulara muhatap olduğu zaman ağız dolusu cevap vermek arzusuyla yanıp tutuşan fotoğrafçılar için kuşkusuz yarışmaların büyük anlamı vardır, onların jürisinde olan yetişkin adamlar ve kadınlar için de öyle. Ötekileri sormayın gitsin…

 

Fotoğraf sanatı ve fotoğrafın yaygınlaştırılması, sevdirilmesi, üretimin arttırılması gibi anlamı, yararı?

 

Fotoğrafı sevdirmek gibi bir misyon nereden çıktı anlamış değilim. Kimi fotoğraf kurumlarının amaçları arasında da bulunan bu hedef, sanki fotoğrafın sevilmesi toplumsal bir hizmetmiş gibi algılanarak vazife edinilmekte. Fotoğrafı neden sevmeli ve ne için sevdirmeliyiz acaba? Sevgisizliğin zararlarından muzdarip bir duygular alanı mıdır fotoğrafçılık? Sevgiyle bakılıp beslenmezse yok olup gidecek bir nadide çiçek midir? Sevgi nedir bilmeyen hoyrat şahısların yok etmeye çalıştığı bir garip kuş mudur? Ayrıca yaygınlaşması neden istenir? Bu gayret içinde olan kişiler fotoğraf pazarına mal üreten dünya devlerinin kârına ortak mıdır? Nedir fotoğraf? Neden sevilir, yaygınlaştırılmaya ve sevdirilmeye neden çalışılır? Kimlerdir sevdirmeye çalıştığımız insanlar? Sevdirenler ile sevdirilenler arasındaki fark nedir? Fotoğrafı sevmek yerine sevmemek ya da nötr kalıp seyretmek mi daha dengeli bir ruh halinin göstergesidir?

 

Fotoğraf üretimini artırmak kimi görevidir? Dünya pazarında küçücük bir nokta olan Türkiye’nin tüketim kapasitesini büyütmek, zihniyet ve vizyon bakımından kasaba esnafından hallice ithalatçıların, distribütörlerin, acentelerin vs. görevi midir yoksa fotoğraf yarışmalarının mı? Yoksa ne?

 

Fotoğrafın yaygınlaştırılması alanında yıllardır cansiparane hizmet veren dernekler ve benzeri kurumlara karşı en ufak bir sorumluluk hissetmeyen, yaptığı küçücük katkıları bile olanca görgüsüzlüğüyle bağırıp çağırarak ilan eden sektör değil de neden üç beş hevesli kişi fotoğrafı yaygınlaştırmaya, sevdirmeye çalışmaktadır? Bu sorular cevap bekler.

 

Fotoğraf yarışmaları, tabii ki hem düzenleyen kuruma, hem de elini taşın altına koymadan, en ufak üretim çabası göstermeden ithal edip sattıklarından gelen parayı gövdeye indirmekten başka derdi olmayan piyasaya hizmet etmektedir. Başka bir şeye değil.

 

Fotoğraf yarışmalarında kalite, dijital yarışmalar, on-line yarışmalar ve TFSF ve onaylı yarışmaların durumu

 

 

Böyle bir ortamda düzenlenen fotoğraf yarışmalarında herhangi bir kaliteden söz etmek kuşkusuz abes kaçar. Düzenleyenlerin de, seçicilerin de, katılımcıların da böyle bir kaygı taşımadıkları genel tabloya bakıldığında kendiliğinden ortaya çıkar.

 

Yarışmacı zihniyet, popüler kültür ve piyasayla birleşince ister istemez yaygınlaşma ihtiyacı hisseder. Yaygınlaştıkça ilkeler, beklentiler de irtifa kaybeder doğal olarak. Bu gidişin sonunda bugün muhteşem tıklanma sayılarına sahip “internette fotoğraf yarışmacılığı siteleri” doğar ki bu siteler aslına bakılırsa yarışmacı fotoğrafçılığın en kralını yapmaktadır. Sıcağı sıcağına, ardı ardına… Televizyonlardaki şarkıcı yarışmalarının sanal ortamdaki çeşitlemesidir her biri. Tıpkı takım taraftarlığı gibi, hemşeri şarkıcı tutar gibi tutulan fotoğrafçılar puan toplamakta, inip çıkarak gerçekten heyecanlı bir müsabaka ortamı sunmaktadırlar. Eğer mesele yarışmaksa hası budur, demode olanlar haddini bilip kenara çekilmelidir.

 

Türkiye fotoğrafında yarışmacılık yılardır sürer. Başta AFSAD olmak üzere çeşitli kurum ve kişilerin yıllar önce yaptığı uyarıları dikkate almayan fotoğraf çevreleri, biraz zahmete girerek saygın, etiği estetiği yerli yerinde bir fotoğraf ortamı yaratmak yerine kolaycı yarışmacılığı teşvik edince ortalığı “en yarışmalı” ve en “yarışmacı” fotoğraf siteleri sarmıştır. Kaliteden kastedilen her neyse onlarınki de kendinden menkuldur. Kurum, kuruluş, şirket, holding, dergi, dernek, oda, belediye vs.’nin federasyon onaylı fotoğraf yarışmalarında eksen kaymış, zemin hareketlenmiş, ilgi odağı bilgisayar ekranındaki sıcağı sıcağına yarışmalara yönelmiştir. Kalite?

 

Jüriler

 

Hüzün vericidir.

 

Proje yarışmalarının durumu

 

Bunun nasıl bir şey olduğunu tam anlayamadım. Ancak şunu söyleyebilirim ki mesele yarışmanın içeriğinde, konusunda, amacında falan değil, yarışmacı zihniyetin kendisindedir. Bunu fark edebilmektedir asıl mesele.

 

Bizim savunduğumuz doğal ilişkilenme biçimi ve yandaşı olduğumuz kültür, yarışarak ötekini alt etme, önüne geçme, ele geçirme, zafer kazanma, aferin alma, muktedirlerin tasdikiyle kimlik kazanma, göğsüne madalyalar takıp şıngırdatarak gezme… gibi durumlara hoş bakmaz.

 

Biz yarışma yerine dayanışmayı, ele geçirme yerine paylaşmayı, birlikte eylemeyi, ortaklaşa keyif çatmayı falan önemseriz. Bu nedenle eğer bir seçim söz konusuysa, kaynak kısıtlı, zaman sınırlıysa, yani mecburen bir seçme yapmak gerekiyorsa bunu da kendi adabımızla yaparız. Bu güne kadar alternatif seçme yöntemlerinin sayısız örnekleri, içinde yer aldığımız türlü kurumlarda, kuruluşlarda, ortamlarda, irili ufaklı ortak faaliyetlerde kolayca bulunabilir. Ortaklaşa karar almak, birlikte eylemek, irade devretmeden seçim yapmak hiç de sanıldığı kadar imkansız, insan doğasına aykırı ve uygulanamaz değildir. Merak eden gerçekten istiyorsa uygulamalı izahına bir yerlerde denk gelir.

 

Yarışmaların sömürümsel yanları

Belediyelerin ve özel şirketlerin yarışmalarına bakış, nasıl karşılandığı

 

Fotoğraf yarışmaları, düzenleyen kurumun beleşe fotoğraf kapatma hevesinin sonucudur. Üstelik bir taşla kuş katliamı gerçekleştirirler. Hem reklamları yapılır, hem kültüre-sanata meraklıymış gibi görünmeleri sağlanır, hem sanata özveriyle hizmet ettikleri görüntüsü yaratılır, hem katılımcıların kendileri ve yakın çevreleri ile bir süre için duygusal ilişki köprüsü yaratılmış olur, hele ödül alanla…

 

Dağıtılan para ödüllerinin vergiden düşme vs. durumlarını ben hiç bilmiyorum, ayrıca ele alınması gerekir. Ele alınması gereken bir başka konu da, yarışmaların memleket sathındaki dağılımı, kurumların kimlikleri, ödüllerin değerleri, katılan fotoğrafçı ve seçilen fotoğraf sayıları, yarışma sonrasında fotoğrafların kullanım biçimleridir. “Memleketimde fotograf yarışmaları” başlığı altında ele alınacak başka konular, onca okulun parlak eğitim almış genç elemanları tarafından araştırılmayı bekler. Bu çalışma yapılmadığı sürece benim gibi ağzı torba olmayanların lafları bitmez:

 

Yarışmalarla elde edilen ve düzenlemeci kurum tarafından bol bol kullanılan fotoğraflar, amatörlerden, heveslilerden beleşe toplanmaktadır. Bu kadarla kalsa iyi, karnını fotoğraf çekerek doyuran, ödediği verginin, açtığı stüdyonun giderlerini fotoğraf çekerek karşılayan profesyonellerin yaşam koşulları ağırlaştırılmakta, hareket alanları daraltılmaktadır.

 

 

Yarışmalar konusunda göz ardı edilen bu durum, dergi yayıncılığında da ayniyle vakidir. Sayıları zaten iki elin parmaklarını geçmeyen ve gezi konulu, küçük kent röportajları konulu, tematik veya hikâye esaslı fotoğraf yayınlayan dergiler bu çalışmaları profesyonellere para ödeyerek satın almak yerine, fotoğrafım basılsın, adım yazılsın yeter kaygısıyla ortalıkta dolaşan amatör fotoğrafçılardan edinirler. Bu sayede iri medyalar, yarışma bile yapmadan fotoğraf kapatır, sayfa doldurur, reklam kaparlar. Yarışmalar sayesinde, yarışma sahipleri tarafından sömürülen fotoğraf ortamı bir de yarışmasız ilansız, jürisiz bu sömürü ortamından, medyaya telif almadan fotoğraf veren heveslilerden muzdariptir.

 

Fotomaraton, buluşma ve DASK/DOGAY gibi farklı yarışma etkinliklerinin durumu

 

Yarışma esaslı faaliyetlerin tamamı kendini yeniden gözden geçirmeli, ezber tekrarı yerine yaratıcı modeller icat etmek için zahmete girmelidir. Bu iş tuttu, neden değiştirelim diye düşünmek fenadır. Yenilikler, değişiklikler ilerlemenin araçlarıdır. Uzaktaymış gibi görünen dönemecin arkasında belki de hiç bilinmeyen nice zenginlikler vardır. Gitmekten, bakmaktan, sormaktan, aramaktan bir zarar gelmez, zihne küşayiş verir.

 

Özcan YURDALAN

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

e-Panel Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.