Fotoritim e-Fotoğraf Dergisi
Meta-Foto-Eleştiri
Önbilgi: Benim için fotoğraf, karikatür, çizgiroman, grafik, vd dahil olmak üzere, resimle birleşik bir sanat dalıdır. 5 temel duyu-dilden görseli kullanır ama sözel, işitsel, kimyasal (duygu, tat, koku), motor (devinim) duyu-dillere e açılım ve dönüşüm yapabilir.
35 yıldır yazarım, 25 yıldır yayınlanırım.
Yazdıklarımın hemen hiçbiri roman, öykü, şiir gibi kurmaca dallarında değildir; eleştiri ve deneme gibi kurmaca-dışı dallarındadır.
Kurmaca edebiyat alanları, Fransızca deyimle ‘güzelyazın’ sayılır ama eleştiri sayılmaz, polisiye roman da sayılmaz. Oysa ki bana göre, güzelyazın olan eleştiridir, diğerleri (roman, öykü, şiir) yazın-altı’dır ve ‘yazın-dışı’dır.
Eleştiriyi 4 katmanda ele alırım: Sanat dalı / kuram, sanat(lar) / estetik, kültür/oloji, gelecekbilim.
9 temel sanat dalında da eleştiri yazdım, yazıyorum, yazacağım.
Eleştiride bazı temel ilkelerim vardır (bunları ben yaratmadım, alıntıladım): Minimalizm, realizm, gelecekbilimcilik, görelilik, nesnellik.
Minimalizm, realizm, gelecekbilimcilik birarada bana fotoğrafın geleceğine yönelik, ‘nasıl’dan çok ‘ne’nin peşinde, ‘nasıl’ı da ‘ne’si de ‘en-az’da olan fotoğraf tasarımları yazmak (buna ‘tümdengelim’ deniyor), ortaya konan fotoğrafları da bu açıdan irdelemek.
Görelilik ve nesnellik ise birarada, kendi bakış açımın öznelliğini ve diğer bakış açılarına göreliliğini hesaba katmak, o yeranki bakış açımı vurgulamak (kalınca altını çizmek) ve ‘beğendim-beğenmedim’ ölçütünün dışında, somut ölçütler koyabilmek olarak gerçekleşir.
Belli oranlarda eserin çekeninden bağımsızlığına izin veren bir yorumbilim (hermenötik) anlayışım vardır. Anımsayalım: Kafka, bizim anladıklarımızı anlatmadı ve yazmadı, sonradan tarih onu o söylem düzlemine taşıdı. (Bence, fotoğrafçı Diane Arbus için de öyle ama buna katılmayacak çok kişi çıkar.)
Belli oranlarda globallik-evrensellik arası bir tümellik benimserim. Yani, yerel ve folklorik / ulusal fotoğrafa baştan karşıyımdır (30 yıldır).
Fotoğrafın konusu olan ‘ne’de, marjinalleri, ayralları yeğlerim ve bu öznel bir yeğlemdir. Ancak, aracın amaç kılınmasına, bunun ‘sadakacı’ anlayışa indirgenmesine karşıyım. Yani, ‘salya sümük çocuklar ve buruş buruş ihtiyarlar’ fotoğraf formatına kapkarşıyım.
Minimalizmde ve realizmde, binlerce diğer fotoğraf eleştirmeniyle çakışırım ama gelecekbilimcilikte değil. Tuhaf bir öznel-nesnel, zihinsel-kültürel, bireysel-toplumsal, kognitif-informatik bir gelecekbilimci düşüngüm var ve İngilizce aracılığıyla izlediğim kadarıyla bu konuda biriciğim, yani ikinci bir örneğim daha yok.
Kimseye kendi yaptığım tarz / üslup fotoğraf eleştirisini önermem ama kimseye de kendi eleştirel varlık alanımın zerresini incittirmem.
İnsanlar soru sorulmasını sevmezler, bu nedenle felsefecileri ve eleştirmenleri de sevmezler. Ben de, sanatçıların nasırına nasırına basan bir eleştirmen olarak hiç sevilmem. Eleştirmen olarak seviliyor olsaydım, bu beni rahatsız ederdi. Yine anımsatayım: Aracı amaç kılmıyorum, yalnızca ülkemi, halkımı ve kültürümü oldukça ayrıntılı tanıyorum. Eh, yaşadıklarımızdan da yeterince ders aldık zaten.
Gelelim foto-eleştirimi nasıl yaptığıma:
İlkin bakarım, sonra bakarım, bir daha bakarım. 3 kezden aşağısı olmaz.
Sonra düşünürüm, bir daha düşünürüm, daha da düşünürüm. 3 kezden aşağısı olmaz.
Sonra yazarım. Çoğunluk (1994’ten beridir) 1 kerede metin yazılır ve biter. (Düzeltiler hariç.)
Sonra okurum, bir daha okurum, bir daha okurum. 3 kezden aşağısı olmaz. Eğlenceli bir biçimde, farklı duygusal tonlarda okuduğum için, karşı taraftakilerin hangi başka başka nasırlarının acıyacağını görürüm.
Eğer çizmeyi aşmışsam ve bunun ayırdına varmışsam, oto-sansür uygularım. Bilgisayar belleğine metni gömerim.
Eğer çizmeyi aşmışsam ve bunun ayırdına varmamışsam, matbu dergi veya internet sitesi fren sıkar.
Diğer bir deyişle, sınırı daima zorlarım: Kendiminkini, okurunkini, editörünkini, fotoğrafçınınkini.
Uzun yıllara dayalı bir gözlemim vardır: Kitlesi olsun, entellektüeli olsun, Türk halkı bir eleştiriye önce kızar, sonra sonra benimser, uzunca bir süre sonra kendi düşüncesiymiş gibi ve siz ona karşıymışçasına, size sizin düşüncenizi savunur. Bunu binlerce kez yaşadım.
Demek ki eleştiri baharatımın ölçeği neymiş?
Kararınca: Hava kararınca değil, el kararınca, göz kararınca, beyin kararınca.
İyi bir eleştirmen-aşçı olduğuma artık emin oldum. Ne acissoları, ne tatlıseverlere yediriyorum bilemezsiniz.
Yinelemiş olayım: Eleştirdiğim fotoğrafçı, okurum ve editörüm, eleştiri yazarken benim için yokturlar. Metin biter, o zaman onlar devreye sokulur. Buna ‘seçici algı’ deniyor.
Bunun sonucu ne?
Herkesin önünde secdeye yattığı başusta-başustaları eleştirmişlik, daha da ötesi başkalarına bunun için yol açabilmişlik.
Güneşin altında söylenmedik sözler söyleyebilmişlik.
Fotoritim’de olduğunca, çok sürpriz yepyeni genç ufuklara raslayabilmişlik ve bir dinozor olarak onlarla iletişim kurabilmişlik.
Genel gerçekçi-karamsarlığımla karşılaştırılınca, bu inanılmaz bir iyimserlik gibi görünebilir. Oysa, oyun kuramı bilen biri şunu görebilir: Yitirme şansın çok yüksekse, en kötü ata oynayıp, arada kalan küçük fazlalığı pozitif puan olarak, kendi hesabınıza kazanabilirsiniz: Küçük bir hile ama kul sıkışınca, Hızır yerine, o stok libidolar çok işinize yarıyor.
Bunun için, bir eleştirmen olarak, eleştiriden ötelerine dayanmanız gerekiyor. Ben de öyle yaptım, o sürpriz atlar + epsilon libidolar sayesinde.
Kuramsal olarak bir ölü olsam da, somut olarak bir diriyim, hem de dipdiri bir beyin.
Eleştiri bunun içindir: Beyin olmak ve beyin oldurmak.
En kısası: Eleştiri gelmiş cihane, fotoğraf bahane.
Geçelim asıl konuya:
Meta-foto, var olan fotoğrafların toplam kümesinin dışında kalan, henüz çekilmemiş ve var olmayan ama olabilir fotoğraflar demektir. Bunların çekilebilir olanları da olabilir, çekilemez olanları da olabilir ama tasarlanamaz olanı yoktur.
Meta-eleştiri, var olan eleştirilerin dışında kalan, henüz yazılmamış ve tasarlanmamış eleştiriler demektir; güneşin altında söylenmedik sözler söylemek demektir.
Meta-foto-kritik, çekilmemiş fotoğrafların yazılmamış eleştirileri demektir. Patenti bana aittir: ‘Çekemediğim fotoğraflar’ diye bir metni 4 yıl önce yayınlamıştım. Bunlardan biri, 2003 Kasım İstanbul Taksim Galatasaray bombalanması fotoğrafı idi. Oradaydım ama makinam yanımda değildi. (Hoş, o gümbürtüde fotoğraf çekmeyi akıl edebilir miydim, ayrı konu.)
Bu, somut kökenli bir örnek olduğu için, kolay anlaşılsın diye verdim. Bir de çekmiş olmak istediğim fotoğraflar var: Aristo ve Sun Tzu sohbet ederken örneğin. Thukydides ve Sun Tzu da olabilirdi.
İşte, meta-foto-eleştiri budur: Gelecekbilimi de, geçmişbilimi de işin içine katan, minimalist ve realist fotoğrafları önce çekip, sonra eleştirmek.
Evet, kendi fotoğraflarını eleştirmekten de söz etmiş oldum.
Örneğin, bulut fotoğrafı çekme takınağımın, Asimov’un psiko-tarihinin metereoloji modellemesinden alıntı olmasıyla doğrudan ilintisi vardır. Bunu açıkça yazarım.
Sonuç: Yeni sanatçı ve yeni eleştirmen, kendisi, sanatı ve eseri hakkında düşünebilen, oto-kritik yapabilen, bunu kayıtlayabilen birileridir. Ben, onlardan biri olmaya çabalıyorum yalnızca...
Dahası da var: Fermat’nın dediğince: Yerim doldu, denklemi yazamıyorum.
Reha ÜLKÜ
(2 Ocak 2009)