Fotoritim e-Fotoğraf Dergisi
Kürator ne iş yapar ya da ‘küratörlük’ denilen statü ne iş yapmak için icat edilmiştir?
Küratörler sergi editörleridir.
Bir editör, bir yayın veya dizi yönetmeni olarak, konuyla ilgili sanatçıları bilir, derlemeleri ona göre hazırlar ve asıl önemlisi kritik edisyon / eleştirel basım olarak kabul edilen oluşumları hazırlar.
Bir küratör de, plastik sanatlar sergilerinde, son zamanlarda moda olan biçimde de özellikle bianellerde, sergi editörlüğü yapar.
Burada sorun kültürel bürokrasi sorunudur. Bir ast memur, nasıl habire olmadık ayrıntıda işler çıkarırsa, bugünün küratörleri de incir çekirdeğine eziyet ayrıntılarla uğraşıyorlar. Bir yayın editöründe olması gereken disiplinini göstermiyorlar ya da gösteremiyorlar.
Entellektüel, sanatçı ve/ya küratör, başta bir insan olduğu için, bu işlere girişmeden önce, bir tarih bilincine sahip olsa gerektir. Yoksa, kültürde elifle merteği birbirine karıştırır. Ülkemizde karıştırıyorlar da...
Bir örnek vereyim:
10. İstanbul Bianel’ine gerçek mektuplardan oluşan bir ‘İstanbul mektupları’ derlemesi gönderdim. Kürator, benim projeyi reddedip, sahte mektuplardan oluşan bir projeyi sergiye aldı.
Yine aynı yolda bir örnek daha:
11. İstanbul Bianel’inin ana tematiği siyasallıktı. Dergi kitaplarına baktığımızda, metinlerin, sanatçıların ve küratörlerin inanılmaz tarih hataları taşıdığını gördük. Neo-liberalizmin apolitikliği yerini, tekkutuplu bir dünyanın dayattığı malforme politikliğe bırakmış.
Bu durumda küratörler, ‘ikindi zamanı gölgesini görüp de, kendini uzun sanan cüce’ konumunda kalıyorlar. Goygoycuları da çok. Olmadı, kendilerine dev aynasında bakıp, kendileri goygoyluyorlar. Bunu da gazete haberlerinde izledik.
Bunun nedeni ne?
Yanıt kısa ve açık: Post-modern epistemolojik muğlaklık. Bilim kiliseleştiği için, mekanik determinizmi kırmak adına, tarihin çöküş dönemlerinde sıkça moda olduğu üzere, skeptizm ve agnostizm moda (trend in) durumuna getirildi. Böylelikle insanlar kesin bilgiden uzak tutuluyor ve ona ilgileri azaltılıyor.
Bunun, 2. Sanayileşme’nin ve bilgi toplumunun 50. yılında olması ve olabilmesi, iktidar seçkinlerinin bu muğlaklıktan doğrudan çıkar sağladığını gösteriyor: Doğru bilgi bir kez ortama bedava girerse, kimse yanlış ve eksik bilgiye para ödemez. Windows-Linux çatışması bunu en açık göstergesi durumunda.
Fotoğraf konusuna daralırsak:
İstanbul 2010 porjesi için hazırlanan fotoğraf sergisi küratörlerine baktığımızda, onyıllardır hep aynı kadronun süregeldiğini ve aynı konuların bininci kere ısıtılıp önümüze sürüldüğünü görüyoruz.
Kritik editör olarak küratör, muhakkak gereklidir. Bunu uluslararası karikatür yarışması jüri üyeliği yapmış, Türkiye’nin önde gelen koleksiyonerlerinin ve galericilerinin sergilerini hazırlamış ve müzecilik lisansüstü mezunu biri olarak söylüyorum.
20 yıl önce, bu işi devletin bozduğu sanılıyordu. Aradan 20 yıl geçti, şimdilerde epeyi özel müze var ortada. Ancak hala sergi düzenleri korkunç dağınık durumda. Düşünün ki Pera Müzesi, binlerce dolar eden ve ünik (biricik) nüsha olan, yüzyıldan eski İstanbul fotoğraflarını, o fotoğrafları yok edecek koşullarda sergiledi. Kimse de kalkıp bunu belirtmedi bile.
Daha da daralalım:
Fotoğraf sergisi / bianeli küratörlüğü nasıl olabilir?
Magnum sergileri, zaten daha önce denenmiş, sınanmış ve yerinde bulunmuş düzenlerden oluşuyordu. Bunları onaylıyorum. En azından eksik yoktu. Basmakalıptı ve yaratıcılıktan uzaktı ama buna da razıyız, yeter ki saçmalanmasın.
Ancak, konusunda ilk olacak, örnek olsun diye söyleyelim, astronomi konusunda açılacak bir fotoğraf sergisinin küratörünün; fizik, kimya, üretim mühendisliği, kozmoloji, astronomi, vd birçok konuda disiplinlerarası / çokdisiplinli bilgisi olması gerekir ki ortaya anlamlı bir sergi bütünü koyulabilsin / koyabilsin.
Sorun burada:
Dünya’da bile henüz yaygın disiplinlerarasılık / çokdisiplinlilik yok. Adı var ama cismi yerli yerine oturtulamadı henüz.
Kendi hesabıma, bulut fotoğraflarıma bakıp da, mevsimin bulutlardan anlaşılmayacağını söyleyen birinin küratörlüğünün bu ülkede pekala kabul göreceğini bilince, epeyi eğleniyorum doğrusu.
Evet:
Küratör, çok fazla konuda çok fazla şey, o konuyla ilgili bir bölümdeki, en az üniversite 2. sınıf öğrencisi düzeyinde bilmek zorundadır.
Kimse kimseyi küratörlüğe zorlamıyor. Nasıl ki ehliyetsiz birini direksiyona oturtmuyorlarsa, küratörlük için de öyle olmalıdır. Biz müzecilerin bedava bilgi hizmetini, ne devletsel, ne de özel müzelerin istememesi ama sergiler için küratörlere deve yüküyle para ödenmesi, durumun açık bir göstergesidir.
Tabii ki bu ülkede diğer işler nasılsa, küratörlük de öyle. Son zamanlarda, küratör olarak ortalıkta boy gösterenlerin cemaziye-i evvelini bildiğimiz için, durumu olağan karşılıyoruz.
Bana sorulsa, küratörlük yapar mıyım?
Hayır. Yalnızca danışmanlık yaparım. Bence 1-5 danışman, 1 küratör için, düşünce yelpazesi genişliği açısından uygun bir niceliktir. (Zamanımızda eksik olan şey, farklı düşüncelerdir.) Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp; bilene sormak ayıp değil, hele bedava bilgi veren sormak hiç değil.
Bu ülkede gereken konuların hepsini bilen kişiler var, kendilerine sorulsa koşa koşa hizmet ederler ama hepsi de bir kenara süpürülmüş konumda. Onun yerine çığırtkanlar, köşe kapmaca sevenler, kendi oyunlarını sürdürüyorlar.
Sorun değil. Onları okuması çok eğlenceli oluyor. 1 yıl sonra tam tersini savunacakları şeyleri bugün savunurken onları izlemek, benim için üzüntü değil, eğlence kaynağı.
Yani, ülkemizde küratörlük, çok kaba fars bir oyun olarak sürdürülüyor. Bu durumun önünün alınacağı da yok. Ayrıca, daha beterine de müstehakız.
Reha ÜLKÜ