Panele Katılanlar

Ali İhsan Ökten

Elif Vargı

Emre İkizler

Enver Şengül

Gültekin Çizgen

Kazım Zaim

Mahmut Özturan

Mehmet Oğuz

Merih Akoğul

Murat Germen

Özkan Eroğlu

Reha Ülkü

Tülay Çellek

FONT>

 

Fotoritim e-Fotoğraf Dergisi

 

 

Ana Sayfa > Fotoğraf Yarışmaları > Tekin Ertuğ : "Fotoğraf Yarışmaları" e-Panel Değerlendirme Yazısı
Tekin Ertuğ : "Fotoğraf Yarışmaları" e-Panel Değerlendirme Yazısı

“FOTOGRAF YARIŞMALARI”  KONULU E-PANELİ DEĞERLENDİRME METNİ

 

… yaratıcı fikir;

diğerleriyle yarışma enerjisinden değil,

tek başına olabilme cesaretinden beslenir…”

Gülser Günaydın

( e-panel metninden)

 

Diğer bütün boyutlarını ve ayrıntılarını yazımızın ilerleyen bölümlerine bırakır isek, ilk anda kabaca, bir fotograf yarışmasının; “Yarışmayı Düzenleyenler”, “Yarışmaya Katılanlar (Yarışanlar)” ve “Seçici Kurul Üyeleri (Jüri)” olmak üzere üç ana ayağı bulunduğunu söyleyebiliriz. Somut veriler bunlar. Ancak, yarışmaların görünen yüzünün gerisinde duran, soyut ve oldukça önemli şeyler var ki; işte bu panel (e-panel) den, (metin sunan / görüş bildiren kişilerden) beklenen, sözü edilen bu boyutu, yaptıkları analizlerle görünür kılmak olacaktır. Diğer yandan iki temel görüş farklılığının ortaya konacağını beklemek de yanlış olmayacaktır. Panelistlerin bir kısmı yarışmaları olumlu bulurken, bir kısmı olumsuz kabul edecektir, büyük olasılıkla. 

 

Yarım asrı aşan engin deneyimi ile şüphesiz en başarılı fotograf ustalarından biri olan İbrahim Zaman, insan için yarışmacı tutumun kaçınılmazlığını vurguladıktan sonra, bu bağlamda; "Uzun yıllar oldu; fakat tartışmalar hala sürüyor. Fotoğraf yarışmaları yapılsın mı, yapılmasın mı? Bu bana "fotoğraf çekilsin mi, çekilmesin mi?" diye bir soru sormak kadar aykırı geliyor.“ diyerek, bir bakıma yarışmalar konusunun tartışılıyor olmasını bile kabul edilemez bulduğunu ifade etse de, fotografın sosyal belgesel boyutunun (özellikle kuramsal bakımdan) önde gelen ustalarından Özcan Yurdalan, “fotoğraf ve yarışma gibi bir soruşturmaya ihtiyaç duyulduğuna göre, ortada anlamlı olması gereken, ya da anlam kulpu takılması gereken bir durum var zahir. Belli ki boşa değil mevzunun gündeme gelmesi, ben anlamıyorum demek.” şeklindeki sözleriyle kutbun diğer ucunu işaret ediyor, “yarışma” sözcüğünü dahi fotografla yan yana anlamlı bulmadığını su götürmez bir yazın ustalığıyla dillendirip, neredeyse fotograf yarışmalarına ilişkin ustaların görüşlerini öğrenme beklentisi içinde olanları, zihinleri hâlâ açık olmadığı için yadırgadığının altını çiziyor.

 

İki ayrı eksen üzerinden ortaya konan görüşlerin tümüne bakıldığında, bu “e-panel” in hiç de boşa yapılmadığı sonucuna ulaşılabilir ve panelistlerin kendi yaklaşımları doğrultusunda ortaya koydukları oldukça anlamlı tahliller ışığında, okuyucuların da kendilerine özgü değerlendirmeler yapabilecekleri düşünülebilir.

 

Neredeyse çeyrek asırdır dönem dönem fotografçıların tartışma gündemine oturan bu ve benzeri konuların bir kez daha tartışmaya açılmış olması, fotograftaki uzun yolculukları boyunca aynı tartışmalara defalarca tanık olmanın yarattığı sıkıntı nedeniyle fotograf ustalarını rahatsız edebilir. Ancak, fotograf yaşamlarının emekleme döneminde bulunan genç fotografçılar için böyle tartışmaların çok yararlı olabileceğini de gözden uzak tutmamak gerekir.

 

Daha önce yapılan “Fotograf Dernekleri” başlıklı e-paneli, “Yarışmalar” konulu yeni bir e-panelin izlemesi, başka konu başlıkları altında yeni e-paneller yapılacağı izlenimi uyandırmaktadır ki, böyle olması hali hiç kuşkusuz fotograf dünyamıza çok olumlu katkı verecektir. Öte yandan, böyle çalışmalar, kısa süre sonra aynı yayında veya başka yayınlarda, bunlara benzer daha birçok konuda ve daha da geliştirilmiş yayın alt yapısıyla, fotograf - sanat dünyamızın en belirgin eksiği olan teorik bilgilenme gereksinimini giderecek nitelikli metinlere rastlamamızı kolaylaştırabilecektir.  

 

Panel yapılmasının sağladığı kazanımlara ilişkin görüşümüzü genel olarak özetledikten sonra; şimdi panelistlerin, fotograf yarışmalarının gerek yukarıda belirtilen üç temel ögesi (Yarışmaları Düzenleyenler, Yarışanlar ve Jüri) için, gerekse yarışmaların geri planında duran ögeler için ilettikleri görüşlerden hareketle, bir değerlendirme metni oluşturmaya çalışacağız. Daha doğru bir deyişle, beyan edilen görüşleri harmanlayarak, okuyucu için yalın, anlaşılabilir, özet bir sunum gerçekleştirmeye çalışacağız. 

 

Görüyoruz ki “Yarışma Yanlısı” ve “Yarışma Karşıtı” iki zıt görüşten başka, ikisinin neredeyse orta yerinde mevzi almış, her iki görüşü de hem dinlemeye, hem de konuşmaya değer bulan, bu görüş ve yaklaşımları yadsımayan, biri siyahta iken diğeri beyazda olan diğer iki görüşle kıyaslandığında, duruşu itibariyle orta gride olduğu kabul edilebilecek üçüncü bir yaklaşımdan da söz edilebilir.

 

Diğer yandan, “Yarışma Yanlısı” yaklaşımı tavizsiz savunan görüşe karşılık, “Yarışma Yanlısı” yaklaşımın karşısında tavizsiz duran görüş var iken; bu birbirine zıt iki görüşün herbirinin yanında duruyor gibi görünseler de “daha esnek” tutum sergileyenler bulunmaktadır. Yani, tavizsiz görünen görüşlerden birini “siyah”, diğerini “beyaz” kabul edersek; orta gri ile siyah arasında gidip gelenler ve orta gri ile beyaz arasında gidip gelenler var diyebiliriz. Sayısal çoğunluğu oluşturanlar da bunlardır. 

 

Çok daha geniş bir fotografçı grubundan görüş alınabilseydi, yani panel metinlerinin sayısı birkaç misli daha fazla olsa idi, birbirinden farklı yaklaşımlara, e-panel katılımcılarının destekledikleri görüşe göre istatistik-matematik bir oran yapmak gerektiği akla gelebilirdi. Aynı şey mevcutlar üzerinden de yapılabilir. Ancak, bu haliyle ya da katılımcı sayısının çok yüksek olması durumunda bile saptanacak oran tutarlı olmayabilir ve dolayısıyla o an için elde edilmiş bu veri, okuyucuyu hem yanıltabilir, hem de yanlış yönlenmesine neden olabilir. 

 

Öyle olmayacağını varsaysak bile; bu metinler insan bağlamında olduğu ve her türlü gelişmeye / değişime göre insanların görüşleri, yaklaşımları günbegün değişebildiği, dahası, kabul görmesi bakımından en düşük oran içinde görünse de, bazı görüşlerin, çok daha hızlı ve yüksek seviyede kabul gören görüş ve yaklaşımlara oranla daha isabetli çıkabileceği olasılığını göz ardı edemeyiz. Bundan ötürü de yaşamın neredeyse tümünü ilgilendiren psiko-sosyal tabanlı değerlendirmelerde (özellikle de sanat bağlamında) herhangi bir oran hesabı yapmaktan kaçınırız. Çünkü elde edilecek veriler, o güne ilişkin olmakla aynı zamanda o gün için geçerli olacak, çok kısa aralıklarla ibre (ibreyi değiştirecek rüzgârlar estiğinde) sürekli yer değiştirebilecektir.

 

Bununla birlikte, sunumlardaki ayrıntıları irdelerken, mevcut görüşleri, ortak yanları veya örtüşmeyen yanlarıyla ele alıp sınıflamak ve bu yolla okuyucunun işini kolaylaştırmak mümkündür. Bu yöntemle aynı zamanda, önemli hususlar (herkes için ortak bağlamda önemli olduğuna çok güçlü şekilde kanaat hasıl olan hususlar) öne çıkacak ve üzerinde daha fazla durulacaktır. Ayıklanmış, sadeleşmiş, bir araya getirilip aynı potada eritilmiş ifadeler üzerinden yapılacak bir değerlendirme metnini okumayı herkesin yeğleyeceğine şüphe yoktur.

 

O halde, genel bir değerlendirmeden özele doğru yola alabilmek ve tartışmanın özüne açıklık getirecek ayrıntıları irdelemek için,  panelistlerin sunduğu metinlerinde bulunan güçlü ortak ifadeleri toparlamaya çalışalım.


 

Yarışma Yanlısı Tutum:

 

“Yarışmalar elbette yapılmalıdır. Yarışmalar insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanda adeta içgüdüsel bir kavramdır. Yarışmalar eğiticidir, sporda, resimde, edebiyatta, heykelde, mimaride, kürekte, yelkende… Neredeyse akla gelebilecek her dalda yarışmalar yapılagelmekte iken, fotoğraf yarışmalarını yersiz bulup hala bunu tartışma konusu yapmak bana çok garip geliyor.” (İbrahim Zaman)

 

“Yarışma, hayatın her alanında yaşanan kaçınılmaz bir eylemdir. Söz konusu olan, sanat dalında bir yarışma ise, bu olgu dünya ölçekli bir olay olmaktadır ve doğal bir eylemdir.”

(A. Rıza Akalın)

 

“Yaşam da bir yarışmadır, sürekli yarışırız... ciddi yarışmaları fotoğraftan ortaklaşa çaba adına destekliyorum.” (Adnan Polat)

 

“Fotoğraf yarışmalarını olumlu bulan, destekleyen ve elden geldiğince de katılmaya çalışan birisiyim. Sadece fotoğraf değil tüm uğraşılar için motive edici etkenler olmadı mı o uğraşı bir yerde biter ve tükenir. En azından insanı üretime iten heyecan kaybolur.”  (Enver Şengül )

 

“Yarışmaların  fotoğraf amatörlerini teşvik yönünden faydaları vardır.” (Sıtkı Fırat)

 

“… Otuz yılı aşkın fotoğraf yaşamımda hiçbir zaman fotoğraf yarışmalarının karşısında olmadım. Aksine genç arkadaşlarımı ve öğrencilerimi katılmaları konusunda teşvik ettim…  … Bunun nedenlerini bir başka yazımda şöyle açmaya çalışmıştım… …Sanat galerileri fotoğraf sergilerine burun kıvırıyorlar. Fotoğrafı ciddiye alan galeri sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Onlar da ülkemizin bir kentinde yerleşmiş durumdalar. Yayınevleri fotoğraf albümleri basmayı düşünmüyorlar. Ya yaptıklarından ağızları yanmış vazgeçmişler ya da maliyetler onları ürkütüyor… …. düşününüz ki, çok sayıda fotoğraf amatörü, severek, isteyerek fotoğraf üretiyor ve elbette paylaşmak istiyor. … Dünyanın en ünlü film yönetmenleri milyonlarca seyirciye ulaşmış filmlerini her yıl birbiri ile yarıştırırken, bir fotoğraf amatörü yarışmaya katılmak istedi diye kulağını mı çekeceğiz?... … Karşı düşüncelere rağmen fotoğraf yarışmaları gösterilen ilgiye bağlı olarak ve belki de artarak devam edecektir. Yarışmalar içinde yaşanan birtakım istenmeyen davranış biçimleri de artarak devam edecektir.” (Tuğrul Çakar)

 

“Yarışmak, yarışmalar otoriter kültürler tarafından reddedilir. Çağdaş kültür, çağdaş insanlar yarışmaları destekler. Yaşam; doğumdan ölüme kadar bir yarıştır. …fotoğraf yarışmaları da  fotoğrafçının dünyayla ve diğer insanlarla iletişim kurmasını sağlar, fotoğrafçı yarışmalarla kendini gösterir, sanat ve kültür ortamına ben de varım/ üretiyorum mesajı verir, ilgi alanında taşıdığı iddiayı gösterir….” (M. Aslan Güven)

 

Bu açılımlardan ikisi üzerinde soru işareti belirmesi ihtimalini dikkate alarak, bunları kısaca irdelemek gerektiğini düşünmekteyiz. İlki, A. Rıza Akalın’ ın; “Söz konusu olan, sanat dalında bir yarışma ise, bu olgu dünya ölçekli bir olay olmaktadır ve doğal bir eylemdir.”,  ifadesinde yer alan tespit, bir sanat - yarışma ölçütüdür ki, bu cümle ile kastedilen asıl şeyin, sanat eserlerinin yarıştırılması olmadığı kanaatindeyiz. Öyle sanıyoruz ki; spor yarışması, bilgi yarışması, güzellik yarışması,... vb yarışmalardan ayrı tutabilmek ve sözlerini daha da anlaşılır kılabilmek için (bu tahminimizle ilgili yanılma hakkımızı saklı tutuyor ve eğer yanılıyor isek affımızı diliyoruz) böyle bir ifadeye başvurmuştur. Aşağıda da görüleceği üzere, panele metin sunan hemen herkesin ortak görüşü, sanat ile yarışma kavramlarının yanyana bile düşünülemeyeceğidir. Bununla birlikte A. Rıza Akalın da yarışmaların sanata hiçbir katkı veremeyeceğini söyleyerek, varsayımımızı bir ölçüde teyit etmektedir.

 

İkincisi, M. Aslan Güven’ in; “Yarışmak, yarışmalar otoriter kültürler tarafından reddedilir. Çağdaş kültür, çağdaş insanlar yarışmaları destekler.”, şeklindeki cümlesidir ki, bu cümlede ile kastedilen şeyin otoriter kültürler değil de “otoriter görüşler / otoriter fikirler” olduğunu (burada da yanılgıya düşme hakkımızı saklı tutmak ve şayet yanılıyor isek affımızı dilemek istiyoruz) zannetmekteyiz. Neden böyle düşündüğümüze gelince; çok gerilere gitmeksizin (çünkü tarihin her döneminde ve hemen her toplumda -tek istisna ilkel toplum olarak kabul edilebilir- bireyler arasında ve toplumlar arasında oluşum mantığı ve hayata geçirilme biçimi doğrudan ya da dolaylı “yarışma” ya tekabül eden bir dizi etkinliğe ve eyleme rastlamak mümkündür) geride bıraktığımız yüzyılı ve henüz başlarında bulunduğumuz yeni yüzyılı dikkate alarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, (bu gün bile avcı toplayıcı toplum karakteri gösteren ve çağın çok gerisinde yaşayan Avustralya, Amazon ve Afrika küçük yerli kabileleri hariç) ister otoriter olsun ister çağdaş, bütün ülkelerde (hemen her kültürde) spor etkinlikleri vardır ve farklı spor kulüplerinin mensupları birbirleriyle yarışırlar. Bütün bu ülkelerin sporcuları uluslararası arenada başka ülkelerin sporcularıyla da yarışırlar. Olimpiyat oyunları ve diğer çeşitli organizasyonlarda neredeyse her ülkenin sporcularını görürüz. Kaldı ki yarışmalar sporla da sınırlı değildir. Satranç turnuvalarından bilgi yarışmalarına, müzik yarışmalarından güzellik yarışmalarına, daha bir dizi etkinliğe hemen her ülkenin insanı katılmaktadır. Bu meyandaki bilgilerimiz, M. Aslan Güven’ in cümlesindeki kastın “otoriter fikirler, otoriter görüşler” olduğu sonucuna götürmüştür bizi.

 

Ancak, insanların zihinlerinde oluşturdukları (teorik bazda kurup tasarladıkları) kimi insan tarafından ütopik kabul edilen, kimi insan tarafından gerçekleşmesi mümkün görülen (gelecek zamanlarda olacağı varsayılan) toplumsal yaşam biçimleri (dolayısıyla kültürler) için şayet böyle bir sav öne sürülüyorsa, ona bizim söyleyecek herhangi bir sözümüz olmaz. Olmaz çünkü, o denli iddialı tartışmalardan bütünüyle uzakta durmaktayız. Kaldı ki özetleyerek ortaya koymaya çalıştığımız e-panel sunumlarının da böyle polemiklerden hayli uzak olduğunu düşünmekteyiz.     

            

Yukarıya alıntılanan görüşlerin neredeyse tümü, ilk bakışta tavizsiz bir şekilde yarışma yanlısı gibi görünseler de; metnin giriş bölümünde üzerinde durmaya ve fotografik ögelerle (siyah-beyaz-gri) örnekleyerek açıklamaya çalıştığımız gibi, aynı görüşteki panelistlerin bir bölümü ile o görüşü paylaşmayan panelistlerden bazıları, aslında daha geniş bir perspektiften değerlendirmekteler, “yarışmalar” konusunu. Her ne kadar yarışmaların kaçınılmaz ve/veya yararlı olduğunu düşünüyor, yarışmalara katılıyor veya yarışmalara mesafeli duruyor olsalar da; “Sanat” ile “Yarışma” kavramlarını birbirlerinden çok uzak görenlerin sayısının hayli kabarık olduğu söylenebilir.


 

Yarışma – Sanat İlişkisi :

 

Hazır M. Aslan Güven’ in sunumuyla önceki bölümü tamamlamışken, bu kez de O’ nun görüşlerine başvurarak yarışma-sanat bağlamını sürdürelim. 

 

“Fotoğraf yarışmalarının sanata katkısından pek söz edilemez. Sanat başka bir yerde durmaktadır, farklı bir yapılanmadır. …ısmarlanmış ve çerçeveleri çizilmiş, konu verilerek sipariş edilmiş çalışmaların / fotoğrafların sanat yapıtı olarak değerlendirildiği dünyada görülmemiştir.” (M. Aslan Güven)

 

“… Sanat yarıştırılmaz. Sanatın jürisi de oluşturulamaz,” (Adnan Polat)

 

“… fotoğraf  yarışmalarını, fotoğraflarınızın ve o nedenle de sizin akıllarda kalabilmenize olanak sağlayan bir ortam olarak görmekte ısrarcı iseniz  geçmiş olsun. O kafa sizi hiçbir yere götürmez. Bir yandan yarışma formu fotoğrafçılığına devam edersiniz,  bir yandan önünüze getirilen proje tabanlı, sanatsal kaygılar taşıyan, araştırılmış, emek verilmiş işlere aval aval bakmaya devam edersiniz. Tercih sizin. Karlı dağlar, sonbaharda ormanlar, kır çiçekleri, hayvanat bahçeleri, içinde yaşamayı göze alamayacağınız eski evler, balkonlardaki saksılar, gün batımları, yukarıdan akan sular, yaşlı ayakkabı tamircileri, semerciler, hepsi sizin. Ama unutmayın ki fotoğraf, orada olanı alıp buraya getirmek değildir. O işi üstlenmiş olanlar zaten var ve işlerini mükemmel yapıyorlar. Ancak fotoğrafla sanat yapmanın yolu, sanat ve fotoğraf kelimelerini yan yana getirebilmenin yolu, orada olanı alıp buraya getirmekten geçmiyor. Üslubunuzdan, birikiminizden, fotoğraflarınızın içinde var olabilmenizden, hissedilebilmenizden geçiyor.” (Tuğrul Çakar)

 

 “… Yarışmalar, fotoğrafı bir sanatsal bir ifade biçimi olarak ele alma niyetinde olan ciddi biri için asla sanatsal yetkinliğe ulaşmış olmanın, ölçüsü sayılmamalı, “ben artık oldum” vehmine kapılmaya kapı aralamamalıdır.” (A. Gökhan Demirer)

 

“Kısa ve öz bir biçimde ifade etmek istiyorum ki; yarışmalar, hiçbir fotoğrafın "sanat" boyutuna bir (,) kadar katkı sağlayamaz.” (A. Rıza Akalın)


Sanat Yarıştırılamaz” diyen Adnan Polat ile “... ısmarlanmış ve çerçeveleri çizilmiş, konu verilerek sipariş edilmiş çalışmaların / fotoğrafların sanat yapıtı olarak değerlendirildiği dünyada görülmemiştir.”, diyen M.Aslan Güven’in ve “yarışmaların, sanatsal yetkinliğin ölçüsü olarak kabul edilemeyeceğini” vurgulayan A.Gökhan Demirer’ in çok net bir şekilde ortaya koydukları saptamalar ve esnemeye müsait olmayacak kadar belirgin hatlarla ifade edilen görüşler, “sanat” ve “yarışma” kavramlarının birbirlerinden ne kadar uzak olduğunu yeter ölçüde anlatmaktadır.

  

Panelistlerin sanat yapıtı ile yarışmalar arasına koydukları mesafeyi irdeledikten sonra, fotograf yarışmalarının, hangi mecrada yürütüldüğünde olumlu etkileri olabileceğine ilişkin görüşlere bakalım.     


 

Kıyaslama ve Paylaşım Olanağı :

 

“… Fotoğraf yarışması önce bir paylaşımdır; ürettiklerinizi başkalarıyla paylaşır, heyecanınızı tazelersiniz. Kendinizi sınarsınız. Başkalarının ne yaptığını, kendinizin ne yaptığını mukayese edersiniz. Böylece eksilerinizi ve artılarınızı ortaya koymanıza olanak sağlarsınız. Sizin yapıtlarınız dünya güzeli de olsa, sandıkta, sepette saklarsanız bana göre hiçbir değeri yoktur. Hem kendinizi kanıtlamanızı engeller, hem de yaptığınız işlerden insanları mahrum etmiş olursunuz. Yarışmalara da katılmalı, sergiler de açmalısınız. Paylaşmak çok güzel bir duygudur. Paylaşmanın çok geniş bir fayda yelpazesi vardır." (İbrahim Zaman)

 

İbrahim Zaman ustanın ayrıca açıklamaya gereksinim duyulmayacak kadar net bir şekilde ortaya koyduğu bu açılımın ardından şunları söylemek olasıdır; ancak yarışmalarda kazanan fotografların sergisi ve albümü yapıldığı takdirde (ki albümün baskı kalitesinin çok yüksek olmasını gerektirir) yarışma sonunda kaybeden/elenen eserlerin sahiplerine kendi eserlerini kazanan eserlerle kıyaslama olanağı sağlanmış olur.

 

Ustamızın görüşü, “Fotoğraf yarışmaları; fotoğrafçıların  işlerini / çalışmalarını göstermesi ve sergilemesi  için önemli bir olanaktır” (Adnan Polat), ifadesiyle ve aşağıya kaydedilen başka görüşlerce de paylaşılmaktadır.

 

“… fotoğrafa başladığım yıllarda neredeyse bulduğum her yarışmaya katılırdım (gerçi o yıllar yarışmalar çok değildi). Bu yarışmalarda kazandığım ödüller benim fotoğraflarımın kalitesini ne kadar etkiledi bilemem ama fotoğraf dünyasında tanınmamı ve bu yolla fotoğraflarımı paylaşabileceğim ortamlara girmemi sağladı.” (Haluk Uygur)

 

Ne var ki, birçok yarışmanın sonunda sergi yapılmamakta ya da sergi yapıldı ise bile eser sahibi başka bir ilde yaşadığı takdirde kıyaslama şansı bulamamaktadır. O yüzdendir ki öne çıkan istem, bir serginin yapılmasından da daha fazla bir katalog yapılmasıdır. Ama yarışma katalogu yapan sadece birkaç yarışma var. Onlarda da çok iyi bir katalog baskısına rastlamak ender bir durumdur.

 

Bu iki koşulun ikisinin birden gerçekleşmesi durumunda bile kıyaslama yapabilmek hayli zorlaşmakta iken, böyle bir mukayesenin sadece aynı yarışmaya katılanlar arasında gerçekleşebileceğini, yarışmaya katılmayanlarla kıyaslama şansı bulunmadığını unutmamak gerekir.

 

Oldukça önemli bir diğer problem de; yarışmayı kazanamayan birinin kazananlarla kendi fotografını mukayese ettiğinde, yanlış ya da doğru, her durumda kendi çalışmasını, kazananların çalışmalarına göre daha nitelikli bulabileceği ve çoğunlukla jürinin seçimine şüpheyle bakabileceği ihtimalidir.

 

Fakat her tür olumsuz zemine ve itirazlara rağmen, yarışmalar neticesinde; yarışmacıların kendi aralarında ve yarışmacılarla jüri arasında ve eğer sergi gerçekleşirse / albüm yapılırsa başkalarıyla bir paylaşım gerçekleştiğini kabul etmek gerekir. Olumlayan bir değerlendirme ile bakıldığında, böyle bir sonuç yarışmaları anlamlı kılabilir. 

 

Ancak, “yarışmalar mıdır paylaşım, sergi ve albümler midir?” diye oldukça ciddi bir soru akla gelmektedir.

 

Sergileri öne çıkartıp irdelediğimizde, görürüz ki; sergilerle ilgili hafife alınamayacak ciddi problemler konuşulur fotografçılar arasında. Fotograf satın alınmaz Türkiye’ de. Fotografçı her serginin sonunda koca çerçeveler içinde fotografların hepsini evine getirmek durumunda kaldığı için, birkaç sergiden sonra evde fotografları koyacak yer bulamaz hale gelir.

 

Diğer yandan, albüm pahalı bir iştir. Yayınevleri, satmayacağını bildikleri için albüm yapmak istemezler. Alıcılar da (istisnalar hariç) neredeyse 10-15 kitap bedeli ödeyerek albüm satınalmak istemezler. Ustalar ve akademisyenler dışında (iyimser bir bakışla), pek az insanın kütüphanesinde hatırı sayılır miktarda fotograf albümü vardır. Çok az fotografçı Türkiye’ de albüm yapabilmiştir ve yapılanlar de sınırlı sayıda insana ulaşmıştır.    

Fotografçıların, “peki neden?“ diye sıklıkla tartıştıkları, açıklamaya gayret ettikleri veya ikna edici açıklamalara gereksinim duyduklar önemli bir problemdir bu. Türkiye’ de elle tutulur bir fotograf pazarı yoktur, ne yazık ki. Daha doğrusu “fotograf sanatına”, istisnaları olsa bile, belirgin bir istem (talep) yoktur. İyi de, sunum (arz) var mıdır peki? O da ayrı bir tartışma konusunu teşkil eder (bir e-panel konusu olarak bile düşünülebilir). Ancak, henüz talep konusundaki probleme ilişkin tartışmalar yeterince alevlenmemişken, sanat fotografı sunumuna ilişkin problemleri tartışmaya geçmemiş olmamız da anlaşılabilir bir durumdur.

 

Görünen o ki, özellikle amatörler (kısmen de profesyoneller) arasında fotograf kariyeri bütünüyle olmasa bile, belli ölçülerde yarışmalara endeksli olduğu için, fotograf dünyamızın tartışma konuları yeterince irtifa kazanamıyor, hatta kritik belli dönemlerde (internet olanaklarıyla oluşan yeni atmosferde olduğu gibi) irtifa kaybedebiliyor.

 

Panelistlerden de böyle düşünenler olsa gerek ki, yarışmaların sadece, fotografa yeni başlayan amatörlere katkısı bulunabileceğinden söz etmektedirler.


 

Fotografa Yeni Başlayanlar İçin Yarışmaların Önemi : 

 

“Fotoğraf yarışmaları sadece ve sadece fotoğrafa yeni başlayanlar için çalışmaya teşvik edici olarak olumlu değerlendirilebilir…” (A.Gökhan Demirer)

 

“… fotograf üzerine düzenlenen yarışmaların da sadece amatör olursa taraftarıyım.” (Kerim Bora)

 

“Fotoğrafa yeni başlayanları motive eder, ödüller cesaretlendirir.” (Adnan Polat)

 

Demek ki, insanı yarışmalara iten “öz” le, başka faktörlerin varlığına rağmen, ağırlıklı olarak panelistler tarafından işaret edilen şey; yarışmaların daha çok fotografa yeni başlayanların sahasında kaldığı / kalması gerektiği, onlar için bir motivasyon aracı olabileceği, onun ötesinde bir şeyle, (özellikle sanatçı olmakla) sıkı sıkıya ilgilendirmenin doğru olmayacağıdır.

 

Böyle düşünüldüğünde, amatör fotografçılara ilişkin en anlamlı etkinlik, Fotograf Derneklerinin hemen hepsinde yapıla gelen “ayın fotografı” seçimleri (değerlendirmeleri-okumaları,... hangi isimle yapılıyorsa) dir denebilir. Orada bile spekülatif değerlendirmeler - seçimler yapılmış mıdır,... yapılmakta mıdır,... yapılacak mıdır,... yapılabilir mi,...? gibi sorular belirebilir.     

 

Yarışmaları insanın doğası ya da diğer bazı faktörlerin uygun koşulları hazırlaması ve insanları sevk etmesi ile ilişkilendirip, yadsımasalar da;

 

“...Diğerlerini geçerek seçilme ya da elenme, doğanın en acımasız ve belki de olması gereken kuralı.” (Gülser Günaydın)

 

Panelistler aynı zamanda doğal seleksiyonu (elemeyi) esas alan ilkel insan güdüleriyle, modern insanı bir arada ele alarak, bilimsel nitelikli başka bir perspektif de açabilmektedirler. Bu noktaya gelmişken, bir miktar bu açılıma ilişkin cümleler aktaralım. Öyle sanıyoruz ki “yarışma” kavramının şifreleri de bu minvaldeki cümlelerde saklıdır.


 

İnsan Doğası – Yarışma İlişkisi :

 

“Bireysel varoluşumuzu yansıtan üç temel deneyim; öğrenmek, sanat, oyun… Öğrenmek, yani bilmek arzusu ile doğaya hakim olma hissimizi, sanat ile anlamlandırabilme ve dışavurumu, oyun ile yarışma ve kavgacı içgüdümüzü tatmin ederiz”  (Gülser Günaydın)

 

Yarışmalara ilişkin önemli bir vurgu; 

 

“Fotograf yarışmaları bu üçünden en çok oyuna benzer.” ( Gülser Günaydın )

 

Ve “oyun” için bir ekleme;

 

“... Mücadele ve kazanma güdüsünü tatmin etme oyunları, çok erdemli olmasa da en azından içgüdüsel bir durumdur. Yarışmalar ... seçilmenin verdiği mutluluğu veya tatmini vaad eder. ( Gülser Günaydın )

 

Ne yarışma yanlısı ne de yarışma karşıtı bir tutum göstermeksizin, bilimsel bir tespitten yola çıkarak “yarışma” nın kaçınılmazlığı üzerinde duran ve ancak “kazanma güdüsü” nün (nihai olarak çağımızda ve hayatın her alanında) insanın kıran kırana rekabete tutuşmasının fitilini ateşlediğini, (üstü kapalı bir ifadeyle) varılan yerde ise kazanmak için girilecek her yolun mubah kabul edilebileceğini, bu haliyle de “erdemli” olamayacağını ileten cümleden sonra;

 

“… Yarışma gerçeğini göz ardı edemezsiniz. Önce kabul etmek ve gerekirse daha sonra üzerinde düşünmek zorundasınız.” ( Tuğrul Çakar )

 

..., cümlesiyle ekleme yapan bir ustanın ifadesine de yer vererek, yarışmalara katılımı güdüleyen diğer faktörleri irdeleyen görüşlere geçelim.


 

Diğer Güdüleyiciler :

 

İletilen bu görüşler dahi pek çok fotografçı tarafından bilinmekte ve hatta dillendirilmektedir. İlginç olan ve belki de asıl yanıtı aranması gereken, “farkındalık sabitken bile, fotografçıların neden yarışmalara katıldığı”dır.

 

Temel güdüleyici “başarılı olmak” tır, “başarılı olunduğunun onaylanması”dır tabii ki. Kimi insan başka alanlarda kendisini kanıtladığı için, kimi de kanıtlama gereksinimi duymadığı, böyle bir çabayı beyhude bulduğu için bunu önemsemeyebilir. Kiminin yarışı sadece doğayla ve kendisiyledir. Kiminin hiç kimseyle, hiçbir şeyle ve kendisiyle meselesi yoktur. Ama bazı insanların çölde susuz kalmış kadar buna gereksinimi vardır. Neden?

 

Avusturya’lı yazar Elias Canetti’ nin “Kendini Beğenmişliğin Komedisi” adlı oyununun ilginç bir konusu vardır. Bir ülkede insanları kendini beğenmişlik gibi bir zaaftan kurtarabilmek için halkın oyuyla bütün aynaların yok edilmesine karar verilir. Bu kararın ardından ülkedeki bütün aynalar paramparça edilir…. Gelgelelim kısa süre sonra herkesi derinden bir tedirginlik alır. İnsanlar gizli gizli kendilerini yağmur birikintilerinde, nehir ve göllerdeki suyun yüzeyinde seyretmeye başlarlar….aynaların yok edilmesi sırasında bir köşede kalmış olan büyükçe bir ayna parçası, karaborsaya düşer. Sonunda ülkede bir halk ihtilali gerçekleşir ve aynalar yeniden kullanılmaya başlanır. (1) Asıl dert kendini beğendirmek midir yoksa ?! 

 

Bazı insanların yarışmalara katılırken, nereden kaç puan aldıklarında hangi unvanı elde edeceklerine dair birçok hesap yaptıklarına, arzu ettikleri sonuçları alamayınca da jüri üyelerine veryansın ettiklerine, olmadı yarışmalara gizliden gizli katıldıklarına, en nihayet hiçbir şey elde edemeyince de yarışmaları kötülemeye başladıklarına tanık olmuştur birçok insan. Bu yolla başaramadığını dolaylı ya da direkt bir takım kulis faaliyetleri gerçekleştirerek elde etmeye çalışanların bulunduğu da inkâr edilemez. Onlarınki, görünürde yarışma karşıtı tutum içinde olmakla alenen ortaya koyamadıkları üstü örtük, gizli bir yarıştır. Ama bunların sayısı oldukça azdır, böyle bir tutum içinde olanlar hiçbir yerde çoğunluğu teşkil etmezler. Ne var ki bu tutum, kişinin kendisini aldatmasından öteye bir anlam ifade etmez.

 

Bütün bunları öteleyip, en başından “yarışma” mantığını reddeden, bu bağlamda kafası açık olan, kendine özgü çalışmalar yapabilmenin yollarını araştıran, dolayısıyla bambaşka bir kulvarda yürüyen fotografçıların bulunmadığı da söylenemez.

 

Yarışmalara sıcak bakan ve yarışmalardan elde edeceği başarı ile yaşam kalitesini maddi-manevi yükseltmek derdinde olan, olumsuz sonuçlar aldığında başkalarını karalamak yerine, daha iyi ya da o yarışmadaki seçicilerin sevdiği varsayılan türden fotograflar yaparak yeni, başka yarışmalara katılanların bulunduğu da bir gerçektir.

 

Sadece anlamlı bulduğu, içeriği-amacı nedeniyle yararlı bulduğu yarışmalara katkı vermek amacıyla katılan, onun dışında yarışmalara pek itibar etmeyenler olduğu da söylenebilir. 

 

Yarışmaların sadece parasal ödülleriyle ilgilenenler olduğu da malûmdur. Bu eksende (para ödülü ekseninde) fotograf yaşamlarına ilgilerini şekillendirenler bulunduğuna ve bulunmaya devam edeceğine dair tespitlerden birisi şöyleydi;  

    

“Örneğin, fotoğraf yarışmalarını bir geçim kaynağı olarak gören fotoğraf sanatçılarımızın (!) varlığı devam edecektir. Yarışmaların son katılım tarihine üç gün kala, ‘Ne çeksem de yetiştirsem?’ diye düşünen fotoğrafçı sayısı azalmayacaktır. Katılım formunda sadece ödül miktarının olduğu bölümü okuyan fotoğrafçılarımız, seçici kurul toplantısı henüz bitmeden sonuç soran fotoğrafçılarımız eksilmeyecektir.” (Tuğrul Çakar)  

 

Kalıcı şeylere imza atma (ölümsüzleşme) veya süratle öne çıkma isteği ile çıkışın yarışmalarda aranmasına ilişkin bir başka tespit de aşağıdaki gibiydi. 

 

“Bu kadar fazla sayıda insanın ilgilendiği bir sahada ön plana çıkmak da kolay değil elbette. Üretimin ve paylaşımın okyanus gibi olduğu bu sahada belirgin bir su damlası olabilmeyi kim, nasıl başaracak? İnsanların içinde “ben sizlerden farklıyım, özgünüm, uzun yıllar hatırlanacağım” diyebilmek hiç de kolay değil. Bu gibi etkenler ve hemen her fotoğrafçının gönlünde yatan, fotoğrafının bir şekilde birileri tarafından beğenilmesi olgusu bir araya geldiğinde, fotoğraf yarışmaları, birçok fotoğrafçı için, kestirme bir çıkış noktası olarak değerlendirilmektedir.” (Baybars Sağlamtimur)

 

Çıkış burada arandığında, yeni bir fotografçı profili de ortaya çıkmaktadır. Bütün dikkatini yarışmalara teksif eden, zamanının önemli bir kısmını her yıl düzinelercesi yapılan yarışmalardan ödül alabilmek amacıyla, söz konusu yarışmaları düzenleyenlerce talep edilen fotografları yapmak üzere kullanan (kimine göre heba eden) fotografçılar olarak tarif edilmektedirler. 


 

Yarışmadan Yarışmaya Koşturma Eğilimi :


“…, yarışma fotoğrafçılığı veya yarışma fotoğrafçısı” gibi kavramların fotoğraf yarışmalarının çoğalmasına paralel olarak artmakta olduğunu da gözlerden uzak tutamayız.”
(Baybars Sağlamtimur)

 

Aşağıdaki cümle ise neredeyse bu saptamayı tamamlar ve güçlendirir niteliktedir.

 

“…Bu fotoğrafçı tipi,  yarışma için fotoğraf üretip, fotoğraf camiasında kabul görmenin yöntemi olarak mümkün olduğunca çok sayıda fotoğraf yarışmasında ödül alıp isminden bahsedilmesini müthiş önemsiyor…” (A.Gökhan Demirer)

 

Sadece yarışmalara yönelik fotograf yapmayı onaylamayanlar bulunmakla birlikte;

 

“…  sadece yarışma takip eden yarışmacı fotoğrafçılar grubu var ki bunu da tasvip etmiyorum.”  (Sıtkı Fırat)

 

Kişinin dilediğini yapmakta özgür olduğunu, o nedenle bu durumu olumsuzlayamayacağını iletenler; 

 

“Yarışma fotoğrafçılığı maalesef var. Salt fotoğraf yarışmalarına katılmak için fotoğraf çekenler, yarışmalardan geçinenler, fotoğraf çekme takvimlerini yarışmalara göre yapanlar var. Ben kişisel olarak bu tür yaklaşımları olumsuz bulmuyorum… Herkes her istediğini yapabilir…” (Adnan Polat) 

 

“Her şeyde olduğu gibi yarışmalardan da menfaatlenmelerin olması doğaldır. Kimse kimseyi zorla yarışmalara sokmuyor. Bakarsınız; uygun görmediğiniz, jürisini yeterli görmediğiniz, koşullarını benimsemediğiniz yarışmalara katılmazsınız.” (Adnan Polat)

 

Bunun bir tercih sorunu olduğunu, hiç kimsenin, bir başkasına sırf yarışmalara katıldığı için sözü olamayacağını vurgulayanlar;

 

“Bu fotoğrafçının tercihidir. Kimsenin bu konuda başka birini eleştirme hakkı yoktur. Hiç kimse başka birine sen niye doktor oldun diyebilir mi? Bu seçiminden para kazanacaksın diye onu yargılamaya hak sahibi midir? Öyleyse biz de bunu fotoğrafçı için söyleme hakkına sahip değiliz. Unutmayın ki fotoğraf bir meslektir aynı zamanda... bazılarımızın geçimini temin ettiği bir meslek...” (Haluk Uygur) 

 

Bu durumun sadece bize mahsus bir şey olmadığını, başka ülkelerde de durumun bizdekine benzediğini, bunun bir oyun olduğunu deneyimleriyle sabitleyenler;  

 

“Sık sık yurtdışında etkinliklere katılmış biri olarak söyleyebilirim ki, dışarının da bizden bir farkı yok… İster ulusal ister uluslararası olsun, yarışmalar fotoğrafçıların katıldığı ve eğlendiği bir oyun. Eğlenmek istiyorsan ve vaktin de varsa katılırsın.” ( Haluk Uygur )

 

... bulunduğunu, ilgili metinlerden alınan bu son derece kayda değer cümlelerle aktardıktan sonra, panelistlerin “ödül” konusuna nasıl baktıklarına dair örneklere göz atalım şimdi de. 


 

Ödül Töreninin Dayanılmaz Çekiciliği :

 

“… ödül avcıları her dönemde olduğu gibi varlıklarını sürdürecek (bir dönem benim yaptığım gibi, kaldı ki o dönemde bugünkü gibi cazip para ödülleri yoktu. Bir plaket uğruna cepten harcardık.) fotoğraf baskıları bir yarışmadan diğerine postalanmaktan yorulacak, çil çil paralar uğruna yarışılırken ilkeler bir kenara bırakılacak, yarışma düzenleyerek bedavadan arşiv sahibi olmak isteyen kuruluşların sayısında artış olacak. Tüm bunları önleyebilir misiniz? Elbette hayır. “ (Tuğrul Çakar)

 

“Fotoğrafta diğer kültürel üretimler gibi hayatın ve insanın toplumsallaşmasında, hayatın tarihsel birikimlerinin kullanımında ve aktarılmasında birer araçtırlar… bu araçları bu amaçları gerçekleştirme yerine onları “ödüller”,”derecelendirmeler” ekseninde bir yarışma olgusuyla yüceltmeye ve amaç haline getirmeye başladığınızda, insani ve hayata dair yönü ortadan kaldırıp, pazara dair bencil- bireyci ego tatmini ve ticari çıkar amaçlı bir kullanım nesnesine dönüştürmüş olursunuz.” (İdris Aydın)

 

“Fotoğrafçı için fotoğrafının yarışmada ödül almış olması onur verici bir olaysa da almamış olması da ne fotoğrafçının ne de fotoğrafının iyi olmadığını göstermez. Neticede her fotoğrafçı ve fotoğraf kendi değerini ifade eder başka bir değişle seçicilerin beğenisi veya beğenmemesi bu gerçeği değiştirmez. Bir yarışmada ödül almayan fotoğrafın çoğu kez yurt dışında bile ödüller aldığını hatırlıyorum. Ha keza aynı durum yurt içinde de söz konusudur. Böyle olunca da her iki durum için fotoğraf yarışmaları bir nevi piyango çekilişidir de diyebilirim.” (Kazım Zaim)

 

“Yarışmaların ödülleri de alma ve vermenin paylaşıldığı bir harekettir. Ödül hem alanın, hem verenin gelişmesine katkıda bulunur. Bir tanıtım / tanınma aracıdır ödüller.” (M.Aslan Güven )

 

Ödül”ün bireyin gelişmesine katkı verdiğini düşünen, bir tanınma aracı olarak gören ve bu nedenle olumlayanlar yanında, önemli bir kültürel etkinliği pazar malzemesi haline getirmenin aracı olarak gördüğü için olumsuzlayanlar da bulunmaktadır. Bununla birlikte, kendisini de bir dönemin ödül avcıları arasında sayan, ancak oldukça samimi özeleştiri niteliğindeki ifadelerle, bugün artık aynı noktada bulunmadığına vurgu yapan, ödül uğruna ilkelerin hiçe sayılması gerçeğinden ötürü kendisi adına bugün artık yarışmaları olumsuzlayan ve ancak, “yarışma gerçeği” in önlenemeyeceğinin altını çizerek, analizlerin bu somut veri dahilinde yapılmasının, fikir ve söylemlerin bu gerçek üzerinden inşa edilmesinin önemini göstermeye çalışanlar olduğunu görmekteyiz.

 

Tam olarak aynı görüşe tekabül etmese de, yarışma fotografçısı olmanın nihai olarak yarattığı olumsuzluğu kendi yaşamından örnekleyerek ortaya koyan;

 

“...1998 yılında bir sergi açmak istedim (o güne kadar hiç sergi açmamıştım). İşimin çok kolay olduğunu zannediyordum. Çünkü en az 150 tane uluslararası sergilemem ve 50 ye yakın ödülüm vardı. Yedisi uluslararası olan ödüllü fotoğraflarımı bile sergilesem yeter diye düşünüyordum. Ödüllü 40 fotoğrafı bastırıp yanyana koyunca ne büyük gaflet içerisinde olduğumu anladım. Kusulacak kadar kötü olmuştu. İşte  o zaman başka bir şeyin de farkına varmış oldum;... Fotoğraf bir düşüncenin ürünü olmalı ve art arda gelecek ürünler bu düşünceyi anlatabilecek kadar birbirini tamamlamalıydı. Halbuki yarışmalarda (bazılarını ayrı tutarsak) kendi düşüncenizi değil size ısmarlananı yapıyorsunuz... O günden sonra da benim yarışmalara katılma zamanımın geçtiğine karar vererek bir daha katılmadım.” (Haluk Uygur)

 

... özeleştiri niteliğinde başka açılımlara da rastladık.

 

Bize göre, iletilen deneyimlerin tümü, özellikle yeni başlayan amatörler için altın değerinde önemli notlardır. 

 

Yarışmalara katılımın tek ve gerçek nedeni elbette ki ödül almaktır. Toplumsal yaşama katkı vereceği alenen belli olan yarışmaları (ki bunların sayısı bir ya da ikidir veya hiç yoktur) bunun dışında tutarsak, yarışmalara katılan kişi şüphesiz ödül almak amacındadır. Şu ya da bu, tatmin nedeni olarak gösterilebilir. Ancak hepsinin topyekün varacağı nokta “ödül”dür. “Başarılı insan” olma, “gıpta ile bakılan insan” olma, “beğenilme / övgü alma, el üstünde tutulma” isteğidir,...sırtının sıvazlanması talebidir,... “önemli kişi” olma özlemidir,...vs.


Dilerseniz tek cümle ile ifade edin, dilerseniz hakkında sayfalar dolusu yazın; ifadelerin tümü, kalıcı olma ihtimali neredeyse hiç bulunmayan, “popüler olma” hastalığının belirtilerine işaret edecektir.

 

Aktarılan deneyimler de gösteriyor ki, fotografa yeni başlamış, fotografçılıklarının henüz emekleme döneminde bulunan ve bu itibarla, usta olabilmeleri için daha epeyce zamana, araştırma ve incelemeye, emeğe ve deneyime gereksinimi olan insanların, yaşamakta olan ustaların geçmişlerinde (çoğunun bugün artık hiç önemsemedikleri) çok miktarda ödül, sergi ve onlarca yılda edinilmiş deneyimleri bulunabileceği (yahut yarışmalara katılmayarak ödüle meyletmemiş olabilecekleri) ihtimalini gözden uzak tutmayarak, bu gün yarışmalara katılmadıklarına bakıp, kaba-avam bir yaklaşımla; “iyi güzel, biz onu bir usta, bir fotograf hocası (X kişisi ya da Y kişisi, kim olduğunun hiç önemi yok) gibi düşünüyoruz da, ödül alan tek bir fotografını görmedik daha...” şeklinde imalı, mesnetsiz, sığ ve zavallı sözler etmekten kaçınmaları gerekmektedir.

    

Bireyi yarışma fotografçısı olma durumuna iten nedenleri, dağıtılan ödül ve unvanların doğurduğu menfi sonuçları özetleyerek irdeleyen;

 

“Yarışma fotoğrafçılığının pek muteber olmasında; bir uluslararası amatör fotoğrafçılar örgütlenmesi olan FIAP’a ülkemizde yıllar yılı gereğinden fazla önem atfedilmesinin,  sanatsal ve kültürel arka planı boş bir zanaatkârlığın “fotoğraf sanatçılığı” olarak hoyratça tanımlanmasının, fotoğrafta yetkinliğin çok sayıda yarışmaya katılıp, ödüllü, unvanlı sanatçı olmaktan geçiyor görülmesinin, çoğu zaman hiçbir sanatsal karakteri olmayan folklorik taşra “kültür” festivallerine kolay program doldurmak için eklenmiş fotoğraf yarışmalarında ödül almanın çok önemsenmesi ve önemsetilmesinin de olumsuz etkileri vardır.” (A.Gökhan Demirer )

 

... cümlesinden itibaren, “yarışma karşıtı tutum” ileten görüşlere geçmekte yarar var.   


 

Yarışma Karşıtı Tutum :

 

“… Profesyonel bir pazar aracı olan galeriler ve müzeler artık uluslararası birer ticaret merkezleri gibi işlev görmektedir. Bu pazar olgusunun bir diğer ayağını da günümüzde yarışmalar oluşturmaktadır. Artık hayat ve sanat ortak bir yaratma ve paylaşma olgusu yerine bir rekabet ve “başarı”, ”kazanma” hırsına yönelmiştir…”  “ … ortak ve insani yanlarımızı çoğaltmak yerine bireyci egolarımızı ön plana çıkarma mantığı da bu yarışmacı zihniyetin ürünüdür.”  (İdris Aydın)

 

“Bir sporcu ister rakiple, ister kendisiyle ya da doğayla yarışıyor olsun, bir ölçü üstünden değerlendirme yapma ihtiyacı hissedildiği için yarışmalar yapılır. Peki bir tanıklık, bir sanat olarak fotoğrafta ne amaçla neyi yarıştırırlar, neyi ölçmektir maksatları? Haydi benim aklımın kesmediği ölçülerle değerlendirdiler diyelim, ilan ettikleri sonuç, hangi saygın yargıya tekabül eder? Sonuçları ödül alanlar ve verenler dışında kim takar?” (Özcan Yurdalan)

 

Yarışma karşıtı bu yaklaşımla, Nihat Behram’ın “Ömre Tanım” adlı şiirinin şu cümlelerinde ifadesini bulan başka tür bir yarışmanın sevdası duyumsanmakta belki de; “Yarıştım çağlayanla, köpüğün nazını duydum / Tutuştum ağlayanla, sızının tadını duydum.” (2)

 

Ve “yarışmaların olmazsa olmazlığını, buna binaen bu gün hâlâ bunu tartışıyor olmanın anlamlı olmadığını” ifade edenlere;

 

“...Ortada bunca yıldır bir garabet, anlamı da, faydası da pek meçhul bir durum sürüp gitmekte” (Özcan Yurdalan)  

 

... şeklinde sert bir dille itiraz edilmekte,... sonrasında da;

“Bir vakitler şiir yarışmalarıyla, şarkı yarışmalarıyla, resim yarışmalarıyla beslenen kültür-sanat ortamımızın ulaştığı evrensel seviye herkesin malumudur. Yarışmalar sayesinde ortaya çıkan eserlerin insanlık ufkunda ulaştığı katmanlar, göz kamaştıran süper mucizeler azımsanamaz.” (Özcan Yurdalan)

 

... alaycı cümleleriyle, bir adım önce ifade edilenin gerekçeleri ortaya konmakta, aynı zamanda sanat ile yarışma kavramlarının bir arada düşünülemeyeceğinin altını çizen diğer görüşler de paylaşılmaktadır bir bakıma.


 

Anlamlı Tespit ve Uyarılar :

 

“Yarışmalarda ödül alarak kimse bir yere gelmemiştir, gelemez.” (Adnan Polat)

 

“Oysa birey bilmelidir ki, kazanılmış bir ödül insanı "vezir" yapmaz. Kazanılmamış bir ödül dolayısıyla da "rezil" olunmaz.” (A.Rıza Akalın)

 

“Peki, fotoğraflarının o yarışma için toplanan seçici kurul tarafından beğenilmesi fotoğrafçıya gerçekten de çok büyük bir artı değer katar mı?... Bu kadar çok fotoğrafı incelemek zorunda kalan seçiciler de bir süre sonra zihinlerini seçime başladıkları andaki kadar sağlıklı kullanamayabilirler. Kaldı ki birçok seçici için sürenin 2 saati geçmesi çok bunaltıcı olabilir… Bir yarışmada sadece sergileme alan bir fotoğraf başka bir yarışmadan ödülle dönebilmektedir. Çünkü seçicilerin değişmesi, hatta seçim tarihinin veya seçimin yapıldığı mekânın değişmesi bile seçim sonuçları üzerinde etkili olabilir… fotoğrafçı, bu nedenle tüm bu faktörleri göz önünde bulundurarak, ne alacağı ödül neticesinde başı göğe ermeli, ne de fotoğrafı sadece sergileme aldı veya elendi diye derin üzüntülere gömülmelidir.Tek başına yarışmaları başarının altın anahtarı olarak değerlendirmek, sanat anlamında bu uğraşıyla ilgilenenler için son derece hatalı bir bakış açısıdır.” (Baybars Sağlamtimur)

 

“Fotoğrafçının sadece yarışmalar için fotoğraf çekmesi durumunda yarışmaların yararından bahsedilemez, aksine zararlı olduğunu düşünüyorum.” (Doğanay Sevindik)

 

“Şu uyarıyı da yapmamda yarar var, asla yarışmalar bir fotoğrafçı için amaç olmamalı.” (Enver Şengül )

 

"Şunu unutmamak gerekir ki, yarışmada kazanmak asla ustalığın, kazanamamak ise başarısızlığın işareti değildir. Böyle düşünenler bilin ki kısa bir müddet sonra fotoğrafı bırakacaktır." (Haluk Uygur)

 

“Yurtdışında açılan sergilerin büyük bir bölümü yarışmalarda unvan almamış / isim yapmamış fotoğrafçılara aittir.” (Adnan Polat)

 

“Tek bir yarışma gösterilebilir mi bilmiyorum, gerçekten saygıdeğer, genel kabul görmüş ve ödülleri verene de alana da onur kazandırıyor olsun.” (Özcan Yurdalan) 


 

Gözden Kaçan İncelikler :

 

Fotograf yarışmalarına katılan hemen herkes, herbiri diğerinden tuhaf olumsuzluklar yaşamıştır. Dia çerçevesinin camlarının kırılması ve bunun sonucunda dianın çizilmesi, diaların lekeli geri dönmesi, fotografların üzerinde çok miktarda parmak izi bulunması, üzerlerine çay kahve dökülmesi, fotografların birbirine ataç ile tutturularak ve hatta zımbalanarak paketlenip iade edilmesi,... kimi zaman iade edilmemesi, ... ve akla gelmedik daha bir çok şey.

 

Böyle problemler yaşayan fotografçıların çoğunlukla sessiz kaldıkları bilinmektedir. Ancak, sunulan metinlerden birinde, ulusal boyutlu bir yarışmada özensiz paketleme nedeniyle hasar gören fotografları için, o organizasyonu yapanların kusurlarıyla ilgili sessiz kalmadığını belirterek fotografçılara sessiz kalınmamasını öğütleyen, bununla birlikte fotografa hakettiği itibarın kazandırılması noktasında, yarışmalarda sunulan eserlere hangi ölçüde titizlikle yaklaşılması gerektiğine dair kendi öz deneyimini aktaran çok önemli örnek cümleler buluyoruz. 

    

“2000’lerin başında düzenlenen, ulusal bir fotoğraf yarışmasında, fotoğrafların paketlerinden çıkartılıp seçicilere sunulması esnasında baskılarda parmak izi kalmasın diye, ipek eldivenler alıp organizasyonu yapan arkadaşlarıma verdiğimde belki biraz abarttığımı düşünenler olmuştur,…” (Baybars Sağlamtimur) 

 

Olması gereken de bu işte. Yarışmaları düzenleyenlerden eser sahiplerinin beklentisi de bu olmalıdır. “Onda ne var canım,... o fotografı ben de çekerim,... âlâsını çekerim,... ” gibi kendini bilmez yaklaşımlardan, fotografçılar ancak böyle örnekleri çoğaltarak, daha iyilerini hayata geçirerek ve yapılanları sürekli geliştirerek kurtulabilirler.  


 

Öneriler :

 

FIAP’ a ülkemizde gereğinden fazla önem verildiğini düşünen ve bunu sakıncalı bulan (“Ödül” başlığı altındaki son paragraf - A. Gökhan Demirer) görüşe karşılık, FIAP patronajlı yarışmaların daha ciddi olduğunu ve şikayetçi olunan diğer yarışmalara göre öncelenmesi gerektiğini düşünen ve o nedenle FIAP patronajlı yarışmaları öneren görüşler yer almaktadır;

 

“Yabancı yarışmalarda FIAP (Uluslar arası Fotoğraf Sanatı Federasyonu) onaylı fotoğraf yarışma ve etkinliklerine öncelik verin. FIAP, yarışma ve etkinliklerinde belli standart ve düzenlemeleri getirmek için ciddi çaba sarf etmekte. Ayrıca FIAP patronajlı etkinliklerin birçoğu ödül olarak para değil en fazla madalya veriyor...” (Baybars Sağlamtimur)

 

Yine sunulan metinler arasında; bütün zamanını ekipman araştırmaya, teknolojik gelişmeleri takip etmeye ve gelirlerini ekipmanlarını yenilemeye ayıran fotografçıları bundan kaçınmaya çağıran, buna karşılık zamanlarını daha fazla bilgi, beceri ve deneyimlerle yoğrulmuş başka bir donanıma, entelektüel alt yapılarını güçlendirmeye, ayırmalarını öneren çok önemli cümleler bulduk.  

 

“… arada sırada girdiğim fotoğrafla ilgili sitelerin genelinde makinalar, objektifler v.s. gibi çok ikincil ve hatta üçüncül konular üzerine konuşuyor insanlar. … Oysa unutmayalım ki herhangi bir fotograf ile "fotograf" arasındaki farkın donanıma dökülen para ile en ufak bir alakası yok. Gerçekte "fotograf" sırtımızdaki çantalarımızın içinde taşıdıklarımızdan çok daha farklı donanımlar gerektiriyor.” (Kerim Bora) 


 

Jüri (Seçiciler) :

 

“Ülkemizdeki fotoğraf yarışmalarında görev alan jüri üyelerinin genellikle aynı isimlerden oluştuğunu, yarışmacıların da bu isimlerin beğenilerine yönelik fotoğraf üretmelerinin de ülke fotoğrafındaki yaratıcılığı kısıtladığını, yeni yaklaşımların, tekniklerin ve tarzların kabul görmesini zorlaştırdığını düşünüyorum. Bugüne dair bir gözlemim olmamakla beraber, şöhretli jüri üyelerinin, çoğu yarışmada dönüşümlü! olarak jüri üyesi ve yarışmacı olmalarının bazı soru işaretleri yarattığı da camiamızın malumudur.” (A.Gökhan Demirer)

 

Panelistlerden M.Aslan Güven’in sadece jüri kurumunu esas alan bir kitap yazma hazırlığında olduğunu iletmesi, bu ve benzeri spekülatif durumların üstündeki örtünün kalkmasını sağlayabileceğinin, daha bir çok sorunun yanıtını verebileceğinin işaretidir. Belki o çapta bir metinle birlikte böyle spekülasyonlar geride kalacaktır.  

 

“Jüriler; her fotoğrafçı, her fotoğrafla uğraşan insan jüri üyesi olamaz. Her yarışmanın jüri üyesi de  aynı olamaz. İnsanlar ancak bir konuda uzmanlaşabilirler.” (Adnan Polat)


A.Rıza Akalın da, soyut - kavramsal fotograf beklentisini, ilan ettiği konu başlığıyla belli eden yarışmalara; böyle konuları değerlendirmekten uzak görünen, ustalık alanları bununla örtüşmeyen kimselerin jüri üyesi yapılmasının yaratacağı sorunları göstermeye çalışarak, bir bakıma Adnan Polat’ın değerlendirmesini desteklemektedir.

 

Ve daha da ileriye gidilerek:

 

“…, kanımca yarışma jürisinde yer alacak kişilerin çok iyi birer değerlendirici olması çok başarılı birer fotoğrafçı olmalarından daha önemlidir.” (Baybars Sağlamtimur)

 

... savı geliştirilmektedir.

 

Üzerinde şu ana dek pek de durulmayan “jüri sorumluluğu” konusunda oldukça iddialı çıkışlara tanık oluyoruz;  

 

“Bence artık, hâlâ beylik konulara / kişilere / fotograflara ödül dağıtan ve her yarışma jürisinde / kadrosunda görmeye alıştığımız jüri üyeleri, itiraz edip kategorileşmenin önüne geçmeye çalışmalı, gerekiyorsa da tahttan inip jüriden istifa etmeliler.” (Murat Germen)

 

Jüri üyelerinden beklentiyi daha da ileri bir noktaya taşımak mümkündür. Kurallara uygun bir salonda sergi yapılıp yapılmayacağından yarışma albümünün basılıp basılmayacağına, hukuka ve sanat eserinin önemine uygun bir şartnamenin olup olmadığından, eserlere gerekli ihtimamın gösterilip gösterilmemesine,... kadar bir çok konuda gördükleri yanlışların düzeltilmemesi veya eksiklerin giderilmemesi durumunda Murat Germen’in önerdiği reaksiyonu göstererek, çağdaş bir sanat insanının tutumunu takınıp jüriden çekilmelerini kim yadırgayabilir?    

   

“jürilerde genç fotografçıların her daim muhakkak olması gerektiğini ,...” (Murat Germen)

 

“…yarışma seçicilerinin, tavrını seçim esnasında psikolojik tavırlarını da göz önünde bulundurarak fotoğraf gönderilmesi gerekir. Kimi seçici kendi fotoğraf tavrını destekler, kimi de güzel olan kendi tavrındaki fotoğrafları kıskanır, ödül vermeye yanaşmaz başka bir fotoğrafı destekler. Pek çok fotoğraf yarışmasında seçicilik yapmış önemli bir fotoğrafçımızın bir eserini kendi fotoğrafları arasına katıp eleştiri yapmasını isteyen şakacı bir arkadaşımızın kendi fotoğrafını tanımayıp, acımasızca eleştirmesi, aklımda kalan ironimsi bir olaydır.” (Kazım Zaim)

 

Bu çok ilginç yorum ve bir o kadar düşündürücü ilginç anıdan sonra, yıllarca hayli kabarık sayıda yarışmada jüri üyeliğinde bulunmuş bir ustanın aşağıdaki tespiti de yabana atılır türden değildir.

 

“Öğrencilerinin işlerini koltuklarına sıkıştırıp toplantıya gelen seçici kurul üyeleri de varlıklarını sürdüreceklerdir.” (Tuğrul Çakar)

 

“… Ülkemizde fotoğraf yarışmalarında jürilik yapacakların sayısı yirmiyi geçmez... ...“Biçimlenmemişler biçimlendiremezler”, objektif olamazlar.” (M.Aslan Güven)

 

 “ ‘Biçimlenmemişler biçimlendiremezler’, objektif olamazlar.”, sözüne; “Asıl, biçimlenmişler tarafsız olamazlar, objektif davranamazlar, çünkü girdikleri kalıba uygun bir değerlendirmede bulunabilirler. Belli bir kalıba girenler, o kalıbın dışına  çıkamayabilirler, yansız düşünme yetilerini yitirmiş olabilirler,...” şeklinde bir itiraz gelebilir.

 

Bütün metinlerde erozyona uğramamış bir incelik arayışında oluşumuz, yazılarımızda da buna özen göstermemizi gerektirmektedir. O nedenle, yukarıdaki öngörümüzün, karşı bir söylem olarak değil, sadece bir hatırlatma olarak ele alınmasını ve hoş karşılanmasını dilemekteyiz.

 

Tek tek fotograflarla yapılan yarışmalar yerine, panelistlerce önemsenen ve önerilen proje bazlı çalışmalara ilişkin görüşlere geçelim.         


 

Proje Esaslı Yarışma :

 

“Projeli yarışmalar çok önemlidir.  Ortaya düşünce ürünü ilginç, kalıcı işler çıkar.” (M.Aslan Güven )

 

“Projeli fotoğraf yarışmaları daha önemlidir, çünkü; hiç olmazsa bir amaca hizmet ederler.” (Adnan Polat)

 

“Proje yarışmalarına daha önem verilmelidir. … Bence artık yarışmaları tek fotoğrafın hegemonyasından kurtarmalıyız.” (Enver Şengül)

 

“Proje yarışmaları daha eğiticidir.” (Funda Gönendik) 

 

“… … ödülün bir tek fotoğrafa değil, fotoğrafçıya verilmesinin daha doğru ve saygın olacağını ifade ettim.” (A.Rıza Akalın )

 

 “Tekil fotografların ötesinde fotograf serilerinin de yarışmalara katılması gerektiğini, belki bu sayede fotografın naratif yapısının daha çok ön plana çıkabilme şansı bulabileceğini düşünüyorum...” (Murat Germen)

 

“Proje ya da portföy yarışmalarının, tek bir fotoğrafın değerlendirildiği yarışmalara göre daha adil ve fotoğrafik olarak anlamlı olduğu söylenebilir.” (A.Gökhan Demirer)

 

“Yazımın başında yarışmaların bazılarını ayrı tutmak gerekir demiştim. Zannederim proje yarışmalarını bu kategoride değerlendirmek gerekir. Çünkü yarışmacı burada ısmarlanan konuyu değil, kendi görüşünü dile getirmektedir.” (Haluk Uygur)

 

Bu noktada bir proje çalışmasının sadece “saha çalışması”yla sınırlı olmayacağını, düşünce esaslı, fikir ve yorum aktarmayı amaçlayan “kavramsal çalışmalar”ın da bu kapsamda değerlendirileceğini söylemek yerinde olacaktır. Uğur Okçu’ nun “Tinsel Küp”ü (diğer çalışmalarının da neredeyse tamamında aynı yaklaşım vardı) bu bağlam için tartışılabilecek en güzel örneklerden biri idi. “Örneğin küp, bir yandan bakıldığında görünmeyen yanlarının somut belirlenimi hakkında bilgi vermez, ama onu daha baştan “küp” olarak kavrar ; rengini, yontulmuş olup olmadığını…. daha sonra kavrarız.” (3) “Küp” şeklindeki bir nesneye bakıldığında görülemeyen taraflara ilişkin bir yorum, buradaki gizemin ortaya konması, karanlık olan tarafların varlığının hatırlatılması, “küp” ün açılıp içinin gösterilmesi / deşifre edilmesi ya da içinin boşaltılması anlamlarını içerecek şekilde kavramsal bir yaklaşım ile öteki boyutların (görülmeyenlerin) teknik olarak gösterilmesi amacını güden (Okçu’nun diğer çalışmalarında da teknik boyut zenginliği çok sesli bir müzik parçasının teknik seviyesi gibi sağlam ve güçlüdür),... gibi niyetlerle yola çıkılıp küpün “tin” selliği ile ilgilenilmediğini kim iddia edebilir? Böyle bir yola çıkış süreci gerçekten varsa, yahut bizim eleştirel bakışımızın (bir sanat eleştirisinin açması gereken pencerenin buna benzer bir pencere olduğunu teslim etmeli) ötesinde başka bir mecrada hayat bulmuşsa dahi, kayda değer sanat çabalarını bunun gibi özgün çalışmalarda aramak gerektiği fikrinden hareketle, proje oluşturmanın aynı zamanda böyle bir şey olabileceğinin de üzerinde düşünülmesini dileriz.

 

Etkilendiğimiz benzer bir örnek de Orhan Cem Çetin’ in bir “elma”dan yararlanarak yaptığı çalışmadır (4); Dört fotograftan oluşan seri çalışmadır bu. Birinci Fotograf; tek elma fotografı (daha...), ikinci fotograf; soyulmuş elma fotografı (ne kadar daha çıplak), üçüncü fotograf; çekirdeklerinin olduğu göbeğe kadar yenmiş elma (daha ne kadar çıplak olunabilir) ve dördüncü fotograf; tek elma çekirdeği (insaf)...

 

 “… Ayağı yere basan projelere imza atmak yerine, her yarışmanın, her konunun üstüne atlayanları kastediyorum. Dünya fotoğraf tarihine bakınız. Yarışmalarla adını oraya yazdırmış fotoğrafçı yoktur. Yarışmalarla adınızı bir zaman dilimi içinde duyurabilmiş olsanız bile sanat gerçeği sizi yaşadığınız o kısa sürenin içine öyle bir gömer ki bir daha adınız bile anılmaz.” ( Tuğrul Çakar )

 

Görülüyor ki panelistlerin hemen tümü, fotografçıların tek tek fotograflarla yarışmalara katılmak yerine proje bazlı yarışmalara katılmaları, yahut projeler yapıp portfolyolar oluşturmaları; diğer bir açıdan bakıldığında ise, yarışma düzenleyenlerin tek tek fotografların değerlendirildiği yarışmalar düzenlemek yerine, proje (portföy/portfolyo) talep eden yarışmalara yönelmeleri gerektiği konusunda hemfikirdir. Dolayısıyla, yarışmalarının düzeyinin yükseltilmesi kaygısı öne çıkmaktadır. Tek tek fotograflarla yapılagelen ve günümüzde artık neredeyse vasatı aşamaz durumda olan yarışma olgusu için umut verici yeni bir çıkış yolu belirmektedir, panelistlerin sunumlarında. Nitelik arayışının ulaştığı nokta ise, ağırlıklı olarak “proje” kavramını öne çıkartmıştır. Bunca yaygınlık içinde tek tek fotograflar göz dolduramamakta, bunlar vasat çaba olarak görülmektedir. Vasat çabalar ise sürekli zemin kaybetmektedir. Niteliği yüksek çabalar görmeyi arzu etmekte herkes. Daha yüksek ve daha yüksek nitelikli eserler. Beklenti bu yöndedir.      


 

Kalite :

 

“Fotoğraf yarışmalarında kalite; yarışmaya katılımla, katılımcıların ve seçicilerin yarışmanın önemini kavradıkları zaman sağlanır.” (Adnan Polat)

 

“… Herkes oraya kendi fotoğrafının seçilmesi gerektiğini düşünerek fotoğraf gönderiyor. Ancak seçilmeyince de, elin üstünde el olabileceği ve kendine dönerek nerede yanlışlık yaptığını sorgulaması gerektiği bilgeliğini göstermek yerine, yarışmanın kalitesizliği savunmasına sığınıyor. Yani bence bir yarışmaya gelen fotoğraflar kalitesiz ise, bu yarışmanın değil fotoğrafçının kalitesi ile ilgili olmalıdır.” (Haluk Uygur)

 

“Fotoğraf yarışmalarının başından-sonuna, ciddiyet ve kaliteden ödün vermeden sürdürülmesi gereken uğraşılar olduğunu da savunuyorum… Fotoğraf yarışmalarını yerden yere vuran, insanların sanatsal ifade biçimlerini olumsuz etkilediğini öne süren, bu işin bir at yarışı havasına sokulmasına karşı çıkan herkesin yazdıklarında doğruluk payı mutlaka vardır. Ancak, fotoğraf yarışmaları geçmişte olduğu gibi gelecekte de fotoğrafçı camiasında en çok konuşulan konulardan birisi halinde kalmaya devam edecek ve şüphesiz ki bazı fotoğrafçıların motivasyonu anlamında itici bir güç olacaktır. Bu durumda biz amatör fotoğrafçılara düşen görev; bir sel gibi çoğalan fotoğraf yarışmalarına katılmadan önce ölçütlerimizi ve beklentilerimizi gözden geçirmek, kaliteli ile vasat yarışmaları ayırt etmek,…” (Baybars Sağlamtimur)

 

Fotograf yarışmalarının yapılmasından yana olmakla birlikte yarışmaların seyrinde bir takım değişikler yapılması gerektiği üzerinde duran ve buna ilişkin kişisel önerilerinde ısrar eden (bunları çeşitli defalar ilgili kurumlara yazılı olarak ilettiğini ancak olumlu hiçbir gelişmeye tanık olmadığını ifade etmektedir), bu değişiklikler yapıldığında yarışmalarda kalitenin artacağını düşünen A. Rıza Akalın; “yarışmaların mutlaka belli bir konu başlığı altında yapılması, katılımcıların boyutları aynı olan beşer fotografla katılmaları, jürinin yarışma sonrası ilan edilmek üzere gerekçeli rapor düzenlemesi,... gibi“ önerilerde bulunmaktadır.

 

Funda Gönendik gibi, “yarışmaları düzenleyen kurum ve kuruluşların kim olduğu, yarışma düzenlemekteki gerçek niyetlerinin ne olduğu,.... vb” hususların yarışmalarda belirleyici rolü bulunduğunu söyleyenler yanında, Murat Germen gibi, “kalitenin konu ve jüri üyeleri ile direkt ilgili olduğunu” düşünenler ve düşüncelerini ("karadeniz'de doğa", "istanbul'un tarihi" falan gibi aşırı jenerik başlıklardan kaçınılması, yarışma başlıklarının insanları görselliğin ötesinde içerik üzerinde düşünmeye itecek şekilde tasarlanması gerektiğini,...) örnekleyerek sunmanın yanında; “…, yarışmalarda insanlara dayatılan farklı kategoriler kimin eseri ve ne türlü bir kafa yapısıyla oluşturuluyorlar gerçekten çok merak ediyorum. Bu şartnameyi düzen (leyen)ler World Press Photo veya Communication Arts gibi uluslararası yarışmaların şartnamelerine bakmayı hiç akıl edemiyorlar mı acaba? Bu tarz dünya çapındaki fotograf yarışmalarında renkli / renksiz / rengi solmuş / siyah-beyaz / sarı lacivert / sarı kırmızı / bordo kırmızı / renk körü / dijital diye bir ayrım yoktur; sadece baskılarınızı, dergi sayfalarını, dijital dosyalarınızı nasıl teslim edeceğiniz söylenir. Çünkü insanlar fotografın nasıl üretildiği gibi boş bir işle uğraşmazlar, neden üretildiğine ve içeriği ne derece etkileyici bir şekilde yansıttığına bakarlar. Ayrışma ve kategorizasyon içeriğe göre yapılır (haber / spor / sanat / günlük yaşam vb.); …” şeklinde, üzerinde dikkatle durulması gereken önemli noktaları vurgulayanlar da bulunmaktadır.

 

Diğer yandan Murat Germen’ in neredeyse tersi şekilde düşünen;

 

Fikrimce fotoğrafçılarımızın yararına olacak bir yarışmada şu şartların bulunmasını isterim. Bir kere siyah beyaz, renkli baskı ayrıca manüpüle, deneysel bölümler ayrı kulvarlar olarak yarışmada ödüllendirilmeli,...” (Kazım Zaim) ve ancak bununla birlikte çok önemli bir hususu dillendiren, “... Fotoğraf ödüllerinin yanında özendirme (mansiyon) satın alma ve sergilenecek ve yarışma kataloğuna basılacak fotoğrafların da telif bedeli fotoğrafçılarımıza ödenmelidir.” (Kazım Zaim) ustalarla birlikte;

 

“Az ve öz yarışma da, yarışma enflasyonuna yeğdir. Ancak, gidişata etkimiz olabileceğini de sanmıyorum. Alternatif yarışma düzenlemek de, çekici görünmüyor.” (Reha Ülkü)... diyerek, yukarıda üzerinde epeyce durulan “proje” yarışmalarını da kayda değer görmeyenler, ve ;  

 

“… Sadece kendi üyeleri içinde yaptığı ama mükemmel organize ettiği bir yarışma fotoğraf düzeyleri yeni amatör seviyesinde diye kalitesiz midir sizce? veya prestij yarışması diye yola çıkılıp birçok ustanın katıldığı ancak fotoğrafların geri gönderilmediği bir yarışma kaliteli midir?” (Haluk Uygur)... ifadesi ile “yarışmalarda kalite” konusuna başka bir pencere açan ustalar var.

 

Yarışmacılığa koyduğu itirazla, e-panel’ e katkı sunan bir başka usta ise;  

                                                      

“Böyle bir ortamda düzenlenen fotoğraf yarışmalarında herhangi bir kaliteden söz etmek kuşkusuz abes kaçar. Düzenleyenlerin de, seçicilerin de, katılımcıların da böyle bir kaygı taşımadıkları genel tabloya bakıldığında kendiliğinden ortaya çıkar... … ortalığı “en yarışmalı” ve en “yarışmacı” fotoğraf siteleri sarmıştır. Kaliteden kastedilen her neyse onlarınki de kendinden menkuldur. … zemin hareketlenmiş, ilgi odağı bilgisayar ekranındaki sıcağı sıcağına yarışmalara yönelmiştir. Kalite?” (Özcan Yurdalan) ... cümleleriyle, bu haliyle yarışmalarda “kalite”  beklemenin beyhudeliğini vurgulamakta ve daha yumuşak bir üslup kullanarak;

 

“Yarışma esaslı faaliyetlerin tamamı kendini yeniden gözden geçirmeli, ezber tekrarı yerine yaratıcı modeller icat etmek için zahmete girmelidir. …Yenilikler, değişiklikler ilerlemenin araçlarıdır.” (Özcan Yurdalan) ... sözleriyle yarışma yanlısı görüşlere oldukça samimi bir bakış açısı sunabilmektedir.

 

“Derneklerimizin ana fikri olan ve tüzük maddelerinde bulunan şu yaygınlaştırma işini derneklerimizden önce teknoloji bir çırpıda çözüverdi. Artık herkes seviyor ve üretiyor(!). Bir arkadaşımız birlikte bulunduğumuz bir seyahatte on gün içinde benim otuz yıllık arşivim kadar fotoğraf çekti…. Görüntü kirliliğiymiş, kaliteymiş,…” (Tuğrul Çakar) 

 

Gelişmenin, ilerlemenin en önemli enstrümanlarını (yenilikleri ve değişiklikleri) hatırlatan cümle ile birlikte, kalite ile fotograf derneklerinin tüzük maddeleri içinde yer alan “fotografın yaygınlaştırması” konusu-teknoloji bağlantısını ironik bir şekilde irdeleyen cümleden sonra; “Fotografın Yaygınlaşması / Yaygınlaştırılması” konusunda iletilenlere bakalım.     

 

 

Fotografı Sevdirmek ve Yaygınlaştırmak :

 

“Dilerseniz sanat anlamında ilgileniyorum deyin, dilerseniz boş vaktimi değerlendiriyorum, kaçınılmaz olarak birçok insan bu yeni ve dijital teknoloji sayesinde hızla yaygınlaşan uğraşıyla bir şekilde ilgilenmeye başladı.” (Baybars Sağlamtimur)

 

Toprağa bağımlı olmayan bir yaşam; gelişmiş sanayi toplumlarında “hobi” nin insan hayatında son derece önemli olumlu katkıları bulunduğu genel kabul görmüş bir olgudur. Birey; olta balıkçılığı yapar, çiçek yetiştirir, müzik plakları-kasetleri-CD leri biriktirir, sahaf gezerek eski kitap toplar, çeşitli şeylerin koleksiyonlarını yapar, herhangi bir kuş (güvercin, horoz,... gibi)  ya da memeli hayvan (kangal, av köpeği,... gibi) yetiştirme merakı vardır, resim-heykel-seramik yapar, kısa film yapar ya da fotograf yapar. Bunların tümü; yaşam alanı iyice daralmış bireylerin hayatlarının bir miktar renklenmesi veya hayatın neredeyse tümünde hiçbir inisiyatifi kalmamış olan büyük kent insanının bir tür terapi etkisi elde ederek yaşamlarını biraz daha kolaylaştıran uğraşlardır. O anlamda “hobi” lerin olabildiğince yaygınlaşmasını çok olumlu kabul etmek gerektiğini düşünmekle, Baybars Sağlamtimur’ un ifadesini  de desteklemekteyiz.

 

“Fotoğrafı sevdirmek gibi bir misyon nereden çıktı anlamış değilim. Kimi fotoğraf kurumlarının amaçları arasında da bulunan bu hedef, sanki fotoğrafın sevilmesi toplumsal bir hizmetmiş gibi algılanarak vazife edinilmekte. Fotoğrafı neden sevmeli ve ne için sevdirmeliyiz acaba? … Ayrıca yaygınlaşması neden istenir? … Nedir fotoğraf? Neden sevilir, yaygınlaştırılmaya ve sevdirilmeye neden çalışılır?” (Özcan Yurdalan)

 

Kimi fotograf kurumlarının hedefleri arasında yer aldığı iletilen “fotografı sevdirmek,...” ve bunun “toplumsal bir hizmet” miş gibi algılanması konusunu, sadece o kurumların kurucu üyelerinin açıklayabileceklerini varsaymak gerekir. Kuruluş aşamasında bu ifadelere yer verilmesinde gözetilen temel faktör, yukarıda irdelediğimiz “hobi”nin metropol insanının yaşamındaki olumlu etkileri olabilir. Bu bağlamda, keman-piyano-bağlama-gitar-flüt,... gibi müzik aletlerinin öğrenilmesinin yaygınlaşmasını istemek kadar saf ve olumlu bir yaklaşımdır. Ancak, söz konusu kurumlar kurulurlarken, böyle bir yaklaşımdan yoksunluk var ise (öyle olmadığını düşünmek isteriz), yani hobinin insan yaşamındaki olumlu etkileri kaygısı ile yola çıkılmaksızın fotografın sevdirilmesi ve yaygınlaştırılması hedef olarak konmuşsa, o taktirde buna ilişkin tatmin edici açıklamayı da kuruculardan beklemek en doğrusu olacaktır.               

 

Başka çerçeveden bakan A. Rıza Akalın ise; “Fotoğrafın yaygınlaştırılması, sevdirilmesi ve üretiminin arttırılması gibi kaygıların, bu dalın sanayicisinin… sorunu, kaygısı olması...” gerektiğinin altını çizmektedir adeta.

 

Yaygınlaşma” dendiğinde ciddi olarak akla “dijital teknoloji”, oradan da “internet olanakları” gelmektedir. Fotograf için en süratli yaygınlaşma bu iki olgu ile birlikte başlamıştır hiç şüphesiz. Fotografın yaygınlaşmasının ötesinde, fotograf yarışmaların yeni bir boyut kazanarak (fotografla ilgisi olsun olmasın, dileyen herkesin puan vererek fotografçıyı ödüllendirdiği, yeni bir jüri sistemi oluştu) yaygınlaşmasının, internet olanaklarıyla gerçekleştiğini de hiç kimse yadsıyamaz. 


 

İnternet Olanakları :

 

“Yarışmacı zihniyet, popüler kültür ve piyasayla birleşince ister istemez yaygınlaşma ihtiyacı hisseder. Yaygınlaştıkça ilkeler, beklentiler de irtifa kaybeder doğal olarak. Bu gidişin sonunda bugün muhteşem tıklanma sayılarına sahip “internette fotoğraf yarışmacılığı siteleri” doğar ki bu siteler aslına bakılırsa yarışmacı fotoğrafçılığın en kralını yapmaktadır. … … Televizyonlardaki şarkıcı yarışmalarının sanal ortamdaki çeşitlemesidir her biri. …, hemşeri şarkıcı tutar gibi tutulan fotoğrafçılar puan toplamakta, inip çıkarak gerçekten heyecanlı bir müsabaka ortamı sunmaktadırlar. Eğer mesele yarışmaksa hası budur,…” (Özcan Yurdalan)

 

“Burada sanal fotoğraf paylaşım siteleri için bir olumsuz gözlemimi aktarmak isterim; bu ortamlar fotoğraf beğenisi ve kültürü pek gelişkin olmayan çok sayıda ortalama fotoğraf yükleyicileri marifetiyle kendi yıldızlarını yaratıyor ve sonra da hiçbir olumsuz eleştiri kabullenemeyen şöhretler ve onların üzerine toz kondurmayan taraftar koroları ortaya çıkıyor… “ (A.Gökhan Demirer)

 

Kendi içinde oldukça tutarlı görünen, yukarıdaki karşı duruş ve tespitler, internet olanakları ile böyle etkinlikler gerçekleştirenler için gerçekten dikkate değerdir.

 

“On-line yarışmaları, insanın yaptığı işe saygısızlık olarak algılıyorum.” (A. Rıza Akalın)

 

Ve fakat, “olumsuz olan on-line yarışmalar mıdır, yoksa on-line yarışmalarda izlenen yöntemler midir?” sorusunun karşılık bulması gerekir. Yani, “on-line yarışmalarda da diğer yarışmalar için bu e-panelde önerilen jüri seçimi ve katılım koşulları sağlandığı taktirde, on-line yarışmalar hâlâ bu denli ağır ifadelerle mi değerlendirilecektir?”.

 

Bununla birlikte; “Dijital fotoğrafçılık geliştikçe ve internet hayatımızın içine bu kadar girdikçe on-line yarışmaların sayısında gittikçe artışlar gözlenecektir. Ben kişisel olarak on-line yarışmalara karşı olmamakla birlikte, diğer yarışmalar kadar oturaklı ve amaca yönelik bulmuyorum. Gelecekte bu anlamdaki sorunlar da çözülecektir.”,... ifadesiyle Enver Şengül, bir ölçüde bu soruya verilecek yanıtın ip uçlarını iletmiştir. Ve Murat Germen, diğerlerinin aksine; “Çok daha fazla sayıda online yarışma ve bunların büyük çoğunluğunun uluslararası olması gerektiği...” ne ilişkin görüş bildirmiştir.

 

“Dijital fotoğrafçılığın çıkması ile fotoğraf sanal alemde gezinir olmuştur. Yarınlara kalıp kalmayacağı da belli değildir.”,... cümlesiyle de Sıtkı Fırat, sistemin geleceğine ilişkin kaygısını dile getirmiştir.


 

Yarışmacılar :

 

Fotograf yarışmalarının bir ayağının yarışmacılar olduğunu söylemiştik, yazımızın başlangıcında. Bir yarışmaya katılmaya insanı iten nedenlerden, dikkate değer bir yarışmacı figürü oluşmasına ve internet olanaklarıyla yeni yıldızlar yaratılmasına kadar pek çok bağlamda “yarışmacılar” irdelendi aslında, yazının bütününde. Gelin görün ki Özcan Yurdalan’ a; “…Anadolu’nun orasında burasında sık sık bulunan biri olarak bilmekteyim ki, yurt sathında az bir şey fotoğrafla uğraşıp da gözünü yarışmalara dikmemiş bir Allah'ın kulu bulamazsınız.”, ... dedirtecek kadar hayatın içine sinmiş bir olguyla karşı karşıyayız.

 

Bu olguya ilişkin tavsiye niteliğinde görüşler var ki, bunların da irdelenmesi yerinde olacaktır.  

 

“… Biliyorsunuz her yarışmanın şartları önceden açıklanıyor. Beğenmediğinize katılmazsınız. Televizyonda biliyorsunuz birçok yarışma yapılıyor (Benimle dans edermisiniz, Bana bir şarkı söyle gibi) Ben hiç birini izlemiyorum bile... Belki de yakında "Benim Fotoğrafımı Çeker misiniz?" diye bir yarışma da çıkacak. Katılan katılır, izleyen izler... ...Her yarışmanın jürisi önceden açıklanıyor. Bu zaten o yarışmada hangi düzeyde ve hangi tarzda fotoğrafların seçileceğinin işaretidir. Yarışmayı düzenleyen bu işareti vermenin sorumluluğunda hareket etmelidir. Yarışmacı ise yarışmanın jürisini veya tarzını kendine uygun bulmuyorsa katılmaz. Katılmış ise yarışmanın jürisine ve şartlarına teslim olmuş demektir… ...Yarışmaların şartnamesi öncelikle açıklanıyor. Yarışmacı sömürüldüğünü düşünüyorsa katılmasın...” (Haluk Uygur)

 

Oldukça iyi ifade edilen bu açılımda, “gözden kaçtığını” düşünebileceğimiz en önemli husus belki de, yarışmaların koşullarının (şartnamenin) bu gibi girdaplar içermemesi gerektiği olabilir. Yarışma formları imza altına alındığında fotografçı tek taraflı olarak şartnamedeki koşulları kabul ettiğini beyan etmektedir. “Böyle ön kabuller, şartnamede olabilecek eksikleri ve kusurları veya yarışma sonunda doğabilecek aksaklıkları haklı kılmamalıdır ya da başka bir deyişle, kusurlarını ve eksikliklerini gördüğü halde o yarışmaya katıldı diye, kusuru ve sorumluluğu yarışmacıda aramayı gerektirmemelidir.”... yolunda, bir başka düşünce belirebilir.

 

Öte yandan, herhangi bir yarışmaya bütün olumsuz koşulları göre göre katılan fotografçılar için söylenebilecek en etkili sözleri usta fotografçı Haluk Uygur’ un ortaya koyduğunu da görmekteyiz. Usta, söyledikleriyle, fotograçıların en fazla da kendilerine ve ortaya koydukları eserlere saygı (seviyesi düşük kaprisler şeklinde değil elbette) göstermeleri gerektiğinin altını çizmektedir aynı zamanda.   

 

“Konunun bir başka acı yönü daha var. O da, bazı arkadaşlarımızın yarışma kazanmakla iyi fotoğraf yaptıklarını zannetmeleri ya da yarışma kaybetmekle kötü fotoğraf yaptıklarını zannetmeleri. Düşülebilecek en derin açmaz da bu olsa gerek... ... Bir eğitim ortamı, fotoğraf dünyamızı izleyebilme ortamı, yayın arşivinizi güçlendirebilme ortamı, yaptığınız işe renk getiren bir nevi eğlence ortamı olarak görebildiğiniz zaman yarışmacı olmanızın ne sakıncası olabilir.” (Tuğrul Çakar)... diye başka bir şeye işaret eden başka bir usta ile sözü tamamlamanın yeridir.


 

Yarışma Düzenleyenler :

 

Panel konusunun ayaklarından birinin de “Yarışma Düzenleyenler” olduğunu söylemiştik başlarken. Alıntılarda ve diğer cümlelerde yarışma düzenleyenlere ilişkin bolca ifade ve nota yer verilmiş olmasına karşın; “… hemen hemen her türlü kurum / kuruluş ve oluşum farklı konularda, farklı kurallarla fotoğraf yarışması düzenlemektedir, düzenleyebilir. İsteyen istediği yaklaşımla düzenleyebilir…” , ifadesine yer veren ve; “Yerel yönetimler ve özel şirketler, en kolay kültür ve sanat etkinliği olduğundan ve yayınlarında kullanacağı fotoğrafları elde etmek, beldesini tanıtmak; kimileri de ciddi bir arşiv oluşturmak üzere yarışma düzenleyebilir.  Ajandaları, broşürleri ve ajansları için fotoğraf alma amaçlı yarışmalar yapabilirler. … Bu tür girişimlere destek olmak gerekir. Sonuçta kimse zorla yarışmaya çağrılmıyor.”, eklemesinde bulunan M.Aslan Güven’ in sözlerini destekleyen veya itiraz eder görünen görüşleri de aktarmak, elzem görünüyor.

 

“Hiç kimseye ‘yarışma yap’ ya da ‘yarışma yapma’ denemez. Para onların. Ulufe dağıtmak istiyorlarsa, onların bileceği iş.” (Reha Ülkü)

 

“Türkiye’ de fotoğraf  yarışmalarını düzenleyen  kurumların pek çoğunun, bu yarışmaları kendi reklamları ve birazda ucuz yoldan  fotoğraf elde etmelerine  yönelik olduğunu  düşünüyorum.” (Sıtkı Fırat)

 

“… Hem reklamları yapılır, hem kültüre-sanata meraklıymış gibi görünmeleri sağlanır, hem sanata özveriyle hizmet ettikleri görüntüsü yaratılır, …” (Özcan Yurdalan)


 

Profesyonel Fotografçıların Durumu :

 

Amatörlerin, özellikle de yarışma meraklılarının pek de aklına gelmeyen ve bu panel aracılığıyla az da olsa sözü edilen çok önemli bir durum da, Sıtkı Fırat’ ın şu ifade ile özet olarak dile getirdiği; “İşin bir başka yönü fotoğraf yarışmaları ile elde edilen fotoğraflara, değerinin verilip verilmediği ve bu yolla elde edilen fotoğrafların profesyonel meslek sahiplerinin işlerine engel olup olmadığıdır.”,... şekilde, bütün bu hengameden profesyonel fotografçıların nasıl etkilendiğidir. 

 

“Yarışmalarla elde edilen ve düzenlemeci kurum tarafından bol bol kullanılan fotoğraflar, amatörlerden, heveslilerden beleşe toplanmaktadır. Bu kadarla kalsa iyi, karnını fotoğraf çekerek doyuran, ödediği verginin, açtığı stüdyonun giderlerini fotoğraf çekerek karşılayan profesyonellerin yaşam koşulları ağırlaştırılmakta, hareket alanları daraltılmaktadır.” (Özcan Yurdalan) 

 

 “Fotoğraf derneklerinin fotoğrafın yaygınlaşmasında ve sevilmesinde katkıları çoktur, fakat buralardan yetişen amatör fotoğrafçılar isimlerinin yazılması karşılığında müesseselere bedava fotoğraf vermektedirler bu da mesleki bakımdan profesyonel fotoğrafçıların işini engellemekte, fotoğrafın kolay ve herkesin yapabileceği bir iş olduğu kanısını uyandırarak meslek itibarını düşürmektedir.... … Derneklerin belediyelerle ilişkilerinde basit menfaatler karşılığında bedava fotoğraf edinmelerine son verilmelidir. Çünkü bu yapılan çalışmalar iş olarak geçimini bundan sağlayacak fotoğrafçılarında önünü kesmektedir.” (Sıtkı Fırat)

 

Panelistlerin hemen hepsinin belli ölçüde, farklı dahi olsa fikir beyan ettikleri ortak konuları belirleyip, belli başlıklar altında toparlayıp aktardıktan sonra, daha az sayıda panelistin üzerinde durduğu diğer hususları irdeleyelim şimdi.

 

Yarışmaları ve yarışmalardan alınan ödülleri olumlu bulup, çağdaş kültür ve çağdaş insanın yarışmaları desteklemesi gerektiğini, fotografçının yarışmalarda kendini göstereceğini, sanat ve kültür alanında taşıdığı bireysel iddiayı ortaya koyacağını vurguladıktan sonra; “... Ticari kaygılarla, profesyonel yaklaşımla yarışma düzenleyen kurumlar başka ülkelerde de vardır. İsmi bilinen ücretli katılınan bir yarışma organizasyonu, her katılımcıya / her derneğe ödül vermektedir. Ne gönderirseniz gönderin ödül ve yıldız kazanırsınız. Yarışmada ödül almayan ülke / dernek yoktur. Acı olan bizim derneklerimizin bu yarışmalara katılmaları için üyelerini teşvik etmeleridir. Yarışma sonuçları büyük bir başarı gibi duyurulur.” (M.Aslan Güven) ifadesi biraz şaşırtıcı gibi görünmekle beraber, “neden haklı olmasın?” sorusunu kendimize sormaya da yöneltmektedir.

 

Eleştiri doğrudan “fotograf dernekleri”ne ilişkin olmakla birlikte; “ismi bilinen, ücretli katılınan (uluslararası yarışmalarda da ücret ödemeden katılımın olmadığı bir yarışma yok gibidir, varsa bile çok enderdir),... gönderilen her fotografın ödül aldığı“ böyle bir yarışma var ise, her yarışmanın sonunda yapılan kataloglarda (vardır muhakkak) yer alan ödüllü fotografları inceleyerek kişisel bir sonuç çıkartmak, okuyucu için daha uygun olabilir.  

     

Yarışmanın katılım ücretine dikkat edin. Bazı yarışmalar çok yüksek katılım ücreti ile sanki bu işi kar ortamı haline getirme çabasındadırlar.” (Baybars Sağlamtimur) ...

 

Katılım ücretleri”ne dair son derece dikkate değer olan bu görüşü, bir başka yönden de desteklemek gereği olduğunu düşünmekteyiz. Şayet yarışmacı, yarışmaya yolladığı fotografları birer sanat eseri olarak görüyorsa (ki herkes kendi fotografını böyle görmek eğilimindedir), neden katılabilmek için ayrıca bir ödeme yapıyor? Bu soruyu sormalılar fotografçılar kendilerine ve sanat eserleri dünyanın bir yerinden diğerine nakledildiğinde; hangi koşullarda korunarak-el değemeden, ne miktarda sigorta-nakliye bedelleri ödenerek yer değiştirildiklerini, teşhir edildikleri salonların muhteşemliğini, onları izlemenin bile çok ciddi bir mesele, bir mucize olduğunu mutlaka hatırlamalılar. Belki o zaman, katılım ücreti ödeyerek fotograf yolladıkları yarışmalar için bir kez daha durur ve düşünürler.

     

Ülkemizde yarışma enflasyonu yaşanmakta…”, diyerek herkesin sıkça dile getirdiği bir konuya,yarışma enflasyonukonusuna vurgu yaptıktan sonra, ... bir fotoğraf yarışmasını ben düzenledim .... Kendi nikahımızda... ... Nikah Fotoğrafı Yarışmasını, 07.08.1994 tarihinde, FDÇK Destek No: 1994 / 17 (Doğanay Sevindik)... şeklinde hayli “çelişki”li imiş gibi görünen cümlelere rastlasak da; bunun gerisindeki gerçeğin, kişisel olarak düzenlenen böyle bir yarışmanın “özgün” olduğu açıklaması ve dolayısıyla belli bir kalite içerdiği noktasındaki düşünce olduğunu tahmin edebilmekteyiz. 

   

Sıklıkla, her yarışmada neredeyse hep aynı kişilerin, sayısı 10-15 i geçmeyen usta isimlerin jüri üyesi oldukları yolunda şikayetler dile getirilmiştir. “Sürekli aynı kişilerin jüri üyesi olması” halinin öncelikle, periyodik olarak (gelenekselleşmiş) yarışma düzenleyen kurumların, kendilerinin yıllar içinde oluşturmuş oldukları jüri listelerini gözden geçirerek gerçekçi bir değerlendirme yapmalarına ve buna ek olarak jüri listelerinde çok sık yer alan ustaların, arada bir bundan feragat edecek prensip kararı almalarına ve kendilerinden sonraki kuşaktan usta isimleri önermelerine bağlı olarak sağlıklı bir çözüme kavuşabileceğini düşünmekteyiz.

 

“Fotografçıların maddi ödül kazanmasının dışında bu ülkenin fotografının ilerleme kaydetmesi amacı taşıması gerektiğini,... ... Dünyada "Türkiye Fotografı" diye bir kavramın oluşabilmesi için birbirlerine eklemlenebilecek yapıda olmaları, uluslararası kapsam ve nitelik taşımaları gerektiğini (...),” (Murat Germen)..., irdeleyen cümleler dışında “korsan” yayına olan ilgiyi anımsatan; “İşte "fotograf" 'ın da Türkiye de hikayesi böyle bir sey. …” (Kerim Bora) ... diye, ciddiye alınması gereken son derece haklı bir serzenişte bulunan ifadeler yer bulmuştur. 

 

Öte yandan çok kez hemen her yerde rastladığımız türden, fotografın mutlaka insanda bir “duygu uyandırması” gerektiği yolundaki ifadelere katılamadığımızı ifade etmek isteriz. Böyle bir bakış açısıyla fotograftan beklenen asıl şeyin; heyecanlandırması, ürpertmesi, korkutup sindirmesi, coşturması, kışkırtması, neşelendirmesi, üzmesi, ağlatması,.... vb. olduğunu düşünmek gerekir ki, bu neden bu kadar önemlidir? Fotograf bunu da yapmıştır zaten. Gelecekte de duyguya hitap eden fotograflar hep olacaktır. Ancak bu değildir, onu bir sanat yapıtı olmaya aday kılacak şey. Picasso’ nun “Guernica” sı hakkında daha önce hiçbir fikri olmayan sıradan bir insan (elbette ki sanat eleştirmenlerini ayrı bir yere koymak gerektiğini düşünürüz), bu eserin karşısına geçtiğinde duygulanacağını kim söyleyebilir?    

          

“Sanatın her alanındaki kültür bürokrasisi ve entelejensiyası, iktidarı şehvetle elinde tutuyor... Onlara kızıyor muyum? Şimdi hayır, gençken duyduğum öfke ve nefret beni boğardı, yolumu kapattıkları için. 30 yıl sonra hala yazıyorum ve fotoğraf çekiyorum, demek ki sorun sabır ve sebat işi. Bir de keskin sirke küpüne zarar, gençler yaşlılara duydukları öfkeye harcadıkları enerjiyi yaratıcılığa kullansalar, daha iyi sonuç alırlar kanısındayım.” (Reha Ülkü)

 

“Yarışmalar konusunda göz ardı edilen bu durum, dergi yayıncılığında da ayniyle vakidir. Sayıları zaten iki elin parmaklarını geçmeyen ve gezi konulu, küçük kent röportajları konulu, tematik veya hikâye esaslı fotoğraf yayınlayan dergiler bu çalışmaları profesyonellere para ödeyerek satın almak yerine, fotoğrafım basılsın, adım yazılsın yeter kaygısıyla ortalıkta dolaşan amatör fotoğrafçılardan edinirler.” (Özcan Yurdalan)

 

“Her basılan fotoğrafın bir telif hakkı olacağını mutlaka yerleştirmek lazımdır.” (Sıtkı Fırat)

 

Yazın dilini de fotograftaki kadar ustaca kullanan Tuğrul Çakar, herkes için ders içeren bir anısını aktarıyor; “Bir gün atölyeme bir iş yaptırmak için bir bayan gelmişti. Kısa bir tanışmanın ardından kahve yapmak üzere mutfağa gittim. Kahvelerle döndüğümde müşterim olacak bayan da oturduğu yerden kalkmış, dolaplara dizdiğim, duvarlara astığım plaketlere ve aferin kağıtlarına bakıyordu. Plaketlerin üstünü okumaya zaman bulamamış olacak ki birden bana dönerek, “Siz plaket de mi yapıyorsunuz?” diye sordu. İşte o günden sonra fotoğraf yarışmalarına katılmaya son vermiş biri olarak,…

 

TFSF (Türkiye Fotograf Sanatı Federasyonu) na ilişkin çok sayıda görüş bildirilmiş olmakla birlikte, bu yazının dışında tutmanın daha uygun olacağını düşündük. Dileyen her okuyucunun panelistlerin sundukları yazıları okuduklarında, buna ilişkin bütün görüşleri bulabilecekleri aşikârdır. Prensip olarak yazılarımızı herhangi bir bireyi işaret edecek şekilde asla kişiselleştirmeyeceğimizi ve kurumlara ilişkin benzer şeylerden de fersah fersah uzak durduğumuzu ifade etmek isteriz.

 

Bilgeleşmek demek, algılamakta ve yargılamakta kullandığımız o aletin düşebileceği yanlışları gittikçe daha çok tanımak demektir. Yargılamada sakınımlılık bu gün herkese, ama herkese tavsiye edilecek bir şeydir. Her felsefe yazarından on yılda bir sadece bir tek kesin doğru kazandıysak, hasadımız gene de yeterince zengin olurdu. (5)   

 

“Bütün bu olanların yanı sıra, fotoğrafımızın yarışmalar dışında başka bir meselesi yokmuş gibi bir yaklaşım bana hiç de doğru gelmiyor.” (Tuğrul Çakar)

 

Matematikte rakamlarla, yazıda harflerle (hayatın farklı alanlarında başka semboller kullanılarak) sembolize edilmiş olduğu gibi, piyanonun (bütün enstrümanları temsilen piyanonun) her biri diğerinden farklı ana sesleri ile yarım sesleri ve değişik oktavlara çıkıldığında ya da inildiğinde ortaya çıkan ton farkları,... bir arada kullanılmak zorunluluğunda iken, bunların her biri uyum içinde kullanıldığında; ortaya kayda değer bir matematik işlem, kayda değer yazılı bir eser (roman-öykü-şiir), kayda değer bir müzik parçası çıkartılabilir. Aksi halde, insanı bezdirecek bir kakafoni (amaç kakafonik bir eser oluşturmaksa, o başka) kaçınılmaz olur. Fotografımızın bir çok meselesi vardır elbette ve “yarışmalar” da bu meselelerden biridir, üstelik önemlilerindendir. Bir süre önce e-panel konusu olarak seçilen “Fotograf Dernekleri” nin ardından “Fotograf Yarışmaları” nın irdelendiği ikinci bir e-panel yapılması, yenilerinin yapılacağı konusunda beklenti yaratmakla aslında bir kakafoni değil, tam tersine bir senfoni oluşturmak arzusunu ve müjdesini ortaya koymaktadır, diye düşünmek isteriz.           

 

Panel için sunulan metinlerde yer alan hemen bütün konuları (eksiklerimiz için bağışlanmayı dileriz) belli başlıklar altında toplamak suretiyle ve ortaya konmuş belirgin her görüşe mümkün olduğunca yer vererek, okuyucu için her bakımdan çok elverişli sayılabilecek bir metin oluşturmaktı amacımız. Bu amaca eriştiğimiz konusunda şüpheli olduğumuzu çekincesiz beyan etmekle birlikte, başkalarınca hazırlanmış metinler üzerinden bir değerlendirme yapmanın ne denli zor olduğunun da gözden uzak tutulmamasını dilemekteyiz.          

 

Naçizane değerlendirme metnini, Gülser Günaydın’ ın çok dikkate değer bulduğumuz bir açılımıyla (araya kendi cümlelerimizi çokça serpiştirmeksizin) sona doğru taşımak isteriz.

 

“… fotograf yarışmaları çok daha temel ve basit faydalar üzerine organize edilmektedir. Sonuçta,  fotograf sadece onu çok iyi bilenlerin tekelinde değil tüm sevenlerinindir ve asıl gücünü de buradan almaktadır.”, “…bir sömürüden ziyade büyük bir alış-veriş oyunudur.”

 

“… İnternetten, dergilerden, gazetelerden, panolara kadar her taraf sürekli değişen seyirlik fotograflarla dolu ve bizler bu fotograflara meraktan, vakit geçirmek için, can sıkıntısından bakıp duruyoruz. Daha ilgili kişi ya da kurumlar kendi sitelerinde fotograf köşeleri oluşturuyorlar. Bitmek tükenmek bilmeyen fırsatlarla karşı karşıyayız; ‘bize fotograflarınızı gönderin’, ‘fotograflarınızı sitemizde yayınlayalım, değerlendirelim’, ‘siz de başkalarının fotograflarını değerlendirin’, ‘günün, haftanın, ayın fotograflarını seçelim’, ‘kaç kişi bu gün, bu hafta , bu ay, hatta şu an fotografınıza bakmış, ne demiş’….”

 

“Sonunda, hem fotograflarımızı yarıştırabileceğimiz hem de diğer fotografları bir jüri gibi değerlendirebileceğiz olanaklara kavuştuk. Işte bu vaade kolayca ve gönüllü teslim olabiliriz.

 

“Bir itiraf: bu baş döndürücü gelişmeler bizi sersemletse de, iyi fotoğraf nedir? fotoğraf neyi anlatır? bize ne yapar? fotoğrafın dili ve kuramı gibi daha derin konular neyse ki çok daha yavaş değişmektedir.

 

Yarışmaları üçe ayırır; “Ciddi, Daha ciddi, Çok ciddi”.

 

“Şimdi de, çeşitli nedenlerle fotograf çeken herkesi bir havuza koyalım. Bu havuzda fotograf çekmekten hoşlananlar, tatilde çekenler, mesleği fotografçılık olduğu için çekenler, ailesini-sevgilisini çekenler, derneklerde- üniversitelerde fotograf öğrenenler, basın fotografçıları, çekmeden duramayanlar, fotograftan başka bir şey yapmak istemeyenler ve de sanat yapmak isteyenler olsun.”

 

“Havuzun büyük çoğunluğu… Bu gruba, en azından, yarışmalara katılmaya cesaret ettikleri için ‘ciddi’ diyelim.”...

 

Bu havuzun içinde olan çok daha küçük bir ‘daha ciddi’ grubu yapalım. Bu kişiler yarışmalara katılımın yanında kendilerine fotografın dili, niçin fotograf çekiyorum, ne demek istiyorum gibi daha ciddi soruları sorup cevaplarını arayanlar olsun... Son grup en küçük gruptur. Bu gruba da ‘çok ciddi’ diyelim. Bu grubun insanları fotograf yarışmalarıyla fazla ilgilenmezler, iyi bir ödül olmadıkça formlara, katılım şartlarına bakmazlar. Fotograf ya meslekleridir ya da başlarının belası / mevla’sıdır. Daha çok kafaya takılan mevzu ile ilgilidirler.... Bu grubun -diğer iki grubun yanında- istatistiksel anlamı bazı yarışmalar için ihmal edilebilecek düzeyde olduğunu da söyleyelim.”

 

“Bu gruplardan hangisine ait olursak olalım, hiç birinin diğerine üstünlüğü yoktur. Hepsi birer tercihdir...”

 

Ve son olarak;

 

Bütün dünya yazın çevrelerince tanınmış, Güney Amerikalı yazar Jorge Luis Borges’ in (hiçbir ödüle gereksinim duymayacakmış gibi görünen birinin) “Nobel Edebiyat Ödülü”nü alabilmeyi içten içe ne kadar istediğini anlatan yazılara bakalım.   

 

Alejandro Vaccaro ; Uzun yıllar Jorge Luis Borges’ in yaşamını inceledi ve 35 yılını Borges’ lerin evinde geçiren Fanny - Epifania Uveda de Robledo (hizmetçi) - ile diğer dostlarının anlattıkları yardımıyla, bazı yönleriyle biyografi denemesi olarak da kabul edilebilecek bir kitap yazdı. Senyor Borges “Epifania Uveda de Robledo”. Yazımızda sizlere aktaracaklarımız bu kitaptan olacaktır (6) ;

 

Nobel edebiyat ödülünü çok istemekle (bunu hiç gizleyemediği ve zaman zaman alenen dillendirdiği ifade edilir) birlikte (bütün Arjantin ve belki de Dünya ölçeğinde edebiyat ve sanat çevrelerinin beklentisi de bu idi) bir türlü verilmeyen ödüle ilişkin şunları söylemiştir;  

 

“Nobel Edebiyat Ödülü’ nü, en az Arjantin Edebiyat Akademisi kadar meçhul olan İsveç Akademisi’ nden bazı beyler veriyorlar. Kime verdikleriyse başka mesele. Bazen Hindu Rabindranath Tagore gibi bayağı şairlere ( şair olarak bayağı elbette, Hindu olarak değil) veriliyor.” Somos Dergisi, 20 Ekim 1978 (7)

 

Bunu söylemekle birlikte, o kendine has ince üslubu ve mütevazı tutumuyla, kendisiyle alay etmeyi de ihmal etmemiştir.“Bir gün sokakta yürüyorum, biri yanıma gelip “Borges, siz bir blöfsünüz” dedi. Ben de cevap verdim : “Evet efendim, haklısınız, ama istemeden yapılmış bir blöf.” (8)

 

Nobel Edebiyat Ödülü alan yazarlar (Bernard Shaw, Thomas Mann, Hermann Hesse, Andre Gide, T.S.Eliot, William Faulkner, Bertrand Russel, Ernest Hemingway, Albert Camus, John Steinbeck, Mihail Solohov, Samuel Beckett, Pablo Neruda, Elias Canetti, Necip Mahfuz, Octavio Paz,…ve diğerleri) dikkate alındığında Borges’ in bir yanlışa düştüğü, ödül alanları kıskandığı sonucuna kolaylıkla varılabilir. Ancak, bu ödüle layık görülmeyenlere (Jorge Amado, Georges Bataille, Maurice Blanchot, Bertolt Brecht, Anton Çehov, Julio Cortazar, Jaques Derrida, Henrik İbsen, James Joyce, Nikos Kazancakis, D.H.Lawrence, Aldous Huxley, Arthur Miller, Yukio Mishima, Robert Musil, Vladimir Nabakov, George Orwell, Ezra Pound, Marcel Proust, Leo Tolstoy, Mark Twain,…ve diğerleri) göz atıldığında ise, bu kez Borges’ in siteminde çok büyük oranda haklılık payı olabileceği kanısı hakim olabilmektedir (*) insana.   

 

Yazımızı Goethe’ nin şu ünlü sözüyle tamamlayalım (9); Işık, biraz daha ışık.

 

 

Tekin ERTUĞ

 

 

(*) Ülkemizden Nobel Edebiyat Ödülü alan veya çeşitli çevrelerce ödül alması beklentisi içinde bulunulduğu halde ödül verilmeyen yazarları, spekülasyondan uzak kalabilmek için bu sınıflandırmanın dışında tutmanın daha doğru olacağını düşündük. 

 

(1) Cemal Ahmet - Sanat Üzerine Denemeler, Can Yayınları, S. 25


(2) Şiir ( Şubat 2006 - Basel ) için Bkz. - Remzi Kitap Gazetesi, Kasım 2008, Sayı 35, S. 11 


(3) Eco Umberto - Açık Yapıt ( Deneme ), Çev. Pınar Savaş, Can Yayınları, S.29 ( Edmund Husserl-Mediazione Cartesiane, F. Costa çevirisi, Milano, Bompieni, 1960 S. 91 den )

 

(4) Çetin Orhan Cem - Bedava Gergedan, Okuyan Us Yayıncılık, 2004  S. 214-219

 

(5) Lichtenberg Georg Christoph - Aforizmalar, Dost Kitabevi, Almancadan Çev. Tevfik Turan, S.15

 

(6) Vaccaro Alejandro – Senyor Borges “Epifania Uveda de Robledo”, İspanyolca aslından çev. Aylin Demirhan Can Yayınları 1757 Yaşam 119, I. Basım, Ağustos 2008, İstanbul 

 

(7) Vaccaro Alejandro – a.g.e. S.36

 

(8) Vaccaro Alejandro – a.g.e. S.120

 

(9) Doğan Yalçın - Dairelerimi Bozuyorsun Çekil Oradan, “Hürriyet Gazetesi” ndeki köşesi (24.08.2008), “…Meslekten doktor olan Hans Halter işini bırakıyor, gazeteciliğe başlıyor. Değişik konularda kitaplar yazıyor. Bunlardan biri "Ünlü Kadın ve Erkeklerin Son Sözleri". (Leben Und Letzte Worte Berühmter Frauen Und Maenner, Bloomsbury Berlin Yayını, 2007)… İşte onlardan seçtiklerim…. … Goethe’nin son sözü çok ünlü: "Işık, biraz daha ışık."

Gelen Yorumlar
Toplam 2 yorum, 1-2 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Sanırım düşündüklerimi herhangi bir katılımcının değil de, böyle bir değerlendirme yazısının altında paylaşmak daha isabetli olacak..

Türkiye, uzun zamandır zihniyet kaymaları içinde bocalayan bir ülke. Bunun sıradan! insanlara yansıması ile isimlerinin önünde "sanatçı" sıfatı taşıyanlara veya kendilerini "fotoğraf camiasının önderi" olarak tanımlayanlara yansıması farklı oluyor elbette.

"Fayda" ön planda tutularak tutum alındığında ne inandırıcılık kalıyor, ne vicdan ne de sanatçı duyarlılığı...

Misal, öğrenmek isterdim...acaba fotoğraf yarışmalarına kutsal anlamlar yüklenirken, kaygı, fotoğrafın içinin doldurulması mıdır yoksa bu yarışmalar üzerinden parlatılan logoların veya kadrolu seçicilerin popülerliğinin toz tutmasına engel olmak mıdır?

Aslında yarışmalar üzerinden getirilen ayrışma, memleketin zihni travmasını da koyuyor ortaya. Hem de üniversitenin güzel sanatlar fakültesi öğretim görevlisi ünvanı taşıyan birisinin, hem de, TFSF onayından geçen bir yarışmada "internetten arakladığı bir fotoğrafla" derece alması, tertipçinin kontrolsüzlüğü ile katılımcının ahlaksızlığı arasındaki korelasyonu gösteriyor. Bir yarışmada seçici iken, diğer birinde yarışmacı olmanın avantajını kullanmanın hazzını ise anlamaya çalışıyorum. Veya, bir yarışmada ödül alanların hemen hepsinin, yarışma jürisiyle aynı organik ortamdan gelmeleri arasındaki tesadüfün regresyonunu çözmeye çalışıyorum. Böyle bir deformasyonun omurgasını ise maalesef nihai hedef olarak gösterilen fotoğraf yarışmaları oluşturuyor.

Grift olmuş yarışmacı/seçici/tertipçi ekseninde belki de en masum değişken yine yarışmacılar...örnek aldıkları rol modellerinden biri olabilmek için en kestirme yolu bulmuş görünüyorlar. Bu anlamda, fotoğraf dünyamızın şah örneklerinin yıllar sonra getirdikleri içsel arınmanın artık bir faydası olmayacağını görüyorum. Dijital kolaycılıkla, ahlaksız fırsatçılık birleşince geriye dönüş eşikleri aşılamayacak boyutlara çıktı artık. Bireyselleşen "ben"in büyüleyici etkisi, üretilen fotoğrafların yaldızlarını da sökmekte uzun süredir...

Bu memlekette, fotoğraf yarışmaları için ulusal jüri komiteleri oluşturulmasını bile tartıştı fotoğrafçılarımız. Madem böyle bir olgu vardı, hizaya da sokulması gerekiyordu. Amaç? Fotoğraf yarışmalarında ortaya "doğru" sonuçların çıkması ve böylece amatörlere "doğru fotoğrafı" göstererek fotoğraf sanatının! gelişmesine katkı sağlamaktı...

Görüldüğü gibi taa o zamanlardan amatörleri düşünerek! metodolojiler geliştiriyordu fotoğrafçılarımız. Peki "hangi doğru?" diye sorulunca ise yanıtın içerikle değil biçimle şekillendiğini görüyorduk. O zamanlar buna karşı çıkanlar hala aynı yerde duruyorlar. Ama uyarılara kulak tıkayanlar çeşitli payeleri aralarında çoktan bölüştüler bile...bu aşamadan sonra hangi samimiyetten söz edeceğiz?

Şimdilerde dijital fotoğraftan ve biçim öncelikli görüntülerden şikayet edenler acaba o çok önemsedikleri amatör fotoğrafçıların önüne hangi örnekleri koydular? Sanal ortamlardaki pespayeliği görüp te bunun kendileri ile hiç ilgisi olmadığını mı düşünürler acep?

Kısaca şunu demek isterim;

Türkiye'de fotoğraf yarışmaları, örgütlü popülerleştirmenin en has örnekleridir. Ve bu panelden de görüleceği üzere, yakın zamanda başkaca bir gidişat görünmüyor güzel memleketimde...

Herkese hayırlı olsun...





Mehmet Oğuz eklemiş. | 24 Aralık 2008 Saat 15:18
Sanırım bir durum teşhisi hatası var:

Birileri birleşmiş de, bir merkez oluşturmuş da, fotoğrafı yönetiyor gibi...

Popüler kültür böyle bir şey değildir. Şöyle bir şeydir: Demir tozu taneciklerinin tamamına yakını, mıknatıs alanında güç alanını çizerler. Çok azı ana akımın dışında kalır, onlar da tek tek pek görülmez. Asıl durum budur.

Sonra internet var. O olmasa, zaten ben fotoğraf eleştirisi diye bir şey yayınlatamazdım. Fotografim vardi, gitti. Fotoritim var ve ayrallara söz hakkı tanıyor.

Farklı olmanın temel niteliklerinden biri, normal olanlara aldırmamaktır. Anormaller normallere aldırmaz, onları kendi işlerine karıştırmaz, onların işlerine de karışmaz.

Yarışmalar normallerin işi, bize ne? Espri olsun diye katılırım, ödül alamam, eğlenirim. Farklı düşünebilenlerin bu geniş açılılığı sürdürebilmesi gerek. Geniş Açı gidebildiği kadar gitti, gidemediği yerde de durur. Verilmiş sözü yok.

Kendinin farklı olduğunu düşünenler, artık alışın, normaller çoğunlukta. Böylesi söylemlerle onların ekmeğine yağ sürüyorsunuz.

Anlayın:

Onlar kazanıyor filan değil. 80 değil, 800 ödül kazansa ne yazar? Körlerle sağırlar birbirini ağırlar.

Bırakınız yapsınlar, demiyorum: Bırakınız kendiniz ve gençler geçsin, diyorum. Bu söylemle, sizler de yolu tıkıyor duruma düşüyorsunuz.

Yol açık kalacak. Nokta.

İsteyen yürür, istemeyen yürümez.
Reha ÜLKÜ eklemiş. | 26 Aralık 2008 Saat 20:16
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

e-Panel Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.