Panele Katılanlar

Ali İhsan Ökten

Elif Vargı

Emre İkizler

Enver Şengül

Gültekin Çizgen

Kazım Zaim

Mahmut Özturan

Mehmet Oğuz

Merih Akoğul

Murat Germen

Özkan Eroğlu

Reha Ülkü

Tülay Çellek

FONT>

 

Fotoritim e-Fotoğraf Dergisi

 

 

Ana Sayfa > Fotoğraf Yarışmaları > Tuğrul Çakar : "Fotoğraf Yarışmaları" e-Panel
Tuğrul Çakar : "Fotoğraf Yarışmaları" e-Panel

Fotoğraf Yarışmaları

Daha önce yarışmalarla ilgili olarak yazdığım bir yazıda, yarışmalarda kazanılmış ödüllerin yarışmacılar tarafından bir ölçü olarak alınmaması gerektiğini yazmış, eski bir yarışmacı olarak da kendimden bir örnek vermiştim. Şöyle yazmışım; “….Örneğin benim fotoğraf yarışmalarında almış olduğum ödüllerin sayısı, tam olarak hatırlamasam da seksen civarındadır. Oysa geriye baktığımda işte oldu diyebileceğim, hep barışık kalabileceğim, akıllarda kalabileceğine inanabildiğim fotoğraflarımın sayısı çok daha az…”
 

Kendi yaşamımdan verdiğim, yarışmalarla ilgili olarak yaptığım her söyleşide tekrarladığım bu örneği burada yeniden vermemin bir başka nedeni daha var. Geçtiğimiz günlerde bir fotoğraf insanımız yazdığım bu paragrafı,  biraz da anlatım biçimini değiştirme gereği duyarak (adımı anmak istemediğinden olmalı) bir dernek bülteninde yayınlattı. Diyeceğim şu ki, yazdığım ve defalarca söylediğim bu düşünce hiç dahice bir buluş değildir. İşte o yüzden çalınması da gerekmez.

 

Yazılarımı yeni okuyacak fotoğraf insanlarını düşünerek yaşadığım bir başka olayı da bu yazıya almak istiyorum. Daha önce okuyanlar beni bağışlasınlar.

 

Yıllarca çalıştığım İngiliz Arkeoloji Enstitüsü’nden ayrıldığım, o şaşkınlıkla da ticari fotoğraf yapmaya cesaret ettiğim günlerdi. Yanılmıyorsam 1996 yılı olmalı. Bir gün atölyeme bir iş yaptırmak için bir bayan gelmişti. Kısa bir tanışmanın ardından kahve yapmak üzere mutfağa gittim. Kahvelerle döndüğümde müşterim olacak bayan da oturduğu yerden kalkmış, dolaplara dizdiğim, duvarlara astığım plaketlere ve aferin kağıtlarına bakıyordu. Plaketlerin üstünü okumaya zaman bulamamış olacak ki birden bana dönerek, “Siz plaket de mi yapıyorsunuz?” diye sordu. İşte o günden sonra fotoğraf yarışmalarına katılmaya son vermiş biri olarak, yıllar sonra bu konuda neler yazabilirim bilmiyorum. Söyleyebileceğim bir şeyler olmalı elbette.

 

Şunu hatırlatarak başlamam doğru olur. Otuz yılı aşkın fotoğraf yaşamımda hiçbir zaman fotoğraf yarışmalarının karşısında olmadım. Aksine genç arkadaşlarımı ve öğrencilerimi katılmaları konusunda teşvik ettim. Bunun nedenlerini bir başka yazımda şöyle açmaya çalışmıştım.

 

-… üretmenin doğal sonucu olan paylaşma isteğini reddetmezsek, karşımıza pek iç açıcı manzaralar çıkmıyor. Sanat galerileri fotoğraf sergilerine burun kıvırıyorlar. Fotoğrafı ciddiye alan galeri sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Onlar da ülkemizin bir kentinde yerleşmiş durumdalar. Yayınevleri fotoğraf albümleri basmayı düşünmüyorlar. Ya yaptıklarından ağızları yanmış vazgeçmişler ya da maliyetler onları ürkütüyor. Devletimizin konu ile ilgili ve görevli (!) bakanlığına göz attığımızda, yapılan yayınların genellikle kapı aşındırma yöntemi ile hayata geçirildiği bir gerçek. Yine basılan albümlere baktığımızda arkasındaki parasal gücü görebiliyoruz. Bütün bunlar ülkemizin diğer gerçeklerinden uzak ve kopuk değil aslında. Bunca çarpıklığın içinde fotoğraf sanatı da payını alacak elbette. Yine de ben, son yıllarda fotoğraf yayınlarının artmasından memnunum. Yayının kötüsü olmaz. En azından bir ibret değeri taşır. Ancak düşününüz ki, çok sayıda fotoğraf amatörü, severek, isteyerek fotoğraf üretiyor ve elbette paylaşmak istiyor. İşlerini bir yarışma sonucu çıkarılan bir katalogda görmek onları mutlu ediyor. Başka bir şey istedikleri de yok zaten. Şimdi oturup, ölçüp biçip, dudak ve burun kıvırıp, bu küçük paylaşabilme keyfini onlara çok mu görmeliyiz? Dünyanın en ünlü film yönetmenleri milyonlarca seyirciye ulaşmış filmlerini her yıl birbiri ile yarıştırırken, bir fotoğraf amatörü yarışmaya katılmak istedi diye kulağını mı çekeceğiz?...-

 

 

Karşı düşüncelere rağmen fotoğraf yarışmaları gösterilen ilgiye bağlı olarak ve belki de artarak devam edecektir. Yarışmalar içinde yaşanan birtakım istenmeyen davranış biçimleri de artarak devam edecektir. Örneğin, fotoğraf yarışmalarını bir geçim kaynağı olarak gören fotoğraf sanatçılarımızın (!) varlığı devam edecektir. Yarışmaların son katılım tarihine üç gün kala, ‘Ne çeksem de yetiştirsem?’ diye düşünen fotoğrafçı sayısı azalmayacaktır. Katılım formunda sadece ödül miktarının olduğu bölümü okuyan fotoğrafçılarımız, seçici kurul toplantısı henüz bitmeden sonuç soran fotoğrafçılarımız eksilmeyecektir. Öğrencilerinin işlerini koltuklarına sıkıştırıp toplantıya gelen seçici kurul üyeleri de varlıklarını sürdüreceklerdir. Daha da çoğaltabileceğim bu olumsuz örneklere karşın yarışmalar devam edecektir. Neyse ki, o kişilerin sayısı, içtenlikle fotoğraf üreten, ilkelerinin dışına çıkan yarışma biçimlerinden uzaklaşabilen fotoğrafçılarımızdan çok daha azdır.

 

Konunun bir başka acı yönü daha var. O da, bazı arkadaşlarımızın yarışma kazanmakla iyi fotoğraf yaptıklarını zannetmeleri ya da yarışma kaybetmekle kötü fotoğraf yaptıklarını zannetmeleri. Düşülebilecek en derin açmaz da bu olsa gerek. Plaketleri kafalarının üstüne koyup daha uzun boylu görünmek isteyenleri kastediyorum. Arşivlerini güçlendirmek yerine plaket sayılarını güçlendirmek için çalışanları kastediyorum. Ayağı yere basan projelere imza atmak yerine, her yarışmanın, her konunun üstüne atlayanları kastediyorum. Dünya fotoğraf tarihine bakınız. Yarışmalarla adını oraya yazdırmış fotoğrafçı yoktur. Yarışmalarla adınızı bir zaman dilimi içinde duyurabilmiş olsanız bile sanat gerçeği sizi yaşadığınız o kısa sürenin içine öyle bir gömer ki bir daha adınız bile anılmaz. Geriye gidin ve örneklerini görün lütfen.

 

Çelişkili gibi algılanması olasılığına karşı yazdıklarımı şöyle özetleyebilirim sanıyorum. Bir eğitim ortamı, fotoğraf dünyamızı izleyebilme ortamı, yayın arşivinizi güçlendirebilme ortamı, yaptığınız işe renk getiren bir nevi eğlence ortamı olarak görebildiğiniz zaman yarışmacı olmanızın ne sakıncası olabilir. Tam tersine fotoğraf yarışmalarını, fotoğraflarınızın ve o nedenle de sizin akıllarda kalabilmenize olanak sağlayan bir ortam olarak görmekte ısrarcı iseniz geçmiş olsun. O kafa sizi hiçbir yere götürmez. Bir yandan yarışma formu fotoğrafçılığına devam edersiniz,  bir yandan önünüze getirilen proje tabanlı, sanatsal kaygılar taşıyan, araştırılmış, emek verilmiş işlere aval aval bakmaya devam edersiniz. Tercih sizin. Karlı dağlar, sonbaharda ormanlar, kır çiçekleri, hayvanat bahçeleri, içinde yaşamayı göze alamayacağınız eski evler, balkonlardaki saksılar, gün batımları, yukarıdan akan sular, yaşlı ayakkabı tamircileri, semerciler, hepsi sizin. Ama unutmayın ki fotoğraf, orada olanı alıp buraya getirmek değildir. O işi üstlenmiş olanlar zaten var ve işlerini mükemmel yapıyorlar. Ancak fotoğrafla sanat yapmanın yolu, sanat ve fotoğraf kelimelerini yan yana getirebilmenin yolu, orada olanı alıp buraya getirmekten geçmiyor. Üslubunuzdan, birikiminizden, fotoğraflarınızın içinde var olabilmenizden, hissedilebilmenizden geçiyor.  

 

Fotoğraf yarışmaları, her ülkede olduğu gibi ülkemizde de varlığını sürdürecektir elbette. Fotoğraf amatörlerinin sahip olabileceği yararlı yayınlar çıkacak, fotoğraf tutkunları işlerini paylaşma olanağı bulacak,  seçici kurullar için dedikodular bazen ayyuka çıkacak sonra unutulacak, ödül avcıları her dönemde olduğu gibi varlıklarını sürdürecek (bir dönem benim yaptığım gibi, kaldı ki o dönemde bugünkü gibi cazip para ödülleri yoktu. Bir plaket uğruna cepten harcardık.) fotoğraf baskıları bir yarışmadan diğerine postalanmaktan yorulacak, çil çil paralar uğruna yarışılırken ilkeler bir kenara bırakılacak, yarışma düzenleyerek bedavadan arşiv sahibi olmak isteyen kuruluşların sayısında artış olacak. Tüm bunları önleyebilir misiniz? Elbette hayır. Yarışma gerçeğini göz ardı edemezsiniz. Önce kabul etmek ve gerekirse daha sonra üzerinde düşünmek zorundasınız.

 

Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu’nun yönetim kadrosu da federasyon kurulur kurulmaz öyle yaptı zaten. Fotoğraf yarışmalarını ülkemiz fotoğrafının en önemli meselesi haline getirip, fotoğraf dünyamızın gündemine oturtuverdi. İlk iş olarak fotoğraf yarışmalarını disipline etmek için kolları sıvadı. Uzun zamandır uygulanan ve yasallığı bile tartışmalı olan paralar karşılığında yarışmalara patronaj vermekle işe başladı. Federasyondan icazet almadan düzenlenen yarışmaları önlemek için yarışmacıları ve seçici kurul üyelerini baskı altına almaya çalıştı. Yarışmacılara yapılan baskının pek sonuç getirdiği söylenemese de, seçici kurullar üzerine yapılan baskı sonuç getirdi. Seçici kurul toplantılarına gözlemci (sonradan temsilci olarak değiştirildi) adı altında kişiler sokuldu. Hayatlarını fotoğrafa adamış fotoğraf büyüklerimiz, hiçbir çıkarları olmadan seve seve yaptıkları değerlendirme toplantılarını gözlem altında yapmaya başladılar. Onlardan sadece birkaçı tedirginliklerini belli etmeye çalıştı ki onlar hiçbir şekilde federasyon yönetiminin iyi niyetinden kuşku duymuyorlardı. Ancak olan olmuştu. Neyse ki, dört yıl gecikme ile olsa bile yüz yüze görüşmeler yapılabildi. İnsanlar birbirlerini dinleyebilmenin güzelliğini yaşayabildiler. Yine de açık konuşmak gerekiyor. Yarışma sonuçlarına gölge düşüren seçici kurul üyeleri yok mudur? Cumhuriyetimizin aydın, sorumluluk sahibi (!)  fotoğraf insanları arasında gerici kuruluşların düzenlediği yarışmalara seçici kurul hizmeti götürenlerimiz yok mudur? Öyleyse onlara yapılan eleştiriler neden açığa dökülmez de, hep kulaktan kulağa yayılır?
 

Bütün bu olanların yanı sıra, fotoğrafımızın yarışmalar dışında başka bir meselesi yokmuş gibi bir yaklaşım bana hiç de doğru gelmiyor. 
 

Derneklerimizin ana fikri olan ve tüzük maddelerinde bulunan şu yaygınlaştırma işini derneklerimizden önce teknoloji bir çırpıda çözüverdi. Artık herkes seviyor ve üretiyor(!). Bir arkadaşımız birlikte bulunduğumuz bir seyahatte on gün içinde benim otuz yıllık arşivim kadar fotoğraf çekti. Geçtiğimiz öğretim yılında bir kız öğrencim telefonunu kendisine doğrultmuş yüzünün fotoğrafını çekiyordu. Ne yapıyorsun? diye sorduğumda, “Hocam, makyajım akmış mı? diye bakıyorum,” yanıtını verdi. Görüldüğü gibi üretim artışı tamam, fotoğraf sevgisi, o da tamam, yaygınlaşma maşallah. Görüntü kirliliğiymiş, kaliteymiş, sömürüymüş, geç bunları, karıştırma. İşler tıkırında gidiyor işte. Düşünme. Sen de çek.

 

Tuğrul ÇAKAR

 

Gelen Yorumlar
Toplam 1 yorum, 1-1 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
'Genel' başlığı olmadığı için, zorunluca buraya yazacağım:

2 konu çok dikkatimi çekti:

Bir: Hiç kimse doğrudan konuşmuyor. Benim ima anlama kapasitem, çoğu yerde neyin ve kimin ima edildiğini anlamama yetmedi.

İki: Fotoğraf genel camiasının dışında biri olarak, fotoğraf içi klanların ve çatışmaların bu denli yoğun olduğunu bilmiyordum. Bunu da, o anlayamadığım imalardan öğrendim.

Sonuçta bir fotopedya olmaya yol alan Fotoritim için, çok işlevsel bir çalışma seçeneği olmuş.

Dipnot olarak belirteyim: Hemen hiçbir yazarın yazdıklarından kendisinin kastettiğini anlamadım, başka şeyler anladım. Örneğin, yaşlıların birbirleriyle uğraşmaktan artık gençlerin yolunu kesemediğini gördüm ve çok sevindim. Bundan 30 yıl önce, BÜFOK'ta graffitiler gibi bir çalışma yapsak, yaşlılar bizi sopalardı herhalde. Bu yolunu kesememe durumu, yarışmalarda da yaşanmaya başlanmışa benzer, gençler adına çok sevindim.
Reha ÜLKÜ eklemiş. | 24 Aralık 2008 Saat 13:03
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

e-Panel Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.