Bugünkü Koşullarda Fotoğraf Dernekleri Nasıl Olmalıdır?
Yukarıdaki sorunun yanıtını, 1990-2000 yılları arasındaki on yıllık süreçte, zaman zaman yanıtlamaya/yazmaya çalıştım. Bunun en temel nedeni, 1986 yılındaki kuruluşu ve öncesi süreç dahil, 1999 baharında ayrılıncaya değin, bir fotoğraf derneği içinde etkin olarak yer almam ve farklı bir yapıya evrilme aşamasına gelmesi yönünde irade gösterme/tartışma olanağı bulmamdır.
1980 yılını, birçok toplumsal olguyu anlamakta milad olarak alıyoruz. Bu bakışla fotoğraf derneklerinin sayısının, hemen 1980 öncesi iki-üçü geçmemesi, 1985-90 arasında onu, 1990-2000 yılları arasında ise yirmibeşi aşmasını gözönüne aldığımızda, buradan toplumsal örgütlenme ihtiyacını anlayabiliyoruz.
Işte, başlıktaki ve gönderdiğiniz metinde yer alan soruların yanıtı da burada yatıyor, kanımca. Çünkü 1980 öncesi, derneklerin işlevlerini tanımlayan tüzük metinlerine baktığımızda; fotoğrafın sevdirilmesi/yaygınlaştırılması odağında bir örgütlenme yapısı ve program uygulamaları görebiliriz. Ki bu, 90’ların sonuna değin geçerli olabilecek bir yaklaşımdır. Aslolanın önce bir araya gelmek, bilgi paylaşımını üyelerin önce kendi arasında, sonra topluma açılarak sağlaması gibi bir izlek, deneyimsiz olduğumuz bu yıllarda kaçınılmaz ve ihtiyaçlara yanıt veren bir duruma işaret ediyor. Ancak, dernekler sayıca çoğalıp, ortaya üretmek-paylaşmak zemininde yeni ihtiyaçlar doğunca, bugün patinaj halinde seyreden derneklerimizle karşı karşıya kaldık. Tabii ki bu benim savım ve zaten bu nedenle 1992’de kendi derneğimde bir dönüşüm isteğim/iradem oldu.
Federasyon öncesi yapılan dernekler ortak çalışma grubu toplantılarını anımsar isek; federasyonun, “sanat dernekleri federasyonu” olması gereğiyle, o günlerde yapılacak genel kurullarımızda, “XXX Fotoğraf Sanatı Derneği” olarak isim ve tüzük değiştirme kararları almıştık.
Bunun bir nitelik değişikliği olacağı, yapısal değişikliklere gerek olduğu, son kertede toplumla buluşmanın yeni bir içerik ve yaklaşımına işaret etmesi anlamında, durumun farkına varılması gerekiyordu. Ne yazık ki federasyonun hayatta olduğu bugün, böyle bir konumdan söz edemiyorum.
Toplumun, fotoğrafın sevdirilmesi/yaygınlaştırılmasına çoktandır ihtiyacı yok. Fotoğraf çekmek, paylaşmak, bunun hoşluğu içinde bir arada olmak gibi gayet anlaşılır bir ihtiyacı karşılayan fotoğraf derneklerinin olması gerektiğini epeydir yazıyorum. Ancak sözkonusu sanat ise; üyelerinin yaşamını belirleyen bileşenlerin içinde fotoğrafı bir sanatsal söylem dili olarak kullanmak, fotoğrafın nesnesini ve/veya düşüncesini üretmek gibi bir rotanın olması farkı, ister istemez bu farka denk düşen bir sanat örgütü modelinin zorunluluğunu; dolayısıyla tüzüğünün, üye profilinin, etkinlik programlarının, topluma sunulan projelerin, vb. farklı içeriğe sahip olmasını getirmektedir.
Ayrıca, özellikle vurgulamak isterim ki; dernekler yasasına tabi örgütler olarak, hukuki çerçevesi belirlenmiş yapıların, bir sanat örgütünün gereksinimlerini karşılayabilmesi pek olanaklı değildir. Seçimler, tutulacak defterler vb. yasaların zorunluluklarını yerine getirirken, bunları aşan, kendi iç hukukunu üyelerinin inisiyatifiyle belirleyen bir işleyiş (yürütüm biçimi, mekan kullanımı, vs.) asal bir durum gibi görünüyor.
Eğitim vermek parasal bir zorunluluk olabilir, fakat eğitimini tamamlamış kişilerin neredeyse yatay geçişle dernek üyesi olması durumu, teşvik savıyla ayın fotoğrafını seçmek gibi etkinlikler sanat kurumunun hangi niteliğine denk düşer?
Sorularda da yer alan etkinlik türlerinin hangilerinin derneklerin amaçları içindedir gibi konuları, yukarıda kısaca çizmeye çalıştığım çerçeve içinde baktığımızda belirginleştirebilirmişiz gibi geliyor.
Asıl konu; görsel bir dil olarak fotoğrafın sürekli tartışıldığı, nesne ve düşünce olarak paylaşma zeminlerinin yaratıldığı, kendine uygun iç işleyiş dinamiğinin oluşturulduğu bir örgüt modeli (ve de üst örgüt) kurabilmektir.
Yalçın Çıdamlı