hatiaqo-Meydancı
Mayıs 2012
PzrPztSaÇaPeCuCts
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031

 Fatma Gül 

  SÖNMEZ

 

 Murat ÖZDEN

 Vahdet ŞAHAL

 Ergün GÜLDAL

 

 Recep ŞEREF

Murat Ufuk KARAERKEK

  Наже Берк

  Seyahatnâmem

       

EvliyaÇerkesi

  1эулый щэрджэс

 

Türkçe unutsam bile "önemi yok", "patlayan şeker", "danaya girelim" unutamam galiba.

Onların ülkesinde danaya kurtlar değil,Türkler giriyorlar.

                           (Seyehâtnamem)

Yıllık Arşiv
Ana Sayfa > İKTİBAS
Mustafa Kemal kafanın yalnız... dışını değil içini de tanzime kalkıştı.

Batı şapkaydı.

Şapka ve itaat.

Kalabalığın yerine şef düşünecekti. Kur’an rafa kalktı.

“Nutuk” çıktı ortaya.

Bir nutuk ve bir fırka.

Bir lokma ve bir hırka.

Önder önüne gelenin kellesini vurdurdu.

Fırka hiçbir zaman ağzını açmaya cesaret edemeyen kalabalıkların ağzına vurulan kilide bir yenisini daha ekledi. Sonra yenildi içildi. Ve hazret sirozdan kıvrandığı yataktan bir tanrı olarak kaldırıldı.

Bir tanrı veya bir şeytan. Atatürkçüyüz. Atatürkçülük asil cumhuriyetin resmi dinidir.

Mitosu olmayan sığ, dalsız budaksız bir din. Tam robot dini. Bu gidişle bütün dünyanın Atatürkçü olması gerekecek. Yaşasın Atatürk, ulan biz Atatürkçüyüz. İbadet ve iman bu üç beş hecede başlayıp bitiyor.
 
hatiaqo gönderdi. | Yorum Ekleyin | 25 Nisan 2012 | İKTİBAS
Teknolojinin inanılmaz bir hızla değiştiği ve geliştiği bir çağ yaşıyoruz. Bu teknolojik gelişme tüm sosyal, kültürel ve siyasi hayatımızı da etkiliyor. Tüm değer yargıları ve inanç sitemleri de bu değişimden payını alıyor.
Dünya ekonomik ve siyasal sistemleri de bunun dışında kalamıyor kuşkusuz. Komünist sistem dağıldı, kapitalizm kabuk değiştiriyor. Ulus-devletlere ve diktatörlere ihtiyaç duymuyor artık yeni kapitalist sistem. Çünkü sermaye birikimi sorununu çözmüş durumda. Artık halklarını ölümüne sömürüp, elde ettiği dolarları Avrupa ve Amerika bankalarında değerlendiren diktatörlere yer yok dünyada.
hatiaqo gönderdi. | Yorum Ekleyin | 23 Nisan 2012 | İKTİBAS
Anadolu mitolojisinde kartal göklerin, yılan yerlerin yaratıcısı konumundadır. Yılan toprakla, toprak da ana tanrıçayla birleştirilir. Yılan toprağın derinliklerini tanıyan bir canlı olarak hangi bitkinin şifalı, hangisinin de zehirli olduğunu bilen bilge bir hayvandır. Su başlarında dinlenen ve sık sık gömlek değiştiren gizemli yaratık bu tarafıyla da ebedi yaşamın, gençliğin simgesidir. Yılan, bilge ve deri değiştirebilen, yani kendini yenileyen, sürekli genç kalabilen bir varlıktır. Toprağın derinlerinde yaşamak, toprağın derinlerine gönderilen ölülerin de ruhlarıyla ilişki kurabilmek demekti. Eskiçağ insanları bu yüzden yılanın, atalarının ruhlarıyla bağlantıda olduğuna, kimi zaman ruhların yılan kılığına girerek kendilerini ziyarete geldiklerine inanırlardı. Bütün bu vasıflarından dolayı yılan toprak ananın, dolayısı ile tanrıçaların koruyucusu ve en yakın danışmanı olmuştur.
hatiaqo gönderdi. | Yorum Ekleyin | 19 Nisan 2012 | İKTİBAS
ÇERKES KAMUOYUNA DUYURU
Düşünceleri özgürce ifade edebilmek insanlığın temel hak ve özgürlüklerindendir.
Eleştirmek ve eleştirilere tahammül etmek bir erdemdir.
Farklı düşüncelerin var olması ve bu düşüncelerin demokratik ve özgür platformlarda özgürce mücadelesi demokrasinin vazgeçilmez parçasıdır.
Bütün fikirlerin, hiç kimseye hiçbir kurum ve kuruluşa saygısızlık etmeden, küfretmeden, rencide etmeden ifade edilmesi ise insan olmanın bir gerekliliğidir.
hatiaqo gönderdi. | Yorum Ekleyin | 15 Nisan 2012 | İKTİBAS
Çekik gözlü, güzler yüzlü, şişman bir kadın öldü birkaç gün önce. Uzun sayılmayacak bir ömür sürdü, hepimizin diline düşmüş güzel şarkıların sözlerini yazdı, bu devirde eşine aşık bir kadın olarak yaşadı, birkaç filmde rol aldı, dizi senaryoları yazdı.
Bir kadın için ne çok dost, ne çok düşman edinmiş yaşarken. Öldü ve döküldü her şey. Utanmasa ölüsüne terlik atacaktı kimileri, kimileri onu yakıp suya katacaktı…
hatiaqo gönderdi. | Yorumlar (1) | 13 Nisan 2012 | İKTİBAS
DüŞüNDüReN SöZleR

Hep söylüyorum, biz çocukken midemiz bulanınca ekmek yedirirlerdi, grip "Yatınca geçer"di, başın ağrıyorsa "Çocukların başı ağrımaz" denirdi, uykun kaçıyorsa "Oyuncaklarını düşün, güzel rüyalar görürsün" şeklinde konuhalledilirdi!
Okuma yazmayı öğrenemiyorsan ya, "Tembel"din ya "Yavaştan, sağlam sağlam öğreniyor"dun! Hüzünlü bir çocuksan "Yazar olacak herhalde" derlerdi, yerinde duramıyorsan, etrafa saldırıyorsan bir tane çakarlardı, susup otururdun.
Kanaatimce pedagojinin zirve yaptığı yıllardı o yıllar.

Çünkü sonra sonra, koşup oynadıktan sonra öksüren çocuk 'astım başlangıcı', okuma yazmayı zor söküyorsa 'disleksik', hüzünlüyse 'depresif', aşırı hareketliyse 'hiperaktif' diye nitelendirilmeye başlandı ve o sinameki yetiştirilen tipsizler şimdi büyüdüler!

O kadar ilgi alaka sonrası ola ola ne oldular?
Emo!
Emo ne?
Hani beş-altı yıldır etrafta saçlarını gözlerinin tekini kapatacak şekilde öne öne tarayan, miskin görünüşlü, asık suratlı, beti benzi atmış, sıska, dar pantolonlu, converse'li, siyah ojeli ergenler var ya...

Taksim'de kaldırımlarda filan oturuyorlar.
Aha onlar Emo!
Emo kelimesinin emotional'dan (hissi) geldiği, bu yavruların pek bunalımlı pek güvensiz ve duygusal olduğu, topluma uyum sağlayamadıkları için böyle takıldıkları söyleniyor. Bizim zamanımızda punk vardı ya, onun gibi bir akım, ama bir halta yaramayanı!

HERKESİN KEYFİNİ KAÇIRDIM
Ay kıyamaam!
Zamanında, kendi ergen yıllarımda bu akım daha dünyada yokken 10 gün emo takılmışlığım vardır! Kafam neye bozuktu hatırlamıyorum ama o 10 gün, üstelik de yaz tatilinde, evin o köşesinden bu köşesine oflaya poflaya nemli gözlerle dolaştım.
Saçımı taramadım, denize gitmedim, sohbetlere katılmadım, tebessüm bile etmedim. Akşamları karabasan gibi yemek masasına çöküp herkesin keyfini kaçırdım. Bir akşamüstü, balkonda otururken annem "Ne bu surat her gün, senin derdin ne kızım aaa..." şeklinde pedagojik bir açılım yaptı.

"Sıkılıyorum... Hayat çok anlamsız" cevabımın üzerinden sanırım birkaç saniye geçmişti ki, acı ve can havliyle bir metre havaya sıçradım. Annem, her Türk annesinin uzmanı olduğu 'mıncırma' hamlesini oldukça sert ve uyarısız gerçekleştirmiş ti.

Mıncırma, malumunuz evlat artık poposuna terlikle vurulmayacak kadar büyüdüyse, ancak tekdir ile de uslanmıyor ve hakkı kötekse kullanılan, konu komşu, bitişik ev duyar ihtimaline karşı avaz avaz bağırmak yerine geçen bir terbiye şeklidir. Tercihen bel veya bacak bölgesinden bir alan seçilir, elle kavranır ve et, 180 derece çevrilir!Hemen ardından, daha acım ve şaşkınlığım hüküm sürerken, annem kısık sesle,yüzünü yüzüme yaklaştırarak
"Alırım ayağımın altına" diye başladı ve
"Karnın tok sırtın pek! Aklını başına topla! Sıkılıyorsanda git bakkala evin alışverişini yap, sonra da gel yemek kitabından bir kurabiye pişir, akşam misafir var, hadi yallah..." şeklinde bitirdi!

NE DERDİM KALDI NE DE TASAM

Malumunuz eti mıncırılan ergen olay yerinde fazla kalamaz, mıncırandan tırstığı için kendisine yalakalık yapar, arzu ettiği aktiviteleri gerçekleştirir.
Mıncıran mutlu, mıncırılansa artık efendi bir insandır! Aynen öyle oldu. Mıncırma sonrası ne derdim kaldı ne tasam! Emo'luğum o gün bitti, bu yaşa kadar da hep mutlu mesut, uyumlu, üretken biri olarak yaşadım. Şimdinin sokakta bira içen, gelen geçenden ihtiyacı var diye değil, hayat tarzı sandığı için para dilenen, dünyanın bütün derdi sırtındaymış gibi davranıp, bunalım takılıp bir işin ucundan tutmayan emo'larının başında, bizim zamanımızın anne babaları olacaktı ki. Ohoo...
Muma dönerdi hepsi! Bir kere her şeyden önce bütün o yüzü gözü saçla kaplı eşek herifler ibir eşek tıraşına götürürlerdi, kesin!
Ülkenin gençlerine bak.
Tarikat yurtlarında yetiştirilen çocuklar, polise atsın diye eline taş verilenler, bir de emo'lar!
Gelecekten çok umutluyum çok.

Gülse BİRSEL
http://www.facebook.com/dusundurensozler2011
hatiaqo gönderdi. | Yorum Ekleyin | 13 Nisan 2012 | İKTİBAS

Kaf Dağı Platformu tarafından düzenlenen “Yakın Tarih Tartışmaları ve Çerkez Ethem” konulu iki gün süren toplantı geçtiğimiz Cumartesi Pazar günleri Kayseri'de yapıldı.

Kuşba Erol

Kaf Dağı Platformu tarafından düzenlenen “Yakın Tarih Tartışmaları ve Çerkez Ethem” konulu iki gün süren toplantı geçtiğimiz Cumartesi Pazar günleri Kayseri'de yapıldı.

Sunuculuğunu Perit Domaniç'in yaptığı oturumlardan ilki Cumartesi günü Kadir Has Üniversitesi Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Kafdağı Platformu kurucusu Oğuz Berk, “Yakın Tarih Tartışmaları”yla resmi tarihde anlatılanlar dışındaki gerçeklerin ortaya çıkmasını hedeflediklerini, bu toplantının Çerkes Ethem'e odaklandığını, benzer toplantıları farklı şehirlerde, farklı başlıklar altında devam ettireceklerini söyledi.
http://www.ozgurcerkes.com/?Syf=18&Hbr=322009&/Kaf-Dağı-Platformu-tarafından-düzenlenen-“Yakın-Tarih-Tartışmaları-ve-Çerkez-Ethem”-konulu-iki-gün-süren-toplantı-geçtiğimiz-Cumartesi-Pazar-günleri-Kayseride-ya

hatiaqo gönderdi. | Yorum Ekleyin | 12 Nisan 2012 | İKTİBAS

Pazartesi sabahı akciğer kanseri tedavisi görürken vefat eden Meral Okay (53), dün toprağa verildi. Ünlü senarist ve oyuncunun 82 yaşındaki babası Ata Katı, kızının ardından “Tek söyleyeceğim, muhteşem bir evlat kaybettim” dedi

Senarist, şarkı sözü yazarı ve oyuncu Meral Okay dün gözyaşları arasında son yolculuğuna uğurlandı. Bebek Hümayun-u Abad Camisi’nde düzenlenen törende taziyeleri kabul eden Meral Okay’ın babası Ata Katı, “Gösterdikleri ilgiden dolayı herkese çok teşekkür ediyorum. Tek söyleyeceğim muhteşem bir evlat kaybettim” dedi.


Cenaze töreninde, kalabalık nedeniyle zaman zaman izdiham yaşandı. Meral Okay’ın yakın dostu Sezen Aksu, oğlu Mithatcan Özer, Özcan Deniz, Serdar Bilgili, Bedri Baykam, Erol Evgin, Çağan Irmak, Halit Ergenç, Bergüzar Korel, Timur Savcı, Hülya Avşar, Emel Sayın, Işın Karaca, Meltem Cumbul, Nükhet Duru, Yılmaz Erdoğan, Vahide Gördüm ve Ali Sunal’ın da arasında bulunduğu çok sayıda sanatçı, törende hazır bulundu. Törene katılamayan Türkan Şoray, Ajda Pekkan ve Nurgül Yeşilçay’ın ise çiçek gönderdikleri görüldü. Tabutunun önünde üzerinde “Seni Seviyoruz” yazılı bir çelenk duran Çerkez kökenli sanatçının cenazesine çeşitli Çerkez dernekleri de çelenk gönderdi.

Okay’ın tabutu, öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından omuzlara alınarak cenaze aracına taşındı. Araç tekbirler ve alkışlar eşliğinde camiden ayrıldı. Meral Okay’ın cenazesi, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda, 1993 yılında ölen eşi Yaman Okay’ın yanında toprağa verildi.

hatiaqo gönderdi. | Yorum Ekleyin | 12 Nisan 2012 | İKTİBAS

BASIN KONSEYİ’NE

ŞİKAYETÇİ: Ali İhsan Aksamaz

aksamaz@gmail.com

(Adres)

ŞİKAYET EDİLENLER: M. Tanzer Ünal ve www.kocaeligazetesi.com

ŞİKAYET KONUSU: M. Tanzer Ünal, www.kocaeligazetesi.com adlı internet sitesinin 26 Şubat 2012 Pazar günlü nüshasında yayınlanan makalesinde; 25-26 Şubat 2012 tarihlerinde Çerkes Hakları İnisiyatifi tarafından Derbent’te gerçekleştirilen “Birinci Çerkes Çalıştayı”nı düzenleyenleri, bu çalıştaya katılanları AKP yanlısı gibi göstermeye çalışmakta, “hain” olarak aşağılamakta, linç mantığıyla hedef göstermekte ve bölücülük yapmaktadır.

Şöyle ki;

  1. M. Tanzer Ünal’in “Türkiye’de yeni bir ihanet grubu: Çerkez Hakları İnisiyatifi” başlığıyla yayınladığı makalesi; aralarında benim de bulunduğum insanları, kendi yurttaşlarını, aydınlarını, yasal bir inisiyatifi oluşturanları ve çalışmalarına katılanları “hain” olarak nitelendirerek aşağılıyor: Malum kişiler, Çerkez Hakları İnisiyatifi’ni neden kurmuşlar? Ortada görünen bir iki isim var… Sözcü… Üye… Kenan Kaplan, Murat Özden gibi… Kimdir, nedir, ne iş yaparlar? İsimleri çok dikkatli okuyun! Doğu Erbil, Osman Can, Şeref Oğuz, Ufuk Uras, Zeynel Abidin Besleney, Can Ataklı, Yavuz Baydar, Emre Aköz, Ferhat Kentel, Gülden Aydın, Ramazan Coşkun, Setenay Nil Doğan, Barış Altıntaş, Orhan Miroğlu, Mehmet Altan, Rojin, Abdurrrahman Dilipak, Hasan Öztürk, Fuat Dündar, Ardan Zentürk, Sadık Bilge, Selahattin Esmer, Melih Altınok, Süleyman Soylu, Ali Bayramoğlu, Üzeyir İlbak, Gülay Göktürk, Sümeyra Tansel, Candaş Tolga, Fethi Güngör, Selçuk Bağlar, Argun Karaçay, Oğuz Berk, Ali İhsan Aksamaz, Ali Bulaç.”

  1. M. Tanzer Ünal, makalesinde “bir biz varız, bir de hainler” mantığıyla hareket ediyor. Bu “hainler”i linç mantığıyla hedef gösteriyor ve insanları birbirlerine düşürmeye çalışıyor: “Dikkat edin, “Çerkezler” demiyorum. Tanıdığım, tanımadığım tüm Çerkez kökenlileri, “ihanet” ifadesinin dışında tutuyorum. Hele hele, çoğunu yakından tanıdığım Kocaeli’deki Çerkez kardeşlerimin, devlete, millete ve ortak değerlerimize bağlılıklarından zerre kadar şüphe etmiyorum. Onlar, “müstesna” insanlar…”

  1. M. Tanzer Ünal’ın; konuyu siyasi partilere, seçime ve oya tahvil etmenin peşinde olduğu da anlaşılıyor: “ AKP döneminde HAİNLİK YAPMAK serbest bırakıldı…Demek, ”Çerkez Hakları İnisiyatifi” nereden ve kimden ilham alınarak kurulmuş? Demokratik açılım paketi” nden… Başbakan Erdoğan’ın “Kürt, Çerkez, Laz… “ nakaratlarından…“Kürtler’e var da, bize yok mu?” diye düşünmüşler…

TALEP: Türkiye’de Çerkesler de, Lazlar da, Abhazlar da, Gürcüler de, Kürtler de ve diğerleri de vardır. Onların anadillerini ve kimliklerini geleceğe taşımak istemeleri meşru, doğru ve yasaldır. Bu Türkiye’nin bütünlüğüne, dünya barışına beraberliğe, dostluğa ve kardeşleşmeye katkı sağlayacak önemli bir gelişmedir.

Bay M. Tanzer Ünal ve onun makalesini yayınlayan www.kocaeligazetesi.com, “Basın Meslek İlkeleri”nden en azından birkaçını ve özellikle de 13 numaralısını ihlal ederek bizlere karşı şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri inciltici davranmıştır. Konseyiniz tarafından şiddetle kınanmalarını talep ediyorum.

Saygılarımla

(29.03. 2012)

Ali İhsan Aksamaz

EKİ: Şikayetime konu olan gazete ve makalenin linki:

http://www.kocaeligazetesi.com.tr/root.vol?title=turkiyede-yeni-bir-ihanet-grubu-cerkez-haklari-inisiyatifi&exec=page&nid=363360

hatiaqo gönderdi. | Yorum Ekleyin | 12 Nisan 2012 | İKTİBAS

Erhan Hapae erhanhapae@gmail.com 18/03/2012

Mayıs 1970 / ŞAM. Soyunma odasında ismim zikredildi, ‘Bir akraban seni arıyor’ dediler. ‘Kulis girişinde bekliyor’. Sanıyorum Bislan Ağabey idi haberi getiren. Elbruz Hoca’ya danışmadan tuvalete gidemediğimiz yıllardı, izin aldım. 'Sabah saat 10'da otelde ol' dedi, 'emredersiniz' dedim-çıktım. Kulisin önünde bir binbaşı bekliyordu beni, yanında karısı ve iki çocuğu ile birlikte. Kucaklaştık mı hatırlamıyorum ama beni evine götürmekte kararlıydı. Şoförü, Rus yapısı askeri bir Jeep ile kapının önündeydi. Beş günden beri Amman’da ağırlanıyorduk ve içinde gezindiğimiz arabalar Mercedes değilse dudak büker hale gelmiştik neredeyse. Jeep’i biraz yavan bulduğumu itiraf etmeliyim, üstelik oteldeki sabaha süren şamatayı kaçırmış olmaktan mutsuzdum biraz. On altı yaşındaydım eni-konu.

http://www.ozgurcerkes.com/?&Syf=22&Mkl=307695&/Suriye...--Bizim-savaşımız-değil-mi-gerçekten?

hatiaqo gönderdi. | Yorum Ekleyin | 18 Mart 2012 | İKTİBAS
Ara

Nurdan Merve VURAL

Son Yorumlar
Linkler

 

 

  Kafkasya Bizim 

    müslüman kafkasya   

http://kafkasyabizim.wordpress.com

 

Danef Sesli Sözlük
 
 

Online Kişi Sayacı 

Website counter