|
Fatma Gül SÖNMEZ |
|
Murat ÖZDEN |
|
Vahdet ŞAHAL |
|
Ergün GÜLDAL |
|
Recep ŞEREF |
|
Murat Ufuk KARAERKEK |
|
Наже Берк |
|
Seyahatnâmem EvliyaÇerkesi 1эулый щэрджэс |
Türkçe unutsam bile "önemi yok", "patlayan şeker", "danaya girelim" unutamam galiba.
Onların ülkesinde danaya kurtlar değil,Türkler giriyorlar.
(Seyehâtnamem)
|
Mustafa Kemal kafanın yalnız... dışını değil içini de tanzime kalkıştı.
Batı şapkaydı. Şapka ve itaat. Kalabalığın yerine şef düşünecekti. Kur’an rafa kalktı. “Nutuk” çıktı ortaya. Bir nutuk ve bir fırka. Bir lokma ve bir hırka. Önder önüne gelenin kellesini vurdurdu. Fırka hiçbir zaman ağzını açmaya cesaret edemeyen kalabalıkların ağzına vurulan kilide bir yenisini daha ekledi. Sonra yenildi içildi. Ve hazret sirozdan kıvrandığı yataktan bir tanrı olarak kaldırıldı. Bir tanrı veya bir şeytan. Atatürkçüyüz. Atatürkçülük asil cumhuriyetin resmi dinidir. Mitosu olmayan sığ, dalsız budaksız bir din. Tam robot dini. Bu gidişle bütün dünyanın Atatürkçü olması gerekecek. Yaşasın Atatürk, ulan biz Atatürkçüyüz. İbadet ve iman bu üç beş hecede başlayıp bitiyor. Ekleyen: Gizli Savaş | Osmanlı Torunları facebook |
|
|
Teknolojinin inanılmaz bir hızla değiştiği ve geliştiği bir çağ yaşıyoruz. Bu teknolojik gelişme tüm sosyal, kültürel ve siyasi hayatımızı da etkiliyor. Tüm değer yargıları ve inanç sitemleri de bu değişimden payını alıyor.
Dünya ekonomik ve siyasal sistemleri de bunun dışında kalamıyor kuşkusuz. Komünist sistem dağıldı, kapitalizm kabuk değiştiriyor. Ulus-devletlere ve diktatörlere ihtiyaç duymuyor artık yeni kapitalist sistem. Çünkü sermaye birikimi sorununu çözmüş durumda. Artık halklarını ölümüne sömürüp, elde ettiği dolarları Avrupa ve Amerika bankalarında değerlendiren diktatörlere yer yok dünyada. |
|
|
Anadolu mitolojisinde kartal göklerin, yılan yerlerin yaratıcısı konumundadır. Yılan toprakla, toprak da ana tanrıçayla birleştirilir. Yılan toprağın derinliklerini tanıyan bir canlı olarak hangi bitkinin şifalı, hangisinin de zehirli olduğunu bilen bilge bir hayvandır. Su başlarında dinlenen ve sık sık gömlek değiştiren gizemli yaratık bu tarafıyla da ebedi yaşamın, gençliğin simgesidir. Yılan, bilge ve deri değiştirebilen, yani kendini yenileyen, sürekli genç kalabilen bir varlıktır. Toprağın derinlerinde yaşamak, toprağın derinlerine gönderilen ölülerin de ruhlarıyla ilişki kurabilmek demekti. Eskiçağ insanları bu yüzden yılanın, atalarının ruhlarıyla bağlantıda olduğuna, kimi zaman ruhların yılan kılığına girerek kendilerini ziyarete geldiklerine inanırlardı. Bütün bu vasıflarından dolayı yılan toprak ananın, dolayısı ile tanrıçaların koruyucusu ve en yakın danışmanı olmuştur.
|
|
|
ÇERKES KAMUOYUNA DUYURU
Düşünceleri özgürce ifade edebilmek insanlığın temel hak ve özgürlüklerindendir. Eleştirmek ve eleştirilere tahammül etmek bir erdemdir. Farklı düşüncelerin var olması ve bu düşüncelerin demokratik ve özgür platformlarda özgürce mücadelesi demokrasinin vazgeçilmez parçasıdır. Bütün fikirlerin, hiç kimseye hiçbir kurum ve kuruluşa saygısızlık etmeden, küfretmeden, rencide etmeden ifade edilmesi ise insan olmanın bir gerekliliğidir. |
|
|
Çekik gözlü, güzler yüzlü, şişman bir kadın öldü birkaç gün önce. Uzun sayılmayacak bir ömür sürdü, hepimizin diline düşmüş güzel şarkıların sözlerini yazdı, bu devirde eşine aşık bir kadın olarak yaşadı, birkaç filmde rol aldı, dizi senaryoları yazdı.
Bir kadın için ne çok dost, ne çok düşman edinmiş yaşarken. Öldü ve döküldü her şey. Utanmasa ölüsüne terlik atacaktı kimileri, kimileri onu yakıp suya katacaktı… |
|
|
DüŞüNDüReN SöZleR
Hep söylüyorum, biz çocukken midemiz bulanınca ekmek yedirirlerdi, grip "Yatınca geçer"di, başın ağrıyorsa "Çocukların başı ağrımaz" denirdi, uykun kaçıyorsa "Oyuncaklarını düşün, güzel rüyalar görürsün" şeklinde konuhalledilirdi! Okuma yazmayı öğrenemiyorsan ya, "Tembel"din ya "Yavaştan, sağlam sağlam öğreniyor"dun! Hüzünlü bir çocuksan "Yazar olacak herhalde" derlerdi, yerinde duramıyorsan, etrafa saldırıyorsan bir tane çakarlardı, susup otururdun. Kanaatimce pedagojinin zirve yaptığı yıllardı o yıllar. Çünkü sonra sonra, koşup oynadıktan sonra öksüren çocuk 'astım başlangıcı', okuma yazmayı zor söküyorsa 'disleksik', hüzünlüyse 'depresif', aşırı hareketliyse 'hiperaktif' diye nitelendirilmeye başlandı ve o sinameki yetiştirilen tipsizler şimdi büyüdüler! O kadar ilgi alaka sonrası ola ola ne oldular? Emo! Emo ne? Hani beş-altı yıldır etrafta saçlarını gözlerinin tekini kapatacak şekilde öne öne tarayan, miskin görünüşlü, asık suratlı, beti benzi atmış, sıska, dar pantolonlu, converse'li, siyah ojeli ergenler var ya... Taksim'de kaldırımlarda filan oturuyorlar. Aha onlar Emo! Emo kelimesinin emotional'dan (hissi) geldiği, bu yavruların pek bunalımlı pek güvensiz ve duygusal olduğu, topluma uyum sağlayamadıkları için böyle takıldıkları söyleniyor. Bizim zamanımızda punk vardı ya, onun gibi bir akım, ama bir halta yaramayanı! HERKESİN KEYFİNİ KAÇIRDIM Ay kıyamaam! Zamanında, kendi ergen yıllarımda bu akım daha dünyada yokken 10 gün emo takılmışlığım vardır! Kafam neye bozuktu hatırlamıyorum ama o 10 gün, üstelik de yaz tatilinde, evin o köşesinden bu köşesine oflaya poflaya nemli gözlerle dolaştım. Saçımı taramadım, denize gitmedim, sohbetlere katılmadım, tebessüm bile etmedim. Akşamları karabasan gibi yemek masasına çöküp herkesin keyfini kaçırdım. Bir akşamüstü, balkonda otururken annem "Ne bu surat her gün, senin derdin ne kızım aaa..." şeklinde pedagojik bir açılım yaptı. "Sıkılıyorum... Hayat çok anlamsız" cevabımın üzerinden sanırım birkaç saniye geçmişti ki, acı ve can havliyle bir metre havaya sıçradım. Annem, her Türk annesinin uzmanı olduğu 'mıncırma' hamlesini oldukça sert ve uyarısız gerçekleştirmiş ti. Mıncırma, malumunuz evlat artık poposuna terlikle vurulmayacak kadar büyüdüyse, ancak tekdir ile de uslanmıyor ve hakkı kötekse kullanılan, konu komşu, bitişik ev duyar ihtimaline karşı avaz avaz bağırmak yerine geçen bir terbiye şeklidir. Tercihen bel veya bacak bölgesinden bir alan seçilir, elle kavranır ve et, 180 derece çevrilir!Hemen ardından, daha acım ve şaşkınlığım hüküm sürerken, annem kısık sesle,yüzünü yüzüme yaklaştırarak "Alırım ayağımın altına" diye başladı ve "Karnın tok sırtın pek! Aklını başına topla! Sıkılıyorsanda git bakkala evin alışverişini yap, sonra da gel yemek kitabından bir kurabiye pişir, akşam misafir var, hadi yallah..." şeklinde bitirdi! NE DERDİM KALDI NE DE TASAM Malumunuz eti mıncırılan ergen olay yerinde fazla kalamaz, mıncırandan tırstığı için kendisine yalakalık yapar, arzu ettiği aktiviteleri gerçekleştirir. Mıncıran mutlu, mıncırılansa artık efendi bir insandır! Aynen öyle oldu. Mıncırma sonrası ne derdim kaldı ne tasam! Emo'luğum o gün bitti, bu yaşa kadar da hep mutlu mesut, uyumlu, üretken biri olarak yaşadım. Şimdinin sokakta bira içen, gelen geçenden ihtiyacı var diye değil, hayat tarzı sandığı için para dilenen, dünyanın bütün derdi sırtındaymış gibi davranıp, bunalım takılıp bir işin ucundan tutmayan emo'larının başında, bizim zamanımızın anne babaları olacaktı ki. Ohoo... Muma dönerdi hepsi! Bir kere her şeyden önce bütün o yüzü gözü saçla kaplı eşek herifler ibir eşek tıraşına götürürlerdi, kesin! Ülkenin gençlerine bak. Tarikat yurtlarında yetiştirilen çocuklar, polise atsın diye eline taş verilenler, bir de emo'lar! Gelecekten çok umutluyum çok. Gülse BİRSEL http://www.facebook.com/ |
|
Kaf Dağı Platformu tarafından düzenlenen “Yakın Tarih Tartışmaları ve Çerkez Ethem” konulu iki gün süren toplantı geçtiğimiz Cumartesi Pazar günleri Kayseri'de yapıldı.Kuşba Erol Kaf Dağı Platformu tarafından düzenlenen “Yakın Tarih Tartışmaları ve Çerkez Ethem” konulu iki gün süren toplantı geçtiğimiz Cumartesi Pazar günleri Kayseri'de yapıldı. http://www.ozgurcerkes.com/?Syf=18&Hbr=322009&/Kaf-Dağı-Platformu-tarafından-düzenlenen-“Yakın-Tarih-Tartışmaları-ve-Çerkez-Ethem”-konulu-iki-gün-süren-toplantı-geçtiğimiz-Cumartesi-Pazar-günleri-Kayseride-ya |
|
|
Pazartesi sabahı akciğer kanseri tedavisi görürken vefat eden Meral Okay (53), dün toprağa verildi. Ünlü senarist ve oyuncunun 82 yaşındaki babası Ata Katı, kızının ardından “Tek söyleyeceğim, muhteşem bir evlat kaybettim” dedi |
|
|
BASIN KONSEYİ’NE ŞİKAYETÇİ: Ali İhsan Aksamaz aksamaz@gmail.com (Adres) ŞİKAYET EDİLENLER: M. Tanzer Ünal ve www.kocaeligazetesi.com ŞİKAYET KONUSU: M. Tanzer Ünal, www.kocaeligazetesi.com adlı internet sitesinin 26 Şubat 2012 Pazar günlü nüshasında yayınlanan makalesinde; 25-26 Şubat 2012 tarihlerinde Çerkes Hakları İnisiyatifi tarafından Derbent’te gerçekleştirilen “Birinci Çerkes Çalıştayı”nı düzenleyenleri, bu çalıştaya katılanları AKP yanlısı gibi göstermeye çalışmakta, “hain” olarak aşağılamakta, linç mantığıyla hedef göstermekte ve bölücülük yapmaktadır. Şöyle ki;
TALEP: Türkiye’de Çerkesler de, Lazlar da, Abhazlar da, Gürcüler de, Kürtler de ve diğerleri de vardır. Onların anadillerini ve kimliklerini geleceğe taşımak istemeleri meşru, doğru ve yasaldır. Bu Türkiye’nin bütünlüğüne, dünya barışına beraberliğe, dostluğa ve kardeşleşmeye katkı sağlayacak önemli bir gelişmedir. Bay M. Tanzer Ünal ve onun makalesini yayınlayan www.kocaeligazetesi.com, “Basın Meslek İlkeleri”nden en azından birkaçını ve özellikle de 13 numaralısını ihlal ederek bizlere karşı şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri inciltici davranmıştır. Konseyiniz tarafından şiddetle kınanmalarını talep ediyorum. Saygılarımla (29.03. 2012) Ali İhsan Aksamaz EKİ: Şikayetime konu olan gazete ve makalenin linki: |
|
|
Erhan Hapae erhanhapae@gmail.com 18/03/2012 Mayıs 1970 / ŞAM. Soyunma odasında ismim zikredildi, ‘Bir akraban seni arıyor’ dediler. ‘Kulis girişinde bekliyor’. Sanıyorum Bislan Ağabey idi haberi getiren. Elbruz Hoca’ya danışmadan tuvalete gidemediğimiz yıllardı, izin aldım. 'Sabah saat 10'da otelde ol' dedi, 'emredersiniz' dedim-çıktım. Kulisin önünde bir binbaşı bekliyordu beni, yanında karısı ve iki çocuğu ile birlikte. Kucaklaştık mı hatırlamıyorum ama beni evine götürmekte kararlıydı. Şoförü, Rus yapısı askeri bir Jeep ile kapının önündeydi. Beş günden beri Amman’da ağırlanıyorduk ve içinde gezindiğimiz arabalar Mercedes değilse dudak büker hale gelmiştik neredeyse. Jeep’i biraz yavan bulduğumu itiraf etmeliyim, üstelik oteldeki sabaha süren şamatayı kaçırmış olmaktan mutsuzdum biraz. On altı yaşındaydım eni-konu. http://www.ozgurcerkes.com/?&Syf=22&Mkl=307695&/Suriye...--Bizim-savaşımız-değil-mi-gerçekten? |
|
Nurdan Merve VURAL |

Kafkasya Bizim
müslüman kafkasya
http://kafkasyabizim.wordpress.com