|
Fatma Gül SÖNMEZ |
|
Murat ÖZDEN |
|
Vahdet ŞAHAL |
|
Ergün GÜLDAL |
|
Recep ŞEREF |
|
Murat Ufuk KARAERKEK |
|
Наже Берк |
|
Seyahatnâmem EvliyaÇerkesi 1эулый щэрджэс |
Türkçe unutsam bile "önemi yok", "patlayan şeker", "danaya girelim" unutamam galiba.
Onların ülkesinde danaya kurtlar değil,Türkler giriyorlar.
(Seyehâtnamem)
|
Eski Salur belki son kez yer sarsıntısı Zelzeleyi yaşamıştı o kış. O yılların dolmuşçuluğunda kullanılan, branda korunaklı, naylon pencereli Ciple sabah ezanı okunmasına az kala köy meydanına varmıştık. Bandırma limanında bizim gibi tanıdıkları depremzedelere ulaşma gayretindeki birkaç Manyaslıyla, pazarlık sonucu ücrette mutabakata varılan, artık hususimiz olan bu askeri yeş...il arabayı son gaz kullanmıştı pala bıyıklı, kasketli adam.
|
|
|
Evet, biz Taman yarım adasında, Kırımın doğu sınırında Kırım Hanlığına destek çıkmayacağız anlamında o toprakları satarcasına Ruslarla anlaşma yapıp Kırım Hanlığını yalnız bırakmadık.Gerçi bizi bırakan Hanlığın Ömrüde 20 yıl sürmedi., Noğaylar gibi Ruslara sadakat andı içmedik.300 yıl Adam Gibi ölümüne savaştık. Er meydanında kaybetmekte var, kazanmakta. Ki karşımızdaki düşman (Rusya) nüfusumuzun on misli ve savaş teknolojisinde dünyanın ikincisiydi. Biz kaçmadık, aman dilemedik, sadakat andı içmedik, sürüldük, soykırıma uğradık. Biz diz çöktürülemeyen sürgün çocuklarıyız. Fakat tarihte birçok milletin mukadderatında bu tür akıbetler vardır. Özgürlüklerde sonsuz değildir. Bir zamanlar özgür olan milletler, kavimler bir zaman gelir ki başka milletlerin, kavimlerin hâkimiyetinde yaşamak zorunda kalırlar. Bu gün Rusya’da bir tek Çerkesler yoktur toprakları Ruslar tarafından çiğnenen. Başkırtlar, Çuvaşlar, Yakutlar, Altaylar, Noğaylar, Tatarlar, Tuvanlar, Karaçaylar, Balkarlar, Kumuklar. Bunun Adı Esaretse esarette de kader benzerliği vardır. Özgürlük ve güçlülük eğer Irk Üstünlüğündeyse Türki Irklar da bu esaretin bir parçasındadır. Eğer Özgürlük Nüfus çokluğu ile alakalıysa, Çerkes ırkının Nüfusu Türki Irkın toplamının dörtte biridir…
|
|
|
Güney Marmara Çerkeslerinin Sürgünü esnasında yaşanmış bir çok hikayeden, dedemden dinlediğim bir yaşanmış olayın gerçek kesitidir.Amatörce çalışmamdır.Kurgularım olduğu kadarıyla genel itibariyle yaşanmışlıkların doğruluğuna sadık kalmaya çalıştığımı söylemeliyim.Dürüstlük adına da, yazı dizsinin bittiği son bölümden hemen sonra,hikayeye akışkanlık kazandırmak için kurguslal eklemelerimi itiraf edeceğim.
|
|
|
Nefiset’in konuştukça ses tonu yükseliyordu. Gözlerindeki yaşların sele dönüşmesi gibi, yanık yüreğinin feryadı da artık dışa vurmuş, içini döküyordu. Kıymet endişelendi, arabanın arkasından gelen atlı süvariye göz ucuyla baktı ve avuçlarıyla Nefiset’in dizlerini okşadı.
_Tamam, tamam özür diliyorum haklısın bağırma, kendine gel. Asker duyacak şimdi, soracak ne oluyor diye. Nefiset isyana gelmişti. Canının aylarca, günlerce katmerli yanışı onun bu haline sebep olmuş, Kıymet’in konuşmaları da acılı yüreğini tetiklemişti. Kıymet pişman olmuştu söylediklerine ama ne fayda.İş işten geçmişti çünkü. Nefiset Kıymetin ellerini tutup dizlerinden kurtardı ve itti. |
|
|
Kasap Nuri’nin kendi tarlalarına sınır tarlası vardı. Mısır ekerlerdi. Geceleri Çayda su biriktiği için sulama işini Rafet’i ile gece yaparlar, sabah ezanına kadar tarla sularlardı. Yorgun kalırlar, bitap düşerlerdi. Evinin Haçeşini Kasap Nuriye hazırlar, sulamada kirlenen, çamurlanan tarla kıyafetlerini yıkar, ayakkabılarının çamurlarını temizlerdi. O bir aylık süre içersinde onun Tanrı Misafiriydi, hizmette kusur etmemeye çalışırdı. Rafet’i ile beraber kahvaltılarını önüne çıkartır, öğün yemeklerini eksik bırakmazdı. Kalabalığın bir birine girdiğini görmüştü Nefiset. Birileri diğerlerinin önünü kesiyor, onlara çekişiyordu. Çoğunluk sanki birilerini tutuyor daha fazla taşkınlıklar yapmalarını engelliyordu. Sesler geliyordu, duyuyordu aralarındaki bağrışmaları ama çoğunu anlamıyordu. Rafeti yanında olsa ne dediklerini ona tercüme ederdi.
|
|
|
Sık dalların yapraklarının kalabalığıyla güneş huzmelerinin dibine sızmasını önlediği, gölgesinin gövdesi etrafında loş kahverengi daire oluşturduğu, her kıpraşan binlerce yaprağın doğal klima serinliği yaşattığı, sadece duvarlardan yoksun odasında, keyif halindeki Kalebayırlı Türkmen Ali dayadığı sırtını ağaç gövdesinden kurtardı. Gözleri metrelerce uzaktaki yoldaydı. Dakikalarca dikkatini çektiği o yönle alakalıydı. Önünde uzattığı bacaklarını dizini kırarak göğsüne yakın toparladı ve yüksek sesle:
|
|
|
Bebek yumuk gözlerini açtı.Dudaklarını sıkmış,yanaklarını şişirmişti.Siyah kirpikleri arasından,koyu lacivert göz bebekleriyle alttan alttan karşısındaki yüklüğe baktı.Göz akının üzerinde birer lacivert bilyeler gibi duran boncuklarını tavana dikti, sağa sola gezindirdi.Kafasını bir soluna,bir sağına attı.Yanında yanlama uzanmış,iki elini başının altında birleştirip yatmış olan annesinin çehresiyle karşılaştı.Kadıncağızın içi geçmişti ki her hal, alt üst göz kapaklarının kavuşmuşluğundan, bir birine geçmiş olan siyah kirpikleri,düzgünce çizilmiş rimel muntazamlığındaydı.Bebek sırıttı,yanakları elmacık kemiğinde yumrular oluşturdu,ağzı sulandı,tükürür gibi püskürtmeler yaptı,hırıltılarını ses dalgaları halinde duyurdu.Anneciğini tanımış,cilvelerine başlamıştı.Bacaklarını hareketlendirdi,üzerindeki ince örtüyü tepti,çıplak vücudu gözüktü.Bacaklarını kaldırdı,kollarını uzattı,küçük elleriyle ayaklarını tuttu..Beşik gibi ayakları avucunda,bacakları havadayken kendini salladı ve pat diye annesinin tarafına yan düştü.Bıraktı ayaklarını,ellerini annesinin yüzüne uzattı.Küçük,ince,sık boğumlu parmaklarını annesinin yüzünde gezdirmeye başladı.Anne gözlerini aralamış yavrusunun oynaşını seyrediyordu bile.
|
|
|
Cemaat vakidi kılmış camiyi boşaltıyordu. Ak çember sakallı ihtiyarlar, daha önden çıkan gençlerin arkasında cami kapısında belirdiler. Kimi bir yandan başındaki namaz takkesini çıkarıp yerine daha önce askıya bıraktığı kasketini alıp başına koyuyordu, kimi ayakkabılarını giymeye çalışıyor, kimisi de hemen cami kapısının önündeki sundurmadan bahçedeki telaşlı hazırlıkları seyrediyordu. Cami avlusunun üç kapısı vardı. Her üç kapının trafiği de yoğunluk arz ediyordu. Sırtında hasır, yorgan, yastık, kap kacak taşıyan kadınların adamların kapılardan giriş çıkışları bir telaşın göstergesiydi. Avlunun ortasına bırakılan daha önce getirilen eşyalar ve yiyecek çuvalları yüksekçe tepe oluşturmuştu. Bu malzemelerin içersinde neler yoktu ki, buğday, bulgur, erişte, nohut, fasulye çuvalları. Kalın kulplu dev kazanlara her getiren ailenin doldurduğu salça ve diğer büyükçesin de yoğurt.
|
|
|
İbrahim Bey saatler sonra temizleme, yıkama işlerinden sonra ihtiyar adamı kurulamış, Elmas hanımın katlı olarak getirdiği çamaşırların içinden ilk önce içlikleri giydirmiş, daha sonra yanlarından diz kapaklara kadar yırtmaçlı geceliği üzerine geçirmişti. Bisiklet yaka geceliğinden tıraş edilen bağrı gözüküyor, sağlı sollu köprücük kemiklerinin boyun bitimiyle birleştiği yerdeki çukurların, zavallının ne kadar zayıf olduğunu belli ediyordu. Elmas hanımın elişi olan beyaz dantelden namaz takkesini de başına koydu yaşlı adamın. Yüzü gözü ışıldamış. Göz çukurları, burun çatısı, kenarları, alnı, elmacık kemikleri, yanakları ışıl ışıl olmuş, ela gözleri nuru pak olan çehresinden dolayı da daha öne çıkmıştı.. Işıl ışıl parlayan göz bebekleri etrafını manasız bakışlarla tarıyordu.
|
|
|
İbrahim Bey hemen yanındaki mutfağa açılan kapıya yöneldi, Elmas hanımda onun peşinden hareketlendi:
_Ama Jambot’un kimi kimsesi var mı, Manyas’tan ne haberler getirdin, hiç bahsetmedin İbrahim. İbrahim Bey mutfağın bir köşesinde bulunan yer lavabosuna çömelmişti. O yıllar lavabolar mutfağın bir köşesinde yerde olur, duvardan atık su gideri için dışarıya delik açılırdı. Hemen yanında duran ibriğe uzandı, ama başka bir el onu daha önce kavramıştı. Karısına çömeldiği yerden baktı: _Bak buna da gerek yok, bunu ben yapamam mı? _Olmaz. Benim içim rahat etmez. Bana yük gelmiyor ki sevdiğime hizmet etmek. _Pekiyi.. Dedi İbrahim Bey ve boynunu büktü, doğrulttu. Çoraplarını çıkarmıştı, Elmas hanımın musluktan akar gibi döktüğü suya ayaklarını teslim etti, önce sağı sonra sol ayağını yıkadı. Güzel sabunladı duruladı. Aynı işlemleri ellerinde de uyguladı, yüzünü de aynen ihmal etmedi. Ellerini tekrar duruladı. Ayağa kalktı, Elmas hanımın uzattığı peşkiri aldı. Konuşuyordu: |
|
Nurdan Merve VURAL |

Kafkasya Bizim
müslüman kafkasya
http://kafkasyabizim.wordpress.com