hatiaqo-Meydancı
Mayıs 2012
PzrPztSaÇaPeCuCts
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031

 Fatma Gül 

  SÖNMEZ

 

 Murat ÖZDEN

 Vahdet ŞAHAL

 Ergün GÜLDAL

 

 Recep ŞEREF

Murat Ufuk KARAERKEK

  Наже Берк

  Seyahatnâmem

       

EvliyaÇerkesi

  1эулый щэрджэс

 

Türkçe unutsam bile "önemi yok", "patlayan şeker", "danaya girelim" unutamam galiba.

Onların ülkesinde danaya kurtlar değil,Türkler giriyorlar.

                           (Seyehâtnamem)

Yıllık Arşiv
Ana Sayfa > YAZARLARIN YAZILARI > ERGÜN GÜLDAL > Adıre Dünayım Adıge Zebanixeri Şı'a ?
Adıre Dünayım Adıge Zebanixeri Şı'a ?
hatiaqo gönderdi. | 23 Mayıs 2010

Adıre Dünayım Adıge Zebanixeri Şı'a ? - Öbür Dünyada Çerkez Zebanilerde var mı ?

Zebanilerden Çok Korktum
                      04 05 2010 Salı

Hey sen sıradaki gel bakalım buraya. Beyaz masa Melek’leri. Herkes kayıtlarını yaptırsın. Boş masalardaki müşteri temsilcilerimize yaklaşın. Benim adım Melek Aysu. Sizin İsminiz ne ? Nerelisin ? Yaşın kaç ? Ananın adı ne ? Babanın adı ne ? Hane no :, Cilt No:,  Sahife No:.  Önceden kaydınız var mıydı ? Daha önceden teşrif etmiş miydiniz ? Kalp krizi geçirip tekrar dünyaya dönmüş müydünüz ? Suçun ne ? Niye zamanından önce geldin buraya ? Bizim hesabımıza göre sizin 140 yıl daha yaşamanız gerekiyordu. Neden 60 Yıl yaşayıp da buraya geldiniz ? Dünyadan sıkıldınız mı ? Yoksa dünyada olmayacak şeyler yiyip, içtiniz de bünyenizin metabolizmasını mı alt üst ettiniz ? Yoksa birilerinin günahını aldınız da onun için mi biletiniz erken kesildi ? Her neyse Sayın Baro Başkanı. Sizi Xddabk525 nolu perona gönderiyorum. Buyurun biletiniz. Metroya bineceksiniz ve Zebaniler durağında ineceksiniz, elinizdeki barkottaki Zebanilerin servisine gidin ve DANIŞIN’a sorun, onlar sizi güvenliğe yönlendirip hangi zebaniyle görüştürecekleri konusunda yardımcı olurlar. Sonrada Zebaniler  sizi sorguladıktan sonra gideceğiniz yöne kendileri yine sizi yönelteceklerdir. Hakkınızda hayırlısı. Hayırlı mahşer günleri dileğiyle.

Lütfen sıradaki gelsin. Beyaz Masa Melekleri için sıra numarası alan gelsin. Uyumayın kardeşim yoksa sıranız yanar.

Ey Baro başkanı gel bakalım sen şöyle bir bu tarafa, bu tarafa doğru. Ya artık sen öldün biliyorsun değil mi ? Senin öleli 10 saniye olmuş. Daha cesedinde soğumamış. Kendini ölmüş bil artık. Şaşkın şaşkın bakınıp durma. Sen öldün. Sen yaşamıyorsun artık. Eeeeeeee anlat bakalım. Neyi mi ? Yaptığın zalimlikleri elbette ki. İnsanlara kan kusturduğun o günleri. Neydi o başörtülülerden istediğin ? Anlat bakalım şu zalimliğin sebebi hikmetini. Kime güveniyordun ey fani ? Güvendiğin o insan denen ceset müsveddeleri de kabirlerinde mışıl mışıl uyuyorlar. Sen kendini hiç ölmeyecek mi zannettin ? O bedenin kabre girip hiç çürümeyeceğini mi zannettin ? O Ruh’unun bizim elimize geçmeyeceğini mi zannettin ? Bak daha cesedini kabre konmadan sen burada hesaba çekiliyorsun. Kim kurtaracak şimdi seni bizim elimizden. Dosyanda çok kabarıkmış. Dünya da ebedi olarak mı kalacağını zannediyordun ? Ölümlü dünya bu. Hiç ölümlü dünya şarkısını duymadın mı be adam ? Dünya bile bir gün gelecek yok olacak. Dünyayı babanın çiftliği mi zannettin sen yoksa ? Bastığın topraklar sana çok mu güven veriyordu ? Dünyanın bile bir ömrünün olduğunu sana söyleyen olmadı mı ? Ya olmadı demek. Yalan söyleme bari. Adem dahil kaç tane peygamber gönderildi size. Hiç mi birinden haberin olmadı ? Kaç tane Kitap gönderildi ? Kör müydün, sağır mıydın ?

Korksan da korkmasan da doğruları söyleyeceksin. Yalnız ve yalnız doğruları söyleyeceksin. Kızdırma şimdi bizi, takarız Betamaks kaseti  video’ya, görürsün sonra gününü. Konuşmama hakkını mı kullanmak istiyorsun. Kullan. Savunmanda avukat hakkını mı istiyorsun. Olabilir, sen nerede olduğunu biliyorsun değil mi ? Burada sadece Cennet ve Cehennem var. Ortada, muğlakta kalmakta yok. Akıbetin belli. Burada işlerin nasıl tecelli ettiğini görecek ve öğreneceksin zaten, merak etme sen. Dünyada yanlış yapıp burada kurtuluşun yok, bunu bilesin Sayın Baro Başkanı. Torpil desen hiç yok. Biz zebanilerin görevleri belli. Zebanice bilmiyor musun sen ? Yok mu, ya Arapça, İngilizce, Çerkezce. Yok mu. Bir yabancı dilinde mi yok ? Hey gidi hey, Türkçede mi bilmiyorsun bre gafil ? odamı yok sen de ? Buraya dilsizler bile gelip şakır şakır ötüyorlar. Akıbetlerinin ne olacağını bildikleri için hiç ıvırıp kıvırmıyorlar. Hiç böyle bir mekan beklemiyordun, hiç böyle Zebanilerle karşılaşacağın aklına gelmiyordu, Hiç kimse söylememiş miydi sana böyle şeylerin olacağını ? Korkudan olacak senin kisi de. Lal oldu yazık zavallı ya. Şok yaşıyor. Hazırlıksız gelmiş anlaşılan. Yazık yazık. Ya avukat bey kendini savunamayacak mısın ? Sana en iyisi buradan zebaniler barosundan bir avukat tutalım da korkun hafiflesin. Hiç olmazsa seni savunsun, sen yoksa Cehennemin dibini boylayacaksın.

Zebaniler adamcağızı böyle Ti ye alırlar. Hesaplaşmada böyle uzun uzadıya sürüp gider. Böylelikle aradan 10 saniye daha geçmiştir. Artık hesaplaşmada zaman kavramının pek önemi yoktur. Burada önemli olan Hakkın tecelli etme süresi ve sürecidir.

Şişt lan seni gönderelim mi aynı mekana, ister misin yine o günah işlediğin beldeyi, aynı pozisyonda yaşamaya, ne dersin ? Sen şu anda dünyada ölüsün, unutma. Seni geri gönderirsek iyi çocuk olur musun ? Bak yeniden dirilirsen senden herkes korkar. Hemen göndermeyeceğiz. O zaman işin tadı kaçar. Hele seni bir memleketine götürsünler. Götürmesinler mi ? Cenazen hele bir yıkansın. Cenaze namazın bir kılınsın. Senin cenaze namazına kimler katılıyor bir gör bakalım. Kimler cenaze namazını kılıyor. Yalancıktan ağlayanları bir seyret. Seni defnedişlerini bir seyreyle. Üzerine çabuk çabuk toprak atıp da kaçmalarını bir seyreyle. Sonra çil yavrusu gibi insanların dağılmalarını seyreyle. Yalancıktan ağlayanların ağlaması bitince nasıl konuştuklarını bir gör bakalım. Ne kadar değerin varmış bir öğren bakalım Sayın Baro Başkanı.

Vay be adamın yüzü güldü. Hiç birisi benim için önemli değil diyor. Yeter ki geri gideyim diyor. Benim aklım başıma geldi diyor. Vay vay vay.  Helal sana be. Seni bıraksak dünyaya geri dönmek için yatırıldığın kabiri kazarak çıkabilirmisin ? Peki nasıl çıkacaksın oradan ? Nasıl kazacaksın kabrin içinden mezar topraklarını ? Siz yeter ki beni geri gönderin ben tırnaklarımla kazarım diyorsun. Çok meşakkatli bir iştir yalnız bilesin. Olsun diyorsun ha. Peki ala biz raporu heyete sunacağız.

Beyaz masa Meleklerinden Aysu seslenir. Lütfen dikkat Sayın Baro Başkanı lütfen XccA525 nolu resepsiyona. Beyefendi biletiniz burada. Metro YzmXp999 peronundan kalkacak, zaman olarak 15 saniye sonra dünyaya kabrin içine gireceksiniz. Yalnız kabrin içinde suratının façası bozuk olacak. Gözlerin kaymış olacak. Saçların biraz bitik olacak. Seni bu halinle hiç kimse tanıyamaz, unutma. Herkes senden kaçar. Olsun mu ? İyi sen bilirsin. Pişman olmazsın inşALLAH. Günah bizden gitti. Hadi bakalım kolay gelsin.

Mezardan firar. Mezardan kaçış. Plan A şıkkı. Bu planları yaparken de Sayın Baro Başkanı, bir yerden de için için ulan beni nasıl tıktınız mezara ben hele bir çıkayım mezardan siz görürsünüz diye de hafiften hayıflanmaya da başlar. Çabuk kurtulalım diye nasılda acele olarak benim üstüme toprak örtüyordunuz. Hepinizi seyrettim. Nasılda yalandan ağlaşıp duruyordunuz. Ulan yalancılar, kandırıkçılar, ben size sormaz mıyım ?

Mezardan çıkış macerası. Evet oyun başladı. Yavaş yavaş kefenin içinden çıkar. Etraf zifiri karanlıktır. Kafasını kaldırır fakat kafası sert bir cisme TOK diye çarpar. Yine yavaş yavaş kafasını kaldırır. Kafası acımıştır. Kontrol eder elleriyle. Evet sıra sıra tahtalar vardır. El yordamıyla onları kontrol eder. Gözleri yavaş yavaşta karanlığa alışmaya başlamıştır. Eliyle tahtaları yukarı doğru itmeye çalışır. Yukarıdan tahtaların arasından tozlar akmaya başlar. Tozlar gözlerinin içine kaçmaya başlamıştır ve nefes aldıkça boğazına da toz zerrecikleri kaçmaya başlar. Belirli yerlerden de hafif hafif sular damlamaktadır. Evet iş gerçektende çok zordur. Ama yinede bu zorluğu göze aldığından dolayı başarmak zorunda olduğunu bilir. İşe koyulmaya karar verir. Mezarın baş tarafında ki yumuşak toprağı tırnaklarıyla yavaş yavaş kazmaya başlar. Eline geçen toprak parçacıklarını ayak hizasına doğru toplar ve öbek olarak yığmaya başlar. Dünya günüyle tam bir gün sonra bir dehliz bulur. Eliyle girdiği dehlizi kontrol eder. Buradan da burnuna çürümüş pis kokular gelmektedir. Ellene bir başka meftanın  ayak parmakları, sonra kaval kemikleri, sonra ise kaburga kemikleri geçer, ondan sonrada kafatasına ulaşır.

İşte böyle bir ortamda olan Sayın Baro Başkanı artık iki mezar kabrini farkına varmadan birleştirmiştir. Artık mezarın içi salon salomaj olmuştur. İyicene etrafı elleriyle kolaçan edince bu meftanın uzun zamandır burada yatmakta olduğunu anlar. Eli bazı böcek yuvalarının deliklerine takılır. Anlar ki burada yalnız değildir. Bazı yer altı böceklerinin de oralarda dolaştığını akıl eder. Evet karnı da acıktığından onun için iyi bir ziyafet de çıkabilir, diye kendi kendine düşünür. Çünkü zamanı iyi değerlendirmek zorunluluğu vardır. Bunun içinde bir şeyler yiyip dinç olmalıdır. Yoksa yine gideceği yer bellidir. Metro hattıyla Yine Zabanilerin karşısına çıkmak hiç de hoş bir durum değildir. Eline geçen bu durumu iyi değerlendirecektir. Zaten kendi mezarı yeni olduğundan üstüne ibrikle su döktüklerinden bazı yerlerden de su damlacıkları akmaktadır ve böylelikle de su ihtiyacını oradan karşılayabilmektedir.

Şimdi Komşu mezarın kabir tahtalarını kontrol eder. Evet onlar bayağı çürük olduğundan dolayı tahtalar parça parça lime limedir, eliyle onları koparabilmektedir. O zaman yapması gereken ilk iş yan komşu meftayı toparlayıp kendi kabrinin en dip tarafına yerleştirmesi gerekmektedir. Bunu itinayla yapar. Sonra mezarın en uç noktasına gider ve çürüyen tahtaları yavaşçana kopararak aşağı doğru çekip çekiştirir. Böylelikle ilk tahtayı halleder. Lakin en ufak bir toprak parçası akmaz. Mezar birkaç senelik olduğu için toprak kalıp şeklindedir ve de kupkurudur. Bazı tahta parçalarını kontrol eder. İçlerinden bazılarını ayırır. Onları tırnakları yerine kazıcı birer alet olarak kullanmak istemektedir. Bunu yapar ve yukarıya doğru kazım işi başlar. Aşağıya düşen toprak parçalarını ise itinayla yan komşunun kendi mezarındaki ayak tarafına itinayla istifler. Aşağı yukarı dünya günüyle bir yarım gün uğraşır. Çok yorulmasına rağmen aldırmadan işe var gücüyle devam etmektedir. Birkaç tahta parçası daha yerinden söker ve yukarıya doğru çıkış alanı vücudunun geçeceği genişlikte olmuştur artık. Ara sıra dinlenir, ara sıra bulduğu börtü böceklerle beslenir, ara sıra kendi mezarından akan su birikintilerini de içmeyi ihmal etmez. Nihayetinde patırtı halinde bir tutam toprak gürültüyle aşağıya dökülür.

Evet artık temiz bir hava gelmiştir. Artık havasızlık bitmiştir. Yalnız yukarısını pek seçemez. Çünkü dışarısı da zifiri karanlıktır. Olsun artık özgürlüğüne kavuşacağı mekanın kapısı aralanmıştır. Bir müddet dinlenir. Yani çay ve sigara molası verir. Ya da adliyede olsa celse arası molada denilebilir buna. Kendi kendine ufak tefek espiriler de yapmaktadır. Böylece kendisinin akıl sağlığının yerinde kalmasını sağlamaktadır. Bunu yaptıkça yaşadığını anlamakta ve kendini formda hissetmektedir. İnsan azim ettikten sonra başaramayacağı şey yoktur diye düşünmeden edemez. Ufak ufak gülümser. Boncuk boncuk terlediğini hisseder ve elinle yüzündeki terleri silmek isterse de bunu yapınca suratının kayık olduğunu hisseder. Olsun der, önemli değil der, yaşıyorum ya ben ona bakayım der. Böyle kendi kendine mırıldanırken artık bir hamle daha yapayımda çıkayım der ve yine çalışmaya koyulur. Delik istediği kıvama gelmiştir. Bu arada da kendi kabrini aşağıya inen toprakla iyicene tıka basa doldurmuştur. Artık temiz hava almaktadır. Dışarıya da gözü alışmıştır. Aristo gibi mantık yürütür. Evet gecenin zifiri karanlığıdır. Dışarıda börtü böceklerin sesleri gelmektedir. Delikten çıkabileceğine kanaat getirir ve kefenini eline alır ve onu dışarı fırlatır. Yavaş yavaş tutuna tutuna dışarı kendisini çeker. Tam çıktığı yere oturur ki bir şeyin otların arasından hışırdayarak ve sürünerek geldiğine hisseder. Ayağa kalkar ve dikkat kesilir. Evet gelen büyükçe bir yılandır. Yılan kazmış olduğu çukurun içine akarak aşağıya kendini salar. Dehşetle irkilir. Yavaşça kefen bezini eline alır ve peştamal gibi avret yerlerini örter. Mezardan firar işi bitmiştir.

Artık ufak adımlarla yürümeye başlar. Yandaki bakımsız mezarların üzerinde ki uzun otlar kurudur. Onları çatırdata çatırdata yürümeyi sürdürür. İleriden garip garip sesler duymaya başlar. Seslere dikkat kesilir. Biri erkek biri bayan sesidir kulağına gelenler. Konuşmaları dikkatlice dinler. Anlar ki iki sevdalı muhabbet etmektedirler mezarlığın içinde. Yanlarına gidip meramını anlatmak ister. Hafif hafif usul usul yanlarına yaklaşmaya çalışırken dişi olan şahıs tedirgin bir pozisyonda olduğu için hemen fark eder sesleri. Orada biri var der ve yerinden fırlar. Adamımızı fark eder o kapkaranlık gecede ve kaçmaya başlar. Erkil kişide onun kaçtığını görünce ne olduğunu anlamasa da dişilin peşinden oda seyirtir ve yalpalaya yalpalaya homurdanarak sırası mıydı yahu bekçi amca diyerek gözden kaybolur.

Ortalık yine sessizleşir. Onların kaçtıkları yere varır ve kolaçan eder. Dişil orada montunu bırakmıştır. Onu alır ve giyer. Yerlerde bira şişelerini fark eder. Onlara ellemez. Elleyemez. Korkar bira şişelerinden. Aklına binbir türlü melanet gelir. Ekmek, peynir, domates, su ve birazda kalan çerezler vardır. Oturur onları afiyetle yer. Dişilin çantasını fark eder. Açar içine bakar. Bir miktar para vardır. Ayna, rujlar, kimlik gibi şeylerle içi tıka basa doludur. Paraları alır. Aynayı eline alır ve yüzünü görmek için bakar. Fakat karanlıkta hiçbir şey fark edemez. Tam kalkmak isterken birinin elinin kendi koluna temas ettiğini hisseder. Ses çok kalın ve kabadır. Yakaladım ulan seni pislik herif der. Bir bakar ki şapkalı birisi bu. Anlar evet bu adam bu mezarlığın bekçisidir. Bekçi, ulan gavat burada haşna fişne yapmaya utanmıyor musun der. Hıkkıdı mıkkıdı dese de bir türlü boğazından istediği sesleri çıkaramaz. Bekçi büyük bir iş becermişçesine bizim Sayın Baro Başkanını iteleye kakalaya kulubesine kadar götürür. Eeeee der, anlat bakalım hemşerim. Ne hemşerisi dese de adam anlatacaklarına inanmadığından ona derki; bak der ben bunları yapmış olabilirim ama sen beni yakaladığın yerde kaçakçılar vardı. Onlar mezarın birini kazıyorlardı ve içine para gömeceklerdi. İşte ben onları takip ediyordum diyerek salak bekçiyi kandırır. Beraberce kendisini yakaladığı yere götürtür. Sonra orada çıktığı mezarı ararlar. Mezarın başına gelince de bak gördün mü kazılan yeri der. Bekçi çok meraklı olduğundan yere eğilir, dizlerinin üzerine abanır, ellerini çukurun başına koyar ve yavaş yavaş kafasını içeri sokarak el feneriyle kolaçan eder. Bizim Sayın Baro Başkanı da aklına geleni yapar. Bekçinin kıçına tekmeyi vurur. Bekçi lumbürt denek çukurun içine yılan kardeşin yanına düşer.

Hemen oradan uzaklaşarak bekçi kulübesine yönelir. Kulübeye girer ve bekçinin sivil elbiselerini giyip oradan uzaklaşır. Anlamıştır, burası Feriköy mezarlığıdır. Artık elbisesi ve parası da vardır. Karnını da doyurmuştur. Şimdi istikamet ev.Ve evinin yolunu tutar. Aşağıya doğru hızla ilerler ve İplikçiye Perpanın karşısına çıkar. Yolda bekler ve biraz sonra bir taksi selektör yaparak yanına yanaşır. Arka sağ kapıyı açar ve arabaya biner. Çek der Bebeğe. Arabanın şoförü vites kolunu birinci vitese takar ve yavaşça ayağını debriyajdan kaldırarak hareket eder. Şoför devamlı dikiz aynasından bakarak onu gözlemleye dursa da artık hızlanmaya da başlar. Adamın kendisinden kıllanmasını istemektedir. Böylece de müşterinin evine de varmışlardır. Taksiciye bir 100 kağıt atar ve üstü kalsın der. Evinin ışıkları yanmaktadır. Apartmanın dış kapsına gelir ve dairesinin ziline basar. Kapı otamatğinden kim o diye seslenilir. Oda ismini söyler. İşte o anda kızılca kıyamet kopar. Anlayamaz ne olduğunu. Bağrışmalar, çağrışmalar, fevaranlar, ardı arkası kesilmez. Kapı ise bir türlü açılmamaktadır. Bu arada da bir anda sirenler çalmaya başlar. Etraf polis kaynamaktadır. Hemen üzerine çullanır gelen polisler, yaka paça tutarlar, ellerine kelepçeyi geçirirler. İte kaka polis arabasına tıkarlar. Hızla karakola götürürler. Oradan Emniyet Müdürlüğüne götürürler. Anlar ki kendi evinden daha ziyade binmiş olduğu taksi şoförü tipini beğenmemiş ve polise o ihbar etmiştir.

Emniyete eşi gelir ve kendisini tanımadığını söyler. Eşinin öldüğünü ve Feriköy mezarlığına defnettiklerini anlatır. Ne anlattıysa da kimseyi ikna edemez. Eşinin kendisine inanmayışına çok üzülür. Mahkemeye çıkarırlar ve Hakim bunun deli olduğuna kanaat getirir. Akıl hastahanesine gönderirler. Hiç mezarlığı kontrol etmek akıllarına gelmez. Orada bir müddet tetkik edilir. Anlattıklarına Doktorlar inanamasalar da deli olmadığına kani olurlar. Bir müddet sonra salarlar. O da beş parasız hastaneden dışarı çıkar. Ve kendine İstanbul’un içinde yepyeni bir hayat kurar. Tipinin bozukluğu işe yaramaktadır. Sağda solda biraz dilenerek nafakasını çıkarabilmektedir.Oturup bir gün düşünmeye başlar. Yaptıklarının yanlış olduğunu düşünür. Yavaş yavaş tenha bir semtte caminin birine yanaşır. Dilenmek yerine ezan okununca camiye girer. Bakar insanların neler yaptığına. Hocayı gözlemler, müezzini gözlemler, cemaati gözlemlerken içi geçer. Bir ara omzuna birinin ellemesiyle irkilir. Evet bu camiinin müezzinidir. Usulcana hal hatır sorar. Tatlı tatlı tebessüm ederek. Hadi kalk der çay ocağına gidelim. Kalkarlar beraberce camiden çıkıp çay ocağına giderler. Camiinin İmamının oturduğu üç beş kişilik bir masaya otururlar. Çaylar içilir, sohbetler edilir ve herkes dağılır gider. Hoca sorar karnın aç mı diye ? O da açım der. Müezzine işaret eder hadi arkadaşı doyur da getir der.

Müezzin efendiyle biraz ilerde bir lokantaya giderler. Tatlı talı sohbet etmeye başlarlar. Lokantada yerler içerler, Müezzin parayı öder ve dışarı çıkıp tekrar camiinin çay ocağına dönerler. Sohbet muhabbet derken akşam olmuştur. Müezzin tekrar camiye gider ve ezan okumaya başlar. Cemaat camiye girip Akşam namazlarını eda ederler. Ona hiçbir şey demezler. O merak eder ve camiinin içine girip kılınan namazı seyreder. Sonra bu caminin devamlı müdayimi olur. Ona kimse kalkıp da suratının neden öyle façasının bozuk olduğunu sormaz. Oda onların bu halinden memnun kalır. Herkesin her türlü yardımına da bildiği ve anladığı kadarıyla yardımcı olur. Ona da barınacağı bir oda bulurlar.İşte böyle durumdaki bu adamla benim tanışmamda tesadüf olur. Deli desem deli değil. Yalancı desem yalancı değil. Hırsız ve Üçkağıtçının biri desem o da değil. Bir türlü çözememiştim bu adamı. Öyle böyle derken bir gün namaz kılarken yan yana geldik. Birbirimize kılınan namaz için hayır dileyerek musaflaştık. İşte o zamandır bu zamandır da sohbet ederiz bu adamla.

Yalnız herkese her şeyi anlatmasa da anlattıklarına da anlattığını inandıramıyormuş. Bana da bir şeyler anlatmaya çalıştı ama ben de pek oralı olmadım. Bir gün camiinin çay ocağından dışarı çağırdı ve dedi ki ya sen inançlı ve bilgili bir insansın niye benim anlattıklarıma inanmıyorsun dedi. Hayat tecrübesi dedim. Her anlatılana inanmam dedim. Babam sağ olsaydı o sana inanırdı dedim. Ben yalan mı söylüyorum dedi ? Bilemem dedim.

Adam sanki sanal bir alemde. Sanki rüyada. Surat desen surat değil. Çene kayık. Gözler feleğini şaşmış. Konuşması homurdanma türü. Ne diyeceğimi de bilemediğimden konuyu saptırmaya çalışıyorum. Ya senin ismini bile bilen yok dedim. Hadi gel sana bir isim bulalım diye teklif ettim. Olabilir dedi. Sana Cafer diyelim dedim. Olmaz dedi. Camii cemaatinde Cafer ismi var dedi. Senin ismin hiç kimsede olmasın mı istiyorsun dedim. Evet olabilir dedi. Sana o zaman Çemşit ismini takıyorum dedim. Homurdandı durdu ama hiçbir şey de demeyince artık bende onu Cemşit diye çağırmaya başladım. Böylece bir ismi de olmuş oldu.

Anlattıkları zırvamı gerçek mi belli değil. Sen sitende yazsana beni diyor. Tamam yazarım diyorum. Ama kimse inanmaz ona göre diyorum.  Cemşit gerçekle hayal arasında gidip geliyor. Eroin mi yoksa esrar mı tüttürüyor anlayamadım. Bir baro başkanının hazin hikayesi. Azrailin karşısında dut yutmuş bülbüle döndüm diyor. Ne kadar salakmışım ben diyor. Eski hayatımda Baro başkanlığı yapacağıma sırtımda taş taşısaydım keşke diyor. Yalan dünyaymış. Bakalım ikinci kez Azrail nerede alacak canımı diyor. Camii ve camii avlusunun dışına çıkmamayı tercih ediyor. Çay ocağına da pek takılmak istemiyor. Bu ihtiyarlar var ya bunların öbür dünyada yatacak yerleri yok diyor. İşleri güçleri dedikodu diyor. Ne biçim Müslüman bunlar ya diyor. Bir gün mahşeri anlattı da sanki esas gibi geldi bana. Her halde anlattıklarının etkisinde çok kalıyorum. Herkes beklemekte diyor. Sırat köprüsünü gördüm kıldan inceydi diyor. Ben bu dünyada kimlere uyup da neler yapmışım diyor. Param olsa Mekke’yi mükerremeye  gidip Hacı olurum ve Peygamber efendimizin kabrini ziyaret ederim diyor. Hz. Ali’nin de kabrinde ondan özür dileyeceğim diyor. Hz. Ali beni çok kötü fırçaladı diyor. Ben peygamber değilim. Ben peygamberin sadece damadıyım diyor. Niye böyle yapıyorsunuz diye bana sitem etti diyor. Beni kendinize niye alet ediyorsunuz dediğini söylüyor.

Evet anlatacaklarımız ve anlattıklarımız hepi hepsi bu kadar. Bu tamamen bir sanal düşünce babında bir anlatımdır. Bir kısmını rüyalarımdan ilham alarak yazdım. Bir kısmını da benim kafamdan geçenleri  böyle kaleme aldım. Düşüncelerimi aktardığım bu yapay yazımı okuyup da etki altında kalırsanız sorumlusu ben değilim. Kalın sağlıcakla.

Ergün GÜLDAL

abidegayijergn@gmail.com

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

Ara

Nurdan Merve VURAL

Son Yorumlar
Linkler
 
 

Online Kişi Sayacı 

Website counter