hatiaqo-Meydancı
Mayıs 2012
PzrPztSaÇaPeCuCts
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031

 Fatma Gül 

  SÖNMEZ

 

 Murat ÖZDEN

 Vahdet ŞAHAL

 Ergün GÜLDAL

 

 Recep ŞEREF

Murat Ufuk KARAERKEK

  Наже Берк

  Seyahatnâmem

       

EvliyaÇerkesi

  1эулый щэрджэс

 

Türkçe unutsam bile "önemi yok", "patlayan şeker", "danaya girelim" unutamam galiba.

Onların ülkesinde danaya kurtlar değil,Türkler giriyorlar.

                           (Seyehâtnamem)

Yıllık Arşiv
Ana Sayfa > YAZARLARIN YAZILARI > ERGÜN GÜLDAL > Biz Türkün Çekik Gözlüsünü de Severiz
Biz Türkün Çekik Gözlüsünü de Severiz

Başlığı yoksa şöyle mi atmalıydım. Çekik gözlüm maydanoz özlüm benim. Yoksa Cebbar Türk milletim benim. Her ne ise diyelim ve konumuza dönelim derim.

 

Buralarda ki tartışmalarda Türkler kendi konumlarını belirlemiş oluyorlar. Türkler kendi kültürlerinin yapısal çerçevesel anlamda çizmeleri gerekiyor. Baskın Türk kültürünü biz yakın tarihimiz olarak 1920’ler de, 1930’lar da, 1940’lar da, 1950’ler de, 1960’lar da olmak kaydıyla her on yılda ki periyotların röntgenini çekerek incelersek ortaya ne gibi Türk kültür varlığının ve olgunlaşmasının tablosu çıkar? İncelenmesi gereken bir çizelge ortaya çıkarıp onun üzerinde çalışılması gerekir diye düşünüyorum. Türklüğe bu çerçeve üzerinden yaklaşılmasında fayda olacağı inancındayım. Her on yıllık periyotlar da Türklük ile ilgili algılama potansiyeli Türkiyeli halkta gelişim çizgisi olarak ne durumda olduğu ölçülseydi.

 

Şöyle bir denklem kursak. Benim 150 yıl önce Türkiye ye sürülmüş halkımdan öğrendiğim Çerkes dilini şimdilerde Rusya’nın çözülmesiyle birlikte oradan buraya gelen Çerkeslerle edilen muhabbetleri çok iyi bir şekilde anlayabiliyorum. Arada 150 yıllık bir kopukluk olmasına rağmen. Ne yazık ki Türkiye de konuşulan dilin her on yılda bir periyotsal olarak değiştiğini ve Cumhuriyetin kuruluşunda ki dil olarak kullanılarak yazılan İstiklal marşını ise anlayamadığımız için sözlük yardımına ihtiyaç duymaktayım. Dedikten sonra tekrar konumuza dönersek.

 

Ben derim ki Ermeni ve Rum ustalarına taşı taşın üzerine koydurmakla bu işler olmuyor derim. Yaşadığınız kültür değerleri insan için bir anlam ve değer ediyor. Sen kalkıp kapalı bir mekan olarak taştan kale, sur, kışla, saray, cami, külliye, taşlık, Arnavut kaldırımı gibi yapıları inşa ederken kullandığınız taşın kalitesinden daha ziyadesiyle yaşayan toplumun değer yargıları bir anlam ifade ediyor derim.

 

Siz etrafınıza taş döşemekle sadece man kafa, taş kafa veya taş mantalitesi geliştirebilirsiniz. Taş ve taşlık üzerine büyüyen, küçülen, esneyen, genişleyen, daralan bir kalıba anca girebilirsiniz. Türk toplumunun yapısını çözmek için illa ki çekik gözlerden mi işe başlamak gerekir? Bilemiyorum. Bu konunun derinlemesine incelenmesi ve irdelenmesi gerektiğine inanıyorum.

 

Bizler mecburiyetten Türkiye de yaşamamız hasebiyle bu insanlar güruhu neden bizleri de Türk addetmeye çalışıyorlar? Anlaşılmayan nokta budur?

 

Bence T.C Devleti kurulunca Misak-ı Milli sınırları içinde kendisini Türk addeden nüfus oranı az olduğu için İsmet Paşa bir takım ayak oyunlarına gitmiştir. Daha önceden de bu tür senaryo yapılıp Ermeniler tehcir edilmişlerdi. İsmet Paşa 6-7 Eylül hareketlerinin arka planından bu olayları körüklediği söylenir. İşte bu tür ayak oyunlarıyla Türkiyeliler hepten Türk addedileceklerdir. Cumhuriyet kurulduğundan beri Laz, Çerkes, Arnavut ve Kürt halkları yok farz edildiler. Var olan halklar nasıl yok farz edilebilir? İşte bunu anlamak mümkün değil?

 

Senin Türklüğüne kimse bir şey demiyor, bu memleket Türklerin değildi de denmiyor. Peki sorun nedir? Türkiye de sadece Türklüğü kabul edenler yaşayabilir gibi bir afra tafra kavram kargaşası ortaya çıkıyor.

İşte bu yanlış.

Elin İngiliz’i, Almanı, ABD’lisi bu ülkeye gelip kimliğini kaybetmeden yaşayıp birde iş yapabiliyorsa o zaman 150 yıldır bu ülkede yaşayan Çerkesler ya da Beş bin yıldır bu ülkenin Kürt halkları da kendi kimlikleriyle yaşamak hakları değil midir? Sen kalk Özbekistan dan, Tataristan dan, Kazakistan dan Türkiye Cumhuriyetinin içinde ki insanlar için ahkam kes, dur.

Çuuuuuşşşşş,

Deeestuuuur,

Abdestin var mı senin, bir kere?

Dur bakalım arkadaş.

Sen bulunduğun memleketin sorunlarıyla ilgilen gavat herif, derim ben sana.

Sen kendi memleketinde yaşamanın savaşını ver, bir kere. Ben bu ülkede yaşamanın savaşını veriyorum. Ben buradan kalkıp da senin Paktına bağlı olan Kafkasya’yı şekillendirmeye çalışıyor muyum? Ben Kafkasyalıların yaşantısının kendilerini ilgilendireceğine inanıyorum. Kafkasya ya, Atalarımın memleketine gitsem de sadece misafir olarak ve turist olarak giderim. Ancak Kafkasya ya yerleşmeye ve yaşamaya karar verirsem, orada ki insanlarda beni bağırlarına basarlarsa işte bende o zaman bir şeylerin tarafı olurum.

 

Sen Türki Cumhuriyetlerinden hele bir gel, Türkiye de yaşamaya karar ver ve ondan sonra sen bu ülkede siyasi söylem geliştir derim. Herkesin yaşadığı yer kendine aittir. Kalkıp yaşadığın Türki Cumhuriyetlerinden dünyanın her yerine hükmeder gibi ahkam kesmek öyle pek akıl kârı bir iş değildir. Bugünün insanı doğduğun yer değil doyduğun yer memleketindir diyor. Bu yüzden senin ırktaşların Türki Cumhuriyetlerinden Türkiye ye gelip de burada çalışmaya kalktı mı beşinci sınıf insan muamelesi statüsünde, en adi iş kollarında işçilik yapmak zorunda kalıyor. Türki Cumhuriyetinden gelen Türkler bu ülkede kaçak işçi statüsünde. Türkiye Cumhuriyetinde hiçbir değerleri ve hükmü şahsiyetleri yoktur. Türki Cumhuriyetlerinden gelenler bu ülkede Afrika’dan gelenler mertebesindedir ancak. Hatta ki T.C. Devleti onları vatandaşlığa bile kabul etmiyor. Sen kalkıp birde Türkiye de ki Türkler hakkında ahkam kesip duracaksın. Seni Türkiye de kim adam yerine koyuyor ki sen bilmem nerede ki Türki Cumhuriyetinden kalkıp burası hakkında ahkam kesiyorsun. Sen bir kere hukuki olarak bu memleketin bir malı mesabesinde bile değilsin. Sen kalkıp seni ülküdaşın olarak kabul etmeyen bir ülkenin, kendi vatandaşlarının Türklüğünü sınama konusunda oradan bu tarafa ne diye ötüyorsun ki? Bulgaristan da, Yunanistan da, Irak da, İran da, Suriye de, Almanya gibi Avrupa ülkelerinde Türkler var diye oralara da sahip çıkmaya kalkışsaydın, bari / kalkışmazsın İnşallah? Yoksa sizler tüm insanlığın Türkün sulbünden var olduğunu zanneden ahmaklardan mısınız?

 

Kafkasya ya gidince çekik gözlü Türk arayacağım.

 

Mavi gözün bir özelliği mi var, nedir, bilemiyorum? Çok beğenilen mavi gözlü Türk, Türk oluyor da, mavi gözlü olmayan Türk, Türk olmuyor mu? Nedir bu mavi göze olan muhabbet, anlamış değilim. Bence Türkün çekik gözlüsü ile mayhoş yüzlüsü bence makbuldür. Cabbar Türk milletim benim. Ey Türkler sülbünüzle öğünmek doğru ve ahlakimidir dersiniz? Bizim sülbümüzün artıklarısınız demek ya da bizim Atalarımızın sülbünü taşıyorsunuz demek tüm insanlığın gözünün içine baka baka öğünmek doğru ve ahlakimidir? Bu tür bir zihniyet insanlığın hangi yönüne sığar? Bunlarla öğünenler neyi ispat ettiklerini zannetmektedirler? Atalarınız Orta Asya’dan çıkıp ortalıkta koçlar gibi dolaşıp sülblerini diğer milletlerin kadınlarına sunmuşlardır gibi bir yaklaşım sunmanız gerçekten doğrumudur? Bu söylemler ırkçı, kafatasçı, şovenist ve Şamanist insanların egolarını çok mu tatmin ediyor?

 

Ey Türki Cumhuriyetlerinden esip gürleyen öz be öz Türk ırkçıları, kafatasçıları, şovenist ve de Şamanistler, siz neseplerinizle ve sülblerinizle öğünün durun bakalım. Bunu size dünya insanları bir gün yedirirler. Kuyruğunu apış arasına kıstırıp da giden dişi itler gibi aynısını size uygularlar.

 

Alman Adof Hitler misali ari Alman ırkı yaratacağım diye insanlığa zulmedenleri kendinize örnek alan hasta zihniyetli ırkçı, kafatasçı, şovenist insanlar tüm dünyayı ari Türk ırkı yapacağız diye milyarlarca insanlarımı boğazlayacaksınız?

 

O kadar ırkçı sitelerinizde böbürlene böbürlene, kasım kasım kasılıyorsunuz da neden tüm Türki Cumhuriyetleri Rus Halkının ve de Çin Halkının esareti altındadırlar? Biz Çerkesler Rus yönetimiyle çok uzun yıllar / 300 sene gibi bir zaman kılıç salladık. Siz Türki Cumhuriyetlerinin mümtaz şahsiyetleri Türki Cumhuriyetlerinizi Ruslara teslim etmemek için kaç yıl kılıç salladınız acaba? Bir düşünün bakalım? Biz Çerkesleri boyunduruk altına almak isteyen Ruslar hangi Türk boylarını kullandılar biliyor musunuz acaba? Kazak Türklerinin bu konuda vahşice kullanıldığını bilmiyorsanız tüh, yazıklar olsun sizlere. Kazak Türkleri kendi soydaşları Türk olan Tatarlara karşı nasıl savaştılar acaba? Niye savaşmak zorunda kaldılar acaba? Çerkesleri sürgün eden Ruslar İstanbul Yeşilköy’e kadar Asker olarak kullandıkları Kazak Türk askerleri ile dayanmadılar mı? Bir söyleyin de bilelim? Yoksa bizler yanlış mı biliyoruz?

 

Ben sorarım, Türki Cumhuriyetleri halkının hangisi Türkiye’nin Kurtuluş savaşında yardım etti? Hindistan da ki, Pakistan da ki, Afganistan da ki Müslüman hanımlar boyunlarında ki, bileklerinde ki altınları çıkarıp gönderirken Türki Cumhuriyetlerinde ki hanım kardeşlerimiz ne gönderdiler acaba?

 

İstiklal savaşında Türki Cumhuriyetlerinden kaç Türk gelip de Çanakkale’sin de, Kütahya’sın da, İzmir’in de Yunanlılarla, İngilizlerle, Fransızlarla, İtalyanlarla yani Yedidüvelle savaştı? Çerkesler bu ülke insanlarınla savaşırken Türki Cumhuriyetlerinden hangi Türk kavimleri gelip de Çerkes kardeşlerine omuz verdi? Sorarım sizlere? Osmanlı yıkılırken Çerkesler Yemende, Balkanlarda savaşırken hangi Türki Cumhuriyeti soydaşları vardı? Balkanlarda kalan Türkler neden Türkiye ye iltica etmediler, bileniniz var mı? Mal, mülk sevdasından mıydı yoksa? Yoksa bize ne Türkiye Cumhuriyetinden mi dediler acaba? Dahası da Yunan İzmir’i işgal edince Anadolu’yu işgal etmenizde sizin yolunuzu kesse kesse Çerkes köyleri keser diye akıl veren Türkler gibimi düşündü Türkiye’nin dışındaki vatan perver Türkleri, ne dersiniz?

 

Ben işte bu sorulara dürüstçe cevaplamanızı beklemekteyim. Ötesi de, bana karşı değil kendinize dürüst olun bu yeter, bana.

 

Birde sizler nesebinizi ve sülbünüzü tüm dünya kadınlarına enjekte edince ortaya Türk melezleri çıkacak. Bu sizin istediğiniz ari Türk ırkına hiç uymayacak. Sizler tüm dünya kadınlarını becerelim de gerisi ne olursa olsun zihniyetinde hasta ruhlu insanlar mısınız? Bir aklınızı başınıza alın da düşünün derim. Tüm Türkler sizin gibi hasta Şamanist ruhlu ve zihniyetli insanlarla hemhal ve aynı fikirdeler mi ki?

 

Siteleriniz de herkesi aşağılıyorsunuz. Türkiye de ki 72 Milyon Türk addettiğiniz insanların hepsi ari Türk ırkımıdır? Yada Türkiye de ki 72 Milyon karma Türkü rahatlıkla bağrınıza basabiliyor musunuz? Tüm dünya insanlarını böyle hasta ruhlu ırkçı, kafatasçı, şoven ve Şamanist insanlardan Allah’a sığınır ve Allah korusun derim. Yoksa Türkiye de ki tüm halk sizin sülbünüzden var olmuş olduklarını farz edersek, sizin için bütün Türkler piç ve piç kurularımı oluyorlar? Kaleme aldığınız bu fikri yazıları bir daha düşünün derim.

www.hatiaqo.com ‘a yorum yazan sayın kendini uyanık sanan qwr(ne anlam ihtiva ediyorsa) hazretleri, qwr’nin arkasına saklanmak yakışır mı senin gibi asil bir Türk’e? Her halde kamu görevlisi olsan gerek. Türkçe Q, Türkçe W ne anlam ihtiva edebilir ki? Bu harfler Türkçe değil. Ben yanlış mı biliyorum? Sende o ırkçı sitelerin müptelasıysan sana da yazıklar olsun derim.

abidegayijergn@gmail.com

 

Ergün GÜLDAL


Yorumdur / yorum çok uzun olduğu için yazının altına yerleştirdim.
Türkistan Türkleri'nin Kurtuluş Savaşı'na ve Cumhuriyet'e Katkıları 1919 Türkistan Türkleri Atatürk’ün başlattığı Kurtuluş Savaşı’na ve yeni Türk Devleti’nin kuruluşuna kayıtsız ve ilgisiz kalmamışlardır. 1917 yılında Çarlık Rusyasını yıkan Bolşeviklerin estirdiği hürriyet havasında kendi milli devletlerini kurma gayret ve sıkıntısı içinde olan Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Tatar ve Azeri Türkleri başlangıcından itibaren Anadolu’da yürütülen mücadeleye de olağanüstü büyük ilgi ve yakınlık göstermişlerdir. Bu yakınlığın artmasına Rusya’da 1905 ve 1917 ihtilallerinden sonra ortaya çıkan hürriyet ortamında, Rusya Türkleri arasında büsbütün kuvvet bulan Türkçülük cereyanları sebep olmuştu. Bu dönemde Türkistan Türkleri arasında siyasi faaliyet ve bilhassa dergi ve gazete yayınları artmıştı. Milli şuur kuvvetlenmişti. 1908 İkinci Meşrutiyet’ten sonra Türkiye ile Rusya’daki Türk aydınları arasında fikir alış verişi de hızlanmış ve Türkistan Türkleri arasında Türkiye’ye olan ilgi ve sevgi tarihin hiçbir döneminde görülmemiş bir biçimde artmıştı. Bu durumu Türkistan Türklerinin Türkiye’ye Balkan Savaşı’ndan Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar olan sıkıntılı dönemde yardımcı olma ve onun hayatta kalmasını sağlama gayretlerinden açıkça görmek mümkündür. Türkistan Türklerinin Anadolu Türklerine çeşitli şekillerde vermeye çalıştığı yardım ve destekleri, I..Askeri yardım, II. Para yardımı, III. Fikri veya siyasi destek olarak üç başlık altında incelemek mümkündür. I. ASKERİ YARDIMLAR Türkistan Türklerinin her ne kadar Türkiye’nin düşmanlarıyla yaptığı silahlı mücadeleleri desteklemek üzere düzenli bir ordu gönderme imkânları olmadıysa da, savaşa ferdi katılımlar olmuştur. Bilhassa hacca giden Türkistanlıların hacca giderken veya dönüşte Türkiye’nin saflarında tereddüt etmeden savaşa katıldıklarını görüyoruz. Bu konuda en eski kayıt 1788 Osmanlı-Rus savaşına kadar uzanmaktadır. Arşiv kayıtlarına göre, Hicri 1202 ramazan (1788 haziran) ayında Türkistanlı Mehmed Bahadır, Hokand'dan hac niyetiyle yola çıkar. Erzurum'a geldiğinde Osmanlı'nın savaş için asker topladığını işitir. O sırada I. Abdülhamid Rusya'ya harp ilan etmiştir. Bunun üzerine hacca gitmekten vazgeçen Mehmed Bahadır 4 arkadaşıyla beraber savaşa katılmaya karar verir. Başbakanlık Devlet Arşivindeki belgelere göre, Mehmed Bahadır Divan-ı Hümayun'a müracaat ederek savaşmak için 5 at, 5 kılıç, 3 tüfek ve azık verilmesini ister. Balkan Savaşı (1912-1913) sırasında da Hac için Mekke ve Medine’de bulunan Türkistanlı Hacılar ile talebelerden bazıları gönüllü olarak Osmanlı ordusuna katılmışlardır. Türkiye'ye yakınlık özellikle Balkan harpleri sırasında kendisini belli etmiştir. Kazan Türklerince Hilal-i Ahmer'e çokça para yardımı yapıldığı gibi, Türk ordusunda hizmet görmek üzere gönüllü asker ve hemşireler de gitmişti. Yine Balkan Savaşı sürdüğü 1912 sonbaharında, Rusya’nın başkenti Petersburg’ta üniversitelerde okumakta olan Kazak, Tatar, Özbek gibi Türkistanlı öğrenciler de Balkanlara giderek Türkiye saflarında savaşmak istediler. Balkanlardaki sıcak çatışmalarla ilgili olarak, Petersburg üniversitelerinde okuyan Türk öğrenciler ile slav öğrenciler arasında tartışmalar ve kavgalar eksik değildi. Özellikle Bulgar öğrenciler ile Türkistanlı öğrenciler arasında gerginlik yaşanıyordu. Kazakistan Merkez Devlet arşivinde bulunan bir belgede, 1912 senesinde Petersburg’ta öğrenci olan Sancar Asfendiyarov, 1933 yılında yaptığı bir konuşmada bu konuyla ilgili bir hatırasını nakletmiştir. Asfendiyarov, Bulgar öğrenciler ile olan bir kavgadan sonra, Türkistanlı öğrencilerin Türkiye saflarında savaşmak için karar aldıklarını belirtir. Ancak, daha sonra bu samimi niyetlerini gerçekleştiremediler. Bundan başka 1912 senesinde Medine’de tahsilde bulunan 400 kadar genç Balkan muharebesine gönüllü katılmak üzere İstanbul’a gider ve Edirne düşmandan geri alındıktan sonra Medine’ye geri dönerler. I. Dünya Savaşı sırasında Medine’de Osmanlı ordusuna gönüllü katılmak isteyen Türkistanlılar ayrıca beş Osmanlı altını vermişlerdir. Niçin böyle yaptıkları sorulunca, Arapların Türkistanlılar aç kaldıklarından dolayı Osmanlı ordusuna katıldığını zannetmemeleri için böyle bir tedbir aldıklarını söylemişlerdir. Bu suretle 51. Alay’a gönüllü kaydolan Türkistanlılar Avali harbine iştirak etmişlerdir. I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Türkiye’ye askeri yardımın ilginç bir şekli Kadı Abdürreşid İbrahim Efendi tarafından gerçekleştirildi. Kadı Abdürreşid Almanya'ya esir düşen Rusya Türklerinden (Kazan Türkleri ve Başkurtlardan) İngilizler ve gerekirse Ruslara karşı da savaşmak üzere gönüllü kıtalar topladı. Bunlardan bir tabur (Asya taburu) Irak cephesinde savaşmak üzere Türkiye'ye geldi ve Irak cephesinde bir çok şehit verdiler. Bir grup Türkistanlının hac dönüşü Kurtuluş Savaşı’na da katıldığını görmekteyiz. Mekke ve Medine'de hac ibadetini tamamlayarak Türkistan'a dönmekte olan 40 kadar hacı Çukurova'da iken I. Dünya Savaşı başlar ve yurtlarına dönemeyip orada kalırlar. Harp esnasında burada bazı işlerde çalışarak geçimlerini temin ederler. Osmanlının savaşta yenilmesi üzerine Çukurova Fransızlar tarafından işgal edilir. Türkistanlılar Tarsus'ta Fransızlara karşı ilk silahlı mücadeleyi başlatanlar arasında yer alırlar. Türkistanlılardan Hacı Yoldaş başkanlığındaki grup, karakol basarak, trenlere saldırarak Fransızlara zarar verdirir. Daha sonra Kavaklıhan cephesi kumandanı Zeki Baltalı’ya müracaat ederek, Türk ordusuna katılırlar. Grup kumandanı Halil Süllü’nün emrinde Fransızlara karşı çarpışan 26 Türkistanlıdan 16 sı şehit düşer. Azeri Türkleri ise Kurtuluş Savaşı’na kendi bağımsızlıkları pahasına askeri yardım sağlamak istemişlerdir. Azerbaycanlı ilim adamı Prof. Vagıf Arzumanlı'nın Bakü'de 1998 senesinde yayınlanan makalesinde belirttiğine göre, 28 nisan 1920'de Azerbaycan Parlamentosu hakimiyeti Bolşeviklere vermeyi kabul ederken koyduğu şartlardan birisi Rus ordusunun Bakü’ye girmeden önce demiryolu vasıtasıyla Anadolu'nun yardımına gitmesi idi. Bu hakikatin TBMM Gizli celse zabıtları ile Polonyalı araştırmacı Tadeusz Swietochowski'nin eserinde de teyit edildiğini görmekteyiz. Bu durum Azeri Türklerinin kendileri bağımsızlıklarını kaybetseler bile, Türkiye’nin bağımsız yaşamasını istediğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Ancak Ruslar kabul ettikleri bu şartı yerine getirmediler. Türkistan Türklerinin 1914-1917 yılları arasında Kafkas cephesinde Ruslara esir düşen Osmanlı subay ve askerlerine yaptıkları yardımları da, dolaylı da olsa Kurtuluş Savaşı’na askeri yardım olarak görebiliriz. Zira bu askerlerden yurda dönenlerden bir çoğu daha sonra Kurtuluş Savaşı’na katılmışlardır. 29 Ekim 1914 - 15 Aralık 1917 arasında Kafkas cephesinde Ruslara yaklaşık 60 bin Osmanlı subay ve askeri esir düşer. Bu esirlerin büyük bir kısmı Hazar Denizi’nde Bakü’ye yakın Nargin adası ile Kuzey ve Güney Kafkasya’ya nakledilmişlerdir. Bunlar 1918’de Güney Kafkasya’ya giren Osmanlı ordusu tarafından kurtarılarak Türkiye’ye getirilmiştir. Ancak henüz Moskova’nın kontrolüne tam olarak girmemiş Sibirya’da bulunan 9 bin kadar Türk esirini kurtarma girişimleri sonuçsuz kalmıştır. Çok zor şartlarda yaşamaya mahkum edilen bu esirlerin büyük bir kısmına Rusya Türkleri sahip çıkarak, yardım etmişlerdir. Bunun için Moskova, Petrograd, Kazan, Ufa ve Orenburg'da özel komiteler teşkil edildi. Rusya Müslümanlarının Moskova’da 1-11 Mayıs 1917 tarihinde yapılan ilk genel toplantısında da Türk esirlerinin içinde bulunduğu zor durum görüşüldü. Kurultay bu hususu Rusya Harbiye bakanı Kerensky’ye telgraf çekerek bildirdi. Esirlerden yaklaşık 1000 kadarı kendi çabaları ve Türkistanlıların yardımıyla Afganistan üzerinden Türkiye’ye dönmüştür. Türkiye’ye dönen esirlerden biri olan Tahsin İybar, hatıratında “Ruslar Sibirya’daki kampta esirlere geniş Rus topraklarından çıkamazsınız demişlerdi. Buna rağmen Rus topraklarından çıkmaya muvaffak olduk. Çünkü bize Türkistanlılar zengin, fakir ihtiyar genç demeden adeta birbirleriyle yarışırcasına yardım etmişlerdi” demektedir. Daha sonra uluslararası alanda yapılan çalışmalar neticesinde kalan esirler de kurtarılarak, yurda getirilmiştir. 1925 Yılından sonra Rusya’da hiç esir kalmamıştır. II. PARA YARDIMLARI Türkistan Türkleri daha Balkan Savaşı yıllarında Türkiye’ye para yardımı yapmaya başlamışlardı. Mesela, Kazan Türkleri bu yıllarda Hilal-i Ahmer'e hatırı sayılır ölçüde para yardımı göndermiştir. Kazak Türkleri de bu konuda ellerinden geleni esirgememişlerdir. Berlin'de Çağatay Türkçesinde yayınlanan "Yaş Türkistan"* dergisinde yer alan bir makaleye göre, Balkan harbi yıllarında (1912-13), Türkistan'ın Akmescit şehrinden Sadık Ötegenov isimli bir Kazak, küçük heybesinin iki gözüne doldurmuş olduğu altınları Rusya'nın başkenti Petersburg'a getirir. Burada tahsilde bulunan hemşehrisi Mustafa Çokay'ın evine gider ve ondan kendisini Osmanlı elçisine götürmesini rica eder. Elçilikte, ihtiyar Kazak Osmanlı elçisi Turhan Paşa’dan, Türkistanlı Türk kardeşlerinin sevgi ve sempatisinin küçük bir ifadesi olmak üzere getirdiği yardımı gerekli yere ulaştırması için ricada bulunur. Bunun üzerine gözleri dolan Turhan Paşa her ikisini kucaklayıp öper ve emaneti kabul ederek yerine ulaştıracağına söz verir. Yine bu dönemde Medine’de tahsil görmekte olan Kazak öğrenciler Osmanlı askerine yardım için harçlıklarından 200 lira toplarlar. Balkan harbi yıllarında Kazakistan'da yayınlanmakta olan "Aykap" gazetesinin bu konudaki haberine göre, öğrenciler topladıkları paraları Medine valisi Basri Paşa’ya teslim ederek, ondan bu yardımı Hilal-i Ahmer cemiyetine ulaştırmasını isterler. Yardım küçüktür, ama Türkistanlı öğrencilerin dahi Balkan Savaşı sırasında Türkiye’ye yardım etme arzusunda bulunduğunu göstermesi açısından önemlidir. I. Dünya Savaşı sırasında Andican zenginlerinden Mir Kamil Mir Mumanbayoğlu Rusya’ya karşı Osmanlı devletine 200 bin ruble yardım gönderir. I. Dünya Savaşında Türkiye’ye ilginç, ilginç olduğu kadar şuurlu bir katkı Türkistanlı pamuk tüccarlarından gelir. I. Dünya Savaşı sırasında Rusya'da ulaşım ve üretimdeki sıkıntılardan dolayı, Türkistan'daki pamuk alıcı bulamadığından stoklar büyümüştür. 1918’de Brest-Litovsk'da Sovyet Rusya ile ittifak devletleri arasında barış imzalanınca, Rusya'ya giden ilk Alman sefirinin mümessili pamuk almak için Türkistan'a gider. Pamuk tüccarları ticari pazarlıklara girmeden evvel alıcıdan milliyetini belgelemesini isterler. Alış-verişle alakası olmayan böyle bir talep karşısında Alman temsilci hayrete düşer. Diğer taraftan Rusya'nın eski düşmanı olan bir devletin temsilcisi olduğu için de endişelenerek ürker. Bu talebin ticaretle alakası olmadığını ileri sürerek, doğrudan doğruya fiyat ve kalite meseleleri üzerinde görüşmeyi teklif eder. Bu meselelerde uzlaşmanın kolay olduğunu söyleyen Türkistanlı tüccar, alıcının milliyetinin kendileri için çok daha önemli olduğunda ısrar ederler. Bunun üzerine temsilci, alıcının Alman olduğunu gösteren vesikaları çekinerek göstermek zorunda kalır. Alıcının Almanya olduğunu öğrenen Türkistanlı tüccar, kendisine büyük iltifatlarda bulunarak, mallarını başkasına verdiklerinden daha ucuza vereceğini ifade eder. Hayretler içinde kalan temsilci, bu iltifatın sebebini sorduğunda şu cevabı alır: "Biz pamuğun mühim bir harp maddesi olduğunu biliyoruz. Bu maddeyi beş-on kuruş kazanmak pahasına, Türkiye'nin düşmanlarına satmaktansa, yakıp imha etmeyi yeğleriz. Siz Almanlar Türkiye'nin müttefikisiniz. Size pamuğu ucuza vermekle, Türk kardeşlerimizin menfaatlerine hizmet ettiğimiz inancındayız" . Kurtuluş Savaşı’na gerçek anlamda para desteği, 100 milyon altın ruble gibi bir meblağı verme çabası Buhara Halk Cumhuriyeti’nden gelmiştir. 1873’ten Sovyet hükümeti tarafından istiklalinin tanındığı 1918 yılına dek Çarlık Rusyasına bağlı, yarı müstakil devlet konumunda olan Buhara o dönemde Türkistan’ın en zengin Hanlığı idi. Ticari faaliyetler sayesinde Buhara Hanlığı büyük bir zenginliğe ve altın rezervine sahip olmuştu. Bu zenginlik sayesinde Buhara Emiri Petersburg’da büyükçe cami yaptırabilmiştir. Kızıl Ordu tarafından 2 Eylül 1920’de yıkılan Buhara Hanlığı’nın yerine 6 Ekim 1920’de Buhara Halk Cumhuriyeti ilan edilmesinden sonra, Buhara Halk Cumhuriyeti’nin Osman Kocaoğlu başkanlığındaki temsilcileri Moskova’ya giderek Lenin ile görüşme yaparlar. Bu görüşmede Buhara heyeti, Lenin’e Türkiye için 100 milyon altın ruble yardım vermeyi taahhüt ederler. Heyet Buhara’ya döndükten sonra, bu konu parlamentoda oylanır ve Türkiye’ye yardım tek itiraz sesi yükselmeden oy birliği ile kabul edilir. Vaat edilen 100 milyon altın da en kısa zaman zarfında Moskova’ya ulaştırılır. Bu teslimat konusunda elimizde herhangi vesika yoktur. Ancak Türkistan’da o devrin olaylarını yaşamış şahsiyetlerden ve Türkistan tarihi mütehassısı Z. V. Togan ve Türkistan’daki esir Osmanlı subaylarından Raci Çakıröz bu yardımın yapıldığını teyit etmektedir. Ne yazık ki, bu yardım hedefine ulaşmamıştır. Buharalılar tarafından verilen nakdi yardımlar Ankara’ya teslim edilmemiştir. Sovyetlerin Türkiye’ye Eylül 1920 ile Mayıs 1922 tarihleri arasında kendi adına yaptığı nakdi yardımlar da Buhara Cumhuriyeti’nin teslim ettiği 100 milyon rublenin çok altında, 11 milyon ruble civarındadır. III. FİKRİ VE SİYASİ DESTEKLER I. Dünya Savaşı’ndan önce Rusya’da ve Osmanlı’da yaşanan 1905 ihtilali ve 1908 II. Meşrutiyeti’nden sonra Anadolu ve Rusya Türkleri arasında kuvvetli bir kültür bağı kurulmuştu. Bunun neticesinde I. Dünya Savaşında Türkistan Türklerinin bütün sempatileri Türkiye ile beraberdi. Bu sempatinin büyüklüğünü Tahir Çağatay’ın I. Dünya Savaşı sırasında yaşadığı bir anısından görmek mümkündür. Taşkent’te kalabalık seyirci arasında Umumi Vali F. V. Von Martson’un* bulunduğu bir sinemada, savaşla alakalı belgesel film gösterilmekteydi. Perdede ilk olarak Rus ordularının seferberliği ve resmi geçidi gösterildi. Bunu takiben bütün büyük devletlerin askeri resmi geçitleri izlendi. Hepsi de sükunet içinde seyredilerek geçirildi. Fakat beyaz perdede başta sancağı ile bir Türk süvari alayı gözükmeye başlayınca, o muazzam binayı dolduran halk ani bir hareketle ayağa kalktı ve alkışlamaya başladı. Bu kalkma hareketi o kadar ani ve tesirli bir şekilde vuku bulmuştu ki, seyirciler arasında bulunan Ruslar da gayri ihtiyari olarak bu kitle temayülüne uymak zorunda kalmışlardı. Bu durum karşısında sinirlenen umumi vali derhal salonu terk etti ve film bir daha gösterilmedi. Yine Çağatay’ın belirttiğine göre, I. Dünya Savaşı esnasında Taşkent’te halk bütün heyecanıyla olayları takip ederdi. Türklerin muvaffakiyetini, Rusların mağlubiyetini belirten herhangi bir haberi ihtiva eden gazete derhal karaborsaya düşüyordu. Bu dönemde Türkistan Türkleri I. Dünya Savaşını çok yakından takip ediyor ve Türkiye’nin bir ölüm-kalım savaşı verdiğini fark ediyorlardı. Mesela o dönemde Kazak Türklerinin önde gelen siyaset ve fikir adamlarından biri olan Mir Yakup Duvlat dünyadaki 300 milyondan fazla Müslümanlar arasında en güçlüsünün Türkiye olduğunu ve bu Türkleri parçalamak için çeşitli devletlerin fırsat gözlediğini yazar. Kazakistan'da I. Dünya Savaşı yıllarında yayınlanmakta olan “Kazak” gazetesinin 1918 eylül sayısında yer alan yazısında Duvlat, bu fırsat beklemenin birkaç asırdan beri süre geldiğine işaret ettikten sonra, devam etmekte olan I. dünya savaş sırasında düşmanların İstanbul'u almak ve Ayasofya'ya asmak üzere haçı da hazırladıklarını ifade eder. Fakat Türklerin boş durmadığını, ülkelerini korumak için asırlardan beri mücadele ettikleri gibi, dört seneden beri de diz boyu kanlar içinde, milyonlarca yiğidini kurban ederek, mal-mülkünü feda ederek savaştıklarını yazar. Görüldüğü gibi, Mir Yakup Duvlat’ın yazısı, Kazak bozkırlarından Türk topraklarında yapılan mücadelenin çok yakından takip edildiğini açıkça ortaya koymaktadır. bir yılı aşkın bir süre önce

AtillaHan | Mail: ultra.aslan072009@hotmail.com

Gelen Yorumlar
Toplam 7 yorum, 1-7 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Ayrıca İstanbul Yeşilköye kadar gelenler Volga Kazaklarıdır, Türk Kazaklar değil. Açıp biraz tarih okuyun Türkleri kötüleyene kadar. Volga Kazakları Rus Ordusuna bağlı özel savaşçılardır. Osmanlı Ordusundaki Akıncılar sınıfı gibi. Bugün Orta Asya Kazakistan ülkesi; Kazak Türklerinin ülkesidir. Bu ülkede belli oranda Rus nüfus yaşamaktadır. Ancak bu Rus nüfusun Volga Kazaklarıyla alakaları yoktur ve günümüz Kazakistanında birtane dahi Volga Kazağı yaşamamaktadır.
AtillaHan eklemiş. | 05 Ağustos 2011 Saat 00:25
Attilla Han birader ciddiye alma. Benim kız arkadaşım da çerkes, bu siteyi gösterdim, bu adam adına benden özür diledi. Yani bütün çerkesler bunun gibi düşünmüyor.
gezgin eklemiş. | 07 Ağustos 2011 Saat 00:22
Atilla Han paylaşımın için Teşekkürler. Yinede bir şeye dikkat çekmek istiyorum. Türkistanlı Türklerin (Müslümanların) Osmanlıya (Türkiyeye) bu kadar büyük gayretle yardım etmeye çalışmaları, Hac ve Tahsil niyetlerinden vazgeçip Cihad'a iştirak etmeleri, nati ve ferdi yardımlar esirgememelerinin altında din (Ümmed) birliğinin ve Halifeye olan bağlılığın itikati tesirliliği daha dikkat çekici olduğuna inanıyorum. Yani Irki değil dini duyguların bilinçli hareket etmelerinde daha etkili olduğu kanatindeyim. Bakın Çuvaş, Yakut yada Balkanlardaki Gagavuzların Balkan ve Kurtuluş savaşlarında pek aktivistliklerini göremezsiniz. Demek istediğim Irki bilinç ve duygusu söz konusu olsaydı sanırım Türkistanlı Turanilerin (Müslümanların) yanında Hristiyanlığı benimsemiş olanlarıda görürdük. Din Birliği sanırım Irk birliğinin yanında daha bir önem arz ediyordu o yıllarda. Din birliği karışma ve kaynaşmada da çok önem arz ediyordu. Bu gün Romanya Moldovya sınırındaki Hristiyan Gagavuzların varlığı 1900 lerin başına kadar Edirne, Bulgaristan, Batı Trakya ve Makedonyanın içlerine kadar varlığı söz konusuydu. Büyük oranda yüzyıl gibi zaman içersinde balkanlardaki Hristiyan unsurlarla çabuk kaynaştılar, karıştılar. Tespitlere göre eğer Irk hassasiyetine, birliğine önem verseydiler bugün 500-600 bin dolaylarında olmaları gereken nüfuslarını yitirmezlerdi. Demek istediğim şu, Müslüman Turaniler ne kadar Osmanlıya, Türkiyeye bağlı idiselerde Hristiyan Turanilerde Hristiyan olan diğer Kavimlere bağlı kaldılar. Şunuda Unutmamak lazım. Kurtuluş savaşında Hindistan, Pakistan Müslümanlarınında Osmanlıya, Türk Kurtuluş savaşına yardım için Nakdi yardım teşebbüsleri olmuş ve İngilizler tarafından el konulmuştur, tıpkı Rus'un (Moskofun) Türkistanlı Müslümanların yardımlarını hiç ettiği gibi. Velhasıl demek istediğim şu ki;650 Yıllık Osmanlı (Türk) Halifeliği Endenozyaya kadar Kutsiyet arzediyordu Tüm Dünya Müslümanlarının gönlünde. Bütün Çaresizliklerine, fakirliklerine, sömürge altında olmalarına rağmen erişe bildikleri kadarıyla, ferdi ve Nakdi yardımlarını, iştiraklerini normal kudsiyette kabul etmeliyiz. Çok geniş ve bilgilendirici Mavi yaznız için tekrar teşekkürler. Bende bunları firiyatı aşda tuzum biberim olsun diye ekliyeyim istedim.
decenqua eklemiş. | 07 Ağustos 2011 Saat 23:01
Attilla Han birader ciddiye alma. Benim kız arkadaşım da çerkes, bu siteyi gösterdim, bu adam adına benden özür diledi. Yani bütün çerkesler bunun gibi düşünmüyor. gezgin eklemiş. | ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- gezgin'e katılıyorum. Düşüncelerimiz de tek tip olamayacağı gibi tek bir görüşü, yorumu, düşünceyi, tespiti v.s genelleştirememeliyiz. Ergün Güldal'ın tepkisini yüzeysel eleştirmekten ziyade tepkimesine sebebiyetler üzerinde durmalıyız. Sanırım incitilen bir taraf var yüreğinde. Asker ocağından beri tanırım kendisini ve yüreğini. İnsan sevgisi, vatan (Ülke) sevgisi, hoşgörülü, inançlı birisi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yazılarının daha çok kendisinin ve mensup olduğu kavminin yaşadığı topraklara, insanlarına daima Osmanlı'dan buyana sadık olmalarına ve olmasına rağmen, kötü ve iyi günde herzaman her bir vatandaş gibi kader ortaklığına eyvallah diyen yüreğinin bir kesim tarafından incitilmişliğine dair genelden çok kesime seslenişi diye algılıyorum yazısını. Bende o kesimden haberdarım fakat Ergün kadar kızgın değilim doğrusu. O kesime PKK kadar kızgınım ve sabırlıyım. Çünkü bana göre bu memleket için, ülkemiz için PKK ne kadar tehlikeliyse o kesimde tehlikelidir. PKK'ya ne kadar karşı isek o kesimede karşı olmalıyız. Çünkü o kesim PKK bitse dahi başka PKK'ların doğmasına adeta zemin oluşturuyor. Çünkü Türk olmayan herkes it, piç'dir bu ülkede. Köle olmalılar, Türk'ü sokakta, parkta gördükleri an eğilip müsade edilene kadar önlerinde o vaziyette durmalıdırlar. En ağır, pis işlerde çalışmalılardır. Devlet Kurumlarında, eğitim sahalarında kesinlikle olmamalılar, yüksek tahsilde önleri kapatılmalıdır. Hatta bir yerlere sürülmelidirler, hatta ve hatta öldürülmelidirler v.s.. Yani Ağıt yaktığımız Uygur kardeşlerimize Çin'in uyguladıklarını bir bakıma layık görüyorlar Türkiye'de Türk olmayan kavimlere. Ben ciddiye almıyorum bunları da sanırım Ergün kardeşimizi çok etkiledi. Yazıya katılmamakla beraber onu anlıyorum, anlayabildiğim kadarda bir bakıma yanındayım. Son söz Ergün'e tavsiyemdir sende takma. Çünkü Aynı dil gurubuna mensup milletler tek bir ülke kurabilseydi, Hindistandan İzlandaya kadar olan geniş Çoğrafyada tekbir devlet olurdu. Hint_Avrupa Cumhuriyeti mesela. Şöylede düşünüyorum, biz Çerkeslerin yaşadığı köylerde, şehirlerde Tuva Türkleri olsaydı, Lazların olduğu doğu karadenizde Altaylar yaşasaydı, G.Doğuda Kırgızlar ve bunlar bizde kendi dilimizi yaşatmak istiyoruz talebinde bulunup farzumaal dış (Emperyalist) güçlerden destek görüp bu gün PKK gibi örgütlenseydi çözüm nasıl olurdu acaba? Eğer tek dil ise çözüm sanırım Türkiye Türkçesini kayıtsız şartsız benimseyeceklerdi veya bu gün PKK'ya gösterilen tepki ve özdeşleştirilerek Kürtlere yapılan hakarete maruz kalacaklardı herhal... Demem o ki, öyle veya böyle bir ülkenin vatandaşlarının masum taleplerini onları PKK'laştırmadan yasal zeminde çözümlemektir. Tek devlet, tek bayrak ve tek sınırlar içersinde tek Resmi dilin mecburi ortaklığında sanırım teknik ve teşviki imkanlarla ortak yaşama, güce zarar verdirmeden, kırgınlıklar, kırılmalar, kinleşmeler olmadan pek ala yaşanabilir diye düşünüyorum. Bunu ülkemiz pekala da başarabilirde. Zaten 30 yıllık çözümsüzlük sanırım bunun siyasal çözümlülüğü arayışlarını getirdi ülkemizde önümüze. Bölünmek küçülmektir. Osmanlı bölündükçe toprakları küçüldü. Osmanlı'dan kopanların da saadette mi, sefalette mi olduğunu görüyoruz. Suriye, Libya en güzel örnekler. Türkiye Osmanlıdan kalan esas çekirdek topraklar. Hala ve hep böyle kalacak inşAllah. Osmanlı'dan ayrılanlardan daha huzurlu, daha güçlü. Tarih tecrübedir aynı zamanda. Bu Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türk, Kürt, Çerkes, Laz v.s.'ler için de geriye dönüp baktığımız vakit ders alıp ülkemizin kıymetini bilmeye vesiledir. Çok ön planda olan PKK terörünün iğrenç vahşi icraatleri panik halinde yaptıklarını bir halkın geneline maal etmemize sebep oluyor ve bunun tedirginliğiylede bu kesim Türk olmayan herkesi ihanetle, hainlikle yaftalıyor. Unutmayalım BDP'li milletvekili bayanın tokatladığı Komiserde Kürt kökenliydi. Şamarı yemesinin sebebi sokak teröristlerine göz yummaması ve onları tutuklamasıydı. Her gelen Şehit haberlerinden birinin veya ikisinin annesi Kürtce ağıt yaktı. Gerçi bu kesim işi öyle tahrik edici noktaya getiriyor ki Kürtten Şehit olmaz diye PKK terörüyle savaşan erlerimizin ailelerini dahi incitiyorlar. Herneyse yazacak bu konuda çok şey var. Onun için bu kesim PKK kadar tehlikeli diyorum. Ya Türksün ya Piçsin diyen bu kesimi;Irkcı olmayan Türkler, Boşnaklar, Lazlar, Gürcüler, Pomaklar, Arnavutlar, Kürtler, Araplar, Roman (Çingene)'ler araştırsınlar, belleklerine kazısınlar ve çok dikkatli olsunlar, olurya bir gün lazım olur,bu kesimi bilmekte fayda var. Ergün arkadaşım yazının uslübü amacını aştı, ama seni anlıyorum bilhassa en çokta incitilen sen oldun. Tabi hepimiz bu kesimin incitilenlerindeniz. Pomak, Boşnak, Kürt, Laz, Gürcü herkes bu kesimi biliyor anladığım ve tespit ettiğim kadarıyla. Bilmelerinde fayda var. Takma kafanı. Ben Kürt sitelerinede giriyorum, bunlar gibi ana avrat, cibiliyet, ata, dede hatta Allah'a küfredenine rastlamadım. Sadece Allah bunları ıslah etsin diyebiliriz...
decenqua eklemiş. | 08 Ağustos 2011 Saat 01:38
Tarihte Kazak dediğinizde iki tür Kazak karşınıza çıkar. 1-Türk Soylu Kazaklar 2-Rus Soylu Kazaklar (Don-Volga Kazakları) Rus Kazaklarıyla Türk Kazakları birbirinden tümüyle farklı uluslardır... Rus Kazakları, Rusya dan siyasi nedenlerle kaçmak zorunda kalmış ayakçı ve köle takımından rusların, doğuya ilerlemeleri sonucu ortaya çıkmıştır. Bu ruslar, Kazak Türklerinin yaşantısını birebir örnek almış, hatta isimlerini bile Türkçe olarak değiştirmişlerdir. Ama hristiyan olarak kalmışlar ve Rus olarak barbarca bir hayat sürmüşlerdir. Plevne savaşında kazakların Türk askerlerine çok zararlar verdiği söylenir. Ama bu kazaklar Türk değil, DON-VOLGA KAZAKLARI, diğer deyişle Rus kazaklarıdır. Tolstoy'un ünlü eseri ''KAZAKLAR'' kitabını ilk okuduğumda bu durum üzerine bilgim yoktu ve bir süre Türk olan Kazaklara da soğuk bakmıştım. Tolstoy un yazdığı kitabın rus kazaklarıyla ilgili olduğunu sonradan öğrendim. O kitaptaki Rus kazak erkekleri birbirlerine ''çigit'' olarak sesleniyorlardı. (Yiğit) Bu da Türklerden ne kadar etkilendiklerini gösteriyor. Bu bilgiyi öğrenmemiz önem taşımaktadır.
AtillaHan eklemiş. | 08 Ağustos 2011 Saat 16:48
Çerkez 300 yıl Ruslarla savas etti derken milliyet savaşımı verdi yoksa müslümanlıklarını korumak içinmi savaştı Türkiyeye gelirken hangi sıfatla göç ettiler ümmete sığınmak mı yoksa Çerkez kültürünü yaymak içinmi geldi kendi topraklarında yapamadıklarını burada yapmak için mi Çeçenleri yeri geldiğinde Çerkez kabul et ama Çeçen kendini vahabı sayıyor şu an Ramazanov öyle diyor ben değil niye bak atıyorsun arilikten bahseterek kafaları bulandırmaya aşağılamaya çalısıyorsunn niye mavi göz kinayesi yapıyorsunn şunu unutma istila edenle istilaya uğrayan arasındaki fark şudur. İstila eden tohum saçar istila edilende nasibini alır belki çok acımasız birsey bu ama gerçek bolşevikler istila ederken Kafkasya da aynı şeyi yapmadımı köylere Ruslar veya Tatarlar girmesin diye kızları savaş tazminatı olarak vermedi mi, yahu bu zamanda bile bosnada olmadı mı, savaşın enadı yüzü tecavüzler binlerce babası belli olmayan nesil çıkmadı mı o çok övdüğünüz eteklerine sığınmaya çalıştığın Kürtler hangi istilalara uğradı sırayla gör. Çerkez ırkı dediğin ırk hangi geçisin ortasında idi. Yapma bu konular gerçek olsa da bu belden altı vuruş Çerkez kimliğinin has özelliği olan saygı ve buna saip olmadan da Çerkez olunmaz ben öyle biliyom. Çerkez Bulgar da filibe katliyamlarında Türk kimliğini korumak içinmi kıyım yaptı yoksa kafkaslar da uğradığı dinlerine yapılan tecavüzlerinin intikamı için mi o kıyımı yaptı. Ordan gelen halk ödemiş İlkkurşuna Yunanlı geliyor diyemi yerleştirildi yoksa Marmarisi beğenmedikleri için mi yoksa ilk kurşunu atarkende Türk ırkının korunması için mi attı yoksa İstanbul'da ki hilafeti korumak için mi en verimli toprakları Çerkezlere verilirken en iyi iş olarak devlet işi olan askerlik istihbarat işlerine niye Çerkezler hemen alındı. Savaşçılıklarından mı yoksa İstanbul'da ki sarayda bulunan gelinlerin ve onların saraydaki akrabalık ilişkilerinin hiç mi alakası yok yapma Allah'ını seversen bir yere çıkarken başkasının sırtına basmak yakışmaz. Kölelik her zaman sizde var, asalet tanımı sizde var, asiller bu ülkeye gemilerle ırget köylülerde kağnılarla karadan kağnılarla geldi, köylere bile o şekilde yerleştirmedi mi atalarınız yapma kardeş yapma biz de biliyoruz sanki hep haklı gibi yazma niye o köylü osmanlının kırdığı Alevi bektaşı Türkmenlerinin kırıldığından kıyıma uğradığından mevlana bile bu Tükmenleri aşaladığını yapılan mevlevi hanelerın inşaatında onları değıl Rum, Ermeni çalıştırdıklarını bu Türkmenlerin mevlanaya fırıldak derdegah dediklerini yine Osmanlı ciddiye almadığı aşaladığı bu halka Çerkez kayınçoların yaptığı istihbaratla vergilerle devlet gücü ile sindirildiği garp cephelerine yemen cephesine sarıkamışa yollandığını bizde biliyoz. Bır çarık ile bu köylüler cebheye sürülürken Çerkez atıyla onun komutanı değilmiydi enişte imtiyazından şimdi farklımı istibarat, polis, jandarmanın en büyük jurnalcileri Yaşar Öz, Tarık Ümit, Süleyman Seba daha geri saycaklarda var. En üst politikada yokmular ama yine Askerde şehit verenler yine aynı dedeleri gibi bu Anadolunun has Türk uşakları değil mi, yapma kardeş belden asağı çalışırsan biz de biliyoz adam gibi birlik içinde geçmişteki hatalarla birbirlerimize üstünlük sağlama mücadelesi yapmayalım. Nasıl daha güzel güçlü yaraşır birbirimize saygı gösterirek geçmişteki hatalardan ders alarak en iyisini yapmanın mücadelesini yapalım. Şunu diyelim bu toprak bizim burayı yaşanacak şekile getirelim. Gelecek nesillere devredelim. Birçok yorum yazıyom ama pek yer bulmuyor, acaba çok mu keskin, yoksa ha İsmim Kurtcebe nick kullanmıyorum. Tanıyanlar bilir, korkumda yok yazdıklarımın arkasındayım.
Yazıyı sadeleştiresiye kadar göbeğim çatladı. Kendi sitelerinizde kesdiğiniz ahkamlar yetmedi, şimdide www.hatiaqo.com da yarım yamalak Türkçenizle ahkam kesmeye çalışıyorsunuz. Sizler kendi sitelerinizde bir birinizle niye küfürleşmeye devam etmiyorsunuz ki? Burada aklınızca değişik nicklerle girip masum masum yazılarınıza da kanacak değiliz. Sizleri biraz yakından takip edenler üç aşağı beş yukarı kimliğiniz rahatçana bilebilir. Ayrıca bir kişi üç beş tane rahat rahat nick kullanabilmaktesiniz. Buda sizin yarım yamalak Türkçenizden çok rahat anlaşılabilmektedir. Ergün GÜLDAL
kurtcebe kuzydaglar eklemiş. | 04 Eylül 2011 Saat 22:29
Yapma Ergün Güldal ben nick kulanmıyorum aksine çok safiyane yazıyorum ama sen çok acımasızca yazılarlar yazarak salyalar akıtıyorsun bazen sana uyarak kendimden bile utanır hale getiriyorsun insanı inan senin yüzünden Çerkezlere bile soğutuyorsun insanı sen tam bır faşist'sin hem de bir kürtcülük sempatizanı gubradan konuşmuyorum korkum yok benim gibi binlercesi hatta yüzbinlerini bulabilirsin ki bunların içinde Çerkezlerde var sana daha da yazmayacam yazdıkça adam yerine koyulduğunu hissettim aslında bunları bile yazmamalıydım Allah sana akıl ve doğru yol tahsis etsin.
kurtcebe kuzeydaglar eklemiş. | 24 Eylül 2011 Saat 23:08
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

Ara

Nurdan Merve VURAL

Son Yorumlar
Linkler
 
 

Online Kişi Sayacı 

Website counter