|
Fatma Gül SÖNMEZ |
|
Murat ÖZDEN |
|
Vahdet ŞAHAL |
|
Ergün GÜLDAL |
|
Recep ŞEREF |
|
Murat Ufuk KARAERKEK |
|
Наже Берк |
|
Seyahatnâmem EvliyaÇerkesi 1эулый щэрджэс |
Türkçe unutsam bile "önemi yok", "patlayan şeker", "danaya girelim" unutamam galiba.
Onların ülkesinde danaya kurtlar değil,Türkler giriyorlar.
(Seyehâtnamem)
|
K1ako (Ç’ako) – Kepenekler
Kepeneklerim yits'e sıdığ? AdıgebzecIe sıdığa? SışIerep. Zezğaş’ağ
Kepeneklerim adı neydi? Adıgece neydi? Bilmiyorum. Öğrendim.
Bizler Çerkesiz derken neye dayanarak demekteyiz ? Vallahe se sandalyeye dayanarak seo’. Çerkes dilini bilerek konuşuşumuza mı ? Çerkes memleketi olan Adigey de yaşamamıza mı ? Yoksa orada yaşama ümidi hayali kurmamıza mı ? Soy ağacımızı takip ediş şeklimize mi ? Kültürümüzü yaşamamıza mı yoksa yaşatmamıza mı ? Müziği duyunca her yerde ve her ortamda oynamamıza mı ? Düğünleri 40 gün 40 gece yapışımıza mı ? Geceleri zehesler yapıp burada kaşenlik deşenlik yapmamıza mı ? Kültür etkinliklerinde korolarla woredler söylememize mi ? Evlerimizde ya da köylerimizde misafirleri Tanrı misafiri olarak kabul edip o şekilde misafirlerimizi ağırlamamıza mı ? Dilimizin güzelliği ve kıvraklığı sayesinde masallar, hikayeler, ğıbzeler, woredler, söyleyerek ahenkli sohbetlerin zevkine varabilmemize mi ?
Yoksa geçmişte savaşan dedelerimizin kahramanlıklarını nesilden nesile anlatarak böbürlenmemize mi ? Soy ağacında work’lük veya Pşılh’lık taslamamızdamı ? Buraya ufak bir köyümden anekdot eklemek istiyorum. Büyükler tarafından anlatılırdı; Cuma namazına giden bir köylüme bir başka köylüm tersleyerek bağırır. Çık camiden dışarı der. Sen kölesin. Sen Cuma namazı kılamazsın der. (yani kılma mecburiyetinde değilsin yerine kılamazsın demesi çok abes) Oda dönemde kölelik diye bir mefhumunun olmaması sebebiyle bence o hüküm ilgadır. Olayın neresinden bakarsanız bakın böyle bir söylem yanlışlıklarla ve mantıksızlıklarla doludur. Kast sistemimizdeki acımasızlığımızı kölelerimize karşı gösterdiğimiz üstünlüğü taslamamızda mı ? Oyun figürlerinde kızı serçe, erkeği de kartal yerine koymamızdaki oyun ahengiyle böbürlenmemizde mi ? Evet sözün başında belirttiğim gibi bizler Çerkesim derken neye dayanarak demekteyiz ?
Yoksa Şamil’in yenilişiyle Rus’ların zulmü başlayınca komşu ülkelere sersefil kaçışımızın hazin hikayesinin başlangıç serüvenindeki kap, kaçaklarımızı, Karadeniz’deki sefil gemi yolculuğumuza mı ? evlerimizin içindeki kıymetli olan eşyaları uzun süren hayvan arabası yolculuklarımızla birlikte taşıyışımızı, getirebildiğimiz kadar hayvanlarımızı, servetlerimizi, hastalanarak yollarda ölen hala, teyze, anne ve ninelerimizin trajik yaşamlarını mı ? Yollarda sersefilliğimizden istifade eden köle tüccarları tarafından kaçırılan kızlarımızı ve fırsatları iyi değerlendirmiş bazı Çerkes’lerin köle ticareti yaparak geçimini sağlayan çetelerimizi mi ?
Bilemiyorum ? Bilmek de istemiyorum. Bilsem de mağdur olan bu kesime elimden bir şey gelmiyor. Bu göç tarihi ve göçün bitiminde ölen binlerce kişiyi nasıl yad etmemiz gerekiyor. Sadece Kefken de toplanıp da ateş tanrısına tapar gibi ateş yakıp karşısında öylece bön bön oturmak yada müzikler çalıp oynamak ahlakimi ve bize ne getirip neyimizi götürmektedir ? Bunun üzerine kafa yorabiliyor muyuz, yoracak mıyız, yormamız gerekmiyor mu ? Sadece oraya gidip işte bak biz burada bulunduk ama sen bulundun mu cakasını satarak egolarımızı mı tatmin edeceğiz ? Bunu oradaki kaç insan hissedebilmekte ? 51 yaşına gelen ben daha hala bu konuda bir şey hissedemedim ? Bu konuda çocukluğumdan beri devamlı gittiğim köyümdeki çerkes halkının da bir şey hissetmediğini bilmekteyim. Sadece köyün değil çevremizdeki köyler, kasabalar ve şehirlerdeki çerkes’lerin de bir şeyler hissetmediğini bilmekteyim. Bunun yanında da Anavatandaki çerkes’lerin de bu konuda bugünlere kadar bir şey hissetmediklerini düşünüyorum. 1923 te yeni T.C. Cumhuriyeti vatan haini olarak köy köy sürgüne gönderildiğimizi bilmemize rağmen bu konuda bile duyarlı değiliz. Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi köyümüzde de ve diğer toplumların içinde de asimile olup gitmişiz. Bu işin içinde bir yanlışlık var. Ben bunu kendi penceremden bakmakla çözemedim. Ama hep birlikte çözmemiz gerekir diye düşünüyorum. Neden yok olmaya yüz tutmuş tarihimize sahip çıkamıyoruz ?
Neden hızla asimile olamaya meyilliyiz ? Bunu anlayabilmiş değilim ? Anlamakta istemiyorum. Çözüm bulmak istiyorum.
Başlığımı atmış olduğum bir “kepenekler” sözü var ya. Bu benim kafamda çok şeyler çağrıştırıyor. Çoban koyunlarını otlatırken karda, kışta, soğuk akşam gecelerinde işte bu kepeneğin içine sığınır. Onun üzerine oturarak ve bağdaş kurarak oturur. Kavalını çalar. Koyunları etrafından uzaklaşmamış olur. Uyarsa da bu kepeniğin içinde uyur. Hasta olmamış olur. Bizler işte insanı dış etkenlere karşı koruyan çobanın o bütün gece onu koruyan evi gibi olan kepeneği gibi bir korunağa ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bizler dilimizi, geleneklerimizi, adet, anane ve kültürümüzü yaşatmaya çalıştığımız çoban misali büyük şehirlerde savrulan halklarımızın kurdukları Xaseler de(dernekler de) de bunu yarım yangalak yapabilmekteyiz. Fakat nedense bu çatılar altında kavallar misali mızıkalar çalınıp oynansa da yeterli gelmemektedir. Yani yok olma sürecemiz hızla ve süratle sürmektedir. Bu dernekler gerçek görevlerinin yerine insanların toplanıp ve özellikle thamateler için okey salonları mertebesinde olarak ikame etmekte ve de bizlerde bu oyunları oynamasak da yinede yozlaşıp gitmekteyiz. Ne Thameteler gençlere örnek olabilmekte. Nede gençler thamatelerin vurdum duymaz tavırları karşısında gerekli olan saygılı yaklaşımı gösterebilmektedirler. Daha doğrusu yaşlılar Thamate olduklarının farkında ve hatta bilincinde dahi değiller.
Bazı ağabeyler bir şeyler yapmaya yeltenseler de pozisyonları kifayet göstermemektedir. Buralarda bir şeyler yapmaya çalışmış olanlarda sığ bir yapı arzetmektedir. Dernek, dernek yönetimi, yörecilik, dernek kirası, derneklerin iç mekan yapısı ile birlikte, ayrışma yapmaya meyilli guruplar burada Abazalar konuçlanıyor. Diğer yerde Kaberteyler var gibi çok etkisi olmamakla birlikte insanların birbirlerini kucaklayacağı yerde birbirlerini iyot gibi açığa çıkararak konuları deşelemekte nedense çok mahirler.
Yazımızın sonuna gelirken konuyu toparlarsak. Tüm saydığımız bu olumsuzlukları bir çuvalın içine koyduğumuzu farzedip kaybolmasın diye muhafaza ettiğimizi düşünürsek. Tüm içindeki bu saydığımız değerler ellerine kılıçlarını, kamalarını alıp bu çuvalı parçaladığını göreceksiniz. Dışarıdan da yaşadığımız ülkenin sorunları ile birlikte hakim olan baskın kültürün de hukuk diliyle, bürokratik engellerle ve bizim insanımıza verilen paşalık rütbesini takmış veya başka payelerle onlarında bu çuvalı dışarıdan tahrip ettiğini göreceksiniz. (Prof, eğitmen, yetkili, amir, sinmişlik, ötekileşmişlik gibi)
Birde geç kalınsa da geçmiş dönemlerdeki sağcılık ve solculuk despotluğundan kurtulabilmemiz gerekmektedir. Şimdiki bu zamanda çevremde bir toparlanma telaşını görmekte ve yaşamaktayım. İşte bu telaşı yaşayan arkadaşların fikirlerini topluma yaymamız ve yansıtmamız gerekmektedir. Bu tür çalışma yapan arkadaşlarımıza yardımcı olmamız gerekmektedir. Bu şimdiki açılım döneminde bize en lazım olandır. Bizler birbirlerimize husumet göstermeden tekrar birlik, beraberlik ve umutlar dağıtarak yola çıkan bu yeni sürecin başlamasını öne çıkarışlarındaki çalışmaya, gayret gösterişlerini takdir edip onlara heyecan vererek katkı sağlamalıyız. Bakalım buradan neler çıkabilecektir. Bizlerde katkılarımızı sunmaktan imtina etmemeliyiz. Ukalalığımızı ön plana çıkarmadan insanlarımızın çalışmalarını ve gayretlerini desteklemeliyiz. Estek köstek olacak, tıkaçlık yapacak, engel olacak, takozluk yapacak, burnumuzu sürtecek, söylediğimiz her şeye muhalif olacak insan guruplarının kendilerine hakim olup bir kenara çekilip dillerine sahip olmasını sağlık veririm. Adıge Thamate Tham pae wuje wubıt. Adige nıbjew wori zeun, wori wuje wubıt. (Çerkes Thamate Allah için ağzını tut. Çerkes delikanlısı sende sus, sende çeneni tut.)
Bu katkı hangi cenahtan gelirse gelsin fark etmez diye düşünüyorum. Sarhoşuyla, ateistiyle, dindarıyla, sağcısıyla, solcusuyla, kapitalistiyle, garibanıyla birlikte olup birlikte çalışıp, Türkiye, Kafkasya, Suriye, Ürdün, İsrail, Sudan, Almanya, İngiltere, Fransa, ABD ve diğer bilimum yerde yaşayan ve Adıge olduğunun bilincinde olan herkesin verebileceği azami gayreti göstermesi dileğiyle yeni dönemde yeni yolculuklarımızda, ben inancım gereği Allah’ın yardımını dileyerek diyorum. Allah’ın bize bahşettiğini koruyarak ve korumasını bilerek.
Şuna inanın, bizler Adıge’ler ilk var olan dili kullanmaktayız. Dünyada en nadir olarak kalan bu dili konuşarak bizler muhafaza etmişiz. Bizim görevimizse bize bir servet, bir hazine olarak kalan bu değerleri bize nasıl bizden önceki nesiller ulaştırdıysa bizlerinde bizden sonraki nesillere günün şartlarına uygun olarak yaşayıp ulaştırmak görevimizdir. Bu bir sorumluluktur. Bu bir ihtiyaçtır. Bu bir görevdir. Anlayanlar için derim. Sağlıcakla kalın.
Bizden önce ne soylar vardı, şimdi yok oldular. Bizden önce ne zenginler vardı, şimdi yoklar. Bizden önce ne paşalar vardı, şimdi hiç birini görememekteyiz. Bizden önce ne kadar sadakatlı atlar vardı ama ne yazık ki şimdi onlar yine dediğim gibi yoklar.
26 03 2010 da www.kafkasakademi.com da yayınlandı
|
Nurdan Merve VURAL |