hatiaqo-Meydancı
Mayıs 2012
PzrPztSaÇaPeCuCts
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031

 Fatma Gül 

  SÖNMEZ

 

 Murat ÖZDEN

 Vahdet ŞAHAL

 Ergün GÜLDAL

 

 Recep ŞEREF

Murat Ufuk KARAERKEK

  Наже Берк

  Seyahatnâmem

       

EvliyaÇerkesi

  1эулый щэрджэс

 

Türkçe unutsam bile "önemi yok", "patlayan şeker", "danaya girelim" unutamam galiba.

Onların ülkesinde danaya kurtlar değil,Türkler giriyorlar.

                           (Seyehâtnamem)

Yıllık Arşiv
KULLANILIYORUM
hatiaqo gönderdi. | 27 Temmuz 2010

Sen beni kullanıyorsun: sızéwoshe

Sen beni kandırıyorsun: sıwoğapts'e


Hem de ezelden ebede kadar. Yani bertaraf edilinceye kadar da kullanılacağım.

Niye derseniz ? Evet. Niye ? Bu çok zor bir soru. Soruyu hemen bir çırpıda cevaplamaksa çok zor. Ya ne yapacağız ? Bu konuyu yavaş, yavaş, sindire, sindire işleyeceğiz. Yok, yok işlemeyeceğim. Dikkat buyurun, işleyeceğiz. Çünkü bu tür konular bir kişiyi ilgilendirmiyor, bilakis toplumu ilgilendiriyor. Sadece münferit olarak bireyi ilgilendirse zaten o zaman sorun yok.

Bizler toplum mühendislerinle kafa kafayayız. Yani ters bir durum söz konusu olmasın. Kafa kafaya vermiş çalışıyoruz anlamı çıkmasın. Kafalarımız tokuşurcasına burun burunayız. Toplum mühendislerinin nefeslerini hep ensemde hissetmişimdir. Toplum mühendisleri tarafından resmen ve alenen kullanılıyoruz. Bu çok aşamalı bir olay. Devamlı kullanılagelen bir yöntem. Bizi bu toplum mühendisleri açık ve net olarak kobay gibi kullanıyorlar. İşte farkında olarak ya da olmayarak, isteyerek ya da istemeyerek biz bu toplum mühendislerinin kapsamı alanının içersindeyiz. Yani görünmeden birey düzeyinde olmasa da toplum düzeyinde kafa kafaya mücadele ediyoruz. Farkında olmadan kullanılarak kimimiz işbirlikçi durumuna bile düşebiliyoruz. Kimimizde farkına varmadan bu adamlara direniyoruz. Ama onlar için hiçbir şey fark etmiyor. Bu durumda fire payı muhakkak vardır ve olacaktır da. Ezber bozanlar bu durumda % kaçın içersindedir tabiî ki bilmemiz mümkün değil. Ben açık ve net söyleyeyim kendimi alenen kullanılmış hissediyorum. Olayların içinde de olsam fark etmiyor dışında da olsam fark etmiyor. Kendime has fikri ve siyasi düşüncelerim olmasına rağmen. Siyaset kulvarında koşan bir partiyi desteklememe rağmen. Sözde siyasetle ilgilendiğim için kendimi daha donanımlı hissediyor olamama rağmen kkuullaannııllııyyoorruumm. Tekrar üstüne basa basa söylüyorum. Kullanılıyorum. Bunu açık ve net olarak bire bir hissediyorum.

Bir kere dünyaya gelmeden önce tarih sahnesinde yenik düşen, kaybetmiş, yenilmiş, öldürülmüş, sürgün üzerine sürgün yemiş ve hainliğinle taltif edilmiş bir toplumun ferdiyim. Şimdide siyaset sahnesine sürülmüş olmamıza rağmen bu oyunun kadrolu elemanları olarak kullanılıyorum. Böyle aymaz bir vaziyette gidilirse gelecekte de akıbetimiz şimdiden bellidir.( Ayinesi İştir Kişinin Lafa Bakılmaz Atasözünde olduğu gibi, kişinin aynası ve yansıttığı gerçek, yaptığı işlerdir, söylediği sözler değildir ...).

Şimdi gelelim sadede.

Ben diyorum ki kullanılıyorum.

Ben diyorum ki kullanılıyorsun. Ben diyorum ki kullanılıyor.

Kullanılıyoruz, kullanılıyorsunuz, kullanılıyorlar. Kullanılıyormuşuz, kullanılıyorlar imişiz. Kullanılacaklarmış, kullanılacaklarmışsınız. Kardeşim mışsanız, tabiî ki mıymıntının tekisiniz demektir. Eeeeee. Siz mıymıntıysanız tabiî ki kullanılacaksınız. Bu iki kere iki dört eder. Şimdi baştan belirtelim de sonradan oyun bozanlık olmasın. Biz bir hesap uzmanı değiliz. Ama bizi yönetenler hesap uzmanı. Ya da hesap uzmanları çalıştırıyorlar. Etrafımız paralı çalışan profesyonel istihbaratçılar, ajanlar, devlet memurları, bu işin işçileri ve taşeronları tarafından örgütlü bir vaziyette sarılıyız. İllaki İsraillilerin Filistinlilere uyguladığı şekilde alenen ve açıktan yapılmasa da yeri ve zamanı gelince oda sahneye konulabilinir. Okula da gitseniz, camiye de gitseniz, kahveye de gitseniz, derneğe de gitseniz velhasıl kelam, nereye giderseniz gidin birileri tarafından izleniyorsunuz. Bunu açık ve net olarak ortaya koyamıyorsunuz. Ama ileriki yaşlarınızda şöyle bir maziye daldığınız zaman başınızdan geçenleri filim şeridi gibi gözünüzün önüne getirirseniz çok absort olaylarla karşı karşıya kaldığınızı fark edebiliyorsunuz.

-          Şimdi ben dersteyim. Başladım saymaya; kullanılıyorum, kullanılıyorsun,kullanılıyorlar.

-          Oğlum bir daha tekrar edermisin der bana dilbilgisi hocam.

-          Bende kullanılıyorum, kullanılıyorsun, kullanılıyorlar diye dilbilgisi dersinde bu fiil çekimini saymış olurum.

-          Afferin oğlum dersine çalışmışsın der hoca.

-          Teşekkür ederim hocam. Şimdi ben sınıfı geçmiş oluyormuyum diye sorunca.

-          Oğlum bu sadece benim sizlerle işlediğim bir ders. Daha tarih dersi, coğrafya dersi, psikoleji, sosyoloji, mantık ve de jimnastik derslerinden de iyi not alırsan sınıfı geçersin der.

-          Tabi ki hocam anladım. Öbür dersler benim için pek önemli değil de. Bu kahrolası dilbilgisi dersi çok önemli. Hep bu dersten çakıyorum. Bunu aşmadan diğer derslere zaman ayıramıyorum. İlk önce bunu halletmeliyim. Benim nenejim de bu dili öğrenemeden ve konuşamadan vefat ettiydi de, onun için diyorum.

-          Anladım evladım. Benden geçerli not aldığını sana belirteyim. Bu dersten geçeceksin.

-          Çok teşekkür ederim hocam.

Şimdilik birinci perde bitti.

Kimler Tarafından Kullanılıyorum ?

Ooooo kimler yok ki. Bildik bilmedik herkes tarafından kullanılıyorum. Bunu saymakla bitiremeyiz. Birde bunun çok kolay bir hesabı var. Para kimdeyse onun tarafından kullanılıyoruz. Para kimdeyse güç ondadır. Güçsüz, zavallı biz insanların bir çok imkanını çözebilmesi için sihirli kelime olan paraya ihtiyaç vardır.

Şimdi birincisi ben Müslüman’ım ve Çerkez’im. Yani bu Türkiye Cumhuriyetinin bir ferdiyim amma Türk değilim. İşte arızai durum burada başlıyor. Türk olmayınca da Şaman olamıyorsun. Şaman olmayınca da Alevi olamıyorsun. Hepsi böylelikle zincirleme birbirine bağlantılı olarak gidiyor. Zincir halkaları sıkı sıkıya bir birine rapt edilmiş durumda.

İkinci olarak da benim düşmanlarım hem Müslümanlar hem de Çerkezler diyeyim de karnımın ağrısı geçsin. Bu ne yaman çelişki diyebilirsiniz. Bende aynen öyle diyorum. Lakin uygulamaya bakınca işte öyle bir sonuç ortaya çıkıyor. Bu hafta sonu 22 Mayıs 2010 Cumartesi günü Kefken’e gittim. Ertesi günde Fenerbahçe Çeçen mülteci kampına uğradım. Her iki yerde de azınlık olarak Çeçenleri gördüm. Kefken’de bir avuç Çeçen Mücahidi vardı ve hiç ilgi görmediler. Hatta bir sohbetin içine düştüm. O sohbette insanlar bu Çeçenleri yadırgıyorlardı. Canım sıkıldı ve o sohbeti terk edip uzaklaştım. Fenerbahçe Mülteci kampına da kafkasakademi.com’daki arkadaşlar bir miktar yardım paketi götürdüler. Bende iştirak ettim. Evet onbeş yıldan beri buradalarmış. Ve ben onbeş yıldan beri ilk kez buraya gidiyorum. Durum per perişan. İstanbul’un bu mutena, güzide semtinde deniz kenarında kontrapilak ve sunta döküntüleri içinde oturuyorlar. Peki nedir bu insanların günahları ? Bilemiyorum ? Bildiğim bir şey varsa Müslüman olmaları. Ondan ötesini de bilemiyorum. Biz Çerkezler olarak bu duruma duyarsız kalıyoruz ki başkalarına ne diyebiliriz. Bence başkaları yardım ediyor da bizler olaya duyarsızız. Süreç çok uzun. Daha da ne kadar uzayacağı belli değil. Ben bundan sonra hiçbir İslami kuruluşa yardım yapmayacağım. Dış ülkelerdeki Müslümanlara yardım eli uzatılıyor. Ondan sonrada adamlara Müslümanlığı öğreteceğiz diye gidiliyor. Neticede de başkaldırıp ülkelerinde mağdur olan bu insanlar sonra bizim ülkemize geliyorlar. Sen burnunun dibindeki bu insanları görme ve hala dışarıdaki insanlara yardıma git. Onları da memleketlerinden et. Ya biz insanlar memleketlerine, yönetimlerine  ters düşüp mağdur olsunlar diye mi yardım ediyoruz. Anlamadım gitti. Yoksa belirli çevrelerin eline yardımlar geçip şımararak kendilerini emirlik mi ilan ediyorlar.

T.C devleti olayı sürüncemede bırakıyor gibime geliyor. Olayı çözmüyor. Çözmekte istemiyor. Oyun içinde oyun var. Bu bugün böyle, geçmişte de böyleydi, gelecekte de böyle olacak.

Ortada bir kadirov gerçeği var. Rusya Amerika el ele vermişler olayı sürüncemede bırakıyorlar. Bu şimdiki durum. El ele vererek Teknoloji transferiyle Çeçenleri yendiler. Geçmişte de İngiltere, Çarlık Rusya ve Osmanlı Çerkezlerin yenilmesini becerdiler. Bunu anlayan olmuşmudur bilemiyorum. Bilmemiz ve birilerinin bilmeleri de bir şeyi değiştirmiyor. Al takke ver külah işine döndü bu iş. Ruslar topraklarımızı elimizden aldılar, Osmanlıda milletimizi köle gibi satın aldı. Her iki devlette durumdan memnun. Sonrada Çerkezleri devşirdiler. İnatla bir gurup devşirilmeyeceğiz diye direniyor. Direnenler arasında ise hiçbir bağlantı ve uyumda yok. -  Ortada Orkestra var Şef yok. Bir şeyler çalınıyor, her aletten bir ses çıksa da uyum yok. – Ortada stat var, içinde saha var, tribünler de seyirci var, futbolcu var ama ortada hakem yok. – Hava alanında uçak var, pist var, hostes var, teknisyen var, yolcu var ama pilot yok. – Denizde liman var, limanda gemi var, yolcular var, çarkçı başı var, tayfalar var ama ortada kaptan yok. Bu tür misalleri artırabiliriz ama bize de bir faydası yok.

Peki, karşı cephede ne var ? Top var, tüfek var, siyaset var, politika var, yöneticiler var, devlet denen kurumlar var, para var ve de liderler var. Bir tane iki tane değil hem de birçok. Hepsi de bir biriyle irtibatlı. Hepsi de profesyonel  kadrolara sahipler. Cumhurbaşkanı, başbakanı, iç işleri bakanı, eğitim bakanı, dış işleri bakanı ve de en önemlisi birbiriyle irtibatlı olan istihbarat servisleri var. Yaaaaaa daha sayayım mı ? Hadi saymayayım. Boş veriyorum amma dolu almak istiyorum. İşte buda olmuyor. Şimdi koskoca bir petrol şilebi. Her şeyi donanımlı. İstikameti belirli. Rotasını çizmiş. Kaptan tam yol ileri demiş. Şilep rotasında var gücüyle hareket ediyor. Motorlarına tam yol vermiş canhıraş bir şekilde pervaneye gücünü dayamış. Bizde şilebin kıçına bir ip bağlamışız, ferdi olarak kendi istikametimizde yarım ceviz kabuğu büyüklüğünde ki kayığın içinde ters yöne küreklere  asılarak yön vermeye çalışıyoruz. Var gücümle küreklere asılıyorum ama ne yazık ki şilep, kaptanın direktifleri doğrultusunda hareket ediyor. Beni de kayığımla birlikte hiç bilmediğim deryayı debiye doğru sürüklüyor. Ben benim alanımı tanıyor ve biliyorum. Ben deryayı debiyi bilmiyorum ki. Ve de bu kayık müsveddesi oradaki dalgalara dayanır mı ki ? Birde benim gibi ama ayrı fikir sahasında mücadele veren yiğit ve mert başka kahramanlarda aynı şekilde şilebin arkasından sürükleniyorlar. Eyvah ya biz ne yaptık. Ne halt işledik. Biz bu şilepten şimdi nasıl kurtulacağız. Evet hep beraber sürükleniyoruz. Akıbetimizin de ne olacağını bilmiyoruz.

Zaten tarihte de Türkiye ye, Suriye ye, Ürdün e, İsrail e, Mısır a, Sudan a ve İspanya ya sürüklenmedik mi ? Bakalım bundan sonra daha nerelere sürükleneceğiz ? Sürüklenmesek de hızlı bir şekilde asimile oluyoruz. Bu konuda fren pedalına basamıyoruz. Köyler boşaldı. Kasaba ve şehirlerdeyiz. Birbirimizle irtibatımız kopuk. Dernekler vasıtasıyla irtibat halindeyiz. Pamuk ipliğinle irtibatlanmışız. Herkes bir maraz çıkarıp buralardan uzaklaşıyor. Herkes kendine göre haklılık sendromu geliştirip onun arkasına mevzileniyor.

Ben bazen yazılarımda ve düşüncelerimi aktarırken farkına varmadan kantarın topuzunu kaçırıyorum ya da birilerinin ayaklarına basıyorum. Ayıp ta ediyorum. Ama sorunlarımızı anlatırken ister istemez bu ayaklara basmış oluyorum. Zannediliyor ki, farkına varmadan bastığım bu ayaklara düşmanım. Hayır, ben kimseye düşman değilim. Bazı şeyleri dile getirmeye çalışıyorum. Niye sizin ayağınıza bile bile basayım ki ? Olayların vahametinin farkındayım. Sizler taşın altına elinizi koymuşsunuz. Bizlerse dışarıdan gazel okuyoruz ve peşrev çekiyoruz. Hadi gel kardeşim sende taşın altına elini koy derlerse ne yapacağız ? O zaman ne yapıp ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Dışarıdan ahkam kesmek kolay. Uzaktan davulun sesi hoş geliyor. Arkadaş bu adamlar haspel kader bu işin içindeler. Enerjilerini bu işe harcıyorlar. Bu işlere yoğunlaşmışlar. Aile hayatlarını ikinci plana atmışlar. Ceplerinden durduk yere para harcıyorlar. Peki ben ve benim gibiler ne yapıyoruz ? Evet. Yapıyoruz , yapıyoruz. Doğrudur. Açıkçası altımıza yapıyoruz. Bir kere içlerine girip de adamları bile tanımıyor ve tanışmıyoruz. Atıl enerjimizi bu işlere kaydıramıyoruz. Paramızı koyamıyoruz. Daha da doğrusu hiç mi hiç canımız yanmıyor. Ortada bir eser var ve biz buna tu kaka diyoruz.

Doğrudur, tu kakadır. Tamam, içine girip de omuz verip olayı iyileştirmeye çalışmayacakmıyız ? Olmuyor mu ? Buyurun sizde bir cephe açın o zaman. Ya da cephe açalım. Yok olmaz. Ama iş oyun bozancılığa gelince hep beraber birinci saftayız. Bana göre bu olmuyor. Bizim en çok hoşumuza giden ve en çok sevdiğimiz iş ise bu tür organizasyonların içinde çatlaklar oluşmasını bekleyişimizdir. Kim muhalifse sevelim sevmeyeli, meseleyi anlayalım anlamayalım, bu çatlamış ayrışma noktasına gelmiş, bölücülük yapan tarafı büyük bir haz ve zevkle desteklememizdir. Hem de insafsızca, anlamadan ve de hiç gözünün yaşına bakmadan.

Şimdilik ikinci perde de bitti.

Belki de Ben Ajanımdır.

Bunu açık bir dil ve açık bir yüreklilikle ilan ediyorum. Kimin ajanıyım ? Vallahi bende bilmiyorum. Bilmemde önemli değil. Önemli olansa benim birileri tarafından kullanılmam.

Ne biçim konuşuyorsun sen diyeniniz olabilir.

Ben böyle konuşayayım da herkes tedbirini alsın. Bana o boylamda ve düzlemde yaklaşsın. Böylece nede sorunsallık ortadan kalksın. Mahir KAYNAK ben ajandım diye kasıla kasıla böbürlene böbürlene gazetelerde köşe yazarlığı yapıp ve de kanal kanal dolaşıyor. Ne olacak ki. İlk önce insanlar yadırgadılar, sonrada alıştılar. Adam bu sayede Türkiye de söz sahibi oldu.

Ben mi ? Bilemiyorum. Benim ondan neyim eksik ki ? Ama ben hiçbir konuda söz sahibi değilim. Yani diyorum ki; beni kullanmak isteyen bu yalın halimle zaten istediği gibi kullanabiliyor. Kullanırken de bana hiç kimse bir şey sormuyor. Ama devamlı şekilde birileri tarafından da izleniyorum. Fikirlerimi sözlü olarak faş ettiğimde herkes bana düşüncelerimi anlayıp anlamadan sözlü olarak bana bir şeyler fısıldıyorlar. Ne yapmak istiyorlar ya da ne yapılmak isteniyor onu da anlamış değilim. Anlamamda zaten önemli değil. Herkes beni bir yerlere çekmeye çalışıyor. Yeri geliyor özgür irademi bile kullanamıyorum. Adam kalkıp bana diyor ki ; O siyasi lideri tutuyorsun ama şu, şu kişiler tarafından o sahneye sürüldü. Şu şekilde dış ülkeden getirildi. Şu kişi parasını, masraflarını üstlendi ve uçağını gönderdi.

Yaaa işte böyle. Azar azar ufak ufak işleniyorsunuz. Yine birileri sizi bir şekilde örsün üzerinde çekiçleyip duruyor. Maşayla tutup sizi ateşin üzerinde tutuyor, iyicene ısıtıyor, tavına yani kıvamına getiriyor, sonrada örsün üzerine koyuyor. Nar gibi korlanmış bendenizi adamlar ellerinde balyozlarla çekiçliyorlar. İşte bu işler bilinçlimi yoksa bilinçsizce mi yapılıyor bilemiyorum. Tamam ajanımda o kadarına da kafam basmıyor. Ben motomot düz ara kullanılıyorum. Yani açıkçası yönlendirmeye çalışıyorlar. Hem de bıkmadan, usanmadan ve de sabırla.

Ben kimin ajanıyım.

Her halde Çerkez olmam münasebetiyle Kafkasya kökenli olmam itibariyle Kadirov’un olsa gerek diye düşünüyorum.

Adam Çeçenistan’dan uzaktan kumandayla beni yönetiyor. İstesem de istemesem de ben bu savaştan etkileniyorum. Bir şekilde bu savaşın tarafı oluyorum.  Ama benim taraf hep mağlup olan taraf oluyor. Galip olan tarafsa Kadirov’la birlikte Ruslar oluyor.

Şöyle anlatsam. Hani Dudayev Çeçenistan’ın başına geçirilip bağımsızlığını ilan etti. Ruslarda Çeçenistan’ı istilaya başladılar. Dediler ki Dudayev bir General olarak Rusya yı çok iyi tanıyor. Doğrudur. Ama tanımadıkları insanlar ve ülkelerde varmış. O tanımadığı şer güçler ortaya el altından çıkınca işler altüst oldu. Bir yenilme tufanıdır gidiyor. Liderler peşi peşine öldürülüyor. Türkiye aşırı derecede Rus ve Çeçen ajanlarıyla kaynıyor. Biz o ajanları bilmesek de onlar bizleri biliyorlar. Bilmediğimiz kanallardan onların uzantıları bizlere ulaşarak istedikleri gibide yönlendirebiliyorlar. Bizde ağzımızı açmış dernek başkanlarını dinliyoruz. Onlar ne derse onu kabul ediyoruz. Sitelerde de ayrı ayrı franksiyonlar da olanları da mevcut. Herkes birbirini ajan olarak görüyor. Bu arada da herkes birbirini yönetmeye çalışıyor.

Kadirov’un öyle bir derdi yok. Sırtını vermiş Ruslara. Ruslarda Suriye, İran, Türkiye ve diğer başka unsurlarla ortak strateji geliştiriyorlar. Ortak ticaret ve ortak işbirliği. Çeçenler bulundukları topraklar itibariyle nelerin üzerinde oturduklarını da bilemiyoruz. Gaz mı, petrol mü yoksa petrol boru hattı üzerindeler mi ki ? İşte böyle iç içe grift olarak tasarlanmış menfaat ilişkileri içinde sizin durumunuz pek önemli değil. Ajan olsanız da olmasanız da kimsenin umurunda değil. Çıkar ilişkilerinde bas parayı al karayı hesabı istenen her kişi satın alınılabiliniyor. İşte ben bu düzlemde olaya bakınca muhakkak ki benim de bir ederim vardır diye düşünüyorum. Yani açıkçası bende satın alınılabilirim. Satın alınılabilir olduktan sonra işte sizde bir ajansınız demektir. Değilseniz de Kadirov Çeçenistan dan tabancasının tetiğine bastımı siz burada meftasınız demektir. Biz buradan kadirov’a ulaşamayız ama onlarsa istedikleri zaman istedikleri şekilde bize ulaşabilirler. Hem de bizim resmi kanallarımızdan. Bizim resmi kanallar bir gün karşımıza çıkıp cızırtı yapma yoksa seni harcarız diyebilirler. Aaaaa ah. Ne güzelde olur ama. Sizde kendinize çeki düzen veririsiniz. Ya birde sizin hiçbir şeyden haberiniz olmadan yapay olarak uydurulmuş bir örgüte üyesiniz diyerekten bu resmi makamlar irtibatlarlarsa ne yapacaksınız ? İşte o zaman yandı keten helvası. Sizi bilmem hangi esrar şebekesine bağlantılısınız diye iftira atarlarsa kendinizi nasıl aklayabilirsiniz ? Kesinlikle de aklayamazsınız. Hele birde basın denen alamet de tepenize çökerse. Ne siz, ne aile bireyleriniz bu işten sıyrılamaz. Ortalıkta kala kalırsınız. Hepimizi darma duman ediveririler. Ben onun için açık ve aleni düşmandan korkmuyorum. Dost olan yarenlerimden korkuyorum. Herkesin satın alınma bedeli vardır muhakkak. İşte benimde satın alınma bedelim var. Ama ben bunun ne kadar akçe ettiğini bilmiyorum. Örgütlendikçe göreceğiz. Tehditler geldikçe göreceğiz. Bunu zamanla yaşadıkça göreceğiz. Gözlemlendikçe göreceğiz. Göz altına alındıkça göreceğiz. Mahkeme kapılarında süründükçe göreceğiz. Hapiste yattıkça göreceğiz. Ailemize baskı yapıldıkça göreceğiz.

Unutmayın herkesin bir bedeli vardır.

Şimdilik üçüncü perdede bitti.

 Benim Kod Şifrelerim

Düşman akıllı. Bizi tarihte yenmekle kalmadılar. Kodlarımızın şifrelerimizi de çözdüler. Şimdi Kafkasya da savaş başlayalı beri birçok savaşlar kazanmışlığımız var. Ama bu hep feodal dönemde oldu. Kıvrak zekalı çevik kahramanlar sayesinde oldu. Kafkasya ya has coğrafik yapıda okla, kılıçla, kamayla tabanca, tüfekle yaya ve atlı olarak savaş aletlerini iyi bir şekilde kullanmayı biliyorlarmış da ondan oldu. Ama top denen meret alet icat edilince yenilme sürecimiz başladı. O dönemlerde bizler Top’u çözemedik. Anlayamadık. Anlamayınca da yenilmeler, mağlubiyetler ardı ardına çöküş sürecimizi hızlandırarak devam etti. Dar bir zaman aralığında hızlımı hızlı bir çöküş başladı. Her cephede ardı ardına yenilmeye başladık. Ruslar belki Hristiyan olanları Kafkasya da tuttular. Onlarla işbirliği yaptılar ama Çerkezlerin Müslüman’ına da Hristiyan’ına da paganına da hiç mi hiç acımayıp ayırım yapmadılar. Çerkezlerin varlığı hep onları rahatsız etti. Çerkezler onlar için hep bir sorun teşkil etti. Ruslar en nihayetinde Kafkasya’yı hallaç pamuğuna çevirdiler. Tarih de Güney Kafkasya Hristiyan oluşundan dolayı Ruslar açısından pek problem olmadı ama Kuzey Kafkasya hep problem oldu. Dağıstan’ı, Çeçenistan’ı, Adıge’si ile birlikte birçok unsur Rusların başını ağrıttı. Ruslar ilk önce insan topluluklarını ezdiler. Ondan sonrada kalanları tepe tepe kullandılar. Şimdilerde ise hem Güneyi hem de Kuzeyi problem çıkarmakta. Belki bu mikro milliyetçilikten kaynaklanıyor da olabilir. Güneydeki  ve Kuzeydekiler makro milliyetçiliğe yatkın değiller. Birlik olamamaktalar.

Bir tarafta ABD ve Avrupa, diğer tarafta Rusya ve yeni stratejik işbirlikçileri. Seç seç beğen al. Bence her iki tarafta birbirinden kötü. Kötünün iyisi denecek hiçbir taraf yok. Büyükler oynuyor ve kazanıyor. Küçükler ham yapılıp yutuluyor. Bizler ise piyon konumunda kalıyoruz. Atlar tepiniyor olan eşeklere oluyor. Onlar çıkarları uğruna planlar, programlar yapıp uygulamaya sokuyorlar. Birbirlerine Şah çekiyorlar. Bizler piyon olarak yapabilecek pek fazla bir şeyimizde yok. Her geçen gün şöyle geçmişimize bakabildiğimiz anlarda oynanan oyunları daha net bir vaziyette görebiliyoruz. Lakin iş işten geçmiş oluyor. Geçmese de fark etmeyecek. Çünkü onlar büyük düşündüklerinden büyük oynuyorlar. Bizler münferit bazı kazançları çok abartarak kendimizi farkına varmadan diskalifiye ediyoruz. Çünkü karşımızdakiler büyük oyuncu. Uzun vadede hep kazançlı olanlar onlar oluyor. Bizlerde kahramanlarımızı wored ve Dejuvlarla anmaya devam ede geliyoruz.

Onların büyük sahaları var, tribünleri var, soyunma odaları var, banyo ve tuvaletleri var, antranörleri var, oyuncuları var, yedek oyuncuları var, teknik adamları var, yöneticileri var, yönetim binaları var, masörleri var, doktorları var, hemşerileri var, ambulansları var, hastaneleri var, paraları var.

Peki bizde ne var ? Bilmiyorum. Belki bileniz vardır ?

Onun için onların bir planları, bir stratejileri, ekipmanları, hemen hemen ne lazımsa uzun vadede kurumsal olara her şeyleri var. Onlar masa başına oturup bizim hakkımızda istedikleri gibi plan yapabilmektedirler. Bizi masaya yatırıp herkes kendi alanında inceleyip bize teşhis koyabilmektedirler. Beyin cerrahı, kalp, hariciye, dahiliye, psikolog, psikiyatrisler tarafından tüm detaylarımızla incelenebilmekteyiz. Bizi ultrason ve rontgenimizi çekebilmektedirler. Detaylı bir şekilde üzerimizde çek-up yapabilmektedirler. Tarihteki yapımızı, şimdiki yapımızı ve bu doğrultuda gelecekteki yapımızı mukayeseli olarak denklemsel bir şekilde çözebilmektedirler. Bu konuda enstütüler kurup, dersler yapıp, eğitimciler yetiştirip, doktora, doçentlik ve profesörlük konusunda tezler ortaya atabilme kapasitesine haizdirler. Böylelikle bizi bizden iyi tanımaktadırlar. Neyimiz var neyimiz yok onun istihbaratını yapabiliyorlar. İstedikleri zaman istedikleri şekilde bizi yönlendirebiliyorlar. İstikamet verebiliyorlar. DNA’mızı, kromozonlarımızın haritasını çıkarabiliyorlar. Bizlerin ortak paydalarımızı bizden iyi biliyorlar. Reflekslerimizi ölçüyorlar. Ne ileri sürülünce nasıl tepki verişimizi kontrol ediyorlar. Bu konuda da yaşadığımız ülkelerde ağzımıza değişik tiplerde ve renklerde lolipop şekeri vererek yalanarak oyalanmamızı sağlayabilmektedirler. Kabul etmeyenlere votka, şarap, yeni rakı ve bira ile de taltiflendirebilmekte de uzmandırlar. Yerseniz yersiniz yemesseniz gargara yaparsınız. Biz gerçi sır değiliz. Bize kendini anlat demeden biz zaten hemen kendimizi faş edebiliyoruz. Boğazımızı sıkıp zorla bilgi almalarına da gerek yok. Zaten meramımızı anlatma taraftarı olduğumuzdan pek problemde yaşanmıyor. Karşılığında yemlik olarak üç beş kuruşta verilirse hiç sorun çıkmıyor.

Ben çok iyi kopya çekerim. Yok okul yıllarımda derslerimden iyi not almak içinse beceremiyordum. Şimdilerde bunu çok iyi becerebiliyorum. Bakıyorsun her şey aleni gözüne batıyor. Gerçi benim gördüklerimi herkes görüyor ama odaklanmıyor ya da dikkat etmiyor.  Gördüğü şeyin farkında değil. Bakmak demek görmek demek değildir. Bende kendimce gördüğümü zannediyorum. Belki de benimde görmediğim bir çok alanlar vardır. Varsın olsun. Herkes gördüğünle yetinsin.

Şimdilik dördüncü perde bitmedi ama  olsun yinede büyük bir ümitle beşinci, altıncı, yedinci perdeleri de İnşallah ileride yazabilirim diye düşünüyorum.

Ergün GÜLDAL

abidegayijergn@gmail.com

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

Ara

Nurdan Merve VURAL

Son Yorumlar
Linkler
 
 

Online Kişi Sayacı 

Website counter