Kürt Kardeşimin Ne Zaman Senin Cenazen Benim Cenazem Olacak
Ya sev, ya terk et.
Şehitler ölmez, Vatan bölünmez.
Her şey Vatan için. Gibi sloganlara kıl olurum.
En sevmediğim günlerde Askerlerin aile, akraba ve arkadaşları tarafından uğurlanma zamanıdır.
Bu yazıyı aylar önce yazmış ama zamanımın kısıtlılığından yayınlayamamış ve Ramazan Bayramında da Kafkasya ya, Adıge’yin Başkenti Miyekoapeye(Maykop) gitmiştim. Cumhurbaşkanımız Abdullah GÜL yine ilk Cumhurbaşkanı olunca sınır karakolunu ziyaret edince birileri düğmeye basıp vay senmisin sınır karakoluna gelen deyip o sınır karakolunda ki askerleri infaz etmişlerdi. Şimdi tekrar Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL tekrar sınır karakollarını ziyaret edince yine aynı karanlık güçler Cumhurbaşkanına inat biz o sınır karakolunu yine hiç acımasızca vururuz demeye getirip Türkiye’nin 26 askeri hiç acınılmadan katl edildi.
Ben ilkokuldayken Tercüman gazetesi evimize girdiği dönemlerde Özgürlük savaşçısı Molla Mustafa Barzani ŞAH ’a karşı savaşırken başarılarından dolayı sevincimizden göklere uçardık. Şimdi ise hiçbir Kürt’ü sevmemeye şartlandırıldık. O dönemleri çok iyi hatırlarlar sanırım Sayın GÜL, ERDOĞAN, ARINÇ, ŞAHİN gibi ağabeylerimiz.
İşte bu yüzden eskimiş olan fakat şartlar karşısında eskimemiş olan görüşlerimi haksız yere ölen tük insanlık için yayınlamaktayım. Bu çapraşık bakış açıma ne kadar yoğun tepki alacağımı bilmeme rağmen yayınlamak mecburiyetindeyim.
X X X X
Türk askeri ölüyor, öldürüyorlar. Çok görkemli bir şekilde cenaze merasimleri düzenleniyor. Şehitlik nutukları atılıyor. Şehitliğe defnediliyor. Kalanlara maaş bağlanıyor. Çocukları da devlet imkanlarından yararlandırılıyor.
Peki ya Kürt dağda öldüğü zaman ne oluyor? O bu devletin bir ferdi olarak bile görülmüyor. Çünkü bir kere devlete karşı. Ayrıca ölenlere ceset, leş gibi terimler kullanılıyor. Ölüler ise kimsenin katılmadığı ya da birileri tarafından mezarlığa ailesine bırakılarak hummalı bir şekildeymiş gibi bırakılıp kaçılıyor. Kürt aile ise per, perişan. Ne yapacağını bilemez durumda. Çünkü ailenin çocuğu terörist. Ailenin utancı ise boyunu aşıyor. Sinirli, yorgun, bitkin, moralsiz, bitik bir vaziyette ne yapacağını bilmeden kendi haline dahası canından sevdiği evladıyla baş başa bırakılıyor. Yani açıkçası bir nevi cezalandırılma uygulanılıyor. TECRİT.
Ortada taltif eden yok, aksine iteleyen, kakalayanlar ve küfredenler var. Tamamen kötü gözle bakılıyor. Cenazeye kimse uğramadığı gibi cenaze evine de uğrayıp baş sağlığı dileyen yok. Bitkin aileye kimse yemek getirmiyor. Şehitlik şilti verilmiyor. Aileye maaş bağlanmıyor. Eşi, çocukları ya da aile büyükleri devlet imkanından yararlanamıyor.
Ortada iki aile tipi var. Bir devletten tarafa olup ölen insanların Şehit aileleri ve çocukları. Diğerleri ise devlete karşı bir sebepten dolayı savaşıp ölen insanların Şehit olamayan terörist, leş, ceset mertebesindeki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarımız.
Şöyle bir düşünün. Bu olay tam tersine olmuş olsa idi ve buna karşı o Şehit olan kişinin aileleri nasıl dayanabilirlerdi, acaba? O kadar ödüller verilmesine, Şehit mertebesinde karşılanmalarına, maaş ve devlet imkanını tepe tepe kullanmalarına rağmen nasıl mağdur olduklarını o Şehidin aile fertleri bilirler. Yandan gazel okuyanlar bilemezler.
Peki, Şehit mertebesinde olmayıp da terörist mertebesinde muamele gören dağdaki ölen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı şahsın ailesinin durumunu Şehit olan kişinin ailesi anlayabiliyor mu dersiniz? Kendi Şehit çocuklarına ağlayan ailenin öteki pozisyonda ki terörist şahsın ailesinin de ölen çocuklarına ağlayamamalarını Şehit ailesi anlayabiliyor mu, acaba?
Bizler olaya tek yönlü şartlandırılmışız. Bize neye ağla derlerse biz ona ağlarız. Kime lanet okuyun derlerse biz de ona lanet okuruz. Mantalitemiz bu. Doğru yanlış düşünmeyiz. Kim haklı kim haksız olayı vicdanlarımız da tartmayız. Zamanında bu işe çözüm aranmayışına aldırmayız.
Ortada olan gerçek nedir? İki tarafında cenazesinin olması olayıdır. Bir cenaze makbul, diğer cenaze ise lanetli. Bir aile makbul diğer aile ise fecaat içinde. Bir aile maaşlı diğer aile maaşsız. Bir aile devlet imkanlarını sonuna kadar tepe tepe kullanıyor diğer aile ise her türlü zulmü hak ediyor. Sorarım size adalet mülkün temeli diye slogan at ondan sonra kendi vatandaşına zulmet. Bu hak mı, bu adalet mi? Bu işte iki tarafta kurban. Var mı bunun ötesi. Birde şişine şişine devlet erkanı bize birde nutuk atarlar. Gücün yetiyorsa bunun hesabını Süper güçlerden silah tedarik edenlere çatın da görelim sizin babayiğitliğinizi.
Peki burada iki aileye uygulanan hak mıdır? Bence değildir. Bu iki ailede bu devletin vatandaşı değil midir? Evet devletin vatandaşlarıdırlar. Biri bekleyen bekçi diğeri ise devletine asi. Zamanında eğitememişsin, imkanlarını göz ardı etmişsin, gelirler arasında uçurumlar yaratmışsın, tek millet, tek bayrak, tek dil, tek kültür mavralarıyla senin içinde büyümüş gelişmiş insanları öteleyip beşinci sınıf muamelesine tabi tutmuşsun, derin devletin kucağına itmişsin, mafyaya pazarlamışsın ve de bu halkı iyi yönlendirememişsin.
Acaba, hiç düşünüyor muyuz ki yanlışlık yaptığımızı? Sümme haşa, asla ve kat’a devlet yanlış yapmaz mantalitesi içersinde ham hayal uyku durumunda yüzüyoruz / yüzdürülüyoruz. Türkiye Cumhuriyetinden zamanın da Bosna’ya, Çeçenistan’a, Abhazya’ya, Afganistan’a, ve daha nice bilemediğimiz başka ülkelere giden Mücahitlerimiz Şehit addediliyorlar. Bu asi ve o ülkelerin iç işlerine müdahale eden Mücahitler o ülkelerce de terörist olmalarına rağmen bizler bu ülkede onların gıyabında cenaze namazı kılabiliyoruz. Şehit olduklarını farz ettiğimiz için. Bizim ülkede de ölen teröristlere dünya insanları özgürlük savaşçıları olarak tanımlıyorlar. Hadi buda önemli değil diyelim.
Asıl konuya gelelim. Öyle ya da böyle ölen bu ülkenin insanları. Devlet yanlısı ya da devlet karşıtı. Bırakalım bunların değerlendirmesini Allah’ın insanları yargıladığı mahşer gününe bırakalım.
Bu kavgayı kimin başlattığını ve çıkarlarının olduğunu bilsek de artık hiç bir önemi yok. Fakat bu savaşı öyle ya da böyle bitirmek istiyorsak ve kardeşin kardeşini öldürmesini bitirmek istiyorsak olaya acil çözüm bulmalıyız. Kimin haklı ya da kimin haksız olduğuna bakmadan. Bunun yolu birçok yöntemle olabilir. Değişik uygulamalar tartılıp denenebilir.
Biz ilk önce birbirimizden nefret etmemeyi öğrenmemiz gerekiyor. Karşı tarafı itham ederken pis, adi, leş, ceset ve başka kötü terimleri kullanmaktan vaz geçmeliyiz. Aynı ülkede yaşayanları aynı statüde görmeliyiz. Kullandığımız hakları karşı tarafa da sunmalıyız. Anca çözüm böyle gönülden, içten gelerek, hakir görmeden, senin canın yanmış gibi davranarak, karşı tarafı incitmeden, değer vererek şevkatli bir şekilde hareket edersen bu iş gerçekleşir.
Atılacak en önemli adımlardan birisi cesaretle karşı tarafın cenazesine çağrılıp cenazeyi beraber omuzlayıp bir yerinden sende, bende elini ve elimizi işin içine değdirerek o şahsı defnetmeliyiz.
Devleti temsil edenler Türk kardeşimizin cenazesine BDP’lileri çağrılmalı. Terörist olarak gördüğümüz Kürt kardeşlerimizin cenazesine de MHP’liler çağrılıp cenazeler öyle defnedilmelidir ki yürekler karşılıklı olarak görülmeli ve bilinmelidir.
Ne yazık ki bu duruma halk da, her iki fikri akımda ve her iki parti yandaşları da hazır değiller. Ne zaman hazır olunursa savaşta o zaman otomatik olarak bitecektir.
Olur mu dersiniz bu iş? Bilemiyorum. Bence olmaz. Çünkü her iki halk da buna hazır değil. Peki biz bu durum karşısında nereye doğru gidiyoruz? Açıkçası iç savaşa doğru gidiyoruz. Bundan kim zararlı çıkacak? Elbette ki her iki toplumda zararlı çıkacak.
Bu işten kim karlı çıkacak? İşte hem kolay hem de çok zor bir soru bu. Çok kolay dış güçler diyebilirsiniz. Silah tüccarları diyebilirsiniz. İsrail diyebilirsiniz. Ermeniler diyebilirsiniz. İngiliz, Çin, Avrupa, Yunanistan, Bulgaristan, Rusya, İran, diyebilirsiniz. Ama bunların hepsi afaki cevaplardır.
Asıl gerçekten kim karlı çıkar bu işten? Aaah bir bilseniz, ah. Kimler, kimler karlı çıkar. ABD Pijak’ı desteklediği sürece ve kuzey Irak’ı terk etmediği sürece ve biz ABD’ye gebe kaldığımız sürece bu savaş, bu kanayan yara kapanmazda bitmezde. Neyse. Hadi arkadaşlar tiyolar belli. Ben sorumu soruyorum sizlerde derslerinize iyi çalışın bakalım. Hadi görelim cevapları. Kimler nasıl cevaplar verecek bakalım. Ben not vermeyeceğim korkmayın. Notları siz kendi kendinize vereceksiniz. Her yorum bir not olacak karşı taraf için.
Bu olayların içine itilip kurban olan her iki tarafın fertleri için Allah rahmet eylesin. Allah bizi bu şartlara iten çıkarcılardan ve menfaatçilerden kurtarsın. Amin.
Kin İçten İçten Kor Gibi Yanıyor
Ben bu yazıyı yazdığım zaman BDP Meclise girmeme kararı almıştı. Şimdi ise Mecliste. En zor görevde BDP’nin sırtında. Allah yardımcıları olsun deyip o zaman yazmış olduğumuz yazıya devam edelim.
X X X X
BDP Meclisi tanımayarak özerkliğini koparmaya çalışıyor. AB’den herhalde bu konuda yeşil ışık almış olabilir / yakılmış olabilir. BDP’lilerin bu çıkışını Kürt halkı onaylıyor mu belli değil. Ama BDP ise bunu Kürt halkı onaylıyormuş gibi kafa tutup birde caka satıyor. Olan Türk halkıyla Kürt halkına oluyor. Caka satanların her iki tarafta da keyifleri gıcır. Bu savaşın nasıl biteceğini bilmek mümkün görünmüyor. Herkes kendine göre haklı. Haklı olmak bu işte yetmiyor. Devlet resmi olarak süper güçlerle iş birliğinde. Kürt direnişçilerde resmi olmayan yani gayri resmi olarak süper güçlerin uzantılarından çok rahat mühimmat satın alabilmektedirler. Oyun çok güzel. Plan çok güzel. Şıkır şıkır işliyor. Türk ve Kürt halkının egoları tatmin ediliyor. Her iki durumda da her iki halk aynı anda ağlıyor ve aynı anda sevinç naraları atıyor. Bizse tarafsız bir gözle olayı izlemeye ve tarafsız kalmaya aklıselim olmaya çalışıyoruz.
Kürt halkı her Şehit cenazesinde farkına varılarak ya da farkına varılmayarak aşağılanıyor. O yüzden bizlerde Türk olmadığımız için aba altından sopa gösterilerek bizlerde aşağılanmış oluyoruz. Ama Çerkeslerde Şehit oluyor mantalitesinin hiçbir geçerliliği yoktur. Varsa yoksa her şey Türklük içindir. Gerisi teferruat, kandırmacadır. Çıkar hanesinin ibresi Türklere çalışıyor. Kesin olarak Çerkeslere ya da diğer azınlıklara çalışmıyor. Enayi değiliz. Her şeyi gözlemleyebiliyoruz. Biz sadece satranç tahtasında bir piyonuz. Bunu bilelim. Cumhuriyet kurulalı 87 yıl oldu. Hiç bir şey lehimize gelişmedi bugüne kadar. Her şey aleyhimize gelişiyor. Gün geçtikçe bitip yok olup asimile ile birlikte Türklüğe katkı sağlıyoruz. Çerkeslerin, Arnavutların, Boşnakların, Lazların, Arapların nüfusu azalıyor ve Türkleşenlerin nüfusu çoğalıyor ne yazık ki. Türkler bu işten karlı çıkmaya devam ediyorlar. Ondan sonra ülkenin ekmeğini yiyorsunuz ve de yediğiniz ekmeğe ihanet ediyorsunuz diyorlar. Evet yediğimiz ekmeğe ihanet edelim ki varlığımızı koruyabilelim. Kimse artık bu numaraları yutmuyor. Bu külleri artık yutmak istemiyoruz.
Dış mihraklar Osmanlı size ne verdi, Türkiye size ne verdi diyorlardır muhakkak. Biz Saddam Hüseyin’i devirdik Kürt devletini kurduk, İran ve Türkiye’yi de böldük mü alın size orta doğuda koca bir Kürt devleti diyebilirler ve de demektedirler de. O zaman iş de olacak aş da olacak dedi mi işsiz, güçsüz, aşağılanmış, itilmiş, kakılmış, Kürt gencinin dağa çıkmaktan başka şansı kalmıyor. Siz zavallı Kürt gençlerini aşağılayacağınıza yanı başlarında ki İsrail’e ve süper güçlere bakın yoksa olan Kürt halkına oluyor. Kürt annelerin, babaların, eşlerin, çocukların, kardeşlerinde yüreği yanıyor. Sadece olaya tek yönlü bakarak işin içinden çıkılmaz. Oyları al sonra sırtını dön. Yok öyle yağma Hasan’ın böreği. Aşağılanmış, itilmiş, kakılmış, ötelenmiş, bugüne kadar yatırım götürülmemiş, sadece vaat edilmiş ve pansuman tedavilerin sonunda mahv olan bir halka şans tanınmalıdır.
Ne zaman Kürt halkına insanca muamele uygulayacaksınız? Devamlı bir şekilde ne zaman kültürlerini, dillerini, adet ve ananelerini, Kürt halkının kendi milletvekillerini kendilerinin seçebilme hakkını kendilerini devredeceksiniz? Bin yıldır Kürtleri tahakküm altında tutuyorsunuz. Yıllardır Türklerin yaptıkları hataların ceremesini niye Kürtlerin sırtına yüklüyorsunuz? Bu hak mıdır, hakikat midir? Bunun vebalini nasıl ödeyeceksiniz? Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur felsefesinin ceremesini diğer azınlıklar mı çekmek zorunda? Sen sevme, sen kin besle, sen aşağıla ondan sonra da Kürtler ihanet etti de? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Vesselam.
abidegayijergn@gmail.com
Ergün GÜLDAL
Gelen Yorumlar
Toplam 11 yorum,
1-11 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Sitede şehitler için hiç bir yazı yok. Sen bunları yazıyorsun. Evet şehit olan kökeni ne olursa olsun ki zaten aralarında her kökenden yurtaşımız var hepsinin cenazesi bizim. Allah mekanlarını cennet eylesin sizin gibilere de beyin ihsan eylesin. Senin gibiler yüzünden biz burada birbirimizi yerken dışarıda birileri biraz daha semirecekleri için ellerini ovuşturuyor. Yazık Zilletin bu kadarı
ayset hamid eklemiş.
| 20 Ekim 2011 Saat
16:09
Yazıyı eksiksiz okudum. Özellikle üzerinde durduğunuz:''Şehitlik'' konusu çok derin bir konu. Ve kesinlikle tarafsız bir gözle bakıldığında, hangi siyasi litaretürde ele alırsanız alın. Doğrululuk payı as sonra açıklayacağım gerçekliklerle ve örneklerle gün yüzüne çıkacaktır. İsterseniz biraz felsefe metodunu kulllanarak sorularla başlayalım:1.si İslamiyet'te Anadili yasaklanan bir birey şahsı adına ister Müslüman olsun ister olmasın. Müslüman bir halkın yok sayılan anadilini kurtarmak için dağa çıkan bir genç mi şehit olur? Yoksa,kendi kültürünü yıllardır birlikte yaşadığı bir halka dayatmak için askere giden, sistem kurbanı bir genç mi? Daha doğrusu burdaki 2 gençten hangisinin davranışı daha ''etik'' veya Dünyadaki İnsan Hakları Beyannesmesi ile paralel. Onu da geçelim İslam hukuna göre hangi gencin davranışı size daha doğru geliyor? Bir müslüman olarak vicdanınızı dinleyerek bu sorunun cevabını size bırakıyorum! Kürt Ulusal hareketi bu ülkeye ne kazandırdı sorusuna gelince(!) Daha geçenlerde mahallede ta çocukluktan arkadaşım olan, aynı zamanda hemşerim olan bir zatın bir sohbet esnasında ''Ben Çerkes'im'' demesi beni gerçekten hem sevindirdi hemde şaşkına çevirdi. Düşünsenize yıllardır yaşadığınız komşunuzun seneler sonra ''Çerkes'' Olduğunu öğrenebiliyorsunuz. Buna neden mi bu kadar dikkat ettim! Nedeni şu:Bu arkadaşım öyle azılı bir Türk Milliyetçiliği savunucusuydu ki, öyle asimile olmuştu ki, nerdeyse beni de asimile edecekti. Yahu düşünsenize Türklüğün en hakiki savunucusu;Ya asimile olmuş Kürt, ya Çerkes, ya da Laz çıkıyor. Bizim Üniversite de Urfalı bir hemşerim vardı. Bu zat hem Poşi takardı hemde Türk milliyetçiliği yapardı. Ama bilmiyor ki o poşi Orta Doğuya simge olmuş Yöresel bir takı diye. Gel zaman git zaman sonra o poşi bile Türkleşecek. Ben Halkların her zaman kardeşliğine inanan, farklılıkları zenginlik olarak algılayan bir zatım. Yada kendimi öyle görüyorum. Ama ona göre davranmaya çalıştığım kesin. Bu da iyi bir şey kanımca. Farklılıklarımızın, zenginliğimiz olduğu düşüncesi inşallah herkes tarafından da artık anlaşılır. Çünkü;bu sorunların temel nedeni, hep bu ülkedeki tekçi zihniyet oldu. Tek dil, tek bayrak, tek vatan anlayışı değil miydi zaten Dünya halklarına duvar örüyen, onlara kapılarını kapatan. Herşey inşallah hakların kardeşliği inancıyla son bulur.
Kurmanc 75 eklemiş.
| 03 Kasım 2011 Saat
16:28
Evet birileri küreselleşirken diğerleri etnikleşiyor birileri atı alıp Üsküdarı geçerken diğerleri sınır dışına çıkamıyorlar. Dünya halklarına duvar örenler kim aç da bir kaç kitap oku ,TV leri izle bakalım Kurmanc. Güney ya da 3. Dünya'dan insanların ülkelerine demokrasi (ya da doğrudan yağma adına) girerken kazayla bombalayanlar (Afganistan), sonra da ay özür dileriz diyenler kimlermiş bir bak bakalım. "düşünsenize Türklüğün en hakiki savunucusu;Ya asimile olmuş Kürt, ya Çerkes, ya da Laz çıkıyor" Ben de düşünüyorum da yabancının değirmenine en çok su taşıyanlar da bu güney ya da 3. dünya ülkelerinin yerli halkından çıkan ve efendileri nezdinde kullanım değeri dışında hiç bir insani değeri olmayan ve onlar tarafından bu "mal blanchi" kategorisine konulanlar oluyor. Belki senin o milliyetçi sandıkların da eşit haklara sahip vatandaşlaro larak yaşadıkları bir vatana sahip olmanın değerini bilen insanlardır sadece. Ha oraya vatan demeyenler için de onurlu bir yol var. Aidiyetlerinin kökeni olan topraklara yolculuk, kalıcı olarak yerleşmek ve istedikleri şekilde etnisitelerini yaşamak üzere.
aysethamid eklemiş.
| 23 Kasım 2011 Saat
16:31
aysethamid kardeş,ben Osmanlı dan daha eskiyim. Hatta Anadoluya ilk ayak atmış bir Türk'ten binlerce yıl önce yaşamışım bu topraklarda. Eğer birisi bana yol gösterecekse bu topraklarda(!) O da Anadolu da ve Mezopotamya da yaşamış farklı bir ulustan ilk insan olmalı. Orta Asya dan veya Uzak Doğu dan gelip,hile ile bu topraklara yerleşmiş birileri değil. Ben Türk'ün şamanist olanınıda bilirim. Malazgirtten içeri müslüman olduğunuz için aldık. ''Şamanist''olduğunuzu bilseydik! Bizansla anlaşır size karşı savaşırdık. Çünkü;İslamiyet devreden çıkınca bir şamaniste olan tutumum değişir ve bana daha eski komşu olan Bizans'ı tutarım. Bu da sence çok doğal değil mi?
Kurmanc 75 eklemiş.
| 26 Kasım 2011 Saat
03:04
Biz Türkler, Malazgirtte Bizansla savaştık, Kürtlerle değil. O toprakları kan dökerek Bizanstan aldık, Kürtlerden değil. Kaldı ki; Bu topraklarda bizlerden eski olduğunuz bile meçhul. Herkese Ahsen Baturun Kürdoloji Yalanları isimli kitabını tavsiye ederim. Okudukça herşeyi anlayacaksınız eminim.
O yalanları sen oku kardeşim bizim o tür yalanlara ihtiyacımız yok.
Ergün GÜLDAL
AtillaHan eklemiş.
| 03 Aralık 2011 Saat
23:31
Ahsen Batur Alpaslanın Ordularında Türkler dışında kimse yoktumu diyor bu kitabında. Merak ettim bende alıp okuyayım, Ergün AtillaHanın tavsiyesine uyalım bu kitabıda okuyalım... Demek belkide bir çok tarihçinin iddia ettiği gibi Alpaslana asker veren Kürtler, Ermeniler, İrani unsurlar hep yalan, sadece doğru olan Bizansta paralı askerlik, subaylık yapıp Alpaslan tarafına geçen Peçenek, Kuman Türklerinin varlığı söz konusu. Yani böyle birşeyi başka milletler yaparsa hainlik oluyor, yediği kaba pislemiş oluyor, kanı bozuk oluyor bunuda pek anlamış değilim..... Birde demek alınan topraklar el değiştirebiliyormuş, illa böylemi olmalı yoksa medeni dünya bir arada yaşayıp güçlenip huzurlu mutlu olmayı yakalamış böylemi olmalı. Kaynağından coşarak akan su nehir olur, çay olur. Uzaklaştıkça ırmak olur dere, derecik olur... Su bile merkez kaynağından Gür gür akarak uzaklaşır cılızlaşır, azalır ve kurur gider... Orta Asyanın elden çıkması en büyük akıbetti gibi geliyor bana. Türkler Orta Asyadan Uzaklaştıkça başka milletlerle bir şekilde yaşamak zorunda kalmıştır. Orta Asyada hiç olmasa set gerisine sığınmış Çinlileri saymazsak Moğollarla yaşama mücadelesi söz konusuydu. Ama batıya ilerledikçe, Farslar, Araplar, Slavlar, Ermeniler, Kürtler, Grekler, Çerkesler v.s... Bir sürü milletler zuhur etti. Bir arada yaşama medeniyetinden, olgusundan başka çaremiz yok...
decenqua eklemiş.
| 04 Aralık 2011 Saat
18:37
İşinize geldi mi tüm Türk tarihi, Oğuzlar yalan, işinize gelmedi mi Kürtler gerçek. Peki Kürtlerin bu topraklarda bizden daha eski olduğuna dair kanıt var mıdır? Arkeolojik bir bulgu, savaşçı figürleri, Dilleriyle kaya parçalarına, taşlara kazınarak yazılmış bir metin? Hiçbir bulgu yok. Kürtlerin tarihi değil 5000, 500 yıl öncesine bile anca dayanır. Osmanlı-Safevi çatışmasında Aşiretler halinde kaçarak Anadoluya ayak basmışlardır. Bunları kim inkar edebilir? Mesela; Biz Anadoluya ayak basmadan önce bu topraklarda Kürtlerin yaşadığına dair en ufak bir buluntu var mıdır? Türkler Anadoluya gelmeden önce Bizans kaynaklarında veya farklı bir kaynakta Kürt adından söz ediliyor mu? Edilmiyor. Örnek verecek olursak; Türk kavimlerinin Orta Asya'dan Anadolu'ya göçlerinden önce Ahlat'ı ziyaret eden Nasır-ı Hüsrev(İranlı Þair 1003-1061) bu yörede (Kars-Van-Bitlis...) Arapça, Ermenice ve Farsça konuşulduğundan söz etmektedir. Eserde Kürtçe konuşulduğundan ve Kürtlere ilişkin herhangi bir ifadeye raslanmamıştır. Guillaume De Rubrouck(1220-1293), 1254 yılında Fransa'dan iki rahiple birlikte yola çıkmış ve Orta Asya'ya tatar hanını görmeye gitmiş, seyahatini Karakum'a kadar uzatmış ve bir müddet sonra ülkesine dönmüştür. Eserinde mezapotamya'dan bahsetmiş ama Kürtlere ilişkin herhangi bir ifadeye rastlanmamıştır. Mesela; Kürtlerin bayrak renkleri olarak bilinen Kırmızı, Sarı, Yeşil Panafrika Bayrağı, Etiyopya Bayrağı ve Kamerun Bayraklarının renklerinden çalınmıştır. Belli ki; Abdullah Öcalan Kenyadayken Afrika Devletlerinin bayrak renklerinden aşırma yapmış, Kürt Bayrağını oluşturmuş:) Ayrıca; Sarı, Kırmızı, Yeşil Panafrika Bayrağınında rengidir. İnternette araştıran bulur:) Ayrıca; Kürtçe diye dil yoktur. İşte ispatları; Evliya Çelebi 15 AYRI LEHÇE saymıştır. V.MİNORKSKY de FARSÇA’dan FARKLI özellikler gösteren BİR ÇOK LEHÇE’den söz eder. (23) Rusya’nın Erzurum konsolosu olarak görev yapmış olan Auguste Jaba, 1860 yılında Kürtçe üzerine derlemelerini yayınlamıştır. Daha sonra da Sen Petersburg Bilimler Akademisi’nin F. Justi isteği üzerine Kürtçe-Rusça-Almanca Lugat’taki 8378 kelimelik bir “Kürtçe” sözlük hazırlanmıştır. Daha sonra da V. Minorsky gibi kürdologlar tarafından bu sözlük tasnif edilmiştir. Buna göre: 3080 kelime …………. türkçe 1030 kelime ……………….Farsça 1200 kelime ………. Zend lehçesi 370 kelime …………… Pehlevi lehçesi 2000 kelime ………….. Arapça 220 kelime ……….. Ermenice 108 kelime ……… Keldanî 60 kelime ……… Çerkesçe 20 kelime ……………. Gürcüce 300 kelime …….. menşei belli olmayan olduğu anlaşılmıştır. (Prof. Dr. A. Haluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, sf. 119) Ahmet Buran’ın “Doğu Anadolu Ağızlarının Kelime Haznesi” başlıklı araştırması, “Kürtçe’de var olan 2000-3000 Arapça ve Farsça kelimenin (aslında sözlüğe bakarsanız 5500) %80′inin OSMANLI TÜRKÇESİ, %40-50′sinin de BUGÜNKÜ TÜRKÇE olduğu”nu ortaya koymuştur. Yeni yayınlanan ve 20.000 kelimelik olduğu söylenen sözlük de, ilkinden farklı değildir. Öte yandan, Alman Prof. De Groot en az “1300 öncesine ait GÖKTÜRK ve UYGUR TÜRKÇESİ’nden 532 kelimenin bugün “Kürtçe” diye bilinen ağızlarda hâlâ kullanılmakta olduğu”nu tesbit etmiştir. Bu kelimelerden bazıları şunlardır: GÖKTÜRK ………….Kürtçe ……………Anlamı apa …………………….. apo ………………….. amca mın ………………………….. min ………….. ben, benim, bana ka ………………….. ka/ko …………… aile büyüğü, yaşlı kişi kent …………………….. gend/gund …………………… şehir, köy buge ………………. bug(e) ……………………. gelin kon …………………… kon …………………. çadır, konak yeri kutay ……………… kutni ……………….. parlak kumaş eke ………………kako/kek/keko ……………. ağabey eke ……………….. axe ………………… ağa kalın ………………. khalın …………….. başlık parası lor …………………. lor …………….. süt, lor peyniri iğit ………………… eğit………………. yiğit ilan ……………….. ilan …………………… yılan Kürt ayırımcılar buna karşılık TDK Sözlüğünü ele alarak Türkçe sayılan pek çok kelimenin de Arap-Fars-Latin kaynaklı olduğunu gösterirler. Ama önemli olan kelimeler değil, dil yapısıdır. TÜRKÇE yabancı kelimeleri dahi kendi dil yapısı içinde kullanır. Yani “nev’i şahsına münhasır” bir dil yapısı vardır!.. Kürtçe öyle mi?.. Hayır. Pek çok lehçenin birbirini tutan bir grameri yoktur. Kaldı ki, Kürtlerin çoğu, o Kürtçe olduğu iddia edilen 20.000 kelimenin büyük kısmını hayatlarında bir kere bile duymamışlardır, hiç kullanmazlar!.. Öte yandan bu kişilerin konuşma tarzı, vurguları, kelimeleri telaffuz edişleri hep ORTA ASYA TÜRKLERİ’ne, özellikle ÖZBEKLER’e ve TACİKLER’e benzer. Kürt ayırımcılar hele bir o diyarlara uzansalar, kendilerini hiç te yabancı bulmıyacaklardır!.. Öte yandan ilk TÜRKÇE sözlüğün neredeyse 1000 yıl önce Divan-ı Lugat-ıt TÜRK olarak Kaşgarlı Mahmud tarafından hazırlandığı unutulmamalıdır… ve bu sözlük tümüyle TÜRKÇE kelimelerden oluşur. Ayrıca Ali Şir Nevai’nin “TÜRKÇE’nin Farsça’dan dahi üstün olduğu”nu oraya koyan 500 yıl önceki eserleri mevcuttur. Nikitine’e göre, “Kürtçe’nin Hint-Avrupaî (Aryan) bir dilolduğu” tartışmalı olup, mutlak bir kabul değildir!.. Gürdal Aksoy ise, “Aryan” tabirinin Avrupa burjuvazisi tarafından uydurulmuş bir kavram olduğunu “su götürmez bir gerçek”sayar!.. (Kürt Dili ve Söylenceleri, sf. 148) Bu “aryan” tezini Maurice Duvarger, “saçmalık” olarak niteler ve: - “Adı var kendi yok bir dille tanımlanan; bu adı var kendi yok halk topluluğunu bir çok sözde bilgin bir yere yerleştirmeye çalıştı. Vardıkları sonuçların birbirini tutmazlığı, bunların saçmalığını da açıkça ortaya koymaktadır,” der ve, Aryan (Hint-Avrupaî) toplulukların bu tutarsız bilginler tarafından Hindistan’dan Kuzey Afrika’ya, Macaristan’dan Baltık bölgesine kadar 8 ayrı “çıkış noktası” gösterdiklerini belirterek saçmalıklara örnek diye verir! F. Rödiger ve A.F. Pott “Kürtçe’nin KALDECE (SAMÎ) ile ilgisinin olmadığını, bu dilin İran menşeli olduğu”nu ileri sürerler. Prof. Vladimir Minorsky Kürtçe’yi Kuzey-Batı İran dillerinden biri kabul eder. Ancak bugünkü Farsça’dan ayırır. Kürtçe’nin BAŞKA bir kökenden gelmesi gerektiğini ileri sürer!. Farkları şöyle sıralar: Telâffuz farkları, Şekil Farkları, Nahiv (cümle yapısı) farkları, Kelime farkları, Ses değişimleri farkları. Bu büyük farklardan sonra, Kürtçe eğer SAMÎ değilse, eğer FARS (HİNT-AVRUPAÎ) değilse, başka ne olabilir?.. Tabii ki, URAL-ALTAY kökenli!.. Kürtçe Ağızlar şöyle sıralanabilir: Kırmanç : Büyük Zap Suyu’nun Dicle’ye bağlandığı noktadan yukarıya, Zap Suyu boyunca, Urumiye Gölü’ne kadar çizilen hattın yukarısında kalan bölgede konuşuluyor. Soranî: Bu hattın altında Irak ve İran’da konuşuluyor. Soranî ile Kırmanç dilbilgisi arasındaki fark, İngilizce ile Almanca arasındaki fark kadar büyüktür. Ancak kelimeler Felemenkçe ile Almanca kadar yakındır. Her iki ağız da köyden köye fark gösterir. Samandağ’la Kirmanşah arasındaki Kürtler, bugünkü Farsça’ya yakın bir dil konuşur. Zazaca : Sivas-Erzincan-Malatya-Diyarbakır-Bingöl dairesinde konuşuluyor. Gurânî : Halepçe’nin karşısında İran’da, ve Haningi’nin karşısında İran’da küçük birer dairede konuşuluyor. Zazaca ile Gurânî birbirleriyle bağlantılıdır. Bu da Zaza ve Gurânîler’in aynı ortak kökten geldiğini, muhtemelen Hazar Denizi’nin güneybatı yakasındaki Deylem ve Gilan taraflarından olduklarını gösterir. Bu yüzyıla kadar Süleymaniye bölgesindeki bazı köylülerin “Gurânî” olduğu, ve bölgedeki Kürtler’den farklı olduğu kabul edilirdi. Gurânî halkını, Gurânî konuşanları ve bu köylüleri aynı kökten kabul etmek şüphelidir. Yazar David Mc Dowall, Zaza ve Gurânîler’in Kırmanç ve Soranîler’den önce Zagros bölgesine geldiğini öne sürüyor. Güney-Doğu Lehçeleri: Bu başlık altındakilerin küçük bir kısmı Haningin-İran sınırı arasında Irak’ta, ve Halepçe-Haningin-Kirmanşah-Sananda dairesinde konuşuluyor. Zazaki’nin Kırmanç veya diye Kürt ağızlarından tamamen farklı olduğu ise V. Minorsky, Prof. Haddank, Prof. David Mac Kenzie, Ingmar Sauberg, Terry L. Todd, W.B. Lockwood, T.M. Jhonstone ve Prof. Dr. Gouchıe Kojima kesin bir dille ifade edilmiştir. Yani armutlar ile elmalar toplanıp “kürtçe” sayılamaz!.. Ne var ki, echel-ü cühelâ (cahiller cahili) politikacılarımız, aydınlarımız ve TRT yöneticileri hâlâ Zazaki’yi “Kürtçe lehçe” diye sunmakta, Avrupa Birliği’nin aynı yöndeki raporlarına sessiz kalmaktadırlar! Kaldı ki, KIRMANÇ kelimesi dahi TÜRKÇE kökenlidir!.. KIRMANÇ, KURMANÇ, GURMANÇ diye geçer, KUMAN TÜRKLERİ ile bağlantısı bir yana; KURMAN kelimesi Divan-ı Lugat-ıt TÜRK’te “gedelgeç, yay konan kap, yaylık” (OĞUZ ve KIPÇAK lehçeleri) anlamına geldiği belirtilir. Ayrıca KURMAN büyük bir TÜRK boyunun adıdır. (Macar bilim adamı L. Rasonyi, Dünya Tarihinde TÜRKLÜK, sf. 139,148) KAZAK ve KIRGIZLAR’ın CAPPAS ve MASKAR kollarından birer boyun adı da KURMAN’dır… Yani iki KURMAN oymağı ORTAASYA’da, bir KURMAN-Ç boyu da ANADOLU’dadır!.. KÜRTÇE aslında “DİLLER KARIŞIMI BİLE OLMAYIP, KELİMELER KARIŞIMI BİR AĞIZ”dır!… Özellikle Kırmançça kelimeler büyük ölçüde TÜRK yapısı üzerine kurulmuştur. KÜRTÇE ASLINDA, ESKİ TÜRK LEHÇELERİNDE KAYBOLMUŞ KELİMELERİ ÇIKARMAK İÇİN BULUNMAZ BİR HAZİNEDİR!. Mesela, Pülümür’de kış mevsimine doğru açan bir çiçeğe, yöre halkı KARBELİK der. Bu sözü Kürtçe sayar. Halbuki KAR’ın yağacağını BELLİ eden bu çiçeğe, bundan uygun TÜRKÇE bir ad olabilir mi?.. (24) Bazı Kürt oymaklarının öz-be-öz TÜRKÇE adları da müslümanlığı kabul etmelerinden sonra değişmiştir. HALDİ-HALİDİ, CAFARLI-CAFERİ, (ABAZA) ABHAS-ABBAS, KURİS-KUREYŞİ, HASARENLİ-HASENANLI gibi… ÖZNE + YÜKLEM + TÜMLEÇ şeklinde değildir…. Bu da bizim uydurmamız değil, bilakis Kürtçülerin yayınlarında yer alan hususlardır. Yani; Kürt diye bir ırkta, bu Dilin kullandığı Dilde koca bir yalandır.
Mesela; Kürtlerin bayrak renkleri olarak bilinen Kırmızı, Sarı, Yeşil Panafrika Bayrağı, Etiyopya Bayrağı ve Kamerun Bayraklarının renklerinden çalınmıştır. Belli ki; Abdullah Öcalan Kenyadayken Afrika Devletlerinin bayrak renklerinden aşırma yapmış, Kürt Bayrağını oluşturmuş:) Ben bizzat 30 sene önce çalıştığım iş yerinde Kürt bir kız ayağına giydiği uzun çorabında ki bu renklerin çingeneler gibi niye renga renk deyince bunlar Kürt bayrağının rengi olduğunu söylemişti.
Bu kadar tarihi yazıların içinde göçebe yaşamış Türkler çok gelişmiş bir dil kullanmışlar derseniz elbette saçmalamış olursunuz. Bugünkü Türkçenin % 48' i zaten başka dillerden geçmiş bir yapı arz ediyor. Arapça, Farsça, İngilzce, fransızca gibi. Siz Kürtlerin diliyle uğraşacağınıza kendi Türk dilinizle uğraşın derim. Doğma büyüme İstanbul'luyum ve kullanmış olduğumuz uyduruk dil olan İstanbul dilinin mantığını hala kavrayabilmiş değilim. Cek, cık, cuk, lar, ler, lür, ğiz, rim, tim gibi ekledikçe ekleyarek uzanan ve uzatılabilinen bir dil yapısı. Bırakında Kürtler kendi enstütülerini kurup geliştirsinler ve kendi dil profesörlerini geliştirsinler o zaman konuşulup tartışılır bu konular. Bu süreç olacak ve yaşanacak. Sizler ne kadar istemesenizde. Yoksa siz bu gidişle Atatürkün güneş dil teorisine doğru evrileceksiniz.
Ergün GÜLDAL
AtillaHan eklemiş.
| 05 Aralık 2011 Saat
02:02
Her halkın, her devletin resmi tarih tezleri bazı abartı ve çarpıtmalardan nasibini almıştır. Devlet kuramamış, devleti olmamış halkların tarihlerinde ise abartı ve çarpıtmalar birbirine ulanır gider. Hayali coğrafya, hayali devlet, hayali vatan, hayali sanatla ilgili uydurma ve abartılan, o halkla hiç ilgisi olmayan ve etnik mensubiyeti kesinlik kazanmamış önemli tarihi şahısların sahiplenilmesi, genellikle devlet sahibi olamamış, çoğu küçük halkların sınır tanımaz, uçuk fantazyalarındandır. Kürd tarihi olarak ellerde dolaşan, çoğu siyasî Kürdçüler, bir kısmı da suyu bulandırmak isteyen yabancı bilim adamları ve şarlatanlar tarafından sağlam temeller üzerine oturtulmadan yazılmış tarih kitapları, Kürd gençleri arasında rağbet görmekte; fakat bunların hiçbirisi o kitaplarda anlatılanların doğru mu yalan mı olduğunu anlayabilmesini sağlayacak bir mihenk taşına sahip bulunmamaktadır. Yalan üzerine kurulmuş, "inanmazsan git rahmetliye sor!" mantığıyla oluşturulan, ideolojik ve militan zihniyetle yazılan tarih kitaplarıyla yetişen bir nesil, önünde sonunda tezatlar labirentinin içinde kaybolmaya mahkumdur. "Adem ve Havva Adıgece (Çerkesce) konuşuyorlardı; aksi ispat edilinceye kadar bu tez geçerlidir" diyen bir fanatikle, "geçmişte bu bölgede yaşamış, etnik mensubiyeti açıkça belirlenmemiş tüm halkları Kürd kabul ediyorum!" diyen bir sözde tarihçi arasında fark yoktur. Rus tarihçisi L.N. Gumilev'in dediği gibi "bir halkın tarihini biraz da onun düşmanlarının yazdıklarına bakarak okumak gerekir." Belgesiz tarihçilik, kendi kendini aldatmanın en kestirme -yoludur...
AtillaHan eklemiş.
| 05 Aralık 2011 Saat
02:07
Efendim, her dilde yabancı sözcükler vardır. Tükçede de Arapça ve Farsçadan alınmış binlerce sözcük vardır. O zaman Türkçe diye bir dil yoktur mu dememiz gerekiyor?” Bu tür insanlar, gerçekten bu söylemleriyle bile, çürütülmeye uygun bir düşünce yapısına sahiptirler. Bir kere Türkçe gibi 8500 yıllık (*) bir tarihi olduğu kabul edilen bir dille, henüz dil olmadığı ortada olan bir dilimsinin veya dilcenin karşılaştırılması bile gaflettir. Türkçedeki deyimler bile, Kürtçenin bütün söz varlığından daha zengindir. Türkçedeki toplam 105 bin sözcüğün, sadece 15 bin tanesi yabancı kökenlidir. Bu da Türkçedeki yabancı sözcüklerin oranının ortalama % 14 olduğunu göstermektedir. % 97′si yabancı kökenli sözcüklerden oluşan bir dilce nerede, % 14′ü yabancı olan Türkçe nerede? Ayrıca, Türkçedeki yabancı sözcükler olduğu gibi kullanılmaz. Alıntılanan yabancı sözcükler, Türkçenin ses ve şekil özelliklerine uyacak biçimde dile alınır. Fakat Kürtçedeki temel sözcükler bile alındığı dildeki biçimiyle aynıdır.
AtillaHan eklemiş.
| 05 Aralık 2011 Saat
14:58
Yaw AtillaHan ne diyeyim. Kürtlerin Tarihi 500 yıl öteye gitmez diyorsun. Kanuni yalanmı söylüyor.''''I. Süleyman, kendisinden önceki Osmanlı Padişahlarına göre fermanlarının başında kendisini ve devletini daha çok överdi. Çünkü Osmanlı Devleti çok güçlenmişti. Bir fermanının başlangıcı buna örnektir "Ben ki, Sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Diyarbakır’ın ve Kürdistan'ın ve Azerbaycan’ın Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâhi ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezıd Hân'ın torunu, Sultan Selim Hân'ın oğlu, Sultan Süleyman Hân’ım. Sen ki, Françe vilayetinin kralı Fransuva’sun veyahut İspanya vilayetinin kralı Karlo’sun... "------Burada Kanuni Kürdistandan bahsediyor kaç sene öncesi....Hadi Kanuniyi geçtim, Evliya Çelebi Erzurum vilayetini anlatırken bile buranın Halkı Kürt Taifesindendir diyor... Erzurum gittikçe Türkleşmiştir ekseriyetle,bu çok doğal. Erzurum şivelerinde Kürtçe kelimeler bile vardır. Mesela Erzurum şivesinde ''Berf'', yağan kar veya kar tanesi demektir. Asimile olan bir halk baskın dilin içersinde önce şiveleşir, terk ettiği anadilden tek tük kelimeleri kabul ettiği lisanda telaffuz eder. Örnek verdiğim ''Berf'' kelimesi, Kürtçedeki ''Berfinin'' devşirilmiş veya baskın dil içersinde söylenişteki telaffuz eksikliğidir... Bak Kırgızistan, Kırgızların yaşadığı yer, Kazakistan, Kazakların Yaşadığı yer, Bulgaristan, Bulgarların yaşadığı yer, Macaristan, Macarların yaşadığı yer, Arabistan, Arapların yaşadığı yer... Türkistanda diyoruz değilmi, Türk Kökenlilerin (Boylarının) çoğunlukla yaşadığı yer demek... Kanuni bu fermanında Kürdistan derken ne demek istiyor.... Her dilde başka dillerden kelime geçişleri olmuştur tabi, neden... İç içe yaşamışlıktan, kültürlerin kaynaşmışlığından... Yani bir coğrafyada, bölgede, ülkede bir arada yaşayıpta kültürlerin ve genlerin karışıp kaynaşmaması mümkün değil. Hele bin binbeşyüz sene bir arada yaşayacaksın... Şimdi ben bir Çerkes olarak veya Anadoluda bir çok köyde yaşayan Çerkesler yaşadıkları dağa taşa kendi motiflerini sembollerini çizse, işlese ve 200-300 sene sonra Çerkes biri a atalarımız buralara neler yapmışlar buralar bizim vesaire konularında iddiada bulunsalar olur mu? Bana göre olmaz... Kimse Türkler buralara gelmediler bin yıl veya binlerce yıl önce falan demiyor ki.. Bu güne bakıp medenice bir arada yaşayalım, bunun için ne yapabiliriz, kırmadan, dökmeden, kırılmadan hep birlikte nasıl mutlu ve güçlü oluruza kafa yoruyoruz. Neyi ispatlarki o bulgular bu günkü sorunların halline dair....
decenqua eklemiş.
| 05 Aralık 2011 Saat
23:43
bu ne taraflı bir yazı olmuş ergün güldal? Vatana ihanet edenler masum, karşı çıkanlar suçlu, öyle mi? yazık. insanlara yıllardır bunlar empoze edile edile millet doğruyu yanlıştan ayıramaz bir hale getirilmeye çalışılıyor. biraz izan, biraz doğruyu görmek gerekli artık. vatanını seven herkesi biz de severiz. Ama ihanet edene toz kondurmamak da biz Türklere terstir. entelliğe fazla özenmemek gerekir. çünkü bir yerden sonra herşeye karşı çıkar olur insan ve kafası sirkeye döner. ne doğruydu, ne yanlıştı ayrıdedemez hale gelir. yazdığınız yazıları iki defa okuyup edit edin ki, hatalı kısımların baştan ayıklayabilesiniz.
ali seyhangil eklemiş.
| 21 Nisan 2012 Saat
03:59