SAVRULMAK
|
SAVRULMAK “Düşündüğünüz gibi yaşayamazsanız, yaşadığınız gibi düşünmeye başlarsınız.” diye bir söz var, doğru söze benziyor. Çoğumuz, iş hayatına başladıktan sonra gençlik-öğrencilik yıllarımızdaki ideallerimizden günden güne uzaklaştık. O günkü fikirlerimiz zaman zaman kararlarımızda etkili olsa da yaşamımızın merkezinden uzaklaştı. Yaşadığımız günlük yaşamın trendleri bizi de içine aldı. Hangi işi yapmışsak yapalım, ekonomik kaygılarımız kendi derdimize düşmemize sebep oldu. Hakikaten ülkedeki ekonomik koşullar hem geçim zorluğu yaratıyor hem de gelecek kaygısını arttırıyordu. İster istemez çoğumuz etkilendik. Gelecek için, çocuklarımızın istikbali için iyi kazananlarımız da dar gelirlilerimiz de daha fazla çalıştık ya da ek işlerle uğraştık. Akrabalarla, arkadaşlarla, dostlarla ilişkilerimiz her geçen gün zayıfladı, herkes hızla kendi kabuğuna çekildi. Görüşmeler bayramlara, düğünlere, cenazelere kaldı. Zaman hızla akıp giderken ideallerimizin yerini, çocuklarımızın İngilizce öğrenebilmeleri, daha iyi okullarda okuyabilmeleri, iyi bir üniversiteyi kazanabilmeleri gibi kaygılarımız aldı. Herkes bir tarafa savruldu. Programlı asimilasyona gerek bırakmayacak kadar kuvvetli bir savruluş. Türkiye’deki Adige Derneklerinde aktif üye toplam sayısı bin kişi kadarmış. Burada beş-altı milyon çerkesin yaşadığı düşünülürse, bu bin kişiyi kutsamak gerekir. Bu basit mukayese bile ne kadar çok savrulduğumuzun göstergesidir. Öyle ki soyunu Türk sananlarımızın sayısı hiç de az değildir, milyonlarca çerkesin en ufak bir asimilasyon kaygısı taşımadığını rahatlıkla tahmin etmek mümkündür. Geçen sene bir süre iş ortaklığı yaptığım Uğur, “Ben de çerkesim abi.” demişti.“ Askere giderken abisi söylemiş, “Oğlum sen çerkessin, askerlik sana oyuncak gibi gelir, merak etme.” demiş. Uğur’un babasıyla da tanıştım daha sonraki günlerde. Orhan abi. Erdekli çerkeslerden. Çocukluğunda İstanbul’a gelmiş, makine mühendisi, yıllarca deli gibi çalışmış, çalışmış.. İlk eşinden olan büyük oğlu biliyor Adige olduğunu, hem de iyi bir Adige. Ama ikinci eşinden olan iki oğlu çerkes olduklarını bile bilmiyorlar. Daha ilginç olan Orhan abinin hiçbir Adigelik kaygısı taşımaması, diasporadaki milyonlarcası gibi. Adige kültürünü yaşatmak için katkı yapmaya çalışan, adını duyduğumuz duymadığımız herkese sonsuz teşekkürler. O kadar değerlisiniz ki. Necdet Hatamlar, Günsel Şurdumlar, Nusret Başlar, Mevlüt Atalaylar, Ali İhsan Tarılar, Mecit Teberler, İbrahim Yağanlar, Hilmi Özenler, İnal Kılıçvuranlar, Batıray Özbekler, Mehmet Yediçler, Murat Özdenler, Alaattin Bayramlar, Fethi Güngörler, İlhan Aydemirler, Janberd Dinçerler, Cevdet Hapiler, Ergün Güdallar, Murat Yalçınlar, Nart Atalaylar, Erol Karayeller, Davut Huvajlar; dernek, vakıf ve grupların yöneticileri ve aktif üyeleri-gençleri, sanatçılarımız, tanıdığım-tanımadığım ve ismini hatırlayamadığım daha yüzlerceniz… Birlikte oluşturacağınız büyük güç ve yaratacağınız sinerji ile bu asimilasyon çarkını geriye döndürmeyi başaracağınızdan hiçbirimizin şüphesi yoktur. Yolunuz açık olsun. Shexalh Vahdet ŞAHAL vahdetsahal@gmail.com
Gelen Yorumlar
Toplam 2 yorum,
1-2 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Teşekkürler Vahdet. Eline, yüreğine sağlık halimizi çok güzel anlatmışsın. Anlattıklarından biride benim. Bilinçli ve planlı porogramlı birlikteliklerin daimliğine dikkat etmeliyiz eğer Çerkesce duruşlarımızı muhafaza etmek istiyorsak. İpin ucu kaçmamalı. Ben mesela belki iyi başladım amma kötü bitirdim. Çevre oluşturmaya ve Çevreden uzaklaşmamaya ehemmiyet vermeliyiz. Tam 13 Sene Çevreden uzaklaşmam ve hayatın gailesine dalmam yazınızda belirttiğiniz bir Orhan Amca olmama sebep oldu. Çocuklarım Çerkes olduklarını biliyorlar belki ama Kültür ve Kültürün heyecanını yitirdiler, küçüğü zaten hiç bilmiyor. Kültürün heyecanı çok önemli. Bu da ancak Çevrenin içinde daim olmakla mümkün. Çünkü Heyecan bağlayıcı, sevdirici oluyor. Düşünün çocukluktan başlayan ve gençlikle süren kendi yaş katagorizasyonuyla sürüp giden derin bağlılıkları beraberinde getiriyor Çevre.. Ben Her yazımda Çevreyi tavsiye ediyorum yeni yetişen nesillerimize. Çevreyi ihmal etmeyin, içiçelikleri koruyun. Acı günde tatlı günde, her yaşlardaki beraberliklerde. Komşuluklar, dostluklar sıklaşması. İktisadi ve hayati arkadaşlıklar, ilişkiler, yeterlilikler arenası Çevre... Muhitler oluşturun diyorum tavsiyelerimde mümkünse... Yoksa yürümüyor vesselam, Çerkes kalınamıyor bir nesil sonra, İDEAL ne... Bunda da kararlı olmak, samimi olmak çok önemli... Yani yeni nesillerimiz yazılarımızdan ÇERKESCE kalmak istiyorlarsa vazife çıkarsınlar yaşamlarını ilişkiler babında öyle düzenlesinler... Her lezzetli ve ders alınası yazıların için tekrar teşekkürler Vahdet... Sağlıcakla kal.
decenqua eklemiş.
| 07 Ocak 2012 Saat
01:04
Sağol Decenqua Recep ama abartıyorsun, amatörce yazıyoruz işte.
hatiaqo eklemiş. | 07 Ocak 2012 Saat
11:00