hatiaqo-Meydancı
Mayıs 2012
PzrPztSaÇaPeCuCts
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031

 Fatma Gül 

  SÖNMEZ

 

 Murat ÖZDEN

 Vahdet ŞAHAL

 Ergün GÜLDAL

 

 Recep ŞEREF

Murat Ufuk KARAERKEK

  Наже Берк

  Seyahatnâmem

       

EvliyaÇerkesi

  1эулый щэрджэс

 

Türkçe unutsam bile "önemi yok", "patlayan şeker", "danaya girelim" unutamam galiba.

Onların ülkesinde danaya kurtlar değil,Türkler giriyorlar.

                           (Seyehâtnamem)

Yıllık Arşiv
Ana Sayfa > YAZARLARIN YAZILARI > ERGÜN GÜLDAL > Sayıyla İspatlanan, Gramla Tartılan, Kuruşla Alınan Milliyetçi Söylemler 02
Sayıyla İspatlanan, Gramla Tartılan, Kuruşla Alınan Milliyetçi Söylemler 02

Şimdi bir de Türklüğün Şamansal boyutlu Müslümanlık anlayışı vardır ki değmeyin gitsin.

Neydi beyler? Türk İslam sentezi.

Biliyorsunuz ki İslam dini yetersiz bir din olduğu için sentezlere ihtiyacı vardır.

Yaradan Allah yeteri kadar bilgili değildir mantığı çıkıyor buradan; Sümme Haşa.

Türkler öyle bir yüksek seviyedeler ki sentez kurarak Allah’a şirk koşuyorlar; Sümme Haşa.

 

Ben babadan ve anneden öğrenmiş olduğum taklidi imandan sonra Müslümanlığımı İbni Teymiyye’den öğrendim. İslam siyasetini Mevdudi’ den öğrendim. Mezhepsizliği ise Dr. Ali ŞERİATİ’den öğrendim. İslam’ın diğer yönlerini ise Seyit KUTUP, Muhammed KUTUP, Hasan el BENNA, Muhammed Bekir ES- SADR gibi zatların  kitaplarını okuyarak Türklüğün  Şamansal mezhebine biat etmemekteyim. İşte insan bu tür insanlardan feyz alınca da önceden bu öğrendiğimiz Türklerin çakma dini ya da argümanları da tabiî ki beni kesmiyor.

 

Türk’lerin bir kısmı Suni, bir kısmı da Şia demeyeceğimde Alevi ve Kızılbaş olarak bir birleriyle didişmekte ve yiyişmektedirler. Ben Türklerin At’ına ters binmiş şekilde Müslüman olduklarını faraza ederim. Nasrettin Hocanın eşeğine ters binmesi gibi. Sonrada bu Müslüman geçinen Türklerin At’ın kuyruğundan iki kılı iki elleriyle tutup bunu koşum gibi kullandığını faraza ederim. At ters istikamette gidiyor dikkat edin. Türk At’ın eğerinde ters arka tarafa doğru oturuyor ve At’ın kuyruğundan iki kılı iki eliyle sımsıkı tutmuş durumda. Kılın biri Sünnilik diğeri ise Alevilik.

Bu kadar tutarsızca ve lakayıt bir İslamiyet.

 

Şimdi birde şunu yapabilirsiniz.

MHP on tane tarafsız araştırmacı tutup sorular hazırlayıp Türk Milletinin Milliyetçiliğini (Şamanlığını) ve Türk Milletinin ne kadar Müslüman olduğunu araştırabilir. Tabiî ki bunu öz be öz Türk Halkına sorarak. Azınlıklar ve çakma Türkler hariç. Ben bu tür bir araştırmanın gerçek boyutta yapılması karşısında çıkacak raporun altına gözüm kapalı imzamı kabul mahiyetinde atarım.

Çıkacak sonuçlara tahammül edebilir misiniz?

Altında ezilmeden durabilir misiniz? Bilemem.

Araştırın bakalım öz Türkler ne kadar Müslümanlığın değer yargılarını önemseyip, özümseyip, benimsiyorlar.

Ne kadarı namaz kılıyor?

Ne kadarı oruç tutuyor?

Ne kadarı zekat veriyor?

Ne kadarı Hac’ca Hac için gidiyor?

İsterseniz değneklerinizi MHP binasına yönlendirin ve teşrif eden has be has Türklere sorun. Tabiî ki MHP’ye has be has aklı başında kaç Türk teşrif ediyor onu da siz bilirsiniz artık.

Çakma Çerkes, Çakma Çeçen, Çakma Arnavut, Çakma Laz, Çakma Kürt, Çakma Pomakları ise kalburla ayıklayın da zekatınızı ona göre hesaplarsınız.

 

Bu azınlıkların ya da çakma olmuş Türkleşmeye yüz tutanların derdi nedir biliyor musunuz? Kimisinin anası, kimisinin babası, kimisinin hanımı, kimisinin kocası, kimisinin damadı, kimisinin gelini, kimisinin eniştesi (hala ve teyzelerinin kocaları) Türk olduğu için hepsi ondan bozuluyorlar.

Yahu benim eşim melez. Benim kaynanamda Selanik muhacırlarından. Damadınız sayılırım.

Yarın benimde kızım bir Türk erkekle, oğlumda Türk bir kızla evlenecek. Bu kaçınılmaz bir vakıa. Yani benim dünürlerimde Türk olacak. Şimdiden hiç de gocunmuyorum. Hiç de sorun

olmayacak. Ben diretmeyeceğim. Olmaz falan demeyeceğim. Düğünlerimiz de bizde çiftetelli ve harman dalı oynayacağız.

Hadi tutun dedim ki çocuklarıma Çerkesle evlenin. Ve dediğim oldu da Çerkeslerle evlendiler. Benim çocukluğumda ki Çerkesler artık kalmadı ki. Hemen hemen hepsi sünepe Çerkes oldular. Tıpkı benim çocuklarımın kadük Çerkesliği gibi. Çerkes olarak yaşamak isteyenler pılılarını pırtılarını toplayıp Kafkasya ya gidip bizleri sizlerle baş başa bıraktılar. Burada da günümüzün yeni yetişen gençleri tamamı ile asimile edilmiş bir durumda oluşları T.C. Devletinin bir ayıbıdır.

Çerkeslerden yıllarca vergiyi al sadece tepe tepe Türklük için kullan.

 

Bunları nasıl yazıyorsun? Edepsizliğimden olsa gerek diye düşünüyorum. Yetiştiricilere bakacaksın. İyi bir anne ve baba, Çerkes kültürü, camii avlusunda yetişme tarzı, baskılar, sindirilmişlik ve nihayetinde de Çerkes terbiyesi. Korkunun da ecele bir faydası yok tabiî ki.

 

Benim son günlerde iyice renkleri beyazlaşmış Çingene / Romanlar mahallelerinde ki vatandaşlarımız çok hoşuma gidiyor. Renklerinden iyice asimile oluşları. Yani artık yavaş yavaş ırk olarak aramıza katılmaları. Onlar için çakma Türk tabirini kullanmayacağım. Onların yavaş yavaş Türkleşmeleri, Türklerin asil kanına katkı yapmakta olduklarını görüyorum. Onların harmanlanmasında Türkler yeni bir isim bulmalıdırlar. Kavimler göçünün bilmem kaç numaratörlü numarası olan bir boyumuzdur diye hiç çekinmeden ekleyebilirler. Nede olsa bizde ham diye yutan kerkenezlerdenizdir de ondan yani. Hemen de yutarız icabında. Tarih kitabına ve Profesör ünvanlı her hangi bir kişiye de gerek yoktur icabında. Her neyse bu çingene olan asil ırkta artık Türklerin tekeli altına gireceklerinden de eminim. Asalete çok düşkündürler, merak etmeyin siz.

 

Olaylara kendi penceremden bakıyorum. Sizlerde kendi pencerenizden bakmaktasınız. Benim yaşantımı gözlemleyince ne tür badirelerden geçip de bu yaşıma geldim. Kimlerle karşılaştım. Kimlerle birlikte oldum. Kimleri dinledim. Kimlerin eserlerini okudum ve hala bilinmeyen bir istikamete doğru yolculuk yapıyorum. Har bir şeyden kendime dersler çıkardım ve çıkarmaya da devam ediyorum. Sizlerde başka bir boyut da kendi halinizde buna benzer bir yaşam sürüyorsunuz. Ben sizi hayat felsefeniz içersinde tökezletmeye çalışmıyorum. Sizin kendi hayat felsefenize karşı da saygı duyuyorum. Benim yaşantımı da bana bırakın. Benim düşünce hayatımı da bana bırakın.

 

Psikiyatrist ve Psikologlar İçin Benim Anılarım İyi Bir Metadır.

 

Ben yazdıkça içimi boşaltıyorum. Takıntılarımdan kurtuluyorum. Hiç olmazsa o kadarına da müsaade edin artık. İşinize gelmiyorsa okumazsanız olur biter. Ben benim hakkımda yazılanları hiç iplemiyorum bile. Google de Ergün GÜLDAL diye yazın bakın neler göreceksiniz. “Hezeyan içersinde ki Çerkes piçi Ergün GÜLDAL” olarak rahatlıkla yazabiliyorlar. Neden acaba bu Türk faşistleri kardeşlerimiz bu kadar ağızlarını bozma ihtiyacı hissediyorlar ki? Bir sorun bir arızi durum mu var / mevcut? Rahatsız oluşlarının nedeni nedir? Demek ki benim gibi kişilerin hazırlanılmış yutturulmaya çalışılan hap niteliğinde ki yutturmaca tarihi yutmayışıma sinir oluyorlar da ondandır herhalde. Eğer ki kendilerinden emin olsalar güler geçerler.  Delidir ne yapsa yeridir derler. Ama ne yazık ki öyle yapmayıp çok kötü içerliyorlar. Oyunları bozuluyor. Maskeleri düşüyor. Gıcık oluyorlar. Fıtık oluyorlar. İç halleri dışlarına yansıyor ve en iyi bildikleri işi yapıyorlar. Oda ne demeyin sakın?

Küfür, küfür, küfür.

Cedelleşmek, hoş olmasa da cedelleşmeye devam edeceğiz.

İnsanın en büyük hastalıklarından birisi de kendisinin bilebildiği, anlayabildiği kadarının üzerine karşı tarafın geçmesine tahammül edememesidir.

Açılımı şu;Ben bunu biliyorum. Sende ondan öte bir şey bilme, irdeleme, araştırma ve olduğun konumla yetin. Bak ben ağabeyim ve ağabeyliğimi yapıyorum. Sen kalkıp bana üstat kesilme. Ebul azam olma. Onlardan tarihte fazlasıyla var. Onlarla yetin misali.

 

Ben benimle mücadele ediyorum. Her halde bu yapım sizi enterese etmez. Benim savaşımım sizlerle değil. Benim içsel yapımdaki çelişkilerimle. Sizden gelen boğuk ırkçı söylemler içime düşünce bende deprasyon yaratıyor. Algılarımın sezinlediği şey sizin dürüst olmayışınız. Siz kendi kurumlarınızla (Şamanis düşüncelerle) insanlığı bombardımana tutuyorsunuz. Bende bu bombardımanı savuşturmaya çalışıyorum. İstesem de istemesem de lakayt olamıyorum.  İç savunma mekanizmam bu işe karşı geliyor. Her şeyi savuşturuyor. İşte sizde bu durumdan rahatsız oluyorsanız . Ben susup yazmasam sizler çok mutmain olacaksınız.

Bunu biliyorum.

İnsanın kendisini aşması ve aşabilmesi kadar güzel bir şey ne olabilir ki? Tabiî ki tamamen kendisini içine kapatıp, kilitleyen ve tek düze insanları anlatmak boşunadır, berhavadır.

 

Türkler yendikleri, biçtikleri, öldürdükleri, yağmaladıkları Arap ulusunun dinini seçmiş ve benimsemişlerdir. Araplar Türkleri yenip de İslam dinini tebliğ etmemişlerdi. Aksine Müslüman Araplar Şamanist olan Türklere yenilmişlerdi. Türkler Müslüman Arap halkını hiç acımadan, acımasızca kılıçtan geçirmişlerdi. Nitekim Müslüman olmayı da düşünmüyorlardı. Ganimet paylaşıyorlardı. Kadınları hunharca öldürüyorlardı.

Böyle bir dönemde dervişin birisinin sözüyle Müslüman olduklarını ilan ettiler. Türk hükümdarı ve avanesi için keyfe keder bir hareketti. Bu keyfe kederlikten ortaya işte böyle bir din anlayışı ortaya çıkardı. Bir taraf  Sünni / Hanefi diğer taraf ise Şia’lık içinde Alevi ve Kızılbaşlık. İkisi de İslam ama ikisi de zıt kutuplar. Bu iki zıt kutup yıllarca boğuştular durdular. Anla anlayabilirsen. Tabiî ki herşe çıkar ve saltanat için.

Yavuz Sultan Selim ve rakibi Şah İsmail.

Kim haklı? Beni enterese etmiyor. İki devlet hükümdarı Türk halkını biçtiler durdular. Sadece mezhepsel bir ayrılık yüzünden. Müthiş bir tahammülsüzlük. Bir taraf tamamen İslam olduğunu deklare ediyor ve öbür tarafında Şamanizmin artıkları içinde üstü örtülü şekilde de olsa belki oda İslam’ı ima ediyordu.

Sonuç; T.C. Devleti ve Aleviler Sunileri, Sunilerde Alevileri hiç mi hiç sevmiyorlar. Biz azınlık Çerkeslere ne kaldı ki? Elbette biz Çerkesiz dersek severler mi? Bir otonom içinde ki Türkler ikiye ayrılıp birbirlerinden nefret ederlerken, hemide.

 

Belki de ben Türkleri net olarak anlayamamamın nedeni hiç ağzıma içki sokmayışımdan olabilir mi ki? Belki bende kımızla, şarapla kafayı çekseydim Türk Milliyetçilerini daha iyi anlayabilirdim, belki. İmam Hatip’ den Eyüp Lisesine geçtiğimiz de dev boyutlarda Kastamonu’ lu bir arkadaşıma neden içki içiyorsunuz diye sorduğumda biz içki içmiyoruz dese de Şarap içiyoruz demişti.

Peki, onu neden demiştim? Günahı az olduğu için demişti.

O arkadaşımın kafasına Komünistler kürekle vurup hastanelik etmişler. Kafatası da kırıktı. Kafasının tepesine elleyince kafasında ki deriye dokunuyorsun ve beyin etini hissede biliyorsun. Uzun zaman hastane de yatmışmış. Onu bu MHP’lilerin bir keleğiydi. Savaş meydanında yalnız bırakıp kaçmışlardı. Oda küreği kafasına yemişti. Arkama bir döndüm dedi ve arkamdakilerin hepsi kaçmış kimseler yoktu dedi. Önüme dönerken küreği kafama yedim, sendeledim ve gözlerim karardı sonrasını hatırlamıyorum diye espirili bir dille anlatmıştı. Sonra gözlerimi hastanede açtım Ergün demişti. Ya şarap az günahmış ondan içiyorlarmış. Ben bu tür işlerden çakazlamam. Kendileri bilirler.

 

Bir kere bu işi başlatmanın sebebi hikmeti nedir dersek? Diyelim ve biz kendi açımızdan olaya bakmamız gerekiyor. Ben iç dünyamı burada herkese faş ediyorum. Bu koşu kısa bir koşu değil bir kere. Uzunca bir koşu. Ben 50 yıl gibi doğumumdan itibaren bilinçli bir şekilde Osmanlı bakiyesinin devamı olan T.C. Devletinde fizyolejik olarak istem dışı beyin yıkanma bombardımanı içersindeyim. Dönem dönem bazı şeylere aklım bassa da bir şekilde beyni uyuşturulmuş Türk vatandaşları tarafından bende hazır inanışlar lokmasını yutmaktayım. Yanlış bilgilendirilme, bilerek yanlış eğitim, anne ve babanın yanlış yönlendirilmeleri, devlet tarafından yönlendirilmiş sağcı ve solcu örgütlerin başında ki derin devlet yöneticileri tarafından fikir saptırmaları ya da yönlendirmeleri istemeden yaşamak zorunda kaldık. Şimdilerde bir şeylerin farkına vardığımız zamanda yani özgürlüklerimizi yaşayabileceğimiz bize inandırılmaya başlandığımız bu dönemde ben bu yazılarımı www.hatiaqo.com da öylesine yayınlarken istemeden ve farkına varmadan dışardan müdahaleyle yönümü saptırmaktadırlar ve bu tongaya ve gafa bilerek ve bilmeyerek de düşebilmekteyim. Ve de bu durum benim çok hoşuma gitmektedir. Böyle elektroniğin çok rahat bir şekilde kullandığı bir dönemde benim fikir ve zihni melekelerimi herkes açık ve net olarak bilebilmektedir. Polisin, MİT’in, Askerin, Hukuk’un, Basının, dış mihrakların yani CIA, KGB ve MOSSAD gibi devlet örgütlerinin araştırıp soruşturacağı hiçbir kapalılık, gizlilik ve yasaklı bir durumun içine düşmemekteyim. Bu benim için iyimidir yoksa kötü bir durum mudur bunu ileriki dönemlerde yaşayarak görebileceğiz. YANİ tüm kartlar AÇIK VE SEÇİK ortadadır. İşte böyle yazılarımızı açık ve net, bariz bir şekilde yazılarımızı devlet memurlarına ifşa ederken nereden çıktığı belli olmayan ya da rol kesen bazıları, tezgahtarlar da bizim sitemize kadar uzanabilmektedirler. Bizim bir korkumuz olmadığından bu zalim kişilerde bizim çizittirdiklerimize ortak olabilmektedirler. Buyursunlar olsunlar. Ben her zaman yaşantımla orantılı bir şekilde kendimin Müslüman ve Çerkes olduğumu haykırıyorum. Bunu bilmeyen yoktur. Oyun ortadadır. Bu oyunda oynamak isteyen buyursun. Bizim için fark etmez. İşte er meydanı. Faşlaşmaya devam. Bu yol uzun bir yol arkadaşlar. Yazmaya devam. Durmak yok.

Bu yazıları bana cevap olarak yazan kişiler beni yönetmek ve yönlendirmek için eğer ki görevli ve de resmi makamlar değillerse. Biz kendi telefonlarımızın da hiç şüphesiz dinlendiğini dinlenmiyorsa bile dinleniyormuş şekilde faraza ediyoruz.

 

Belki biz Çerkeslerin Kafkasya’dan göç edilişinin işlevi bitmiştir. Artık bazı kişilerin anayurda dönmeleri diasporada ki devletler için sorun teşkil etmemektedir. Bunu gelecek kuşakta gençler kendileri karar vereceklerdir. Bizler şimdiden onu bilemeyiz ve kestiremeyiz. Bizim görevimiz çalışmak, fikir üretmek ve hak elde etmenin mücadelesini vermektir.

 

Çok değerli Çerkes kızımız benim namıma Türk arkadaşlarından özür diliyormuş. Ne güzel. Kendisine teşekkür ederim kendi namıma. Yalnız benim bu edepsizliklerim yüzündün acaba daha ne zamana kadar ve kaç yüzlerce kişilerden özür dilemek zorunluluğunda kalacak, kim bilir? Allah yar ve yardımcısı olsun derim. Çok büyük bir görevler üstlenmiş Çerkes kızımızın kendileri.

abidegayijergn@gmail.com

 

Ergün GÜLDAL

Gelen Yorumlar
Toplam 3 yorum, 1-3 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
NE MUTLU SENIN GIBI ÇERKEZE. ASLINI, SOYUNU, SOPUNU INKAR ETMEYENE, (BAZI OMURGASIZLAR GİBİ) O VEYA BU KİMLİK ARKASINA SAKLANMAYANA. NE MUTLU KADİM HALKININ NAMUSU OLABİLENE. KARADENİZLİ DOSTLARIN
KARADENIZ eklemiş. | 22 Ağustos 2011 Saat 01:23
capa, cali cadi cedi cebi cepni hurt, hart, kart, kürt haz, az , kaz , laz hir, har hor, on , horon hem, sen, sin, hemsin..... iki fatih bir yavuz, üç oğuz, uyuyunuz... okulda ögrendiğimiz, hala da 21yy.da; koca yusuf ,murat sertoğlu, tarkan markan hikayeleri, kurt keçi vadileri mafya , arazi marazi , bul karayi al parayı, biriktir kuponu, al tencereyi, bu dünyada acı çek, öbür tarafta yerin hazır. sen yedi düvelin kafasını kırmışların evladısın, ama hiçbir şey de icat etmemişsin.. olsun icat yapanın vurursun kafasına, alırsın elinden. bizim kitaplarımızdan ve milyonlarca dolar harcayip ısmarlama tarih yazdırdığımız tarihçilerin kitaplarından başka hiçbir yerde yazmayan üfürük tarihle büyüyen bizler.... şu an aktüel yasadığımız güncelemizde de görüyoruz; kürt halkı başta olmak üzere, çerkez, abaza, gürcü, laz ve diger kadim halklarımıza bu uydurmasyon tarih tezleriyle hakaret ve manevi iskence ediliyor. ben doğru bulmuyorum. üfürükten teyyare selam söylen o yare.. asil bölücülük budur bence. pek çoğumuza biraz abes gelebilir sözlerim. bilhassa karadenizimiz gibi çok kozmopolit etnisitelerin ve kalıntılarının yaşadığı bölgemizde kimlik değil, kişilik sorunu var. herkes gerçek kimliğini biliyor. ama gerçek kişiliğini bilmiyor... devşirmelik bir kimlik değil, bir meslektir, yani kişiliktir.(bakınız tüm yeniçeri ve tüm Osmanlı bürokrasisi). günümüzde de siyasi yelpazelerde yer alan insanlarımıza da bakınız.... değişen bir şey yok... karadenizde işsizlik ve göç ve lagaluga hikayeler; işsizlik, göç, yeni değil.. Osmanli Rus savaşı ile başlayan ve sınırların doğuya kapanmasıyla karadenizlilerin batıya zorunlu göçü de bir tesadüf değil. nasıl böyle lagaluga tarih tezlerinin karadenizliye bilhassa 5 vakit namaza ek iki farz sunulması gibi. rahmetli Ecevit bile bu konuda bizleri düşünmüş; aklımıza buralarda kötü şeyler gelir kafayı üşütürüz diye , kendine düşünce yapmış, bizi toplu göçe tabi tutmak istemiş. kaynak:http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=6024 gecelim bunlari artık, kimlik sorun değil, kişilik sorunumuz var. is , as, eğitim, sağlıklı doğa, sağlıklı insan sorunumuz var. Rize sporun Real Madride 2-0 galibiyeti bile HES in doğamıza tacizini telafi edemez. doğamız sınırlı, ekonomik imkanlarımız sınırlı. insan yaşamı hikayelerle geçiştirilecek kadar da ucuz değil. üzerinde yaşadığımız toprak bizden sorumluluk bekliyor. hikaye değil. üzülmeyun uşaklar, böyle gelmiş böyle gider(mi) ben bilemem ama bi hocaya sorayım, o ne deyi? derdi emmi oğlu.. kolay gelsun _________________ Tulum üflemeli bir Saz, Hemşin bir Halktır.
karadenizli eklemiş. | 22 Ağustos 2011 Saat 01:32
Kimlik erozyonu ve Karadenizde karaktersizleşme üzerine Asimilasyoncu, ve inkarcı politikalara karşı Karadeniz de, çok ağır bir erozyona, karaktersizleşmeye uğramış kültürel kimliğini korumak üzere çaba sarfeden insanlarımıza destek vermek her Karadenizlinin en başta gelen görevi olmalıdır. Neden? Karadenizin çakıl taşları Karadenizlinin kültürel kimliğı çok renklidir ve ağırlıklı olarak Pontuslular, Lazlar, Hemşinliler ve Gürcüleri ve bölgeye sonradan yerleştirilen bilinen kültürleri kapsar. Karadenizliler, toplumun çok dilli olduğu gerçeğini bir biçimde kabul ederler. Karadenizlilerin büyük bir bölümü Romeyika, Hemşince, Lazca, Gürcüce konuşur(du). Hümanizm, demokrasi ve insan hakları her kültürünün temel yapı taşlarıdırlar. Karadenizliler her türlü ırkçılığı, dinsel fanatizmi, şovenizmi ve aşiret mantığını reddederler. Aklı başında Karadenizliler kültürleri, dilleri ve dinleri ne olursa olsun bütün insanlar arasında rasyonel bir tartışmanın iletişimin ve de beraber yaşamanın mümkün olduğuna inanırlar. Herkes aklıyla düşünür. Kimse diniyle veya kanıyla düşünmez. Bir düşünce ve istemin realiteyi yansıtıp yansıtmadığı evrensel olarak, yani bütün insanlar için objektif ve geçerli sayılabilecek bir tarzda olup olmadığını tesbit etmek mümkündür. Kimilerinin iddia ettiği gibi Kültürler veya dinler arası savaş illa da kaçınılmaz değildir. Olmak zorunda değildir. Atalarımızın binlerce yılda ürettikleri yerel ve dünya kültürlerine katkıda bulunmuş değerlerimizi görmemezlikten gelerek, getirilerek inkara ve o değerlerin yok edilmesine , biz torunlar olarak müdahele etmememiz hiçbir şekilde haklı gösterilemez. Bunun aksi Karadenizde, kültürel mirasların halkın ortak olan kültürel kimliğini inkara yönelen bir anlayış tabiatı gereği anlaşılmazdır. Anadillerimizi kaybetmemeyi, onları gelecek nesillere öğretmenin önemini kavramanın neden kötü olmayacağını, inkarcı ve asimilasyoncu karaktersizleşmiş kişi ve çevrelere anlatmaya ihtiyacımız olmamalıdır. Evrensel etik kuralların ve demokrasilerin özü burada başlamaktadır. İnkar ve yok sayma Psiko-patalojik hastalığa yol açar Aslını inkar ve dönmelik karakterinde ısrar; kişisel ve akabinde toplumsal bir yozlaşma ve bir tür psiko-patalojik hastalanma biçimidir. Genel olarak bu ferdler ve toplumlar kendini, "kendi içinden çıktığı etnisite, kültür ve inanç gruplarına karşı , sürekli ve radikal çıkışlarla besler“ ve bu psiko-patalojik yapısını, sürekli anti-tezler ve daha fazla inkarla besleyerek, ayakta kalmaya çalışır. Yani kraldan çok kralcı olmak, onun için zorunlu hale gelir. Her konu ve toplumsal saflaşmada Fanatikleşir, şiddet ve teröre daha yatkındır. Kendilerini sürekli rahatsız hissederler Bilhassa, her türlü şartlar ve toplumsal asimilatik, politik, kültürel baskılara rağmen, inkarı ve kültürel erozyonu reddeden soydaşlarına karşı; küfür, itham ve ölüm tehditlerine varan bir radikallık göstermeleri, onların tipik özellikleridir. Yukarıda değindiğimiz inkarcı karakteristik kişiler; şiddet ve terörde, örneğin dini ve ırkçı motifli olaylarda çok rastlanan bir psiko-patalojik tiplemelerdirler (Papa suikastı, Hrant Dink cinayeti ve benzeri örnekler incelendiğinde, bu derinlemesine görülmektedir.) Bilimsel açıdan İnkar ve Dönmelik Psiko-analizci bilim ışığında dönmelik ve inkar; en ağır kişisel ve toplumsal taravmatik hastalıkların "birincil sebebidir“. İnsan tarihsel gidişatta, çeşitli toplumsal trendlere uyabilir. Fakat başta olumlu gibi görünen, inançsal inkarla başlayan ve ardından kimliksel-kültürel geçmişini yok saymakla derinleşen inkar, sonunda kimliksel, kültürel hafıza kaybına zorlamayla, ağır kişisel ve toplumsal psiko-patalojik bir travmaya dönüşmektedir. Bu durumun, tek ve yoksa yok çaresi; kişisel ve toplumsal geçmişle yüzleşmek, barışmak ve ondan gelindiğini(yanı hastalığın sebebinin o olduğu teşhisi) ve aidiyatın kişilerin elinde olmayan bir şey olduğunu ve bunun da kim ne derse desin, kötü olamayacağını kabul etmektir. Ayrıca onurlu insanların torunları olduğumuzu hatırlayarak tarihsel bir sorumluluk da taşıdığımızı unutmamak bu hastalığa ilk müdahelerdendir. Yalakalık, inkarcılık ruhunu terk etmek, bu konuda kendini ve çevresini ona göre şekillendirmek, ikinci adım olarak mümkündür. Onurlu bir Karadenizli olmak Onurlu olabilmek için, tarihi dahil herşeyini kaybetmesine rağmen; çarıkları, ucuz patiskası, tahta damlı evcikleri ve kuru mısır ekmeğinden başka bir şeyi kalmamış atalarımızı ve ortaya koydukları efsanevi kültürel ve toplumsal direnişleri hatırlamak, bizleri bu hastalıktan kurtaracak ücüncü adım olabilir. Daha sonraki dönemlerde tekrar konumuza devam etmek üzere, yazımızın başındaki ilk cümleyi tekrar etmekte fayda görüyorum: Asımilasyoncu ve inkarcı politikalara karşı Karadeniz de, çok ağır bir erozyona, karaktersizleşmeye uğramış kültürel kimliğini korumak üzere çaba sarfeden insanlarımıza destek vermek her Karadenizlinin en başta gelen görevi olmalıdır. Bu bağlamda Karadenizli olmak, önce kendine ve özüne dürüst olmaktır, inkar ve inkara alet olmak etik ve inançsal anlamda bile karakter bozukluğu ve kafirlikle eş değerdedir.
M. Kackarli /20.052009 _________________ Tulum üflemeli bir Saz, Hemşin bir Halktir.
karadenizli eklemiş. | 22 Ağustos 2011 Saat 01:34
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

Ara

Nurdan Merve VURAL

Son Yorumlar
Linkler
 
 

Online Kişi Sayacı 

Website counter