hatiaqo-Meydancı
Mayıs 2012
PzrPztSaÇaPeCuCts
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031

 Fatma Gül 

  SÖNMEZ

 

 Murat ÖZDEN

 Vahdet ŞAHAL

 Ergün GÜLDAL

 

 Recep ŞEREF

Murat Ufuk KARAERKEK

  Наже Берк

  Seyahatnâmem

       

EvliyaÇerkesi

  1эулый щэрджэс

 

Türkçe unutsam bile "önemi yok", "patlayan şeker", "danaya girelim" unutamam galiba.

Onların ülkesinde danaya kurtlar değil,Türkler giriyorlar.

                           (Seyehâtnamem)

Yıllık Arşiv
Ana Sayfa > YAZARLARIN YAZILARI > ERGÜN GÜLDAL > Txamate Diye Geçinen Adıge Yobazları
Txamate Diye Geçinen Adıge Yobazları
hatiaqo gönderdi. | 20 Ocak 2011

Adıgeler sürgünü 150 yıl önce yaşamamış olsaydı ben şu anda bir Abzeh olarak muhtemelen Kafkasya da yaşamış olacaktım. Şu anda T.C. de kozmopolit olarak yaşadığımız şekilde olmayacaktık. Bir Adıge olarak şu an Türk toplumu içinde Türk kimliği ve Türkleştirilenlerle birlikte Kafkasyalılar burada karman çorman bir şekil arz edişimiz nedeniyle kendi kültürel özelliğimizi belirten has yapımız iç içe girift bir şekilde karmançolaşmış bir durum arz ediyor.

 

Adıgeler kendi aralarında abzeh, shapsıgh, kaberdey, chemgoy, bjedugh gibi ayırımlar bile kendi aralarında tarz ve karakterleri bile ayrı olma özelliğini gösterirken Abaza, Adıge, Çeçen, Oset, İngush, Daghıstan ve hatta Gürcistan’ı bile bir harmoni içinde görmek isteyen bir devlet ve halk düzeyinde de milletin var olması bizim bütünlüğümüzü, endamımızı, karakteristik özelliğimizi zedelemektedir.

 

Ben Adıgeydeki 150 sene öncesi gibi bir yaşantım olsa idi yine sülalem olan Abıde olarak değil de bir köle sitatüsünde bile olsa idim bu şekilde Txamateliğini bilmeyen Pshı(Prenslere) diyeceğim söz işte yinede başlık attığım söz gibi olurdu. “Txamate diye geçinen Adıge yobaz Pshı’leri” derdim. Peki bunu deyince ne beklerdim? Xase de toplanan kurultaydan çıkacak Xase kararlarını beklerdim. Peki buradaki Thamateler benim için ne karar verdiler? Bilemiyorum. Ne verirlerse versinler hiçbir şeyde umurumda olmazdı. Txamate sıkıntısı çekiyoruz biz bu ülkede taaa ne zamandır. Her yaşlı olan kişi Txamate değildir. Txamatelik bir ağırlık ister. Txamatelik bilinç ister. Txamatelik bilgi ister. Txamatelik yürek ister. Txamatelik aşk ve şevk ister. Txamatelik kültür ister. Txamatelik Çerkez toplumuna kaşı sevgi ister. Txamatelik inanç ister. Txamate o zaman toplumunu arkasında hisseder.

 

Şimdi biz kimi Txamate olarak seçeceğiz? Elbette ki bir Adıgeyi seçeceğiz. Peki bu Adıge nasıl birisi olacak? Adetleri, ananeleri, kültürü, halkını tanıyan ve bilen birisi olacak. Kendisine inanacak ve güvenecek. Adıgelere inanacak ve güvenecek. Yani biz sahte Pshı’lar istemiyoruz. Mavra kesen, insan aldatan, kıçı başı oynayan, bir sözü ile diğer sözü tutmayan, insanlara tepeden bakan, bizden olmayanlarla işbirlikçi olan, tezgahtar(adam pazarlayan), kalitesiz, şavalak, şaklaban, Ruh’suz, inançsız, imansız, ahlaksız, yankesici, hırsız, uğursuz, çıkarcı, ukela, despot bir Txamate istememekteyiz.

 

Peki bizler Abzehi, Shapsıghı, Hatkoyu, Kaberdeyi, Bjedughu, Chemgoyu geçtikte Abazası, Çeçeni, Daghıstanlısı, Oseti, İngushu ve Gürcülerle nasıl bir olup da bir Txamate çıkaracağız? Hadi çıkardık diyelim bu harmoni toplumu bu Txamate nasıl yönetecek veya yönlendirecek? Peki şunu yapamaz mıyız? Tüm yörelere rağmen Adıgelerden, Abazalardan, Çeçenlerden, Osetlerden, İnguşlardan, Daghıstanlılardan, Gürcülerden birer temsilci çıkarsak ve de bu temsilciler bir federasyon kurup da buraya üye nispetin de % yüzde orantısı kurup da ona göre Federasyonda temsil edilirken % yüzde orantılarının ağırlığına göre temsil edilse derim ben. Şunu diyebilirsiniz? Çok sistemsel bir yapı arz eder. Hayır, etmez. Her temsilci üyesi adedi kadarıyla seçildiği gibi üyesi % yüzdesiyle söz sahibi ve bir konuda karar alınırken de % yüzde ağırlığı hesabıyla oyunu kullanacak.

 

Demem şu ki Bin tane üyesi olan bir federasyon ve bu bin kişinin Beş yüz kişisi Gürcü ise bu oylamada Gürcü lider oyların % 50 sine tekabul eden bir ağırlığa sahip olacak. Var mısınız böyle bir sisteme? Ben binde bir bile oy ağırlığına haiz bir Adıge temsilcisine bile razıyım. Yeter ki bizi temsil eden Kafkasyalılar Federasyonumuz olsun derim. Lakin buna yürek ister. Buna inanan kadroculuğa haiz Txamateler ister.

 

İşte bunu beceremeyeceğiz. Beceremeden de asimile olup telef olup gideceğiz. Sonra bir yerde konuşmaya kaktın mı kimse olmuyor. Kimsenin olduğu yerde de abes soru yönelttin mi konuşmacıyı hemen oradan kaçırıyorlar. İşte durum ve ahvalimiz bu. Sizin anlayacağınız bizim düşmanlara ihtiyacımız yok. Çünkü farkında olmadan biz birbirimizin düşmanı olmuşuz.

 

Nasıl Çerkes Olunur?

 

Otuz iki farzı bileceksin. Otuz iki tekmil vereceksin. Yani imanın şartlarını ve İslam’ın şartlarını kesinkes ezbere bileceksin. Yet’one(sonra) tsıf husht / wuhusht(insan olacaksın).

 

Evet Allah’ını, kitabını, peygamberini, thamateleri (yaşlıları) yani ihtiyar meclisini bildin mi işte işin birinci basamağını geçtin demektir. Birinci basamağı çıktın mı diğer basamaklar hiç zor olmaz. Gerisi kolayca aşılır. Evin dış kapısından birinci kapıdan geçtin mi salon, mutfak, banyo, oturma odası, salonun kapıları o kadar önemli değildir. Önemli olan ilk girişi yapabilmektir. Anadan doğma Çerkez olunur. Ama olunmayabilinirde. Siz Çerkez anadan doğarsınızda Çerkez olmayan bir anne ve babanın yanında, yetimhanede büyürseniz sizde Çerkezlikten en ufak bir eser bulunmaz / bulunmayabilir. Hani maya olmalı denir. Maya olacakta o toplumun havasını da teneffüs edeceksin. Yoksa hampadan rampa olmaz.

 

Çerkes olarak bizler de Müslüman olanı da, Hıristiyan olanı da, Pagan olanı da mevcuttur. Çerkesler Türkiye de Padişahçı olmuşlardır. Cumhuriyeti kuranlarda Çerkes’lerdir. Çerkesler uzun seneler bu ülkede Adnan Menderes’i ve Süleyman Demirel’i destekledilerse de bugünün 50 yaş ortalaması genelde sol franksiyon da olmuştur. Bugün sağını destekleyen Adıgelere Adıge olarak hiç kimse bakmaz. Onlara yozlaşmış, yobazlaşmış, öz kimliğini unutmuş yada artık asimile olmuş Türk (iğdiş edilmiş Adıge) olarak bakılır.

 

Kafkasya ya Bakıyorum Boş Boş

 

Dağlar güzel, orman güzel, çimenler güzel, nehirler güzel, çayırda ki çiçekler güzel, güzelde güzel olmayan nedir? Bu işte bir noksanlık var. İşte bu noksanlık nedir? Çözemiyorum. Olayı anlayamıyorum. Onun için Kafkasya ya bakıyorum boş, boş. Anlamsız, anlamsız. Çaresiz, çaresiz. Ahmak, ahmak. Salak, salak. Dedelerim(Atalarım) Kafkasya’dan palas pandıras sökülüp atıldılar. Kendilerini Osmanlıda yada İslam diyarında buldular. O uzun ve yorucu yolculuklardan sonra. Ya şimdi biz bir türlü Bin Türk lirası para bulup da turist olarak Ata vatanımızı ziyarete bile gidemiyoruz.

 

Benim bakışım boş, gözlerimin içi boş, kalbim boş, Ruh’um bomboş. Benim için Kafkasya koskoca ağaçtan bir varil. Varilin içi ise votkayla dopdolu. Ben Kafkasya ya adım atar atmaz içi votkayla dolu olan o koskoca ağaçtan yapılmış varilin içine düşecekmişim gibi geliyor. İşte ben onun için Kafkasya ya buz gibi soğuğum. Ben böyle bir ortamı istiyor olsam Türkiye’den dışarıya niye çıkayım ki? Türkiye de bu ortam fazlasıyla mevcut.

 

Kafkasya’nın neyi beni kendine çeker? Çok ilginç ama hiçbir şeyi beni çekmiyor. Ne çekecek ki? Kafkasya da ne var ki? Feodalizm mi, Sosyalizm mi, Komünizm mi, Kapitalizm mi, Müslümanlık mı, Hristiyanlık mı, Paganlık mı?

Hayır, hayır.

İçki fıçıları.

Önem arz eden tek konu var, oda içmek. Ölesiye kadar içmek.

Benim içinse içmemek. Bu dünyaya gelirken Allah’ın izniyle içki fıçısının içine düşmedim. Bundan sonrada içki fıçısının içine düşmeye de niyetim yok.

 

Kaftan, tsey, at, kılıç, eğer, kama, yol, araba, dağ, orman, çimen için gelmiyoruz. İnsan için, kültür için geliyoruz. Ama bizim Kafkasyalı Adıgeler Kültürleriyle birlikte içki fıçılarının içinde yüzüyorlarsa benim orada işim ne? Hayatın bir bu yüzü var, birde görünmeyen öteki yüzü var. Ben hayatın görünen hem bu yüzüne, hem de görünmeyen öteki yüzüne inananlardanım. Biz bu güne kadar görünen bu yüzünü gördük. Bize bu görünen yüzü yeter diyenlere diyecek bir sözümüz yok. Takdir onlarındır. Biz dünyanın görünen bu yüzünü görüyoruz, öbür yüzünü göremedik diye kafa geçenlere veya geçeceklere de tavsiyem ise insan gözünün ön ucunda ki sinir katsayılarını artırmalarını tavsiye ederim diyerek de gönül eğlendirebilsem de ben bunu yeğlemeyip görüntünün ışık yansıması sonucunun gözün içindeki merceğe düşüşü (yansıması) ile birlik de beynin algılayışında ki yetersizliği iyi düşünmelerini tavsiye ederim. İnsanın ihtiyacı olan her şey bu dünyaya yani görünen yüzüne göre ayarlanmıştır. Sürgün dünyasından fazla bir şeyler beklemek abesle iştigaldir. Yani mantıksızdır. Çünkü bu dünyada her şeyden mahzuruz. Bizim elimize verilen imkanlar bu kadardır. Biz olanla yetinmesini bilmekteyiz. Çok şey isteyenler kendilerini çok şey bildiklerini zannetmektedirler. Onun içinde bu dünya ürünü olan arpa suyu, üzüm suyu tanklarının vanasının altına atıp ağızlarını sonuna kadar açıp vanada ki musluklardan sulanmaktadırlar. Ne diyelim, içip zom olunca nasıl olsa feylezof kesiliyorsunuz. Bu durumda da bize bir şey söylemek düşmez.

 

Derneklerde ki Siz Mutlu Azınlıklar

 

Sizler bu Çerkes derneklerine bu toplumu toplayamazsınız. Hele bugüne kadar olan mantaliteyle ve bu kafa yapısıyla hiç mi hiç toparlayamazsınız. Sizin mantaliteniz farklı hayatın içinde didişip duran Çerkes halkının yaşam mantalitesi farklı. Sizler derneklerde mutlu bir azınlıksınız. Kendi kendinize yetiyorsunuz. Sizler mutlu bir azınlık olarak her şeyin sizin istediğiniz gibi gitmesini istiyorsunuz. Onun için de dışarıdan birileri gelip de rahatımızı kaçırmasın diye kendinizi kasıyorsunuz. Böylelikle de hiç kimse aranıza giremiyor. Kendiniz yiyor, kendiniz içiyor ve kendiniz oynuyorsunuz. Sizin içinize giren insanlar sizin hali ahvalinizi tanıdılar mı da arkalarına bakmadan bucak bucuk kaçıp son gaz gidiyorlar. Bizlerden ve sizlerden ya da derneklerden kaçışan Çerkes ailelerinin ve Çerkes gençlerinin sorunlarını yerinde tespit etmek gerekir.

 

Ben derim ki bizlerde ve sizlerde din yok, iman yok, Allah korkusu yok, Xaynap size hiç mi hiç uğramamış. Sizler ve bizler derneklerde yıllardan beri hep aynı terennileri çalıyoruz. Aslında sizler ve bizler varmış gibi görünen görünmezleri oynuyoruz. Cesetlerimiz ortada ve ayakta dolaşıp duruyor, o kadar. Sizde ve bizde bir kere Ruh yok. Ruhsuzsunuz ve Ruhsuzuz. Adıgesiniz ve sadece Adıgesiniz topu topu o kadar. Ya okey oynanan oyun masalarındasınız. Ya da gizli gizli köşelerde fırtlanan kanyaklarınızlasınız. Bazı beldelerde de düz ayak olan derneklerde de Ramazan günleri halk oruçluyken camekan önlerinde milletin gözünün içine baka baka oruç yiyenlerdensiniz.

 

Misal; Bağlarbaşı Kafkas Kültür Derneğine Çarşaflı hiçbir kimse giremez düşüncesindeyim. Bağlarbaşında ki Solcu olan Çerkeslerin kapsama alanına çarşaflı, sakallı, cübbeli Müslümanlar, Namaz kılan Çeçen Mücahitler giremez kanaatindeyim. Yoksa ben yanlış mı düşünüyorum. Yok yere mi eşkilleniyorum dersiniz. Bunun iki örneği yakın zamanda yaşandı. Saraylarda halılar üzerinde yüzen artık kurna namaz kılan bir genci görmesiyle gençlik kolunu fesh ettirebildi. Mason biraderimiz folklor da oynayan türbanlı bir kardeşimize ise Kafka Vakfının yolunu gösterebilme nezaketini sergiledi. Bakalım bu tür kakavanlar ileride daha ne gibi maharetler sergileyecekler göreceğiz. Bizlerde bu tür kakavanlara karşı elbette zehir zemberek açıklamalarımızdan geri kalmayacağız. Bu tür toplumumuz içindeki arıza tiplemeler olduğu sürece yobazlıklarına kaşı koymak durumunda olacağız. Bu aslan yavruları yönetimlere paralarıyla hükmettikleri sürece her zaman için derneklerin içi boşalmayla yüz yüze olacaktır. Bu tür yobazlara dernek yönetimleri gem vurmak zorundadır. Biz Çerkesler özel gizli illegal örgütlerin elemanlarının kontrolü altında olan zavallılar değiliz. Sizin paranızın düdüğü ancak emrinizde çalışanlara geçer.

 

Çerkezlerin Akıbeti Çok Kötü

 

Kurban bayramında memleketim Gönen’deyim. Üçüncü günü Kafkas derneğinde saat: 15:00 te bayramlaşma vardı. 15:30’da bende bayramlaşmaya gittim. Sonra hanımın köyü Üçpınar’a gittik. Güzel bir akşamın sonucunda geceyi köyde geçirdik. Sabah güzel bir kahvaltıdan sonra tekrar Gönen’e döndük. Cuma akşamı eşim’in lise arkadaşlarıyla yemeğe katılacağız. Gönen’de aile dostlarımıza çocukları bıraktık. Sakal traşı olmak için dışarı çıktım ve tekrar derneğe uğradım. Annem tarafından teyzemin oğlu dayımla buluşup biraz muhabbet ettik. Derneğe birisi gelmiş acayip ahkam kesmiş durmuş. Dayım sıkılmış ve köyden komşum ve arkadaşım saat 18:00 de otobüse binip Balıkesir’e gideceğim deyince hemen onunla birlikte kalkıp onu garaja geçireyim diye o ahkam kesen Çerkesin yanından sıvışıp kaçmış.

 

İşte benimde gıcık olduğum konular bunlar. Beni ilgilendirmeyen bir konuda birileri ahkam kesiyorsa çok kıl olurum. Bende hemen oradan bir kaçış yolu bulmaya çalışırım. Ya da patlar ve orada kesinkes bir çıngar çıkarırım. Böyle bir olayı da ben bizzat İstanbul Bağlarbaşı derneğinde çıkarmıştım. Orada bana herkes bana ayıp ediyorsun büyüğüne böyle davranamazsın deseler de hiç mi hiç umursamadım ve ağzıma geleni söyledim. Hatta bu konuda da uzunca bir yazı yazıp yayınlamıştım.

 

Arkadaş ben hiç mi hiç ukela insanlara tahammül edemem. Bizlerde iş becerebilen insan sayımız kıttır. Parası olan insanımız azdır. Fakat ne hikmetse asap bozucu bir şekilde ahkam kesen bilgiç insanımızsa fevkalade gevezemi gevezeler çok mu çok mevcuttur. Ben bir Çerkez tarihini bilmem ve merakta etmem. Elime bir eser geçerse okurum. Sadece ve sadece okurum. O okuduğumu aklımda tutup da insanlara ahkam kesmek gibi hiç huyum yoktur. Unuturda giderim. Yaşamadığım bir şeyi etrafımdakilere anlatarak niye kendimi ve ilgisi alakası olmayan insanları yorayım ki. Koskoca bir İstanbul. Acımasız bir kapitalist yaşam tarzı ve sistemi. Ben nasıl insanlara bu acımasız Kapitalizmin içinde Feodal Adıgeliği anlatayım ki. Ben insanlar beğenen olursa okumaları için sadece anılarımı anlatıyorum. 8.000 yıllık Adıge tarihini, gelenek ve görenekleri işim yokta okuyacağım. Sonra da bunları da aklımda tutacağım ve bayramlarda da birkaç insan bulacağım ve bu insanlar cahil cühela olacaklar bende bu insanlara tutup ahkam keseceğim. Peki bu ahkamla karşında ki insanlara ne kazandıracaksın? Hiçbir şey. Gelecekte de bir işe yaramayacak. Ben dilimi öğrenmeye çalışıyorum. Koro çalışmaları için derneğe de gidiyorum. Gerisi benim için teferruat. Yapabiliyorsak radyo, TV, Kitap basımı ile ilgilenenlere de ekonomik olarak yardımcı olmamız gerekir. Ben bu işten anlayanlara ise yapabileceğim kadarıyla yardımcı olmaya çalışıyorum.

 

Hiç mi hiç ukelalık yapan, ahkam kesen insanlara katlanmaya da razı değilim. Palavracı Çerkezleri ise dinleyecek ne vaktim ve nede tahammülüm var. Şimdi şöyle bir düşünün at kişner, eşek anırır, koyun ve keçi değişik tonlarda meeeeler, horoz öter, tavuk gıdaklar, kurt ulur, köpek havlar, yılan tıslar, aslan kükrer, kedi miyavlar, ağaç rüzgarda hışırdar ve öküz mööööler. Evet biz şimdi niye bu hayvanları örnek verdik. İnsanlar bu tür hayvanları taklit edebilirler. Aslan gibi insan kükrerse asla aslan olmaz. Sadece taklitçi olur. Kimisi iyi taklitçi kimisi de kötü taklitçidir. Hayvan yaptı diye o insana o hayvanlık yakıştırılmaz. Ama biz insana kızarsak ulan hayvan ya da eşek herif, öküz herif, köpek herif diye hakaret edebiliriz. Onun kükremesi o insana artı( ) bir değer vermez. İşte ben bu nokta da palavracılık yapan bir insanın da bu meyanda artı( ) bir değeri ya da bir katkısı yoktur. Önemli olan insanın insanlara bir katkı sağlayabilmesidir. Bizlerse hayvanları bu meyanda hakaret etme babından isimlerini kullanırız. Birde methiye türünden kuş gibi, bülbül sesli, kanaryam benim gibi tabirlerde kullansak da leylek gibi ömrü laklakla geçti, önderi karga olanın burnu boktan kurtulmaz gibi tabirleri de hakaret olarak addedebiliriz.

 

Eğer ki hayvanların yaptığı işleri ya da yaşam şekillerini maymun gibi taklit ederek yaşamımıza adapte edebiliriz. Ya da bilginler gibi uçuk Çerkezler çıkıp bir şeyler icat ederlerse öpüp de başımızın üzerine koyarız. Çerkezlerden iyi asker ve iyi bürokrat çıkar. Çerkezler ya bir veya iki numara yada işin ön cephesinde mücadele eden adam çıkar. Her ikisi de nihayetinde kullanılır. Kaymağı da hep orta tabaka yer.

 

Allah rızası için birazda kendi halklarımız için çalışıp çabalayalım. Allah için yaşayalım ve ibadetimizi yapalım ama birazda biz Çerkesler bu işten karlı çıkalım. Rus’a, Arap’a, Türk’e çalışacağımıza birazda kendimiz için çalışalım. Birazda keser gibi kendimize yontalım. Kazandırdığımız insanlar bize tenezzül edip de yalamamız için kemik bile atmıyorlar. İyicene asimile olmamızı bekliyorlar. Çözüm gayet basit. Ya Türk olacaksın ya Türk olacaksın. Armut piş ağzıma düş olmuyor. Bu vatan için verdiğimiz canhıraş mücadelemizin biz hayatınız içinde binde birine bile razıyız. Rus’u, Arap’ı, Türk’ü yüceltince ya hep bizim için çalıştınız hiç olmazsa şu da sizin olsun dememişlerdir. Hep bana Rab bana devam ede gelmektedirler. Adıgeler çene yormayı bırakın biraz olsun Allah rızası için kendi milletiniz ve kendi halkınızı da düşününüz. Allah bize Araplar, Ruslar ve Tükler için helak olsun dememiştir. Eğer varsa böyle bir ayet bizde bilelim. Varımızı yoğumuzu bu milletlere versek, bir kerede yahu kardeşim desek, bizi Ermeni ulusundan da daha aşağılık bir millet olarak yuhalarlar ve de yerin dibine sokarlar. Türk ulusalcılarıyla, milliyetçileri hiçbir zaman için bize kültür olarak yaşam hakkı tanımazlar. Hiçbir zamanda onlara kuyruk oluyoruz diye de aşağılık seviyesinden de omuzlarının üzerinde de taşımazlar. Ben bilinç derim.

Kığe wumux – Aptal olma.

 

Çerkesler Olarak Açılım İklimini Anlayamadık

 

Bu bir fırsattı. Ancak bunun mahiyetini azınlıkların hiç birisi anlayamadı, kavrayamadı ve de adım atılamadı. Çünkü her birimiz azınlıklar olarak asimile olmuş durumdayız. Zaten benim anladığım kadarıyla da bu açılımın içi de boştu. Sadece Kürt kökenli PKK’lıların dağdan indiriliş süreci bitince de bu kapıda otomatik olarak kapanacak zannediyordum. Şu ana kadarda ne oldu ne bitti anlayabilmiş değilim.

 

Belki seçim arifesinde beni bu şekilde karamsar bir tabloya iten birçok etmende olmadı değil. Konuştuğum Türk kökenli insanlar bana pek açık davranmadılar. Shut up. Resmen ağızlarını kapadılar. Devlet erkanı da bu duruma direk kapalı kaldılar. Aydın gözüken aydın müsvetteleri de bana kapalı kutu gibi geldiler. Buna Kürt halkı bile beklide hazır değildi. Hatta onlar bile şaşkın ve kapalı idiler. Shut up.

 

Peki bana kim açık? Apaletliler mi? Kesinkes hayır. Tamamen kapalılar. Peki, bürokratlar mı? Hayır. Kesinkes onlarda kapalılar. Romenler, Arnavutlar, Lazlar, Gürcüler, Araplar buna hazırlar mı? Hayır. Hiç birinin alakaları bile yok. Çünkü bu milletler hızla asimile oluyorlar. Devlet milli siyasetle İnönü döneminden beri oluşturulmuş şartların gereği bilinçli ve acımasızca uyguluyor. Romenlerin nüfusunun artması gerekirken büyük şehirlerde hızla azalmaktadırlar. Belediyeler zaten toplu oturum bölgelerini TOKİ ye devretmektedir. Bunlar çok katlı apartmanlara taşındıkları an birbiri ile olan iletişimlerini kaybedeceklerdir. İletişim kaybolunca da birliktelik olmadığı için konuşma olmayacak ve dilde körelip kaybolacaktır. Yeni TOKİ binalarında modernize oluncalar Büyük şehir onları da acımasızca asimile potasının içine alıp eritecektir. Onlarda eriyikler topluluğuna ya da Kültürüne katılacaklardır. Kendilerinin dernekleşme imkanları da olmadığından bir birlerini unutacaklardır. Apartman hayatına girince ha bu semt ha başka semt fark etmeyecektir. Buda toplu olarak yaşamlarının kültürsel boyuttan bakınca sonları olacaktır. Toplu olarak yaşayamayan Romenler Büyük şehrin içine sere serpe dağılacaklardır. Birbirlerini aramayacaklardır. Buda Romen halkına Allah rahmet eylesin duası farz olmasa da vacip olacaktır.

 

Peki Lazlar, ya Gürcüler, sahi Arnavutlar, hele hele hiç varlık gösteremeyen Arap, Acem kökenliler zaten bitmiş ve bitik durumdadırlar. Rumların ve Ermenilerin bu konuda biraz şansları vardır. Neden? Okulları olduğu için dillerini öğrenebilmektedirler.  

 

Evet, açılım nedir? Aslında Dil’e yöneliktir. Peki dil için devlet ve hükümet ne yapmaktadır? Sadece isteyen kurs açsın önerisinden öteye geçememektedir. İşte radyolarda ve televizyonlarda da sınırlı ve dar kapsamlı yayınlar yaparak ağzımıza bir parmak bal çalmaktadır. Hepi hepsi o kadar. Ondan öte de hiçbir şey beklemeyin.

 

Çerkesler olarak bizler okuduğumuz okullarda seçmeli ders olarak Adıge dili isteme cüretini, cesaretini gösterebiliyor muyuz? Peki, biz istemeden devlet ve defalarca kurulan hükümetler verirler mi? Avucunuzu yalayın. Evet, açılım nedir? Aslında dile yöneliktir. Peki dil için devlet ve hükümet ne yapmaktadır? Sadece isteyen kurs açsın önerisinden öteye geçmemektedir. İşte radyolarda ve televizyonlarda sınırlı ve dar kapsamlı yayanlar yaparak ağzımıza bir parmak bal çalmaktadır. O kadar. Ondan başka bir şeyde beklemeyin.

 

Çerkesler olarak bizler okuduğumuz okullar da seçmeli ders olarak Adıge dili isteme cüretini, cesaretini gösterebiliyormuyuz? Hayır. Peki biz istemeden devlet ve hükümet bize bu hakkı verir mi? Avucunuzu yalayın derim. Hayır, vermez. Peki Çerkes halkı olarak bizim böyle bir talebimiz var mı? Elbette ki yok. Bir kere ortada Çerkes bilinci diye bir olgu yok. Biz Çerkesler yok oluşumuzun farkında bile değiliz. Esamemiz bile okunmuyor. Neden? Çok basit. Gözü kör olanlar göremeyebilir. Ya da geçmişte Çerkes köylerinde ki hayatı tatmayanlar bunu bilemeyebilirler. Diliniz yoksa, adet ve ananeniz yoksa, Xabzeniz yoksa, gelenek ve görenekleriniz yoksa zaten siz yoksunuz demektir. Hani Trakya yöresinde meşhur bir Çerkes köy vardır. Sadece adı Çerkes köydür. Ama içersinde Çerkes köy’ün adını, namını, şerefini, haysiyetini taşıyacak ya da gösterecek olan bir yapı, bina, eser ve aile ferdi bulunmayan Türkiye’de ki alelade ilçelerden biridir. Dışardan orada çalışmaya gidip de yaşayan Çerkesler varsa onları kale almadan yazıyorum. Çerkes köyde, Çerkes köylü olarak kendisini Çerkes olarak bilen varsa da gerçek anlamda Çerkes yoktur. Olanlarda asimile olmuş Türk’tür. Türkleştirilmiştir. Bilinçsizce yok olmuşlardır. Asimile olmuşlardır. Ben kendi bölgemi ve kendi köyümün şu anki durumunu bilerek bunu yazıyorum.

 

Bizler okuduğumuz okullarda yada çocuklarımızı okuttuğumuz okullarda seçmeli Çerkes dili almazsak çok yakın bir zamanda yok olup gidiciğiz. Bize bu hakkı verirler diye beklersek daha çooooook bekleriz. Kimse gelip bu hakkı size vermez. Hoş isteyecekte var mı ki? Oda ayrı bir sorun. Benim bu şekilde okullarda dil dersi verilsin diye yazışım T.C. devletinin üst makamlarda ki bürokrat yöneticilerin, amirlerin pek hoşuna gitmeyecek. Bu benim pekte umurumda değil. Benim umurumda olan Çerkes kültürü ve dilinin yok olmaya yüz tutuşudur. Bizlerin ilgisizliği sayesinde oluşa acı ama gerçek bir vakıadır. Eğer bizler anaokullarında Çerkes dilini çocuklarımıza öğretebilirsek bu kültür ve bu dil her zaman yaşayabilecektir. Dilimizi ve kültürümüz göz göre göre katlediyoruz. Derneklerimiz ve federasyonumuz bu konuda arkasında destek ve içinde üyelerin azlığı, üyelerin katkısızlığı, üyelerin desteksizliği yüzünden kısır bir döngü içinde kalmaktadır / yetersiz gelmektedir.

 

Ben 50 yaşından sonra konuşmayı bir türlü başaramadığım dilimi öğrenmeye çalışıyorum. Bu işi şimdiki nesilde 50 yaşından sonra öğrensin dersek o zaman hepten yok olup gittik demektir. Eskiden olmayan nimetler şimdi elimizde mevcut. Adıgeden gelen Kirilce alfabenin yanında romanlar, hikayeler, şiirler, tarihimizi anlatan resimler ve internet üzerinden videolar, Adıge radyosunu da dinlemek artık mümkün.

 

Artık aklımızı başımıza alalım. Benim bu yazım birilerinin hoşuna gitmeyecektir. Ben buna inanıyorum. Lakin gitse de gitmese de bu yazıyı döşenmek zorundayım. Benim gibi çok Çerkesin içi gidiyor. Bu Çerkes Kültürüne ve Çerkes dilinin kayboluşuna yazık oluyor. Her şey avucumuzun içinden yok oluşa doğru kayıyor. Kökü Adem’e kadar dayanan bir zamanların tek dili, insanlığın ortak dili olan bu eski dilin yok olmaması gerektiğine inanıyorum. Benim için geç bile olsa öğrenmeye çalışıyorum.

 

Peki siz ne yapıyorsunuz? Bir düşünün. Çocuklarınıza, torunlarınıza haluv, psı, ne, pe gibi birkaç Çerkes sözcüğü öğreterek egolarınızı tatmin mi ediyorsunuz? Bunları öğrenen çocuklar Çerkes dilini hiçbir zaman için konuşamayacaklardır.  Ne yazık ki bu birkaç sözcük şumullü Çerkes diline yeterli gelmeyecektir. Bu biline. Tren kaçtı kaçıyor. Biz açılımı anlayana kadar. Ooooooooooooooohhhhhhhhhhoooooooooo    ooooooooooooooooo. Vesselam.

 

Ey Dünyalı İnsan

 

Rahman olan Allah beni bu dünyada bu zamanda ana rahmine attı. Dünyaya İstanbulda geldim. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sınırları içinde anne Adıge, baba Adıge ve Müslüman olan bir ailede dünyaya geldim.

 

Ben ırkçı, şovenist, faşist, sosyalist, komünist, nasyonalist ve de mason değilim. Ben dil, din, ırk ayrılığına karşı bir insanım. Rabbim beni bu dünyada, bu mekan da ve bu ailede var etti. Başka ülkelerde de var edebilirdi. Allah’dan gelene amenna vesaddakna. Ben Yaradan’dan ötürü tüm insanları sever ve saygı duyarım. Ben de diğer insanlar gibi bu dünyada yaratılmış bir insanım. Yani bende dünyalıyım. Beni hakir görmediği sürece, bana insan oluşumdan dolayı saygı duyduğu sürece, beni insan yerine koyduğu sürece, hakkıma tecavüz etmediği sürece, yanlışlarıma tahammül edip benim olgunlaşmamı bekleyip yanlışımı düzeltmem için avans verdiği sürece her türlü insanla insanca yaşarım. Aksi durumda ki insanlarla da mümkünse uzak yaşamaya ve onları Allah’a havale ederim.

 

İnsanım, dünyalıyım. Bana yaşamak için yer gösterilen her yerde de yaşamaya razıyım ve adayım. Benim için İngilizin, Fransızın, Almanın, Amerikalının, Afrikalının, Asyalının, Çinlinin, Japonun, Korelinin, Hintlinin ve hatta ki çevremde ki ülkeler olan Araplar, Yunanlılar, Arnavutlar, Ruslar, Yogoslavlar, İtalyanlarla da yaşamak hiç mi hiç fark etmez. Yeter ki insan gibi insan olsunlar. Benim için Çerkes, Abaza, Türkmen, Yörük, Manav, Avşar, Laz, Rum, Kürt, Çingene olması fark etmez, yeter ki insan gibi insan olsunlar. Müslümanı, Hristiyanı, Yahudisi, Budisti, Hindusu, Alevisi, Süryanisi, Dürzüsü v.s. v.s. olsun fark etmez. Yeter ki kendi gibi beni de o hoşgörüde görsün yeter. Bana da kendi insanı gibi insanca muamele etsinler. Ben onların dünya görüşüne saygı göstereyim, onlarda benim dünya görüşüme saygı göstersinler derim. Ben bu saydığım millet, ırk ve dini zenginlik olarak görmekteyim. Benim dünyam beni ilgilendirir. Aynı anneden siyah insanda, sarı insanda, beyaz insanda dünyaya gelebilir. Takdir Allah’ındır.

 

Ben Müslüman olarak tüm mezheplere saygı duyan Çerkes ama kafatasçı olmayan, Çerkes dilini seven, edebiyatını seven, Çerkes adet ve ananelerini seven bir dünyalıyım. Herkesin iç dünyası kendisine. Benim iç dünyamda bana ait. Kimseyi benden ayrı gayrı olduğu için yadırgamıyorum. Herkesin kısır ve dar görüşlü dünyası kendisine, herkesin tahammülsüzlüğü kendisine, herkesin sevgisizliği kendisine, herkesin saygısızlığı kendisinedir.

 

Herkes zannediyor ki bu dünya yalnız benim, herkes zannediyor ki bu ulus ve millet yalnız benim, herkes zannediyor ki bu anne ve baba yalnız benim, herkes zannediyor ki bu dil yalnız benim, herkes zannediyor ki bu din yalnız benim, herkes zannediyor ki peygamber yalnızca ve sadece benim, Cennet mekanı benim ama cehennem mekanı ise karşımdakinin, daha da ötesi Allah bile sadece benim, Allah’ımızı kimseyle paylaşmak istemeyen arızalı insanlar bile mevcut. Ama yaptığının, söylediğinin, sahipleniş biçiminin farkında bile değil. Karşı tarafa ise sadece bütün şirk Tanrılarını bahşedenler bile mevcut. Sadece ben mü’minim diğerleri ise kafir mertebesinde olaylara bakanlar bile mevcut(iken).

 

Mason Çerkesler

 

Çerkesliğin temel ablemlerinden en önemlisi Kartaldır. Arnavutlarında ablemi Kartaldır. Masonları pek iyi tanımasam da onların ablemi yanlış hatırlamıyorsam Aslan olsa gerek diye düşünüyorum. Birçok yerde de Kartal ablemini görünce içime hüzün çöküyor. Ben her ne kadar Masonları zırnık kadar tanımasam da bu nevine münhasır şahısları nedense bir türlü sevmiyorum / sevemedim gitti. Masonlarla ilgili Adnan OKTAR’ın birçok eserleri olsa da okumaya tenezzül etmedim gitti.

 

Osmanlının bitim noktasında  ki gizli teşkilatlarda asker ve bürokrat kökenli Masonların varlığından azda olsa bilgim var. Nedendir acaba? Biz Çerkesleri Masonlar keşf edipte hoyratça kullandılar mı ki diye hep düşünesim gelmiştir. Neyse bu konularla ilgilenenler için Kafkas evi’nde Erol KARAYEL’in makalelerini okumalarını tesviye ederim. Benim alanımın dışında olan bir durum. Gözümün ucuyla da tabiî ki bu cemiyeti de gözlemlemekteyim. Neticede legal olmayan bir teşkilat. Legal görünen yerleri ise aldatmacadan ibaret.

 

CHP’li Olmak Bir Ayrıcalıkmıdır?

 

Türkiye içindeki Adıgelerin sol partilere yönelmelerinde ki açmazın sebebi hikmeti nedir?

Çerkes derneklerinde siyaset yapmayalım demelerine acayip kıl olurum. Aslında yapmayalım diyenlerin sapına kadar da siyasetçi olduklarını bilirim. Her nedense ben bunu bir ekarte ediş taktiği olarak da görürüm. Çünkü ben olaylara siyasi olarak kendi penceremden bakınca karşı tarafın siyaset yapmayalım tarzı yaklaşımların acayip sırıtışını ve iyot gibi açığa çıkışını görürüm. Yıllardan beri Türkiye’de Çerkeslerin şu an 50 yaş ve üstü olanlar CHP yi ve solu desteklerler. Atatürk’ün ve İnönü’nün tümden Çerkeslere karşı antipatisi olmalarına rağmen. 84 yıldan beri Çerkesler CHP’den ne elde ettiler. CHP son 50 yıldan beri yerlerde sürünüyor. Bu yobazlar diğer partilerden gelmeyen sempatinin CHP’den mi geleceğini bekliyorlar / umuyorlar. Kafkasya da, Suriye de, Ürdün de ve dünyanın diğer ülkelerinde ki Çerkesler de aynı yobazlık içindeler mi ki? Öyleyse Çerkeslik bitmiştir yada bitecektir. Bu Çerkeslerin kendi kendilerinin cellatlığını yapıyorlar demektir, anlamı çıkar. Senin soyunu tüketen, seni asimile eden insanlarla aynı satıhtasın. Antisemitizme hizmet ediyoruz demektir. Son yıllarda CHP’de Deniz BAYKAL ve Önder SAV Çerkes kimliklerini öne çıkarmamakla siyasi sahneyi Alevilere terk etmişlerdir. Bakalım Aleviler Çerkeslere ne vereceklerdir? Bence hiçbir şey. Hattaki Aleviler Çerkesleri kaale bile almayacaklardır. Önder SAV’ın Alevilere verdiği değerin % biri kadar bile önemsemeyeceklerdir.

 

Palavracı Çerkes

 

Bandırma yolculuğunu çocukluğumdan beri çok severim. Bizim yaş döneminde Gemi ile yolculuk yaptınız mı İstanbul’u dışarıdan, uzaklardan, açıklardan rahat rahat seyredersiniz. Böyle bir yolculuk esnasında İstanbul’dan Bandırmaya geminin güvertesinde dokuz saat gibi bir yolculuk yaptım. Akşam saat 21:00 de İstanbul Karaköy’den gemiye bindik. Sabahın saat 05:00 inde Bandırmaya indik. Ben hiç uyumadan geminin güvertesinde zevk içinde sahili seyrederek Etrüsk gemisinde yolculuk yapıyorum. Geminin kalkışından bir saat gibi bir zaman geçmekte iken güverteden akşamın alaca karanlığında İstanbul sahillerinin ışıklarını seyrederek denizde yol alırken yaşlı bir ihtiyar amca bana işte aynen böyle “palavracı Çerkes” dediydi ve ben de çok şaşırmış ve de çok gücüme gitmişti. Babam yaşında olan bir amca bana karşıda görünen sahil Yeşilköy mü diye sorunca bende çocuk yaşıma rağmen evet öyle herhalde demiştim. İhtiyar yaşlı amca ise benim bu cevabıma fena öfkelenip beni çok kötü azarlamıştı. Benim palavracı olup olmadığımı bilememişti lakin nereden anladıysa Çerkes olduğumu ise tutturmuştu. Hep o zamandan beri bu olay aklıma geldikçe beni bin düşünce alır. Acaba o yaşlardayken benim konuşma aksanım Çerkes aksanını mı anımsatıyordu ki diye de düşünürüm. Yalnız ihtiyar amcanın Çerkeslere kaşı ise hiç mi hiç tahammülünün olmadığı bana kullandığı tahammülsüz tavrından net bir şekilde çocuk halimle bile anlayabilmiştim.

 

Ben çocukluğumdan bu yaşıma geleli beri hiç mi hiç kimseye palavra atmamışımdır. Hiç kimseyi kandırmamışımdır. Bilmeden, istemeden, yanlışlıkla yapmışsam onu bilemem. Ben dayak yeme pahasına, azar işitme pahasına, işimden aşımdan olma riski taşıyan konularda bile hep doğrudan yana tavır koymuşumdur. Hayatımda yaptığım yanlışlıkların haddi hesabı yoktur. Ama asla bir kişiyi kandırma gibi kötü bir meziyetim olmamıştır.

 

Babamın amcam ile başından geçen bir olaya karşı ailece sofrada otururken babamın yanlış yaptığını amcamınsa haklı olduğunu söyleyince babam bana çok bozulmuştu. Tabiî ki haklıydı söylediği konuda da. Oğlum ben ağlarsam sende ağla, ben gülersem sende gül demişti. Ama bu babamın söylediği bende ne gezer. Bense doğrucu Davut misali yinede amcamın haklılığı konusunda diretmiştim. Bu bir baba için çok kötü bir durumdu. Ama ne yapayım benimde yaradılışım bu idi.

 

Yaşlı amcanın Çerkeslere kaşı bu söylemi bir ön yargımıdır yoksa doğru bir tespitimidir? Çerkes toplumuna karşı Türklerin bir bakış açısımıdır? Yoksa Çerkeslerin gerçek konuşmayla semerkow (şakalaşmak) arasında ki farkı Türkler anlayamamış olsa gerek diye şimdilerde düşünüyorum.

Semekow: Çerkesler kendi aralarında çok abartılı bir şekilde şakalaşırlar. Bunu yabancı kültürden olan insanlar bu durumu pek kavrayamazlar. Tabiî ki bu Kültür farkı.

 

Yürü Taş Arabası

 

Bizim Çerkesler bulundukları ülkelerin içinde kendilerini o ülkenin vatandaşı olarak görmeyip bizatihi kendilerini o ülkenin milletinden görme yanlışlığı içersindeler. Türkiye’de ki bir Çerkez aileden gelen bir çocuk günümüzde işlenen tek yanlı yayınlar sayesinde ülkenin gerçek Türklerinden daha da çok kendini Türk addetmekte ve Türk Milliyetçilik bayrağını Türk halkından çok göndere çekmenin mücadelesini vermektedir.

 

Tabii ki bu şevkli Türk yamağına bunun yanlışlığını anlatmak çok zor olduğunu bilmemize rağmen bu tür bir düşünceden de sıyrıltmamız asla mümkün değildir. Artık o Türklerden çok Türkçü olmuş durumdadır. Ona ne anlatsanız da kafasının içinde ki şablonu yıkmanız mümkün olmaz. Onların ataları Kafkasya’dan gelmelerine rağmen o kendi şablonunda atalarının Orta Asya steplerinden geldiğine inanır / inandırılır. O tür marşlarla, o tür argümanlarla beyni yıkanmıştır. Onun için gerisi teferruattır. O kendini Türk addeder. Yeri gelip de kendi toplumuyla mevlüt, düğün, cenaze gibi etkinliklerde de birdenbire kendini buluverir. Yine de bu kimliğini önemsemez. O Türkleri kurtaracaktır. Atın üzerine binecek ve bir elinde üç hilalli bayrağı diğer elinde de kılıcı ve tüm Orta Asya’yı yeniden taki Çin’e kadar feth edecektir. Bizim öylelerine diyecek bir şeyimiz yoktur. Yolu açık olsun demekten başka. Artık ne o bizdendir ve de nede bizde ondanızdır.

 

Birde vardır ki yeri gelince kendini Türk addedenler yeri gelince de kendini Çerkes addedenler vardır. İşte bizim sorunumuz bu ikilemde olanlarladır. Bir insan ya Türk’tür ya Çerkes’dir. Ya Arap’tır yada Çerkes’dir. Ya Rus’tur yada Çerkes’dir. Murat  ÖZDEN abimizin dediği gibi iki kimlik bir arada olmaz. Nasıl ki bir insan kendini hem erkek ve de hem de kadın hissederse buna travesti denir. Çift kimlikli insana nedir? Bilemiyorum. Biz bu ülkede Çerkes’iz ve T.C. vatandaşıyız. İnsanlar vatandaşlıkla Türk milletinden olmayı birbirlerine karıştırıyorlar. Yok Türk kimliği üst kimliktir gibi yutturmacalara gelince bizim bu tür yutturmacalara karnımız tok.

 

Bunu anlayamayanlara diyeceğimiz şey başlıktaki gibi yürrü taş arabası. Arkana bakmadan yürü. Unutma ikinci vitese takta Kafkas rampalarında bayılıp zorlanmayasın.

 

abidegayij@hotmail.com

 

Ergün GÜLDAL

Gelen Yorumlar
Toplam 3 yorum, 1-3 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
müthiş bi yazı..yetenek bu demek ki
cade eklemiş. | 28 Ocak 2011 Saat 22:20
Merhaba.. kusura bakmayın ama ben Aleviler Çerkezleri kaale almazlar Önder Sav'ın verdeği değerin %1'ni bile vermezler Çerkezlere.. diye dile getirdiğiniz görüşlere katılmıyorum!!!! Ben bi Dersim Alevisiyim o yüzden bu düşüncenize maalesef ama maalesef katılmıyorum.....
deniz eklemiş. | 02 Haziran 2011 Saat 14:37
Usta ne saçmalamışsın sen yaa.. ya senın bu işlere zamanın çok.. ya da hiç derdin yok.. bırak baba bu işleri bee..
ugur arslan eklemiş. | 20 Haziran 2011 Saat 12:41
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

Ara

Nurdan Merve VURAL

Son Yorumlar
Linkler
 
 

Online Kişi Sayacı 

Website counter